21. Yüzyılda Eğitimin Önemi Arthur H. Camins – Haydar Uzunyayla Çevirisi (Katkı 1)

“Kim Bu Büyük Kötü Ejderha?” kitabını yazarı Yang Zhao, eserinde üzerinde düşünmememizi gerektirecek birkaç önemli uyarıda bulunuyor. Diyor ki: “Geleneksel değerleri içeren eğitim müfredatı, her şartta öğrenciye belirlenmiş kurallar öğretir. Bu kuralların dışına çıkmak ise yanlış ve tehlikeli olarak algılanır. Çünkü toplumun değerleri ve bekası önemlidir. Böyle olunca farklı yeteneklere sahip öğrenciler yeteneklerinin farkına varamıyorlar. Geniş ilgi alanlarına ve düşüncelere sahip olmalarına rağmen, kendi kabuklarına çekiliyorlar. İşin feci yanı, birbirlerine benzer, aynı tip, aynı düşünebilen ve benzer yetenekler geliştirilmesi istenen kuşaklar yetiştirilmek hedefleniyor. Peki, ihtiyacımız bu mudur? Hayır… İhtiyacımız keşfedilmemiş olanı keşfetmektir; hedefimiz, yaratıcı yetenekleri ortaya çıkarmak olacaktır…”

Prof. Yang Zhao bir eğitimci olarak düşüncelerimi değiştirdi. Böylece müdür olarak bulunduğum okuldaki görevimi bıraktım ve şu anda 21. yüzyıl eğitim müfredatı üzerine çalışıyorum. Deneyimlerimi öğrencilere, okullara, ilgili kurumlara aktarıyorum.

***

Dünyamız hızla değişiyor; iletişim, teknoloji, okullar. Öğrenciler ve öğretmenler de değişiyor; çevreleriyle, birbirleriyle daha çok iletişim kurar hale geldiler. Yaşamın dışında ya da kıyısında köşesinde olmak mümkün değil artık.

Bundan dolayı çocuklarımızı hızla değişen bu dünyaya hazırlamak için müfredatımızı değiştirmemiz gerekiyor. Onlara yaşamı ve olayları anlamalarına bakış açısı olabilecek eğitim biçimleri sunmalıyız.

o Dili düzgün kullanma ve konuşma
o Takım halinde çalışma, işbirliği
o Hızlı düşünebilme
o Yazı yazma yeteneği
o Teknolojiyi kullanabilme
o Küresel ve yerel sosyal sorunlarla ilgilenme
o Araştırma yapabilme
o Yeni amaçlar ve hedefler öğrenebilme
o Öğrenmeyi değerlendirebilme
o Eleştirel düşünme
o Matematiksel düşünme
o Girişimcilik, mesleki beceriler geliştirme
o Yenilenme
• 21. yüzyılın öğretmeni, öğrencinin araç gereç ve materyale karşı ilgisini, gündelik yaşamda bunların nasıl kullanacağını, onu hayatı boyunca araştırmaya yöneltecek ilgi odaklarını ve bilgiyi kazandırmak zorundadır.
• Öğrencinin öğrenmeye istekli olacağı 21. yüzyıl sınıfında disiplin sorunu olmaz. Çünkü öğrenci okula gelmek ister. Öğrenme, yaşamın temel amacıdır.
• Böyle bir sınıfta etkinlikler ve dersler toplumun gerçeklerine ve ihtiyaçlarına yöneliktir. Her kesimden öğrenciler yan yana gelebilir ve toplumu etkileyen sorunları tartışabilirler. Çözüme yönelik yollar bulabilirler. Her yetenek, her zekâ, gücü ve kavrayışı oranında teknolojiyi, medyayı ve bilgiyi düzenli halde kullanabilirler.
• Ders kitaplarına değil, projelere bağlı kalınır. Kitaplar, sadece başvuru kaynakları olarak kalır.
• Konular ve bilgiler araştırma yoluyla, projeler aracılığıyla öğrenilmelidir.

Ayrıca 21. yüzyılın sınıfında olması gerekenlerin sayısı çeşitlendirilebilir:
o Çevreyle ilgili sorunlar
o Öğrencinin dünya ile ilgisi
o Sorunları inceleme ve tartışmak üzere uzmanlara başvurma (sınıfa davet etme)
o Bireysel projeler ve ödevler için zaman oluşturulmalı
o Duvarlarda öğrenci projeleri, renkli panolar, akıllı tahtalar, laboratuvarlar, atölyeler ve 21. yüzyılın belirleyici faktörü öğrenme alışkanlığı olmalıdır.

Eğitimin Amacı Nedir?

Eğitimin amacı hakkındaki tartışmalar hiç bitmeyecekmiş gibi duruyor. Dün de bugün de insanlığın eğitimle ilgilenmeye başladığı tarihten beri de bu cevaplar aranmıştır.
• Eğitimin amacı sadece işgücüne katkı mıdır? İşyerlerine eleman yetiştirmek midir?
• Ya da sadece sosyal, akademik, kültürel ve entelektüel alanlarda mı uğraşmalıdır?
Son elli yılda, gelişmekte olan ülkelere baktığımızda, ekonomik, askeri ve siyasi rekabetlerden dolayı daha çok insan gücüne ihtiyaç duydular ve eğitimin amacını bu yönde şekillendirdiler. Hatta bazı ülkeler eğitimi işgücüne bağlı olarak değiştirip dönüştürdüler. Ortaya çıkan işgücü ihtiyaçları doğrultusunda müfredatı istedikleri gibi düzenlediler.
Hangisi doğru?
Bana göre ikisi de yanlış.
• Eğitim, gençleri hem iş hem de sosyal hayata hazırlamalıdır.
• Doğal ve sanal ortamlarda bilgi ve beceri sahibi yapmalı, hayatın anlamını ve nasıl yaşanılması gerektiğini öğretmelidir.
• Öğrenmenin en temel nedenlerini (üretme, araştırma, gözlem, inceleme, deneme, vs.) kavratmalı; yaratıcılık, iletişim kurma, düşünmede sorumluluk sahibi olmayı amaç edinmelidir.

Bunların hepsi öğrenciye hem sosyal hem iş hem de iyi bir vatandaş olma konusunda başarı getirecektir. Aksi durumda iş hayatı da sosyal hayatı da stresli ve negatif yönde etkilenecektir.
Gelin görün ki bazı ülkelerde ve bölgelerde, eğitimin amacı nedir, sorusuna şöyle cevaplar hazırladılar:
o Doğru cevap için araştır.
o Yaşamın koşullarını iyileştir.
o İşverenlerin beklentilerini karşıla.

Böyle olunca, tek taraflı bir seçimin sonucu olarak vatandaşların kafası karıştı; sorumlulukları değişti; akıl yürütme sistematikleri kötü yönde etkilendi ve yanlış seçimlerde bulundular. Birine sahip olayım derken, ikisine de sahip olamadılar.

21. Yüzyıl Eğitimine Katkı Nasıl Yapılmalıdır?

Bu sorunun cevabı sınıfta öğretilen öğrenme şeklinde yatar. Birkaç örnek verirsek:
o Kanserin nedenleri ya da iklim değişikliği ile ilgili sorunlar sorun. İlaçlar mı yoksa yeni çözümler mi? İklim değişikliğinin kaynağında insan mı var?
o Gerçekçi ve bilim temelli cevaplar oluşturmalarına yardım edin.
o Doğal olayların nasıl oluştuğunu, bilim insanlarının bunları nasıl açıkladığını anlatın.
o Mühendislerin yeni keşifler ve projeler yaparak, hayatın sorunlarına nasıl cevap aradıklarını araştırın. Canlılar büyümek için neden enerjiye ihtiyaç duyarlar? Enerjiyi nasıl alırlar?
Evimizi temizlemek için prototip bir robot yapılabilir mi? Düşük enerjide çalışan arabaları nasıl yapmalı?

Görüldüğü gibi soru sormak hayati önemdedir. Problemleri ortaya çıkarmak ve tekrar tekrar sormak, sanıldığı gibi akademik yetenekle sınırlı değildir. Eleştirel öğrenme, eğitimin geneline yayılırsa ve soru sormaya rehberlik edilirse herkes sorabilir…

Bu yöntem ve öğrenme şekli öğrenciyi kendinden emin, işine, hayatına ve vatandaşlığına bağlı olma yönünden etkiler.
• Modelleme kullanın. Çünkü modelleme bilimsel açıklamaların test edilmesini ve yeni çözümler bulunmasını sağlar.
• Öğretmenler, öğrencinin bilgisini düzeltmek ve geliştirmek için vardır. Ona yardımcı olma yüklerini üstlenmiştir. Dayatılan bilgiyi değil, sadece kanıtlanan bilgiyi de değil, aynı zamanda öğrencinin üzerine düşünmesini sağlayacak yollar verilmelidir.
• Bu yöntem öğrenciye bildiklerini gözden geçirmesini ve gerektiği zaman bilgilerini kullanarak yeni modeller yaratma ve araştırma yapma imkânı sunmaktadır.
• Modellemenin öğrencinin hayatına girmesi önemlidir. Karmaşık problemlerle karşı karşıya kalan öğrenci, karmaşık yapıdaki problemleri çözmek için basit yapılara ve modellemelere ihtiyaç duyar. Öğrenci bildiği, tanıdığı, gözle gördüğü, elle tuttuğuna aşina olduğundan, benzerlik üzerinden yeni modellemelere yaratabilir. Böylece hedefine ulaşırken kolaylık sağlar.
• Fikirler sistemli ve araştırmaya açık olmalıdır. Çünkü modellerin fikirlerle uyuşması demek, daha az hata yapmak demektir.
• Araştırmalar yapılmalı. Araştırmanın hedefi, bilinen tanımları ve çözümleri test etmek ve değiştirmektir. Örnek vermek gerekirse; liselerde biyoloji dersinde öğrencilere, atmosferden hangi koşullarda karbondioksit salınımının güvenli ya da güvensiz olabileceğini ya da kaç çeşitteki alglerin araştırma konusu olarak verilebilir. Böylece öğrenci hangi bilginin işine yarayacağını öğreneceği kadar, kimin ya da kimlerin hipotezine nasıl ve neden karşı çıkıldığını da öğrenecektir. En önemlisi kendi verilerini incelemesi, onun için gurur kaynağı olur. Yaratıcılık da başka bir gurur kaynağıdır insan için.

***
Herhangi bir konuyu araştırmayı veya bilgiyi iyi öğrenen öğrenci, önüne çıkan sorun üzerinde üç farklı varsayımda bulunabilir:
o Hangi bilgi en uygundur?
o Önemli ya da önemsiz olduğuna bakmaksızın sorunlar sorabilecektir.
o Farklı öğrenciler, aynı konu üzerinde, aynı bilgilerden farklı çıkarımlar yapabilecektir.
• Aktif bir sınıfta matematiksel düşünme biçimi yaygındır. Verilen bilgiyi analiz edebilecek yöntemler uygulayın. Bilgi kendi kendine konuşmaz; onu aktaracak, dilden dile geçişini sağlayacak rehberliğe ihtiyaç vardır. Bilinen doğruların test edilmesi, modellenmesi ve ortaya çıkan analizlerin mutlaka yorumlanması gerekir. Bu yöntem sayesinde öğrenciler önceden belirlenmiş cevaplar yerine, kendi analizleri ve çabalarıyla yeni cevaplar oluşturabilirler. Böylece hem modern hem de geleneksel öğrenme biçimini kıyaslayabileceklerdir. Özellikle karmaşık yapıları incelerken veya tasarlarken, matematiksel düşünme biçiminin vazgeçilmez olduğunu öğreneceklerdir.
• Matematik ezber dersi olarak değil, dünyayı açıklayan ve kavrayan bir ders olarak verilmelidir.
• Öğrenciler çözümler aramaya yönlendirilmeli, buldukları sonuçları arkadaşlarıyla paylaşmalıdır.

Amaç, konu hakkında öğretilenlerle mantıklı açıklamalar ve modellemeler
yapabilmeyi başarmaktır. Bir konu hakkında birden fazla çözüm vardır ve her öğrencin amacı bu çözümlerden kendisine en uygun olanı bulup kullanmaktır.
• Öğrenci olgu odaklı mantıklı çözümlere yönlendirilmeli. Bilgilerini cesurca savunabilmeli, gerektirdiğinde değiştirmesini bilmelidir. Tartışmalar tamamen bilimsel ortamlarda yapılır ve olgu odaklı olursa, öğrencinin sonraki hayatındaki karışıklıklar en aza indirgenir… Hayat daha iyileşecektir.
• Bilgiyi ölçün, geliştirin ve yayın. Bilim ve mühendislik sürekli ileriye bakan, çözüm odaklı, bilgi gerektiren uzmanlık alanlarıdır. İletişim ön plandadır… Bu beceriyi uygulayan okullar, alternatif fikirlere açık, takım halinde çalışabilen, sorular sorabilen, kendi düşüncelerine takılıp kalmayan, çağa açık okullardır. Bu okullar geleceğe dönük vatandaşlar yetiştirirler.
• Geleneksel müfredata öncelik veren politikaları değiştirmek gerekiyor. Bunun için profesyonel bir kadro oluşturmak gerekiyor.
• Büyük değişiklikler için zamanı beklemek yerine hızlı dönüşümler yapılmalıdır.
• Eğitim şimdiyle sınırlanamaz. Bildiklerimizle yetinemeyiz.
• Eğitim her şartta ve zamanda geleceğe yönelik olmalıdır.

***
21. yüzyılın başarı kıstasları ve yaşam biçimi, önceki yüzyıllardan farklı gözüküyor. Bu yüzyılın başarılı insanları:
o Kendi işlerinin başlarına geçerler.
o İstedikleri yerde yaşarlar.
o Yeteneklerini ve ilgilerini köreltmemek için sık sık çalışma konularını değiştirirler.
o Dünyanın her tarafından insanlarla tanışmak ve çalışmak isterler.
o Çalışma saatlerini kendileri belirlerler.
o Öğrenir ve uyum sağlarlar, vizyonerdirler.
o Risk alırlar.
o Küresel işbirliği yaparlar.
o İletişim becerileri yüksektir.
o Yeniliklere açıktırlar.

Yukarıdaki özellikler, geleneksel yetişme tarzı ile büyüyen kimse için abartılı veya anlamsız gelebilir, ama dünya değişiyor ve bu tür yaşam tarzı gittikçe yayılıyor. Bunlar yeni bir özgürlüğün kriterleri haline geliyor artık…

Ne yapmalı peki?

Cevap oldukça basit… 21. yüzyılın becerilerine sahip olmak.
Dünya karmaşık hale geliyor. Yeni yollar bulmak zorundayız ve bunun çözümü de yaratıcıktan geçer. Başarını şartı budur. Okulların bu ihtiyacı karşılaması gerekiyor.
20. yüzyılın eğitiminde kesinlik ve uyum, yaratıcılıktan üstün tutulurdu. Bu iki yetenek profesyonel ortamlarda işe yarıyordu. Ancak şimdilerde yaşam kesinlikten uzak haldedir.

***
Ne yazık ki çok sayıda öğrenci hala 20. yüzyılın müfredatının sınırları içerisinde öğrenim görüyor: Dinliyorlar ve ezberliyorlar.

Ama 21. yüzyılın öğrencileri; bugün soru soruyorlar kendilerine: Neden ezberleyelim? Neden sadece dinlemekle yetinelim? Soruyorlar ve karşı çıkıyorlar. Çünkü bu öğrenme tarzı onlara mantıklı gelmiyor artık. Bu metod bilginin kullanılmasına yardım etmiyor. Sadece bilginin bilinmesini sağlıyor. Ayrıca geleneksel eğitim onlara iş olanakları da sunmuyor. Daha da önemlisi değişimlerle başa çıkmayı da öğretmiyor.

21. yüzyılın Z kuşağı (1995-2009 arası doğanlar) akıllı cihazlar, robotik teknolojiler, yapay zekâ haberleriyle haşır neşir durumdalar. Hatta hayat bile teknolojiye endeksli halde. Onlar için hayatın başlangıcı ve anlamı akıllı telefonlar, bilgisayarlar vs.’den ibaret.
Alfa kuşağı ise (2010’dan sonra doğanlar), Z kuşağından daha ileri ve 22. yüzyılı görebilecek en muhtemel kuşaktır. Devasa boyutlardaki bilgilere parmaklarının uçlarıyla dokunabiliyorlar; istediklerine kolayca ulaşabiliyorlar. Ve sorularının cevaplarını oturup günlerce beklemek zorunda kalmayacaklar.

Bundan dolayı okullar değişip dönüşmek zorunda. Z kuşağı ve Alfa kuşağı teknoloji ile büyüyor. Bu kuşaklar atalarının kitap sayfalarını çevirebilme becerileri kadar, bugün kodlama, şifreleme, yapay zekâ ve inovasyon gibi becerilere sahiptirler.

Ayrıca Z ve Alfa kuşakları birbirlerini anlayan, iyi iletişim kurabilen kuşaklardır. Şimdiki öğrenciler zeki, bağımsız ve yeteneklidirler. Okulların görevi bu becerilere sahip öğrencileri keşfetmek ve yetiştirmek olmalıdır.

Öğrencilere, ihtiyaçları olan gerekli ana beceriler kazandırılmalıdır.
o Yaratıcılık
o Hızlı düşünme
o İletişim
o Takım halinde çalışma

Yaratıcılık: Verilen bilgiyi bütün yönleriyle keşfederek yeni ve değerli şeyler oluşturmaktır. Sorunlara çözümler ve cevaplar arama yeteneği yaratıcılıkla yakından ilgilidir.
Hızlı düşünme: Başarının anahtarlarından biridir. Karmaşık problemleri birbirine dolandırmadan dolaştırarak hızlı cevaplar bulmaktır.
İletişim: Bilgiyi başkalarıyla paylaşacak kadar iyi anlamak ve bunu farklı biçim ve yollarla kişiden kişiye aktarmaktır.
Takım halinde çalışmak: Problemlerin gündeme taşınması, çözümü üzerinde birden fazla yetenekle çalışmaktır. Her yetenek farklı bir özelliği ile çözüme katkıda bulunabilir.
Yukarıdaki beceriler önemlidir, ama başka beceriler de vardır: Duygusal zekâ, problem çözme, bilinç, okuryazarlık, girişimcilik, işletmecilik, uyum, üretkenlik, sorumluluk vs. gibi beceriler başarıya giden önemli nirengi taşlarıdır.

Kısacası kesin olan bir şey var ki; 21. yüzyılın eğitimi öğrencileri hızlı bir şekilde değişen dünyaya hazırlama görevini üstlenmek zorundadır. Aksi durumda gelecek belirsiz olarak kalacaktır.

Çeviri: Haydar Uzunyayla

0

Bu yazıyı da okuyabilirsiniz

Çocukluk Çağımız Daha Güzeldi Sadi Geyik

Anı

Bir cevap yazın