Adnan Koşcağız 3. Bölüm

      Kış mevsimi tüm karakteristik özellikleriyle yaşlı yer küremizin kuzey yarısını esareti altına almıştı. İstanbul’da iki gündür kar yağışı devam ediyordu. Bugün ise sabahtan akşama kadar hafif ve aralıklarla yağan kar, gün batımıyla birlikte bir azıcık hafiflemişti, ancak hava daha da soğumuştu.

          Bu akşamki uçuş, sabahın ilk ışıklarıyla Kazakistan’ın Almaty havalimanına inecek şekilde planlanmıştı. Varış meydanı ve yedek meydanlarda hava kötüydü. İniş saatlerinde kar yağışının aynı şekilde devam edeceği, ancak iniş için yeterli limitlerin olacağı tahmin ediliyordu. Pilotlar meteorolojik durumu detaylı olarak incelediler ve iniş için olumsuz hava şartlarının kendilerini oldukça zorlayacağı sonucuna vardılar. Fırtına üç gün önce Kırgızistan üzerinde Bishkek şehrinin yaklaşık altmış kilometre güney-batısındaki dağların yamaçlarından başlamıştı. Önce minicik bir alçak basınç bölgesiydi bu, hem öylesine önemsizdi ki, hava tahmin raporu hazırlamakla görevli uzmanların dikkatini bile çekmiyordu. Bunu fark edenler de onu dikkate almayı gereksiz buluyorlardı. Sonra bu minicik alçak basınç bölgesi, bir habis ur gibi büyümeye başladı. Şiştikçe şişip önce güney-doğu, sonra da kuzey yönünde ilerlemeye koyuldu.

Daha sonra da Bishkek ve Almaty meydanlarını kapsayarak kocaman bir bölgenin üstünde hareketsiz kaldı. Azgınlığı her geçen saat biraz daha artmaya başladı. Karayelden esen rüzgâr, birden çöken soğuk hava, bir gün içerisinde otuz santimi bulan kar tabakasıyla bölgeyi felce uğrattı.

      Havaalanında otuz santim kalınlıktaki kar, daha ince bir tabakanın üstünde oluşmuştu. Şimdi de rüzgârın oynaştırdığı yeni kar taneleri bindiriyor, kar temizleme araçları birinciyi kaldırmadan, ikinci bir tabaka oluşuyordu.

      Uçuş ekibinin, kış şartlarında alınması gereken önlemleri tam ve eksiksiz almaları ve uygulamaları gerekiyordu. Gidiş meydanı uzaktı, uçak yolcu ve kargoyla tam doluydu. İniş meydanı ve yedek meydana gidecek yakıtları dahi tam limitteydi. Uçuş esnasında fazla yakıt ihtiyacını gerektirecek anormal hava şartları onları zora sokabilirdi. Bu hazırlıklarla birlikte ekip olarak uçağa gittiler. Kokpitte ve kabinde hazırlıklar tamamlandıktan sonra yolcuları uçağa davet ettiler.

                                        

      Terminalden uçağa gelen yolcular buranın da sıcak olduğunu görerek memnuniyetlerini ifade ediyorlardı. Kalın giysilerini çıkartarak yerlerine yerleşmeye başladılar. Kimi müzik dinlemek için kendi kulaklığını hazırlıyor, kimisi kitabını kontrol ediyor, kimisi de bir an önce uyumak için yastıklarını yerleştiriyordu. Hatta Kazak yolculardan bazılarının:

“İçki servisine ne zaman başlayacaksınız?” sorusu kabin memurlarının canını sıkmaya başlamıştı bile. Bir kısmının ise zaten içkili olduğu belli oluyordu. Arka sıraların birinde oturan böyle bir yolcu hostesi kolundan çekerek içki istemiş ve kucağına oturması için zor kullanmıştı. Bu itiş kakış esnasında bir Türk yolcunun yardımıyla hostes, sarhoşun elinden kurtularak soluğu kokpitte aldı. Kokpite ağlayarak gelen ve sinirli olduğu her halinden belli olan hostese kaptan;

-Şuraya rahatça oturabilirsin. Kendini daha iyi hissettiğinde ne olduğunu anlatabilirsin, dedi.

      Onun hemen ardından da kabin amiri müsaade alarak kokpite girdi ve üniformasının eteğini düzelterek kenara ilişti.  Kokpitte kızın hıçkırıkları dışında sadece uçağın havalandırmasından gelen havanın vınlama sesi duyuluyordu.

“Bu küçük en fazla yirmi yaşında, diye düşündü amir. Dolayısıyla da ondan aşağı yukarı on beş yaş büyüğüm demektir. Önemli bir yaş farkı, neyse, fazla abartmayalım, kendimi çok daha yaşlı hissediyorsam, hiç kuşkusuz evlilik sınavından geçtiğim içindir. Pek uzun sürmedi ya, üstelik ne kadar da uzak geliyor. Yine de, bir gün içinde ikinci kez yaşımın farkına varıyorum.” İlk kez, sabah kısa kesilmiş, pırıl pırıl parlayan kızıl saçlarını tararken aralarında beyazlara rastlamıştı. Bir ay öncesine giden, kontrole oranla çok daha fazla ve kırk yaş dönemecine hızla yaklaştığını gösterecek kadar boldu bu beyazlar.

      Bu arada hostes kendini toparlamaya başlamıştı. Amirin verdiği kâğıt peçeteyle gözlerini silerken, savunmasını hazırlamaya çalışıyordu.

-Bu adamlar evlerinde karılarıyla böyle konuşamazlar, böyle davranamazlar.

-Bazıları evlerinde de böyle konuşmaktan çekinmezler, dedi amir.

-O son ana gelene kadar her türlü işin altından kolayca kalkıyordum.

-Ne olup bittiğini kaptana anlatır mısın, ben gelene kadar her şey olup bitmişti.

      Kaptan olayı dinledikten sonra, bu tecrübesiz genç hostesin moralini düzeltecek birkaç söz söyledi ve daima onu destekleyeceğini bildirdi. Çünkü yolcunun uçaktan indirilmesi gerekiyordu ve bir tutanakla rapor yazılması mecburiyeti vardı.

      Kaptan mikrofonu eline alarak yer emniyet görevlileriyle temasa geçti ve bu yolcunun uçmasının sakıncalı olduğunu bildirdi. Birkaç dakika sonra görevliler geldi ancak sarhoş yolcu uçaktan inmemek için direniyordu ve görevlilere de saldırmaya başlamıştı. Yanındaki eşi ise onu ikna etmeye çalışıyordu. Takviye ekip istendi ve sarhoş yolcu zor da olsa uçaktan indirilerek, meydan polisine teslim edildi. Eşi ise hiçbir şey olmamış gibi yerine dönerek, sanki iki kişilik yeri kullanmanın da verdiği rahatlıkla bir güzel koltuğuna yerleşti. Bu olay, yaklaşık otuz dakikalık gecikmeye neden oldu. Hareketli geçen bu dakikaların ardından, uçak kapıları kapatılarak, motorlar çalıştırıldı ve pist başındaki uçakların yıkandığı park pozisyonuna doğru hareket başladı.

      İstanbul Atatürk Havalimanı’nda buzlanmaya karşı pistlerde gün boyu temizlik çalışmaları yapılırken, yer trafiğinde herhangi bir olumsuzluk yaşanmamıştı. Tüm pistlerde özel cihazlarla buzlanma dereceleri ölçüldü. Pistin başı, ortası ve sonu olmak üzere, üç ayrı ölçüm alındıktan sonra zayıftan iyiye kadar bir değerlendirme tablosu çıkartılıyordu.

Bu durum havalimanını kullanacak uçaklara otomatik yayınla bildiriliyordu. O gün de her zaman böyle havalarda olduğu gibi, görevliler, buzlanmayı önlemek için büyük çaba harcadılar.

      Atatürk Havalimanındaki uçaklar alkolle karışık bir sıvı ile yıkanıyor; kanat, motor, kuyruk ve gövde özel bir araçtan püskürtülen o sıvıyla buzlanma ihtimaline karşı korunuyordu. Uçakların buzlanmaya karşı yıkanması işlemi nedeniyle beklemesi ise gecikmelere de yol açıyordu.

      Yavaş yavaş hareket eden uçak yıkanacağı bölgeye geldi ve üçüncü sırada oldukları kendilerine anons edildi. Pilotlar kendi aralarında herhâlde fazla beklemeyeceğiz zaten birinci sıradaki uçağın işi bitmek üzere şeklinde konuşuyorlardı ki bu uçağın ışıklarını yakıp söndürerek yer görevlilerinin dikkatini çekmek istediğini gördüler. Bu arada, yer görevlisi kaptana beklemesini işaret etti. Muhtemelen yıkama aracı arıza yapmıştı ve yerinden kımıldamıyordu. Yer görevlisi hızla arıza yapan araca doğru koşmaya başladı. Bu sırada uçak da hareket etmişti. Her şey gözlerinin önünde oluyordu, öndeki uçağı ikaz etmek için telsiz butonuna basacakları sırada, uçağın kanadı, yerdeki aracın havada olan sepetine çarptı. Sepetteki teçhizat operatörü yere düştü. Araç da operatörün üzerine devrilerek kaza meydana geldi. Görevli tekrar öne doğru koşarak, uçağı durdurdu. Ancak iş işten geçmişti araç kuyruğa yakın olduğu için çarpma olmuştu. Kaptanla direk telsiz temasını sağlayan kulaklığın görevlide olması gerekirdi, ama o an yoktu. Bu olaydan sonra uçağın uçmasına izin verilmedi ve olduğu yerde beklemesi talimatı verildi.

      Ambulans ve kurtarma araçları olay yerine doğru hareket ederlerken, diğer bir yıkama aracı kendilerine yaklaştı. Teknisyenin gelmesi ve telsiz temasının sağlanmasıyla uçağın yıkanmasına başlandı. Yıkama işleminin bitmesi ve son kontrollerin ardından temkinli şekilde hareket ederek, 36 pist başında yerlerini aldılar. Pist içinde kalkış için bekleyen dört motorlu uçak kalkış için motorların gücünü artırırken yerdeki karların uçuşmasıyla, adeta kendilerini bir kar hortumunun içinde buldular. Öndeki uçağın pist içinde uzaklaşmasıyla birlikte, rüzgârın da yardımıyla görüş bir nebze olsun berraklaştı. Kalkışını tamamlayan uçak çok kısa bir süre sonra buluta girerek gözden kayboldu.

      Kalkış sırası nihayet kendilerine gelmişti. Piste giriş müsaadesi aldılar ve kalkış için son kontrollerini tamamladılar. Pist içinde görüş oldukça düşüktü, gecenin karanlığı ve kar, etrafın görüntüsünü iyiden iyiye gizliyor, yakındaki lambaların halesi dışında hiçbir ışık seçilemiyordu. Pist kenar ışıklarından altı-yedisi ancak fark ediliyordu, bu da kalkış için yeterliydi. Uçuş kulesinin “kalkışa serbestsiniz” ikazıyla frenleri serbest bırakarak, gaz kollarını kalkış durumuna açtılar. Uçağın hızlanmasıyla birlikte pist kenar ışıklarının görülmesi zaman zaman oldukça zor oluyordu, buna rağmen yılların tecrübesi ve alışkanlığı ile zorlanmadan kalkışı tamamladılar ve iniş takımlarını içeri aldıkları sırada buluta girdiler. Kısa süre sonra oto pilota girerek tırmanışa devam ettiler. Bulut içi sanki bir pamuk deryasıydı, kar beyazıydı ve uçak hiç sarsılmadan uçuşa devam ediyordu. Bulut tabakası oldukça kalındı, tırmanışa devam ederek biraz sonra buluttan çıktılar, rotada uçuşa devam ettiler. Mehtap dolunay şeklini almış ve bulut üzerinde gündüz gibi etrafı aydınlatıyordu. Yeryüzündeki büyük şehirlerin ışıklarının parıltısı bulutun o bölgesinin rengini değiştiriyordu.

Bu değişik rengi gördüklerinde oranın haritaya göre hangi şehir olduğunu tahmin etmeye çalışıyorlardı.

      Bu güzel uçuşta saatler geçiyordu ve her şey yolundaydı ancak, sadece pilotlar tedirgindi. Kaptan iniş meydanının ve yedek meydanın hava durumunu sık sık almak için çaba gösteriyordu. Kalkıştan üç saat sonra artık meteorolojik durumları alabilecekleri yer istasyonu kalmayacaktı. Sadece bulundukları bölgenin durumunu takip edebiliyorlardı. Toplam uçuş süresi altı saati bulacaktı. Ancak inişe bir saat veya kırk beş dakika kala iniş meydanının son hava durumlarını alma şansları olacaktı. Uçuş, her zaman yapılan olağan işler ve çalışmalarla geçti. Uzaklık açısından önce Bishkek meydanının hava durumunu bir an önce almak için ilgili telsiz frekansını önceden açtılar ve sesin gelmesini beklemeye başladılar. Rotada uçuş devam ediyordu, biraz sonra meydanın detaylı hava durumunu veren otomatik yayın yapan madeni sesi, derinden duymaya başladılar. Her iki pilot da kulak kesilmiş, nefes almadan sesi anlamaya çalışıyordu. Ses anlaşılabilir hâl aldığında ikisi de birbirlerine bakarak ümitsizce başlarını salladılar. Görüş mesafesi sıfır ve pist üzerindeki frenleme zayıf olup, iniş için müsait değildi. Kar yağışı devam ediyordu. Biraz sonra da Almaty meydanının hava durumunu aldılar, orası da aynı hava şartlarını bildiriyordu. İniş için alçalma noktasına geldiler ama inişin mümkün olamayacağı nedeniyle, alçalmaya başlamadılar. Yüksek irtifada kalarak yakıttan tasarruf etmeye çalışıyorlardı, şimdi tasarruf edilen her litre yakıt altın değerindeydi. Bu şartlarda Karaganda meydanına gitmeye karar verdiler. Radar kontrolünde rota değiştirdiler. Bu meydanın hava durumunu daha önce almışlardı, orası iniş için müsait görünmesine rağmen, sis başlamıştı ve görüş oldukça düşüktü.

      Kokpitte stres başlamıştı, sık sık yakıt hesabı yapıyorlar, civar meydanların hava durumlarını yakından takip etmeye çalışıyorlardı. Karaganda meydanı için alçalmaya başladıklarında sisin arttığını, görüş mesafesinin çok düştüğü raporunu aldılar. Radar vasıtasıyla meydan meteoroloji bölümünden ileriki saatler için görüş tahmini istediler, bir taraftan da alçalmaya devam ediyorlardı. Gelen hava tahmin raporu pilotları çaresizliğe itti çünkü şu anda pist görüşü sıfır olmuştu ve büyük bir olasılıkla iki saat süreyle böyle kalacağı tahmin ediliyordu. Bulundukları irtifada tekrar düz uçuşa geçerek alçalmayı durdurdular, şimdi yirmi üç bin feette uçuşa devam ediyorlardı ve tekrar Bishkek meydanına gitmek üzere radar kontrolüne girdiler.

DEVAM EDECEK…

Adnan Koscagiz
Adnan Koscagiz son yazıları (Hepsini Gör)
3

Bu yazıyı da okuyabilirsiniz

Dil, Anadil ve İnsan Ali Günay

Makale

Bir cevap yazın