Adnan Koşcağız  1. Bölüm

Adnan Koşcağız 7. Bölüm

İLKLERİN BİRARAYA GELDİĞİ UÇUŞ

      “Şiddetli lodos Karaköy’deki Kadıköy iskelesini önce yan yatırdı, daha sonra da tamamen batırdı. Akşam saatlerinde başlayan lodos iskeleyi önce hafif şekilde yana yatırdı, yolcuların vapura binmek için kullandıkları alan kısmen deniz suyu altında kalırken olay nedeniyle seferlere ara verildi. Güvenlik görevlileri ve itfaiye ekipleri iskelede güvenlik tedbiri aldı. İlerleyen saatlerde iskele tamamen battı. Bu arada İstanbul Büyükşehir Belediyesi Afet Koordinasyon Merkezi’nden yapılan açıklamada, kentte bugün sabah saatlerinden akşama kadar lodos fırtınası, yarın ise kuvvetli gök gürültülü sağanak yağmur geçişleri olacağı belirtiliyordu.”

Adnan Koşcağız 7. Bölüm            Kaptan, iskelenin battığı gece bu haberleri TV’den öğrenir öğrenmez, ertesi gün meteorolojik durumun nasıl olacağını öğrenmek üzere hemen bilgisayarını açtı ve havacılar için çok isabetli hava tahminleri yapan internet sitesine girdi. Yarın sabah erken saatlerde uçuş yapacağı meydanın ve yol boyunun meteorolojik durumunu inceledi ve o gün yapacağı dört uçuşun da zorlu olacağını anladı. Hele yolcular açısından daha da çekilmez olacağı belliydi. Halk arasında sallantı ya da hava boşluğu olarak da ifade edilen ve henüz alışık olmayan yolcuları rahatsız eden hava hadisesi türbülansın şiddetli ve uzun süreceği, yolcuları oldukça fazla tedirgin edeceği anlaşılıyordu.

      Uçuş programına baktı, İkinci Pilotun eğitimini yeni bitirmiş genç bir meslektaşı olduğunu gördü. Pilot eğitimi uzun, stresli, yorucu, devamlı ve çok çalışmayı gerektiren bir eğitimdi. Uçuş eğitimi; Öğretmen Pilotlar, kaptanlar, ikinci pilotlar ve pilot adayları arasında ciddi olmakla birlikte, her zaman büyük bir dostluk havası içinde geçerdi. Son Uçuş kontrolleri, adet yerini bulsun diye yapılan bir işlem gibiydi. Aslında herkesin ciddiye aldığı, gerçek bir sınavdı. Bunun böyle olmasını isteyen de pilotlardı. Sınav konusu, gerek yolcuların güvenliği ve gerekse meslekte erişilen ustalık, dostlar arasında en ufak bir hoşgörüye, en hafif bir iltimasa yer vermeyecek kadar önemliydi.

      Pilot adayı yönetmeliklerde belirtilen şartları her yönüyle yerine getirmek zorunda olduğunu biliyordu. Ufacık bir unutkanlık, bir tek hata sınavı yapanın olumsuz rapor vermesine yol açardı. Bu da ilkinden daha sıkı ve adayın görevine son verilmesiyle bitebilecek ikinci bir sınav yapılacağı anlamına geliyordu.

      Ertesi sabah uçuşa gitmek için saat 05.00 da yatağından kalktı ve daha yüzünü bile yıkamadan, pencereye yöneldi ve perdeyi araladı, mevsim nedeniyle hava henüz aydınlanmamıştı ancak bu kadar da siyah bir gökyüzü olmamalıydı. Her zamankinden daha erken havaalanına gitmek istiyordu, muhtemelen yolda trafik kazaları görme olasılığı da vardı. Çünkü burası İstanbul’du, bu devasa kentin ulaşımında her türlü sürprize hazır olmak gerekiyordu. Hafif bir kahvaltıdan sonra sıkıca giyindi pardösüsünün yakalarını kaldırdı, şapkasını kafasına geçirdi, akşamdan hazırladığı uçuş çantasının sapına sıkıca yapıştı ve şimdi sokağa çıkmaya hazırdı. Arabasını park ettiği yerle dış kapının arası yaklaşık yirmi metreydi ancak yol, bir türlü bitmiyordu. Arabasının içine kendisini attığında şapka başında yoktu ve sırılsıklam olmuştu, şapkasını almak için dışarıya çıkmayı gözüne kestiremedi, zaten çıksa da bulamayacağını biliyordu, rüzgâr onu kim bilsin nerelere sürüklemişti.

Adnan Koşcağız 7. Bölüm                                                   

      Yağmur zaman zaman şiddetini artırarak sabaha kadar yağmıştı ve hâlâ devam ediyordu. Arabayı çalıştırdı sonra da cam sileceklerini çalıştırdı ve yola çıktı, bir müddet ara sokaklardan gittikten sonra ana yola çıkmasıyla sekiz aracın zincirleme kazasına şahit oldu. Trafik çok yavaş ilerliyordu ancak karşı trafik, kazayı seyredenler nedeniyle daha da yavaşlamıştı.

      Havaalanına az bir mesafe kalmıştı, son rampayı çıkarken rüzgâr ve yağmur akıl almaz bir şiddetle ön cama saldırdı. Silecekler yarım daire çizerek hızla çalışmasına rağmen önünü görmekte güçlük çekiyordu. Bu arada meydana doğru baktı, bulunduğu pozisyondan güneydeki pist başı görünüyordu ve kalkış bekleyen uçakların sayısının bir hayli fazla olduğunu fark etti. Böyle olumsuz hava şartlarının olduğu günlerde uçuş trafiği, (iniş ve kalkış) tek pistten yapılmak zorundaydı. Meydan üç pistli olmasına rağmen; pistin çapraz olanı kısalığı nedeniyle, diğer pist ise asli olarak kullanılan piste yakınlığı nedeniyle iniş-kalkış için kullanılamıyordu. Aklına; geçen sene JAT Airways’in Belgrad-İstanbul seferini yapan ve Atatürk Havalimanı’nda inişe geçtikten sonra pistten çıkan uçağı geldi. Daha önce de çok sayıda pistten çıkma olayının yaşandığı ve sabıkalı olarak bilinen 06-24 numaralı piste iniş yapan uçak, yağış nedeniyle de kayganlaşan pistte duramayarak toprak zemine çıkmış ve yağmurun yağmasıyla çamurlaşan zemine saplanarak güçlükle durabilmişti. Eğer bu bölgede duramasaydı, tıpkı yıllar önce, aynı bu uçak gibi, pistten çıkan ve pist uzantısındaki demir yoluna kadar giderek tehlikeler yaratan uçak gibi olabilirdi.

  Adnan Koşcağız 7. Bölüm                                      

      Arabasını kapalı park yerine bırakmak için turnikeden geçerken etrafın birdenbire kısa bir süre için çok fazla aydınlandığını ve peşinden de kulakları sağır edercesine şiddetli bir gümbürtünün koptuğuna şahit oldu. Yakında bir yerlere yıldırım düşmüş olmalıydı, tam o anda araç park yerini aydınlatan lambalar söndü ve kısa bir süre sonra da, cılız ışık veren birkaç lamba yandı.

      O gün; uçuş brifingi yapmak ve ekibin tanışması için üç numaralı odada tüm ekip toplanmıştı. Tanışma anından itibaren ekip üyelerinin çekingen ve yabancı tavırları Kaptan’ın dikkatini çekti, brifing ilerledikçe bazı şeylerin ilk olduğu anlaşıldı. Neydi bu ilkler?

      İkinci Pilot eğitimden sonraki ilk hat uçuşunu yapıyordu.

      Kabin Amiri doğum izninden gelmiş alıştırma uçuşundan sonra ilk uçuşunu yapıyordu.

      Kabin Amirinin yanında uçacak olan kabin memuru eğitimden sonraki ilk uçuşunu yapıyordu.

      Uçağın arka bölümünde amirlik görevini üstlenecek olan kabin memuru ilk defa o bölgede görev yapacaktı.

      Peki, tamam da bütün bunlar neyi ifade ediyordu? Bu ekibin oluşturulmasında yönergelere göre anormal bir durum yoktu. Ancak uçuş görevlerinde tecrübe son derece önemliydi. Kokpitte veya Uçuş Kabininde tüm görevlerin aksaksız ve düzgün yerine getirilmesi, tüm uçuş ekibinin genel başarısını etkilemekteydi.

      “Pilotlar zaten kokpitte, onları boş ver veya kabin ekibi, arkada bizden ayrı görev yapıyor, herkesin görevi belirlenmiş standartlardadır” diyerek işin içinden sıyrılmak söz konusu olmamalıdır. Her birinin en küçük bir hata yapması dolaylı olarak tüm ekibin çalışma şevkini ve moralini doğrudan etkiler. Hele tüm uçaktan, görevden, yolculardan, ekipten doğrudan sorumlu olan kaptanı direk olarak etkilemektedir. Uçuş Harekât El Kitabına göre; “Bir uçuş görevinin emniyetle yürütülmesinden, o görev için atanmış Mesul Kaptan sorumludur,” denilmektedir. İşte bu durum kaptanın her zamankinden daha fazla dikkatli olmasını gerektirmekteydi.

Adnan Koşcağız 7. Bölüm                                            

     Ekip uçağa giderek, geç de olsa tüm hazırlıkları tamamladı ve yolcu almaya hazır olunduğu uçuş koordinatörüne bildirildi. Uçak yerde olmasına rağmen, rüzgârın kuvvetinden öyle sallanıyordu ki uçuş aletlerinin dengeli ve sabit duruma gelmesinde ve uçuş planının bilgisayarlara girilmesinde zorluklar yaşanıyordu. Bu arada, kabin amiri kokpite gelerek, yolcu ikram aracının arka servis kapısına yanaşmak istediğini söyledi. Kaptan’ın müsaadesiyle kapı açıldı ancak o anda hızlanan yağmur olanca şiddetiyle içeriye dolmaya başladı. Yağmur bu şekilde devam ederse uçağın tüm koridorları suyla dolacaktı, zor da olsa servis kapısını kapatmayı başardılar. Hemen etraflarında bulunan battaniyeleri ıslanan yerlere, suyu çekmesi için yerleştirdiler. Bu arada, yolcu için yeterli ikram malzemesini alamamışlardı, kaptana durumu ilettiler, kaptan, “Zaten uçuş süresince değil servis yapmak, yerlerinizden bile kalkamayacaksınız sanırım,” cevabını verdi. Bu uçuş şartlarında servis yapılamayacağına göre, ikram malzemesine de gerek yoktu.

      Yolcular yağmurdan etkilenmeden uçağa rahatça binebilecekleri körükteydi. Bu durum hem tüm ekibin hem de yolcuların işine geliyordu. Çünkü yağmurdan ve rüzgârdan etkilenmeden uçağa geçmek onları rahatlatıyordu. İlk yolcular tedirgin ve ürkek adımlarla yavaş yavaş yürüyerek uçağa doğru ilerliyorlardı. Uçağa adımını atan her yolcu tedirginliğini ve şaşkınlığını saklayamıyordu. Uçak şimdiden oldukça rahatsız edecek şekilde sallanıyordu.

Adnan Koşcağız 7. Bölüm                                          

      Uçak tamamen dolmuştu, bir önceki sefer hava muhalefeti nedeniyle iptal edildiğinden, uçağa binemeyen yolcular bile olmuştu. Kaptan motorları çalıştırdı ve yavaş hareketlerle uçağı kaydırmadan ve yolcuları tedirgin etmeden pist başına doğru yol almaya başladı. İnişin ve kalkışın tek pistten yapılması nedeniyle, kalkışlarda gecikmeler oluyordu, zaten seferlerin hemen hemen hepsi gecikmeli yapılıyordu. Yaklaşık kırk beş dakikalık beklemeden sonra kalkış sırası kendilerine geldi, bu zaman içerisinde kaptan yolcuları rahatlatmak ve bilgi vermek açısından, birkaç kez anons yaptı. Pilotlar piste girip son kontrollerini yaptılar, hava durumu hariç her şey yolundaydı. Hava radarını tekrar açtılar ve kalkış pozisyonuna ayarladılar. Kaptan, ikinci pilota dönerek;

“Kalkıştan sonra, benden ikaz beklemeden, hemen doğuya döneceğimizi radara ikaz edersin,” dedi.

Adnan Koşcağız 7. Bölüm                                     

      Kalkış istikametinde büyük bir fırtına bulutu (oraj) ve bu bulutun yarattığı, gök gürültüsü, şimşek, hamleli rüzgâr, kuvvetli yağmur sağanağı, dolu ve buzlanma vardı. Bu büyük devasa ve havacılar için tehlikeli olan bulut bütün inen ve kalkan uçakları etkiliyordu. Kulenin; “Kalkış serbest, kalkıştan sonra radar frekansı 120.9 iyi uçuşlar,” talimatıyla frenleri bıraktılar, kaptan istikameti tutmakta zorlanıyordu, sürat arttıkça pedallarla istikameti muhafaza etmek için son limitte olmasına rağmen ancak istikamette kalabiliyordu.

      Kalkışın ardından, iniş takımları yukarı alındı, radarla temas sağlandı, emniyet irtifasından sonra doğuya dönüş tamamlanmıştı ki, büyük bir gürültü duyuldu. Kaptan, ikinci pilotuna; “Sanırım yıldırım çarptı, ancak herhangi bir hasar olduğunu sanmıyorum, herhangi bir ikaz da yok, her şey kontrolümüz altında” dedi ve sürat artırmaya başladılar. Bulut kümesinden uzaklaşırlarken, kaptan sürat saatinde anormal oynamalar olduğunu fark etti ve motorları maksimum takatte olduğunu kontrol etti, bu esnada uçağın olağanüstü durum sinyalleri devreye girerek “Windshear, Windshear” ikazı kulaklarını yırtarcasına hiç durmadan tekrarlamaya başladı. Bunun anlamı; bulundukları ortamda, rüzgâr şiddet ve yönünün kısa aralıklarla, büyük oranda değişiyor olmasının ifadesiydi. Hemen bu ikazın ardından diğer ikazlar seri olarak durmamacasına tekrarlanarak geliyordu. Pull-up… Dont sink…

      Bu ikazları aldıklarında; irtifaları yere göre iki yüz metre civarındaydı ve hem sürat artırmaları, hem de irtifa almaları gerekiyordu. Yeryüzü engebeleri çok yakındı. Bu türlü olaylardan nasıl çıkılacağını kaptan çok iyi biliyordu ve simülatör uçuşlarında defalarca tekrarlamışlardı. Ama bu seferki durum çok ciddiydi, eğitimini aldığı tüm önlemleri tam olarak uygulamasına karşın çaresiz kalmıştı. Uçak sürat artırmıyor ve yavaş yavaş irtifa kaybediyordu, bulut içine de girmiş olduklarından yeri de göremiyorlardı. İşte soğuk terler yine sırtından aşağıya doğru sel gibi akıyordu. Bu ter çaresizliğin ve korkunç sonun ne olacağını bilmenin verdiği duygunun bir göstergesiydi. Daha önce Hava Kuvvetlerinde uçarken de bu hissi birkaç kez yaşamıştı. Tam o anda tüm hayatı bir film şeridi gibi gözünün önünden geçti. Yere seksen metre kala ikaz ışıkları ve sesler kesildi, uçak hızlanmaya ve irtifa almaya yavaş da olsa başlamıştı, kaptanın yüksek ses tonuyla;

Adnan Koşcağız 7. Bölüm

“Flap bir,” komutu ikinci pilotu uçuşa geri döndürdü. Sürati artırdılar, tırmanışa devam ettiler, ortalık biraz olsun sakinleşince, kaptan ikinci pilotuna dönerek;

“Eğer yere çarparak kaza yapmış olsaydık yine bizi suçlu bulurlardı, zaten biz de yaşamamış olurduk, ailemizin çekeceklerini düşünebiliyor musun,” dedi. Bu sözler daha önce arkadaşları tarafından yaşanmış olaylarda, olayın gerçek nedeni ile açıklananın çok farklı olduğunu bilmesinden ileri geliyordu. Özellikle yöneticilerin hiçbir sorumluluğu isteyerek veya istemeyerek almadıklarını biliyordu.

DEVAM EDECEK…

 

 

Adnan Koscagiz
Adnan Koscagiz son yazıları (Hepsini Gör)

Bu yazıyı da okuyabilirsiniz

Babalar Günü Nurettin Şenol

Babalar Günü Nurettin Şenol

Deneme

Bir cevap yazın