Ağlamak Güzeldir Nurcan Yüksel Öçal


Aslında doğduğumda ağlamak istemiyordum. Yaşadıkça başıma ne geleceğini bilmeden neden ağlayayım ki? Annem doğum masasında kendi acısını unutmuş, ağlatın onu ağlatın diye bağırıyordu. Hani ben ilk ve istenen bir çocuktum. Annem niye benim ağlamamı istiyordu? Beni sevmiyor muydu yoksa? Ben doğarken çektiği acılar yüzünden mi böyle bağırıyordu? Durum öyle değilmiş tabii, ciğerlerimin açılması için ağlamam gerekiyormuş. Gülerken niye ciğerlerimiz açılmıyordu sanki? Gülmek bence daha güzel. Gülerken kaslarımızın daha çok çalıştığını, annemin karnındayken okuduğu kitaptan biliyorum hem. Doktor teyze bir kaç kere popoma vurunca ağlamak zorunda kaldım. Bu dünyada zorla insanı ağlatıyorlar sanırım. Ben ağlayınca herkes gülmeye başladı, ne biçim bir dünyaya geldim ki ben?

Bir kaç gün zorunlu hastane misafirliğinden sonra, evimize geldik. Bana kendi zevklerine göre beşik hazırlamışlar, rengini hiç beğenmedim ama kenarı tüllü olduğundan, yattığım yerden de sağı solu görebiliyordum. Uyamadığım zamanlar çevremi kolaçan edip, bir şeyler öğrenmeye yelken açabilirdim, yaşasın. Sanırım ben iyimser bir bebeğim, bakalım hep böyle mi gidecek? Annem ve babam iyi insanlara benziyordu, hani üstüne titriyor diyorlar ya, benim de üstüme titriyorlar. Ufaktan biraz mızmızlanmaya başlayınca, hemen panik yapıyorlar, sorunumu nasıl çözeceklerini bilemiyorlardı. Ben hem ağlıyor hem de merak ediyordum bakalım ağlamamı nasıl durduracaklar diye? Gün geçtikçe öyle alıştılar ki, ağlamamın şeklinden gazım mı var, karnım mı aç, altım mı pis yoksa ilgi mi istiyorum hemen anlıyorlardı? Bir aylık olunca, bakımım iyice oturmuştu, mutlu bir bebek sayılırdım. Yediğim önde yemediğim bilmiyorum nerede?

Yavaş yavaş beni görmeye gelen misafirler oluyordu, ellerinde armağanlar getiren. Çoğu giysiydi bunların, ya üstüme çok büyük gelen ya da belki de hiç giyemeyeceğim giysiler. Annem onları bir yerlere kaldırıyordu, babama iyice birikince, gereksinimi olan çocuklara veririz demişti. Bazen oyuncak getiriyorlardı, bazen yakama bir şey takıyorlardı gururla, çok paraymış onlar. Bir keresinde bebek bezi getirdiler gülmece olsun diye ama bence çok güzel bir armağandı. Gelenler beni öpüyorlardı, bu hiç hoşuma gitmiyordu. Bazen sigara kokusu gelirdi burnuma, bazen tükürüklü öperlerdi bazen de sakalları batardı. Zavallı annem bir şey diyemezdi bu misafirlere. Öpme beni diye yakalık taktı bana ama o bile insanları uzaklaştırmadı, aksine daha çok öpmeye başladılar, yakalık onları cezbetmişti sanki. Sonunda çareyi yine ben buldum, öpücek gibi yanıma yaklaşanı görünce hemen ağlamaya başlıyordum. Onlar da beni sevmeye korkuyorlardı, ağlamanın yararlarını öğrenmeye başlamıştım. Yakalıkları o yüzden hiç sevemedim, ben taktırmayınca da tüm giysilerim yemek bulaşığı oluyordu, neredeyse günde üç kere üstüm değiştiriliyordu. Zor bir bebek miydim acaba ben? Arada bir beni anneme ya da babama benzetmeye uğraşıyorlardı. Yok burnum babama, yok yanaklarım anneme benziyormuş. Hiç de değil işte, ben bana benziyordum. Bazen de aşkım, aşkitom diye isim koyarak severlerdi beni. Bu sözcüklerin anlamını bilmezdim ama duymak da hiç hoşuma gitmezdi. Benim bir adım vardı, annem babam özenerek, çok düşünerek koymuşlardı bu adı, ileride anlamını öğrenecek ben de çok sevecektim.

Böyle böyle günler aylar geçiyor, ben hızla büyüyor, bir çok şey öğreniyordum. Annem babam benimle çok ilgileniyorlardı. En baştan benimle konuşurken sözcükleri dikkatli seçiyorlar, saçma sapan, yarım yamalak cümleler kurmuyorlar, yetişkin bir çocukmuşum gibi konuşuyorlardı, bu da benim çok hoşuma gidiyordu. Diğerlerinin, sözde benimle bebekçe konuşmaya çalışanların aksine ne diyorlarsa anlıyordum.

Annemin beni uyutma şekli çok hoşuma gidiyordu, Gündüz ve gece uyku saatimi kesinlikle geçirmezdi, hele gece uzun uyku saatimi. Biliyordu ki, çocukların büyüme hormonları bu saatte çalışırmış. O saatte uyamazsam, büyümem yavaş olabilirmiş. Zaten bünyem de alışmıştı düzenli uyumaya, bir nedenle uyumazsam, hem kendime hem aileme kök söktürüyordum. Zaman gelip de uyuyacağım zaman anacığım beni kucağına alır, ya dış kapıyı ya da pencereyi açar, uykuyu birlikte çağırırdık, ilahi anacığım uyku öyle mi gelirmiş? Neyse üzmeyeyim seni, bu oyun hoşuma gidiyor. Sonra beni dizlerine yatırır ve işte en sevdiğim gündüz ninnim gelirdi.

Bir kıvılcım düşer önce, büyür yavaş yavaş
Bir bakarsın volkan olmuş, yanmışsın arkadaş
Dolduramaz boşluğunu ne ana ne gardaş
Bu en güzel, bu en sıcak duygudur arkadaş.

Akşam uykum ise annem için daha kolaydı, gerçi benim de işime geliyordu ya, yine uykuyu çağırıp, bir biberon sütü yatağımda içerken uyuyordum, şişe bitip, yere düştüğü zaman ben uyumuş oluyordum artık.

Bu kapı, bu masa, bu kaşık, bu kitap, bu saat diye hiç bıkmadan sürekli benimle konuşup, çevreyi tanıtan annem, bir gün, yedi buçuk aylıkken ağzımdan “satt, satt” sözcüğünü duyunca sevincinden ne yapacağını şaşırdı, gözleri yaşardı. İnsanlar sevinince de ağlıyorlardı, üzülünce de. Yok ben bu ağlamanın işlevini hiç anlayamayacağım. Artık konuşmaya başlamıştım sanırım, bu duruma göre hiç sevmediğim ağlamaları azaltabilirdim.

Çevremdekiler çok hareketli olduğumu söylüyorlardı. Ne yapayım biriken enerjimi boşaltmam gerekiyordu, hissediyordum. Evdekilerin işi çok olunca beni yürütece koyuyorlardı ama ben hemen ağlamaya başlıyordum. Yürüteçteyken sanki ayağım zincirlere bağlanmış esir gibiydim, o yüzden on buçuk aylıkken, normal yürümeye başladım ve yürüteci devreden çıkardım. Zavallı annem babam arkamdan kolları açık, peşimde koşmaya başladılar. Ha ha ne kötüydüm ben böyle.

Bir gün bir baktım, babam işten eve gelirken pasta getirmiş. Meğer ben bir yaşına girmişim. Yeni yaşa girilince pasta alınıyormuş, bunu çok sevdim, keşke her yaş günüm kutlansa, herkes çok mutlu görünüyor. Ailem sayesinde, onların emekleri sayesinde, bir yaşında da olsam artık bir birey olmuştum. Onların gölgesinde ama kendi içimde özgür olarak yetişeceğime, büyüyeceğime hiç kuşkum yoktu. Ama bir an önce ağlamayı iyice azaltmalı, gülmeyi çoğaltmalıydım hatta bunu bulaşıcı duruma getirmeliydim, yaşasın kötülük.

Nurcan Yüksel Öcal’ın Bir Öğretmenin Çığlığı yazısını okumak için tıklayınız. 

Nurcan Yüksel Öçal
2

Bu yazıyı da okuyabilirsiniz

Çocukluk Çağımız Daha Güzeldi Sadi Geyik

Anı

2 Yorumlar

  1. FEVZİYE ŞİMDİ

    Kaleminize sağlık, bence bu yazınızı genişletebilirsiniz.

    0

Bir cevap yazın