Al Gülüm, Ver Gülüm Fuat Keyik

Al Gülüm, Ver Gülüm Fuat Keyik

Çocukluğumuzda takım halinde futbol maçı oynarken; kaptan konumundaki kişiler, arkadaşlarını “Aldım-verdim” yolu ile seçerdi. Karşılıklı 3–4 m. aralıklı durup, sonra bir ayağının ucuna diğer ayağının topuğu değecek şekilde sırayla yaklaşırlardı. Her harekette biri “Aldım” derken diğeri “Verdim.” derdi. Sonunda kimin ayağı diğerinin ayağı üzerine çıkacak durumuna gelince, o kişi seçme hakkı önceliğini alır ve dolayısıyla en iyi oyuncuyu seçerdi. Diğeri de kalanlardan en iyisini takımına alır. Böylece her kişi seçilme yoluyla takımlara girerdi.  

Ben de Facebook’taki paylaşımların beğenilme veya yorum yapılma durumlarını, ”Al gülüm ver gülüm.” döngüsüne benzetiyorum. Yazılarımızı başkaları da okusun, resimlerimizi başkaları da görsün diye paylaşıyoruz. Bir süre sonra da kaç kişi beğenmiş, kaç kişi yorum yapmış; inceliyoruz. (Hatta kimler ilgi göstermiş ki biz de onların paylaşımlarına ilgi gösterelim.) Beğeni ve yorum sayısının artmasından memnun oluyoruz. O an yanımızda bulunanlara: ”Bak şu kadar beğenen olmuş!” diye böbürleniyoruz. Umduğumuz ilgiyi görmeyen paylaşımlarımız ise, bizi -sanki emeğimizin karşılığını alamamış gibi- ayrı bir havaya büründürüyor.  

Al Gülüm, Ver Gülüm Fuat Keyik

Sanal ortamlarda (Ben yalnızca Facebook ve WhatsApp kullanıyorum) her zaman şaşırtan durumlara rastlamak mümkün. Belki sizler de farkındasınız, saatlerce emek verdiğiniz ve çok sayıda beğeni alacağınızı umduğunuz bir yazınız hayal kırıklığı yaratabilirken, paylaşılan bir yemek resmi, bir fotoğrafınız şaşırtan sayılarda beğeni alabiliyor. Sayısal değerler verip kafaları yormak istemiyorum. Bazı paylaşımlarda beğeni yapanlar yanı sıra, “görenler”i de gösteren bölüm var. İşin ilginci -içinde sizi bilen veya yakın hissettiğiniz kişilerin de olduğu- gören kişilerin sayısı, beğeni butonuna basanların sayısından kat kat fazla olması. Arkadaş madem gördün(!) hiç olmazsa moral olsun diye, “beğen” butonuna sen de bas, öyle değil mi? Bilmem sizler de benzeri durumu yaşıyor musunuz? Facebook arkadaşlarımla yüz yüze karşılaştığımda veya telefonla konuştuğumda : “Fuat yazılarını okuyorum. Çok güzel yazıyorsun. Kutlarım.” diyenlere de şaşırıyorum. İçimden “Öyleyse bu güdüleyici tutumunu niye paylaşımın altında da göstermiyorsun? Butona basmaya mı eriniyorsun, yoksa zamanın mı kıt?” diyorum.  

Zaman geçtikçe alışıyorum bu duruma. Kendi kendime düşünüyorum. “Herkesin başka işi kaydı yok da Facebook’la mı zaman öldürecekler? O şunu yazmış bu şunu paylaşmış, ilgi duymak zorundalar mı? Memnun değilsen bu durumdan, çekilirsin kenara. Yok ben oyalanıyorum, keyif alıyorum dersen hiç mızmızlanma, tadını çıkar. Takipçilere söz edeceğine bir de kendi yaptıklarına baksana!”  

Şimdi de iğneyi kendimize batıralım. Genelde sabah kahvaltısı ile birlikte gece yatıncaya dek bizimle olan cep telefonları ve haliyle sanal ortamlar (Facebook, Whats App, İnstagram, Twitter…) bizi ne kadar oyalıyor, ne kadar zamanımızı çalıyor? Acaba biz Facebook’ta her paylaşılana beğeni koyabiliyor muyuz? Olumlu veya olumsuz, kırıcı olmayan yorumlar yapabiliyor muyuz? Hoşumuza giden paylaşımları ‘daha çok gören olsun diye’ biz de paylaşıyor muyuz? Bunlar için yeterli zamanımız var mı? Sanal ortam günlük yaşantımızı ne kadar etkiliyor?  

Al Gülüm, Ver Gülüm Fuat Keyik

Ben kendi açımdan değerlendirmek istiyorum. Günlük -ortalama bir-bir buçuk saatlik bir zamanımı alıyor Facebook denen bağımlılık! Çok!.. Son zamanlarda freni çektim. Önce bildirimlere bakıp ilgimi çekenleri tıklıyorum. Etiketlendiğim gönderilere de bakıyorum. Paylaşımlarıma yapılan beğeni sayısını incelemek, yorumları okumak ve bazılarına yanıt vermek, rutin yaptığım iş. Bunlardan sonra ana sayfadaki yeni paylaşımlara göz gezdirmek, beğeni koymak ve yorum yapmak oldukça zamanımı  

öğütüyor. Şimdilerde seçici oldum. “Ne kadar ekmek o kadar köfte.” der gibi daha çok benim paylaşımlarıma ilgi göstermiş kişilerin gönderileri üzerinde duruyorum. Yani ister istemez çok kişi de gördüğüm “Al gülüm, ver gülüm.” oyununa ben de uyuyorum. Özellikle doğum, ölüm duyuruları ve profil resmi değişiklerine, herkes gibi ilgi göstermeye çalışıyorum. Ama her “Günaydın”a karşılık vermem mümkün değil, o kadar çok oluyor ki! Hele “Hayırlı cumalar.” denilmesi (Sanki diğer günler hayırsız!) veya “Lütfen paylaşın!” gibi emrivakiler hiç ilgimi çekmiyor, hatta kızdırıyor. Üye olduğum grupların paylaşımlarına da göz atmadan geçmiyorum. Özellikle Yazı Dükkânı sayfasındaki günlük yayımlanan (5-7 arası) yazıları okumak ve yorumla desteklemek alışkanlığım haline geldi. Aynı sayfada on güne bir yayımlanan kendi yazıma yapılan yorumlara da teşekkür yanıtı vermeden olur mu?  

Bir başka durumu daha belirterek nokta koymak istiyorum. Bazen bu kadar zamanımızı alan Facebook’tan sıkılıyorum. Ancak onsuz da olmuyor. Hoşuma giden yönleri var. Herkes gibi ben de zaman zaman yazıyor, görseller paylaşıyor ve dış dünyaya açılıyorum. Facebook aracılığı ile yıllar sonra pek çok eski arkadaşımla yeniden iletişim kurmak, yeni arkadaşlarla tanışmak ve dostluklar kurmam çok güzel. Çevremden, ülkemden ve dünyadan haberdar oluyorum. Gel gelelim aşırı kapılmamak gerekir. Dengeyi iyi kurmalıyız. Kendimize ve yakınlarımıza da yeterli zaman ayırmasını bilelim. “Al gülüm ver gülüm” kısır döngüsü bizleri boğmasın.  

Fuat Keyik

Bu yazıyı da okuyabilirsiniz

Babalar Günü Nurettin Şenol

Babalar Günü Nurettin Şenol

Deneme

Bir cevap yazın