Anneciğim Nezihe Şirvan

Benim, aklı güzel ruhu temiz, yüzü ak pak canım annem ve çocukluğumun en yakın arkadaşı, seni doğuran kadın biricik  sevgili anneannem;

Bu gün anneler günü, yüreğimde taşıdıklarımı bilin istedim:

Anneciğim sensizliğin 5. anneannemle ayrılışımızın 50. yılındayım; başka dünyalarda olsak da inanıyorum ki ruhunuz benimle, sizi çok özlüyorum; vedamızın üzerinden bunca yıl geçmesine rağmen mektubumu yazarken gözlerimden sıra sıra inciler dökülüyor. 

Gencecik evlenip 17 yıl sonra kucağına aldığın biricik evladınım, en büyük şansım senin evladın olmak aranızda yetişmek; her iki annem öyle güzel baktınız ki bana, tüm çocukluk nazlarımı hiç incitmeden cevaplayıp, kızmadan üzmeden büyütünüz. Sen meşgul iken anneanneciğim masallar tekerlemeler, türlü türlü oyunlar ile oyaladı eğledi, sense yumuşacık tatlı sesin ile şarkılar ninniler söyleyerek uyuttun, uyandırdın, eğittin beni.

Şiirler öğrettin, okuma yazmayı senden öğrendim okula başlamadan önce. Sevmeyi, vicdanı merhameti, hakkaniyeti, var olana saygıyı, güzel söz söylemeyi, çalışmanın erdemini, vatan sevgisini, onuru,  üretmeyi, kirletmemeyi, kırıp dökmemeyi, doğayı can bilmeyi, faydalı olmanın güzelliğini hep sizden öğrendim. Emin olun ki uyguluyorum. Evladınız olmaktan kıvanç duyuyorum.

Aileni çok severdin, vatanını ve  okumayı da çok severdin, hele de Atatürk ile ilgili kitapları. Alıp alıp getirir, sana kitap dayandıramazdım…

Göğsünden Atatürk rozetleri eksik olmazdı. Sözde değil özde vatansever Atatürkçü idin, vatanın için yapmayacağın yoktu. Tıpkı dedelerim, anneannem gibi…

Anneciğim, seninle 2 dönemde aynı ev içinde birlikte yaşadık, ilk 24 yıl ve son 22 yıl. İlk 24 yıl sen benim annem idin, her işime destek verip yanımda oldun, üstün moral kaynağım, sırdaşım, arkadaşımdın… Son 22 yılda koluna girdiğim, el ele yürüdüğüm, gözümden esirgediğim evladım, sonunda ellerim ile bakıp beslediğim bebeğim oldun… Hatırlar mısın, her kes bize imrenirdi, baston kullanmayı istemediğinden yollarda evde hep el ele  aşk ile yürüdük. Ev içinde oda dışına çıktığımda özlediğini söylerdin. Koridorda karşılaştığımızda, sarılır koklardın, başını göğsüme yaslardın. Annesinin peşinden dolaşan çocuklar gibi, uslu sevgili, munis… Öyle eksik kaldım ki yokluğunda… Bilemezsin… Gözümden ayrılmayan gözlerini, sıcacık dost analığını, hatta bebekliğini çok özlüyorum…

Tek evlatlar şımarık olurmuş, ben hiç şımarmadım; evde şımarmak nedir görmedim ki öğreneyim… Evlilik yıllarımda eşime, doğumlarından öte tüm zamanda çocuklarıma gösterdiğim özenli bakım yaklaşım da senin eserin. Kurduğum güzel sofralar, o mis gibi evim, övünçle büyüttüğüm kızlarım da senden aldıklarım. Gurur duyduğum her ne var ise senden geliyor, tabi sana da anneannemden. Toplumdaki yerim, ürettiğim fayda, sevilip değer bulmam hep çocukluktaki yetişme tarzımın üzerine koyabildiklerim ile oldu. Teşekkür ediyorum canlarım.

İlerleyen yıllarında elden ayaktan düşen yaşlıların uzaklaşan evlatlara çok kızarım, öncesinde kartal iken koruyan büyüten annelerine büyüklerine artık değersizmiş gibi davranılan, hastalara, yaşlılara çok üzülürüm. Sen annene çok iyi baktın anneciğim, bende sana çok iyi baktım; yaptığım her işini hizmetini önce yüreğimden taşan sevgim, saygım, merhametim vicdanım vefa duygum ile yaptım. 

Gençliğinde sana demişler ki! “Birkaç çocuk doğur biri bakmaz ise diğeri bakar” Ne demişsin: ” Tek olsun da hayırlı olsun, başka istemem”
Ne çok şey paylaştık yaşadık birlikte acısı tatlısı ama hep dayanışma sevgi ile. Birbirimizden ayrı lokma yemedik, ayrı gayrı eğlenemedik. 

Aynı şehirde ama uzak oturduğumuz yıllarda, ben çalışıyor iken (evimizde telefon yoktu) her sabah işe erken gider kimseler gelmeden mesai öncesi seni arardım, sesini duymadan, sağlık haberini almadan işe başlayamazdım biliyorsun. 

Aynı odayı da paylaştık, yan odamda da yattın bir zamanlar, gelip gidip nefesini yokladığım yıllardı. Her sabah şükürle görürdüm gözlerini açtığını. Odana girerken gözüm üzerinde, severek uyandırırdım;  “Günaydın sevgiliye günaydınnn… Gönül aydın günaydınnn… Dalında biteviyeee biteviye… Şakıyan ben olaydııımm” diye şarkımızı söylerdim. Bebeklik yıllarında kimi zaman “Huysuz ve tatlı kadın” da olurdun benim için. 

Şarkılar söylerdik, dağarcığın genişti, şarkılar tutardık birbirimize, falımızda bu gün ne var diye… Unutmazsın biliyorum. Anne anneciğim de sana “Sarı mimozamsın sen benim” derdi, kimi zaman içlenir, ana kalbinden taşan duyguları, minneti ile iki cihanda aziz ol evladım diye dualar ederdi…

Bana da Ali Şirvan dedemin Azeri oluşundan ötürü Azeri şarkıları yakıştırırdınız…

 “Seher vakti sen tarlaya gidende… Ses yayılır dört bir yana Süreyyaaa… Elindeki gonca gülü derende… Gelmeyesen bizim ele Süreyya…”

 Anneaneciğim peşimde dolanır söyler mutlu ederdi. Ne güzel günlerdi! Bakıyorum da demek biz şarkılar ile konuşmuşuz.

Canım annem nerede yaşadı isen insanlara moral kaynağı oldun, hastane koğuşunda ameliyat sırası bekler iken kendini unutup hastalara yardım ettin, çamaşırlarını dahi yıkadın. Çocuklara, düşkünlere hep el uzattın, kimse kapından eksik geçmedi. Son 2 yıl elinin tuttuğu aklının başında olduğu zamanlar, birilerine, seni tanıyan her kese atkılar ördün yolladın ” sevgim onları sarsın, selamlarımı ilet” dedin… Bunları nasıl unuturum!

Her konuştuğuna benden  övgü ile bahsettin, “Öyle bir evlat doğurdum ki, on evlada bedel benim kızım” deyişin  ömre değer.

Anneciğim anneanneciğim yeriniz kalbimde aklımda, hücrelerimde. İkinizden de aldıklarımla verdiklerimle mutluyum kıvançlıyım. Size layık olmaya devam edeceğim. Bir süre sonra mutlaka yan yana geleceğiz. O güne kadar ruhunuz şad olsun nurlarda yatın.

Nezihe Şirvan

09.05.2021

 

4

Bu yazıyı da okuyabilirsiniz

Datça Süslü Kadınlar Turu Haber: Esmeri Alev Ekebaş

Haber

Bir cevap yazın