Atatürk’ü Gören Bilge Sağlıkçı Muhsin Civelek’i 7 Nisan’da kaybettik. Esmeri Alev Ekebaş

ATATÜRK’Ü GÖREN BİLGE SAĞLIKÇI MUHSİN CİVELEK’ İ 7 NİSAN 2021 GÜNÜ KAYBETTIK

HABER RÖPORTAJ ESMERİ A. EKEBAŞ
Fotoğraflar: Ali Rıza Erdoğan

Kısa bir süre önce röportaj yaptığım Atatürk’ ü gören gözler Muhsin Civelek tedavi gördüğü Marmaris de 7 Nisan 2021 günü vefat etti. Allah rahmet eylesin. Cennet mekanı olsun. Anısına saygıyla, yaptığım röportajı yayınlıyorum.

Datça’ da yaşayan, Arifiye Köy Enstitüsü mezunu, çalışma yaşamını sağlık memuru olarak tamamlayan 1923 doğumlu Muhsin Civelek’le özel bir röportaj yaptım. Yaşadıklarından esinlenerek anlattıkları, kitaplara sığmaz. Kurtuluş Savaşı sonrasında Atatürk devrimlerinin ışığını köylere yayacak insanlardan biriydi o.

Muhsin Civelek’in Atatürk’le ilgili görüşleri ve mezunu olduğu okulun genel felsefesi ile ilgili görüşlerini şöyle özetlemek mümkün:

-“Gazi Mustafa Kemal Atatürk öldüğü gün olan 10 Kasım 1938’de tüm Türk halkı gözyaşı döktü. Atatürk gibi bir büyük önder, bir dahi bir daha gelmez. Bize bıraktıklarına ve devrimlerine sıkı sıkı sarılıp, sahip çıkmalıyız.”

-“Köy Enstitüleri Kanunu’nun 1. Maddesi; “Buralarda öğretmen, eğitimci ve köye yarayan meslek erbabı yetiştirilir.”

-“Köy Enstitüleri’nin amacı; Büyük Önder Atatürk’ün yukarıda işaret ettiğimiz hedefleri doğrultusunda, köylüleri sağlık, ekonomi, tarım, kooperatifçilik ve hayvan bakımı alanlarında çağa yaraşır biçimde eğitmek ve ekonomik yönden güçlendirilecek konularla bilgi ve becerilerini geliştirmekti.”

 

-“Atatürk, 10 Kasım 1938’de ölümünün ardından, İsmet İnönü Cumhurbaşkanı, Celal Bayar Başbakan, mesleği öğretmenlik olan Hasan Ali Yücel de Milli Eğitim Bakanı olmuştu.”

-“Hasan Ali Yücel, kendini ulusuna adamış bir eğitimciydi ve Köy Enstitüleri’ni kurmayı kararlaştırdı. Bunun için İsmail Hakkı Tonguç ‘u İlköğretim Genel Müdürlüğü’ne getirdi. Köy Enstitüleri Kanun Taslağı, 17 Nisan 1940 tarihinde, 3803 sayılı Köy Enstitüleri Kanunu olarak T.B.M.M.’de kabul edildi.”
*
Gelelim sorulara ve yanıtlara:

ESMERİ ALEV EKEBAŞ: Muhsin Bey, kendinizden ve o yıllardaki köyünüzün sosyo-ekonomik yapısından, geçim kaynaklarından, okur yazarlık durumundan ana hatlarıyla bahseder misiniz?

Muhsin CİVELEK: Nüfus kaydında; Düzce ilçesinin Ada köyünde, 1 Haziran 1927 tarihinde doğmuş diye yazılıdır. Ama asıl doğum tarihim 1923 yılıdır. Bünyem çok zayıf ve çelimsiz olduğundan, memur olan dedem doğum tarihimi 1927 olarak yazdırmış. Babam dedeme; “Neden küçük yazdırdın?” diye kızmış. Dedem de; “Askere çelimsiz gitmesin.” diye cevap vermiş.
Köyün geçim kaynakları; tütün, buğday ve az miktarda fındıktı. Köylü, çiftçilikle uğraşıyordu. Az miktarda okuryazarlık vardı. İki kız, bir erkek kardeşim vardı. Ailemden hayatta bir tek ben kaldım. Arifiye Köy Enstitüsü’nde okudum. Yurdun çeşitli yerlerinde görev yaptım. Datça’da yaşıyorum. İki kızım var, onlarda Datça’da yaşıyor.


ESMERİ ALEV EKEBAŞ: Adaköy’de ilkokul çağlarınızda Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü görmüşsünüz. Anlatır mısınız?

Muhsin CİVELEK: Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü görüşüm şöyle oldu. Köyümüz Adaköy, İstanbul- Ankara karayolu üzerinde, Düzce’ye bağlı bir köydü. Büyük Önder Atatürk’ün, karayolu ile Ankara’dan İstanbul’a giderken Düzce’de mola verdikten sonra köyümüzden geçeceği haberini aldık. Köyde. ‘Atatürk geliyor’ dediler. Köyün ortasından Ankara İstanbul otoyolu geçiyor. Tüm köylü, kadınlarımız, erkeklerimiz, çocuklar büyük bir coşku ve sevinç içinde yola döküldük, koşarak, yol kenarına dizildik. Atatürk’ün geldiğini gören halk büyük bir heyecanla ‘Yaşa Varol!!’ diyerek, coşkuyla tezahürat yaptılar. Alkışlarla karşılanan Gazi Mustafa Kemal Atatürk çok keskin gözleri ile bizleri selamladı, çok duygulandı: ‘İyi gidiyorsunuz. Siz artık bu işleri öğrendiniz, devam edin.’ diye konuştu, bize övgü dolu sözler söyledi.

Tüm Türk halı Atatürk’e hayrandı. Atatürk bize insan olduğumuzu anımsattı ve köylüye toprak dağıttı. Çarıktan ayakkabıya geçtik. Atatürk köylümüzü aydınlatmak için çok uğraştı: ‘Köylü, milletin efendisidir.’ dedi. Atatürk avuç içini göstererek: ‘Bu avuç içi toprağı bile kimseye vermem.’ demiştir. Bugün, bu topraklar üzerinde yaşıyorsak Atatürk sayesindedir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk öldüğünde, 10 Kasım’da, tüm Türk halkı gözyaşı döktü. Atatürk gibi bir büyük önder, bir dahi bir daha gelmez. Bize bıraktıklarına ve devrimlerine sıkı sıkı sarılıp, sahip çıkmalıyız.
*
ESMERİ ALEV EKEBAŞ: Köy Enstitüsü’nde, uygulamalı olarak hangi dersleri aldınız? Arkadaşlarınızla köylerinize öğretmen veya sağlıkçı olarak döndüğünüzde bu eğitimin toplumun aydınlatılmasına geri dönüşümü nasıl gerçekleşti? Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve devrimlerinin aydınlanmasını topluma nasıl aktardınız?

Muhsin CİVELEK: Her yerde bir alev yükselmiş, kuruluş aşamasında köylüler bile büyük bir arzu ve istekle açılışlarını beklemişti. Sağlık konusunda çok ilkel uygulamalar vardı. Aileler çocuklarını okula göndermiyorlardı. Köy Enstitüleri açıldığında, herkes çocuklarını okula göndermek istedi.

Köylüler tarım uygulamalarını daha bilinçli olarak yapmaya başladılar. Büyük eğitimci devin şu sözleri bu enstitülerin ideallerine ve planlarına ne kadar da uyumaktadır; “Yurtta yalnız kurtarıcı ve lider yetiştirmek yeterli değildir. Yurttaşlar, yurdun politik, ekonomik ve kültürel gelişimine katılacak bir eğitim görmelidir.” Cumhuriyet politikalarını aynı heyecanla yürütecek, siyasi sorumlu olarak doğru bir seçimle Milli Eğitim Bakanlığı’na, 1938 yılında Hasan Ali Yücel getirilmiştir. Doğu kültürü ile yetişmiş, fakat batı kültüründe çok iyi büyük bir eğitimci, kültür devrimcisi olan Hasan Ali Yücel ile görevin uygulayıcısı Asya Kıtası’nın en büyük eğitimcisi kabul edilen İsmail Hakkı Tonguç, bu büyük kültür ve eğitim devrimini üstlenmişlerdir. Onlar; Eğitmen Kursları, Köy Enstitüleri, Halk Evleri ve Halk Odaları ile dünya klasiklerini tercüme edecek bir tercüme bürosu kurmak suretiyle, Türk toplumunun kültürünü zenginleştirecek yönde, büyük katkılarda bulunmuşlardır.17 Nisan 1940 günü Köy Enstitüleri Kanunu, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabul edilmiştir. Bu kanun gereği, ikinci Dünya Savaşı’nın doğurduğu zor koşullara karşın okuyan öğrencilerin emeği ile 1947 yılına kadar 21 Köy Enstitüsü ve bir de Hasanoğlan’da Yüksek Köy Enstitüsü kurulmuştur.
*
Köy Enstitüleri’nin amacı büyük Önder Atatürk’ün yukarıda işaret ettiğimiz hedefleri doğrultusunda köylüleri sağlık, ekonomi, tarım, kooperatifçilik ve hayvan bakımı alanlarında çağa yaraşır biçimde eğitmek ve ekonomik yönden güçlendirilecek konularla bilgi ve becerilerini geliştirmektir. Bu branşlar içinde personel yetiştirmek le de yükümlüdürler. Atamızın sözü şudur; “Köylümüzün gönenç içinde, mutlu ve sağlıklı olarak yaşaması için uygar insanlık düzeyine çıkarma amaçlarına uygun, köyü kalkındırma ve köylüyü bu suretle canlandırma ülküsü hayat bulacaktır.”


ESMERİ ALEV EKEBAŞ: Arifiye Köy Enstitülü Sağlık Memurunun Anıları kitabınızı ne zaman yayınlattınız? Kitabınızda sizi en çok etkileyen anınızı aktarabilir misiniz?

Muhsin CİVELEK: “Arifiye Köy Enstitülü Sağlık Memuru’nun Anıları” kitabım yayınlandı. İlginç bir anımı anlatayım; Sanırım 1965-1967 yıllarıydı. Okulumu çocuklarla birlikte ziyaret etmek istedim. Müdür bana dedi ki; “Hocam, nerede öğretmenlik yaptınız?”. Dedim ki; “Ben öğretmen değilim, sağlık memuruyum”. “Siz yanlış geldiniz, burası Öğretmen Okulu” dedi. Ben de; “Değil, Köy Enstitüsü. Orada öğretmen okulu yazmıyor, Köy Enstitüsü yazıyor.” dedim. “Enstitü ne demek, biliyor musunuz?” dedi. “Peki, size bir şey soracağım. Karadeniz Teknik Üniversitesi’nde sadece mühendis mi yetişiyor?” dedim. “Orada mühendis de müzisyen de yetişiyor. Orada köye Öğretmen Okulu dese, tamam haklısın, zaten kuruluş felsefesi de budur. Köy Enstitüleri Kanunu’nun 1. Maddesi; “Buralarda öğretmen, eğitimci ve köye yarayan meslek erbabı yetiştirilir.” der.
Burada; Köy Doktoru, Ziraatçı, Kooperatifçi yetişecek. Hatta sınıfta kalanları bile marangoz yapıyorlardı. Bazılarına, İnşaat Ustası diye belge verdiler.
*
ESMERİ ALEV EKEBAŞ; Sizi yaşamınız boyunca en çok kimler etkiledi? Birebir görüştüğünüz aydınlanma devrimlerine katkıda bulunan isimler, o kişilerle anekdotlar hatıralarınızda var mı?

Muhsin CİVELEK: Beni en çok etkileyen İlkokulda Celal Dikmen öğretmenimdi. Benim Köy Enstitüsüne gitmeme yardımcı olmuştu. Bir gün önüne çıkarak-“Öğretmenim okumak istiyorum
ama ailemizin olanakları kısıtlı olduğu için gidemiyorum. Bana yardım edebilir misiniz diye ricada bulundum. Celal Bey biraz düşündükten sonra; “Ben sana haber gönderirim, sen merak etme.” diyerek, bana güven, umut ve bir ışık verdi. İki ay bekledikten sonra sevindirici haber geldi. Düzce İlköğretim Memurluğu’na gidip başvurmam gerektiğini bildirdiler.
Diğer hatırladığım anılarımdan bir ikisini anlatayım;

Aşık Veysel’den bir anı; “1942 yılında bir gün, yemekhane nöbetçisiyim. Yemek yenildikten sonra nöbetçi öğrenciler, bulaşık tabaklarını, çatalları ve kaşıkları masalardan toplarlardı. Masalar silinir, süpürülür, paspas yapılır, ortalık temizlenirdi. Aşık Veysel Şatıroğlu, yanında yardımcısı Küçük Veysel ile gelirdi. Onların yemeklerini verirdik. Aşık Veysel; “Muhsin Bey oğlum, sıladan bir name geldi. Şunu bir okuyabilir misin? Dinleyelim.” dedi. “Okurum öğretmenim.” dedim. Gelen mektubu ağır ağır okudum. Dudakları mutlulukla büküldü. Sanki gözümün içine bakar gibi, yüzünü bana çevirdi; “Muhsin Bey oğlum, hazır buraya oturmuşken bu namenin bir aynını yazıverir misin?” “Seve seve öğretmenim.” dedim. İstediği nameyi yazdım. Hoşuna gitti. Bundan sonra birkaç defa daha mektup yazdık birlikte. Ruhu şad olsun.”

Yatakhane ve lojmanlara gereksinim çok olduğundan, inşaata öncelik veriliyordu. 1943 yılı Eylül sonu olması gerek, İsmet İnönü, Hasan Ali Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç’la beraber yolu üstünde bulunan enstitümüze uğradı. Bizler, konuklarımızdan habersiz, inşaat epey ilerlemiş, yatakhane duvarı örmeye çalışıyorduk.

Cumhurbaşkanımız; “Ne yapıyorsunuz?”
Öğrenci: “Cumhurbaşkanım, binanın duvarları bitti, çatısını kapatmak için çatı makası yapıyoruz.”
Cumhurbaşkanımız; “Bunu neye göre yapıyorsun?”
Öğrenci; “Mimarın yaptığı plana göre yapıyorum.”
Cumhurbaşkanımız; “Bu eğitim ne işe yarıyor?”
Öğrenci; “Bölgenin iklim koşullarına göre kar, yağmur, rüzgâr, çatıya binen yüke göre hesap edilmiş. Planı görmek ister misiniz?”

Bu arada Hasan Ali Yücel, benim ne yaptığımı sordu, anlattım.
“Bu yaptığın duvarın neresi?”

Ben de; “Şu çıkıntı, pencere ile kapının arası. Ördüğüm kısım ise pencere kenarı.”

Hasan Ali Yücel; “Bu boşluğu sen mi bırakıyorsun?”

“Hiç olur mu? Plan burada.”

Duvara dayalı plana açtım, ara mesafenin santimi bu duvar kalınlığı yerden yüksekliği tabandan tavana kadar derken, rahmetli bakanımız gruba doğru yürümeye başladı. İsmet İnönü’nün yanına gider gitmez mutlu bir yüz ifadesi ile; “Paşam, bunlar plan okumasını da öğrenmişler.” dedi. Sevgi yüklü bu söz üzerine rahmetli İnönü, aynı mutluluk ifadesi ile başını sallayarak Bakan’ı onayladı. Doğal olarak aynı mutluluğu paylaşan İsmail Hakkı Tonguç da gurur duydu. Bu gezinin enerjisine, mutlaka bir enerji kattığına hep inanmışımdır.

2

Bu yazıyı da okuyabilirsiniz

Dil, Anadil ve İnsan Ali Günay

Makale

Bir yorum var

  1. Bence arşiv olarak saklanacak bir belge. Atatürk’ü gören Kurtuluş Savaşı gazilerimiz kalmadı.Böyle değerli saygıdeğer kişiler de yavaş yavaş gidiyor ! Doğduğu 1923 tarihi önemli. Sebebi malum. Cumhuriyetin kuruldu tarihte miladi takvim olmadığından Hicri takvime göre Muhsin amca 1341 doğumluymuş. Benim jenerasyon hiç değilse Köy enstitülü öğretmenlerle tanışma fırsatı bulduk, onların yolunda hareket etmeye başladık.Ben onlardan çok şey öğrendim,öğrenmeye de devam ediyorum. Muhsin amcanın ruhu şad olsun. O çok şey vermiş bu ülkeye.
    Sizi kutlarım Sizin için de unutulmaz tarihi bir anı kalmış.

    0

Bir cevap yazın