Balıkçılar Recai Oktan

 

Tekne, aralarında yer yer boşluklar bulunan apartmanlardan yirmi beş katlı olanın en üstündeki çanak antenler kerteriz alınarak, yerini bulmuştu. Çarşaf gibi dümdüz, içine doğru meyillenmiş görünen Akdeniz’in, Arpaçbahşiş kasabası açıklarında, kıyıdan iki mil uzaklıkta, baş tarafından atılmış ve kırk kulaca inmiş çapasından desteklenerek, sallanmadan bekliyordu. Kıç tarafının iki yanında, birbirine çok yakın büyüklükte, aynı yazı stiliyle ve kırmızıyla yazılmış adı, su üstünde kalmıştı, zorlanmadan okunuyordu :Nevoş.

Sonbaharın ortalarında, rutubetli, ılık sabahın ışığı, gökyüzünden aşağı değil, denizden yukarı doğru yayılırken, teknedeki iki adam dikkatle, titizlikle ve yeterince hızla, oltayla balık avı hazırlıklarını tamamlıyordu: Tekneye uygun orta boy, teleskopik olta kamışları, fırdöndüler, misinalar, mevsim avına uygun iğneler, oltayı kırk kulaca kadar indirmeyi sağlayacak değişik ağırlıkta kurşunlar… Temizlenmiş, paketlenmiş durumda dün geceden tuzlanarak, derin dondurucuda bekletilmiş, av sırasında daima sonuç veren tavuk göğsü, karides ve midyeden hazırlanmış yemler. Sahte yem olarak, 2-3 milim uzunluğunda kesilmiş ince silikonlar. Sürü halinde gezen balıkları tekne yakınına çekmek için kokularından yararlanmak amacıyla yedeğe alınan karides ve midye kabukları.

Adamlar alışkın oldukları zamanda, denizin sakinliğinden yararlanarak, bulunduğu noktada sessiz ve kıpırtısız duran teknenin yarattığı avantajı kullanarak, haftada iki-üç kez yineledikleri işleri, düzenli ve aksatmadan yapıyorlardı.

Sabahın erken saatlerine rağmen, şort ve kolsuz fanila giymişlerdi. Böylesi küçük teknelerde giysi fazlalığı işi zorlaştırdığı, özellikle tuttuğunu bırakmayan olta iğnelerine kolay hedef olduğu için tercih edilmezdi. Daha uzun boylu ve iri yapılı olan adam, teknenin kıç tarafında, tutulan balıkların mümkün olduğunca canlı ve taze kalmasını sağlayan, bulunulan noktaya gelindiğinde hemen deniz suyuyla doldurulan livarın üstündeki sırada, yüzü arkadaşına dönük olarak oturuyordu. 40’lı yaşlarında, gür, kumral saçlı, hatları düzgün, daha ilk bakışta yakıştığı yadsınılamayan güneş yanığı yüzünde, yaptığını ciddiye alan ifade vardı. Teknenin ortasındaki ahşap sıranın üzerinde oturan diğer adam, arkadaşına göre genç, kısa boylu, zayıf ve daha az saçlıydı. Kulaklarının üzerindekiler olmasa, saçsız denebilirdi. Buna karşılık fanilasının omuz başlarından kollarına, göğsündeki boşlukta, bacağının şortundan sonraki kısımlarında ayaklarına kadar, görülen yerlerinde, simsiyah kıllara sahipti. İkisi de çıplak ayakla olmayı yeğlemişti.

Oltalar hazırlanmış, iğnelere yem takılmıştı.

“Rastgele İbrahimciğim” diyen kıç taraftaki adam, yanındaki nevale dolu çantadan su matarasını çıkarıp, yeteri kadar içti.

“Rastgele Turgut bey” dedi İbrahim. Sesinde muhatabına saygı duyarlığı vardı. Turgut, İbrahim’in her  defasında yansıttığı pozitif saygı duygusunu alır, itiraz etmeden, tadını çıkarırdı. Teknenin 9.9 beygirlik motorunu hep kendisinin kullanması, balık avı için durulacak noktayla ilgili son sözü söylemesi, hatta kıç tarafta oturması bile, teknenin sahibi olması nedeniyle ortaya çıkan ve hiç konuşulmadığı halde İbrahim tarafından da itirazsız kabullenilen, artı getirileriydi. İbrahim teknenin bakımı ve yakıtı için yapılan harcamaların yarısını karşılardı. Turgut,  İbrahim’in pozitif davranışları konusunda ayrıntıya inmez, arkadaşlıklarının bu çizgide gitmesine özen gösterirdi.

İbrahim teleskopik oltasını sonuna dek açtı, iğneye takılı yemi ve iğnelerin altındaki kurşunu kontrol ettikten sonra, olta mekanizmasındaki misinayı serbestçe boşaltmaya yarayan yarım daire biçimindeki halkayı yukarı kaldırdı, yüksek sesle,

“Almadan gelme” diyerek, oturuşuna göre sağ taraftan dümdüz, Akdeniz’in derinliklerine salmaya başladı. Turgut ta aynı hareketler ve aynı sözle oltasını saldı. Solaktı. Arkadaşıyla yüz yüze oturdukları için, misinası aynı tarafa iniyordu. Oltaların aynı yönde olması, basit ve geçerli hamleydi. Suyun dibi yemsiz kalmaz, yeme gelen balıklar oltalardaki yemlere saldırır ve balıkçıların ikisinin de şansı eşitlenirdi. Aralarında bi buçuk metre vardı. İnişi sağlayan ağır kurşunlar, misinaların birbirinden uzak kalmasını sağlıyordu. Deniz sakin olduğunda, bu aralık yetiyordu. Rüzgar ve dalga olduğunda, İbrahim baş tarafa geçer ve aralık iki buçuk hatta üç metreye çıkardı.

Önce İbrahim’in oltasının ince ucu yavaşça aşağı yukarı gitti geldi ve çok geçmeden titreme hızlandı, olta yarı belinden yay gibi eğrildi. Balık ya da balıklar oltanın ucundaydı. İbrahim yüzünde mutluluğunu açığa vuran gülümsemeyle, olta mekanizmasındaki kolu sarmaya başladı. Turgut arkadaşını izlerken, oltasına vuruşu ve misinanın gerilişini hissetti. Değiştirmeye gerek duymadığı yüz hattı ve vücut diliyle o da oltasını yukarı çekmeye başladı.

Önce İbrahim’in balığı girdi tekneye. Yarım kilo kadar görünen dülger balığı, oltanın ucunda hiç kımıldamadan, asılı duruyordu. Ardından Turgut’un oltasının ucu, iğnedeki balıkla tekneye girdi. Aynı büyüklükte, aynı cins dülger ve ikinci iğnede daha küçük bir izmarit vardı.

Av keyifli başlamıştı. Öyle de giderdi. Balıkları iğnelerden dikkatlice çıkarıp, Turgut’un oturduğu yerin altındaki livara bıraktılar. İğneler temizlendi, düzenlendi, yeni yemlerle denize salındı.

Teknedeki ilk bir saat hızlı geçerdi. Günün erken saatleri, balık sürülerinin hareket zamanıydı. Avcılar üç ya da dört iğneli oltalarına yem takar, oltayı dibe salardı. Balık tutsunlar ya da tutmasınlar her dört beş dakikada bir olta tekrar yukarı çekilir, yemler ve iğneler kontrol edilir, tekrar dibe gönderilirdi. İğnelerde yem kalmamış üstelik balık tutulmamışsa, hayıflanılır,

“Balık kurşuna değil, yeme gelir” esprisi yapılırdı.

 (2.BÖLÜM)        

Balıkçı teknesinde zaman, iklim, yaşam sürekli değişkenlik gösterir. Bu gelgitleri dikkate alan kuralcı balıkçılar, tüm olasılıkları öngörmek ve tersliklere önlem almak zorundadır. Küçük teknede iki ya da daha fazla kişiyle balığa gitmenin öncesi, sırası ve sonrası vardır. Hava Durumuyla ilgili bilgilerin, güvenilir kaynaklardan ve en az iki gün önceden alınması gerekir. Turgut ve İbrahim’in, balık avı için sıklıkla kullandıkları “Nevoş”, 4.5 metre boyunda, fiber tekneydi. Özelliği, hafif olması ve iki kişi tarafından rahat taşınabilmesiydi. Daha kumların üzerinde yatarken, çekçek ile getirilen motor, kıçtan monte edilir, cıvatalar yeterince sıkılır, bağlantı kısmındaki oynak bölümden suya girip, tekneyi hareket ettirecek pervanenin bulunduğu ucu havaya kaldırıldı. Böylelikle kumdan denize itilirken, motor zemine sürtünmezdi. Bu tip tekneler için usturmaça* kullanılmazdı.  Gereksiz ve fazlalık sayılırdı.

Turgut, hareket etmeden önce, yapılacakları sırayla, yüksek sesle gözden geçirirdi.

“Can yelekleri, tamam.”

“Çapa ve halat, baş tarafa kondu.”

“Ahşap kürekler, teknenin içine uzunlamasına yatırıldı.”

“Av için gerekli malzemeler, yemler, oltalar, güvende.”

“Av uzun sürerse, aç-susuz kalmamak için hazırlanan yenecek-içecekler, ıslanmayacak şekilde paketlenip, sintineye** yerleştirildi.

“Motorun yakıt deposu ve bağlantıları, yedek yakıtla beraber alındı.”

“Iskarmozlar***. Sağlam.”

Tekne suya girdiğinde, İbrahim teknenin sağına, Turgut soluna geçti. Tekneyi elleriyle bir süre suda kaydırdılar. Su yüksekliğini, rahat hareket edebilecekleri, zorlanmadan teknenin içine atlayabilecekleri sığlıkta tutuyorlardı. Onlar tekneye girdikten sonra, ahşap kürekleri ıskarmoza takıp, açığa doğru bir süre öylece gittiler.

Yeterli mesafe alındıktan sonra, Turgut, motorun direksiyonu olarak kullanılan sapından, pervanenin olduğu kısmı suya indirdi. Jikleyi açtı. İlk çalıştırmayı yaptıracak kısa halatı, birkaç kez ve hızla içe doğru çekti. Motor yeniydi. Zorlanmadan çalıştı. Kürekler, takıldıkları sağ ve sol ıskarmozlardan çıkarılıp, teknenin içine yeniden uzunlamasına kondu. Saptaki vitesten çalışma hızı ayarlanınca, motorun sesi de yükseldi ve ileri doğru atıldı. Baş kısımda, yüzü Turgut’a dönük oturan İbrahim sarsılınca, elleriyle teknenin iki yanına sıkıca tutundu.

Turgut, teknenin hız ayarını arttırdıkça, su içindeki pervane de hızlanarak, tekneyi adeta uçurmaya başladı. İbrahim’in oturduğu baş kısım, sudan yukarıya çıktı. İki deniz mili açılıp, yüzü sahile dönük oturan ve kerterizi dikkatle izleyen İbrahim’in yönetiminde, balığın bol olduğunu öngördükleri yere vardılar.

İlk balıkları, dülgerdi. Turgut ta artı izmarit vardı.

Deneyimleriyle, atılan ilk oltadan balık geldiğinde, avın iyi geçeceğini biliyorlardı.

-“Çalış İbrahim” diye yüksek sesle, teşvik etti Turgut.

İbrahim, avı hızlandırdı.

Bir saat içinde, çeşitli cinslerden, yeterince balık tutulmuştu. Turgut’un yönü ufka doğruydu. Balık avını bilmeyen dostlarına, sohbet muhabbet zamanlarında anlattığı görüntü için fazla beklemedi. Tüm ufuk, denize benzin dökülmüş ve deniz tutuşmuş gibi, alev rengine büründü. Suların hafif dalgalanmasıyla, alev de dalgalanıyor, ufka bütünüyle yayılıyordu. Dakikalar geçtikçe, ufka yayılan alevler, ortaya doğru yoğunlaştı ve denizin üstünde bir “alev topu” oluştu.

Güneş doğmuş ve her yanı aydınlatıp, ısıtmaya başlamıştı.

Mevsim sonbahardı ama Akdeniz’de görüntü ilkbahardan farksızdı.

Nevoş, açık denizin ortasında, ağır ve nazlı biçimde yukarı aşağı sallanırken, Turgut’la İbrahim, balıkçılık üstünden yeni konulara girdi. Oltalar, birbiriyle yarışırcasına, kırk kulaca inip çıkıyordu.

Öngörüleri doğru çıkmıştı, balık boldu!

———————————————————–

*Usturmaça: Tekne bir yere bağlanırken, zarar görmemesi için, sentetik ve yumuşak maddelerden yapılan, esnek, balona benzer malzeme.

**Sintine: Teknenin su seviyesi altında kalan, iç kısmı.

***Iskarmoz: Tekneye takılan küreklere destek olan, teknenin yan kenarlarında bulunan, 15-20 santim boyundaki dikine ağaç ya da metal çubuk.

Recai Oktan

14

Bu yazıyı da okuyabilirsiniz

Patika Yollar Haydar Uzunyayla

Öykü

Bir yorum var

  1. FEVZİYE ŞİMDİ

    Harika betimlemelerle süslenmiş çok güzel bir yazı okudum. Kaleminize, yüreğinize sağlık.

    0

Bir cevap yazın