Baloncu Baba ve Melek Balon Nurcan Yüksel Öçal

 
Balon buketinin en uzun ipine ben bağlıydım. Küçük bir melek şeklindeydim. Diğer balonlar, araba, uçak, çiçek, çeşitli hayvan görünümünde renk renk, çocukların en sevdiği şekillerde bol bol bulunurdu. Üstlerinde, en yukarıda onlara bakıyor, hangisinin hangi çocuğa verildiğini görebiliyordum. Aynı anda güneşe, yıldızlara da bakma şansım vardı benim diğer şekilli balonların aksine. Ben herhangi bir çocuğa verilmezdim, baloncu beni çocuğunun anısına elinde tutuyordu. Ara sıra beni isteyen çocuklar da oluyordu ama o, çocuğu ikna ederek hemen başka bir balon veriyordu onlara. Ben de bazen bir çocuğun elinde olmak istiyordum ama sonra baloncunun başına gelenler aklıma gelince, onunla beraber olmak, ona bir şekilde teselli olmak daha iyidir diye düşünüyordum.
 
Şimdi neden en uzun ipin ben de olduğunu ve neden benim kimseye verilmediğimi anlatayım size, havam yettiğince. Baloncu baba, ben ona öyle diyorum, benim böyle dediğimi duysa hem üzülür, hem sevinir, hem de duygusallaşırdı eminim. Çok değil, bir kaç sene önce kızı ve eşiyle birlikte huzurlu bir hayat yaşıyormuş baloncu baba. Ama bir gün kızı hastalanmış, tanısı bir türlü konulamayan. Artık neredeyse haftanın iki, üç günü hastaneye gidiyorlarmış. Zavallı kız, iyice zayıflamaya ve artık yorulmaya başlamış yaşadığı acılardan, hastaneye gidip gelmelerden. Baloncu babanın da elinde neyi var neyi yoksa bu uğurda tüketmiş, hatta işini bile yitirmiş. Hastaneye gidip gelirlerken, hastane kapısı önünde duran yaşlı baloncuya takılmış bir gün kızın gözleri, pek bir istek de bulunmayan güzel kız, o gün babasından melek şeklinde olan uçan balonu istemiş, biraz da çekinerek. Babası hemen almış tabii ve ipi balon uçmasın diye kızının bileğine bağlamış. Hastane kapısından girmişler, kızın yüzü ilk defa hastaneye girerken gülüyormuş. Ama o güzel kız, baloncu babanın kızı hastanede hayatını kaybetmiş o gece, melek şeklindeki balon da sanki hissetmiş gibi o anda patlamış.
 
Bunları nereden mi biliyorum? Anlatacağım… Kızını kaybedip, bir türlü kendini toparlayamayan babanın aklına bir şey gelmiş sonunda. Balon satmaya karar vermiş ve kızını kaybettiği hastanenin kapısında balon satan yaşlı adamın yanına gitmiş. Amca, sen yaşlanmışsın, yorulmuşsun, üzgün de görünüyorsun, görevini ben teslim almak istiyorum izninle, hasta çocuklara ben balon satayım artık demiş. Yaşlı baloncu, üzgün babanın durumunu da bildiği için hemen onaylamış bu öneriyi ve elindeki tüm balonları vermiş, aklı geride kalmadan yorgun adımlarla, yalnız başına yaşadığı evine doğru yürümeye başlamış. O günden sonra o beklemiş hastane kapısında sıcak, soğuk, yağmur, güneş demeden. Çocukları balonsuz bırakmıyormuş, hasta çocukların, üzgün anne babaların baloncu babası olmuş. Parası yetmeyenlerden para almıyormuş. Çocukların hangi balonu, hangi rengi istediklerini gözlerinden, davranışlarından anlıyormuş. Bileklerine, parmaklarına balonun iplerini o bağlıyormuş. Bir şekilde çocukları mutlu ettiği için o da teselli buluyormuş balon satmaktan.
 
İşte bütün bunları ben, yorulduğu zaman, balonları bitip yenilerini almaya gittiği zaman, yerine bakan eşinden, arkadaşına anlatırken duydum. O da çok üzgündü, kızını yitirmekten ama kocasına destek olmak için, derin acısını içine gömmüştü, ona yardım ediyordu. Baloncu babanın beni neden satmadığını ve kimseye neden vermediğini anlamıştım o zaman, elindeki renkli balonların arasından, yukarı doğru baktıkça, beni görüyordu, melek olan kızını görüyordu. Benim gülen yüzümü, melek şeklimi görünce içi huzur buluyordu, çok az da olsa. Ben de mutlu olmuştum bir insana teselli olduğum için ve bu yüzden kendime çok dikkat etmeye başladım öğrendiğim o günden sonra, eskimek, patlamak istemiyordum uzun bir süre boyunca, en azından baloncu baba, kızının acısını, olmaz ya, bir an için unutur, beni görünce teselli olur diye…  
2

Bu yazıyı da okuyabilirsiniz

Sandık Yarası – Şehriban Tuğrul (Sesli Öykü)

Sesli Öykü

Bir cevap yazın