Bandırma’ya Yolculuğum – 1. Bölüm

Odanın köşesinde kapağı açık duran valiz, tam bir haftadır içine yerleşecekleri beklemekte. O da benim gibi ilki yaşamanın şaşkınlığında sanki. Eminim dile gelse şunları sıralayacak.

“Gelip gidip içime bir şeyler atıp sonra beni unutan bu kadının telaşı nedir? Kendi işlevimin dışında kullanılmak için hazırlanan köşe aksesuarı mı oldum ne?”

Bu yolculuk, ilk etkinlikteki acemiliğin, bilinmeyenin sarmaladığı korkudan farklıydı. Artık biliyordum. Kimlerle beraber yol alacağımı, neler yaşayacağımız konusunda ipuçları mevcuttu. Bunun için şu anki heyecanım çok daha anlamlıydı. Valizimin daha neleri sıraladığından, hangi senaryoları yazdığından habersiz, “Aaa bunu unutmamam gerek! Hemen sıcağı sıcağına yerleştirmeliyim” çabalarımı düşününce valizime   hak vermemek mümkün mü ki? Zavallıcık!

Kimi zaman kızımın “Anne sen eskiden böyle değildin, Bak! Yine yol stresine girdin” söylemleri beni geçici süre durağan yapsa da işe yaramıyordu. Haklıydı. “Zaman, fazlalıkları yontan, eksikleri tamamlayan en iyi eğitmendir” tezini yazıp savunan ben, doğrusu bunu hiç düşünmemiştim. Bu tatlı heyecan yaşamımın eksik tarafıydı demek ve ben şu an bunu yaşıyordum.

Otobüsüm gece 2.30 da hareket edecekti. Hiç bu saatte yalnız başıma yolculuk yapmamıştım. Sabahın çok çok erken saatlerinde orada olmak istememiştim. Ne kadar geç binersem sabahın aydınlığıyla kendimi daha iyi hissedecektim. Yaban halim, beni bir gün terk edebilir mi, hiç fikrim yok.

Deniz, kızımın arkadaşı, benim kısa zamanda manevi kızım olmayı başaran güzel insan, o saate kadar bekleyip beni arabasıyla terminale kadar getirmişti.

“Ankara yolcuları kalmasın, Ankara yolcuları kalmasın!”

“İstanbul, Ankara-İstanbul, Ankara…”

Ofisten içeri girdiğimde yaklaşık 15 e yakın insan vardı. Birbirlerine sırt sırta gelecek şekilde ters metal oturaklara yerleşmişlerdi. Bir grup insan, duvara yerleştirilmiş olan televizyondan maç seyrediyordu. Onlara ters olan koltuklardan birine oturdum. Bütün günün heyecanı beni yormuştu. Gözlerimi kapatıp yarım saat sonra gelecek olan otobüsümü bekleyecektim. Dışarıda hava buz gibiydi. İçeri de dışarıyı aratmıyordu.

“Ankara yolcuları, Anakara yolcuları…”

Metalin soğuğunu hissetmemek için yolda okumak için aldığım gazeteleri yerleştirmiş üzerine oturmuştum. Başımı yaslayıp gözlerimi kapattım. Ayaklarımın karıncalandığını hissediyordum. Heyecanlı koşuşturma bütün gücümü tüketmişe benziyordu. Yorgundum, üşüyordum ve artık uykum gelmişti. Çok geçmeden oturduğum metal sandalyeden tıkırtılar oluşmaya başladı. Gözlerimi açmadım. Belli ki birileri yanıma yerleşmişti.

Ama o da ne? Sert bir cisim bacaklarımı itiyordu. Aniden gözlerimi açıp baktım yan tarafa. Kadının biri, sert soğuk metalin üzerine yaşı üç ya da dört gösteren çocuğunu boylu boyunca yatırmıştı. Uyku halindeki çocuk, tozlu ayakkabısıyla beni itekleyerek kendine yer açmaya çalışıyordu. Biraz yana çekilerek rahatlamasını sağladım. Kadının üzerindeki ince kumaştan şalvarı, fazla kalın olmayan triko ceketi, ayağındaki yazlık terliğin içindeki kalın çoraplı ayakları, başını kundaklayan solgun renkli örtüsü içimi üşütmüştü.

Dışarısı soğuk, oda soğuk, metal soğuk… Kadının benim üzerimde yarattığı etki derin dondurucuyu aratmamıştı. İçim titriyordu.

“Golll!”

Sessizliği paramparça eden koro halindeki uğultulu ses, soğuk zeminde yatan çocuğu, açık yerlerini kapatmaya çalışan kadını ve beni yerimizden zıplatmıştı. Çocuk uyanıp ağlamaya başlayınca, kadın onu kucağına alarak sarmalamaya başladı.

Boynumda asılı olan çantamı açarak içinden birkaç tane çikolata çıkardım. Yemeği sevmediğim halde, çocuklar için çantamda çikolata ya da şekerlemeler bulundurmak alışkanlığımdı. Buna rağmen birini açarak ağzıma götürdüm. Başımı çevirip kadına baktım, o bana bakmıyordu. İster misiniz? Diyerek elimdekileri ona doğru uzattım. Kadın kısa süren şaşkınlığın ardından elimdekileri aldı. Başımı yaslayıp tekrar gözlerimi kapadım.

“Olmaz ki canım! İnsanın başı bu kadar ağrıtılmaz ki. Bir söylenir, iki söylenir. Ankara yolcusu dedin, geldim işte! Daha ne bağırıp durur bu adam?”

Başımı sese doğru çevirip baktım. Bu yaşlı kadın ne ara yanıma gelip yerleşmişti. Üstelik bu kadar sessiz… Uyumuş olmalıyım. Yanımdaki uzun boylu, zayıf kadın sürekli söyleniyordu. Yolculara anons eden adamdan gözlerini bir saniye olsun ayırmıyordu. İyi giyimli yaşlı kadına bakakalmıştım.

“Ankara yolcusu, Ankara yolcusu kalmasın…”

“Bak! Bak hala bağırıyor. Yorulmadı gitti, çenesi kopasıca!”

Kadın aniden bana dönüyor. Göz göze gelince hafifçe gülümsüyorum ona.

“Ankara yolcuları, Ankara yolcuları kalmasın… Ünal Batık, Ünal Batık Bey, aracınız gelmiştir!”

Yaşlı kadın anons eden genci bana göstererek, şikâyetini sürdürdü.

“Geldim işte! Daha niye bağırıp durur ki bu adam? Bak! Bak hala Ankara diyor!”

Anında feryat figan…

“Ooooo, Şerefsizler!  Allah sizi kahretsin beceriksiz herifler! O gol kaçar mı be?”

Yanımdaki kadın ayağa kalkarak, bize ters oturmuş olan gruba bakmaya başladı. Gözlerim kadındaydı. Yaşlı kadının önce dudakları kıpırdadı sonra çenesi seğirmeye başladı.

“Allah, Allah, manyak mısınız be adam! Yırtınırcasına ne bağırıyorsunuz, saygısızlar!”

Bize ters olan bütün başlar yüzümüzle buluştu. Kimileri bıyık altından gülümseyerek başlarını geri çevirdiler. Kadın yeniden yanımdaki yerine yerleşmişti. İçimdeki tutsak tebessümün dışarı fırlamasından çok korkuyordum. Bir süre başka şeyler düşünmeye çalıştım. “Evet, evet, sabah indiğim zaman, Gültekin Hanım’ı aramayacağım. O kadar küçük yerde kaybolursan eğer yazık sana!” diyorum kendime.

“Sen de Ankara’ya mı gidiyorsun?”

Birden kendime geliyorum. Yaşlı kadına “Yoo hayır, benim yolculuğum Bandırmaya” diyorum. “Siz?”

“Ankara’ya”

“Teyzeciğim sordunuz mu? Aracınız kalkmak üzere olabilir”

“Yok kızım, nerde? Saat üçte kalkacak aracım. Beni Ankara’ya çağırıyor bu adam! Geldim, diyorum, sanki ona dememişim, bak bak, inadıma hala bağırıyor.”

Diğer yanımdaki kadın ayağa kalkıyor. Çocuğuna sıkı sıkı sarılarak önümüzden geçiyor. Onların otobüse binmelerini izliyorum. İçimden “nihayet” diyorum, “darısı başıma” Duvardaki saate göre10 dakika sonra benim aracımın da kalkması gerekiyor.

“Tam üç defa gittim, her defasında elim boş döndüm”

Kadına yeniden şaşkınlıkla bakıyorum.

“Anlamadım teyze nereye?”

“Maaşımı almaya… İki gün önce vermeleri gerekiyordu. İşin yoksa git, git, gel”

“Ankara’ya kimin yanına gidiyorsunuz?”

“Oğlumun. İki gündür gidip, gidip geldim, paramı vermediler. Ahlaksız bunlar ahlaksız!”

Yaşlı kadın konuştukça tuhaflaşıyordu. Kuşkulandığım için sordum.

“Biletiniz?”

“Oğlum aldı. Vermediler ki paramı, ben alayım!”

“Oğlunuz oradan alacak mı sizi?

“Bilmem artık. Gelin izin verirse gelir alır. Artık ne olacak bilmem. Paramı vermediler ki kendim gideyim. Saygısız bunlar saygısız!”

“Üzülmeyin teyzeciğim, oğlunuz mutlaka gelecektir”

“Ankara yolcuları, kalmasın, Ankara yolcuları… Ünal Batık, Ünal Batık isimli yolcu…”

Yaşlı kadın kendinden beklenmeyen hızla yerinden fırladı, bir elini kaldırarak,

“Ne var? Ne var? Sağır mıyım ben, ne bağırıyorsun be adam?”

“Ünal Batık siz misiniz?”

“Benim ne olacak?”

“Ben erkek yolcu sanıyordum teyze. Ya… Sabahtan beri bağırıyorum. Madem buradasın niye ses çıkarmıyorsun?”

“Ne demek erkek yolcu? Benim erkeğe benzer tarafım var mı sersem. Saygısız!” Yaşlı kadın hakaretlerini sürdürmeye devam ederek otobüse doğru ilerledi. Gözlerim takipteydi. Bir süre önce yanımızdan çocuğuyla birlikte giden hanımın bindiği otobüse bindirildiğini görünce, içimdeki kahkahayı dizginleyebilmem hayli güç oldu.

SÜRECEK

SUZAN KUYUMCU son yazıları (Hepsini Gör)

Bu yazıyı da okuyabilirsiniz

14. ve Son Bölüm

DİZİ/HAVACILIK ANILARI

11 Yorumlar

  1. Cengiz Bircan

    Çok güzel olmuş. Yaşananlar çok güzel ifade edilmiş. Diğer bölümleri de fırsat buldukça okuyacağım.

    0
  2. Suzan Kuyumcu

    Zamanla, sık pratik yaparak öğreniliyor Web sayfasına giriş olayı. Düzenleme olayı hayli kolaylaştırılmış. Kısa zamanda öğreneceğinizi biliyorum. Teşekkür ederim

    0
  3. Yazı Dükkanı blog sitesinde okuduğum ilk yazı. Henüz otobüsümüz kalkamadı. Dükkan’da olsa kısa kesmeye çalışırdık. Demek ki burası daha bir geniş alan…
    Blog’da yazı bulmasını henüz keşfedemedim. Bu yazı dizisinin ilk bölümünü ancak deneyerek bulabildim. 5 tan de fotoğraf konmuş. Yazıyı yayına hazırlamak zor olmalı. Sonraki bölümleri okumaya devam edeceğim. Benim de iki yıl önce Bandırma’da üç günlük bisiklet sürmüşlüğüm var. Üç bölüm olarak yazmıştım. Bir de dönüş yolculuğumu. Bir günde 263 km sürerek rekor kırmıştım. Belki de bu nedenle bu diziyi seçtim.

    2
  4. SUZAN KUYUMCU

    Mehmet İnan, teşekkür ederim

    0
  5. SUZAN KUYUMCU

    Serdar Bey sağ olun arkadaşım

    0
  6. SUZAN KUYUMCU

    Nezihe Hanım’cığım teşekkür ederim, sevgilerimle

    0
  7. Nezihe Şirvan

    Suzan hn. kutluyor devamını bekliyorum. Kaleminize sağlık.

    4
  8. Suzan kuyumcu

    Fevziye’ciğim arşivi yoklayayım dedim 🤗 şaşkınlığın beni de güldürdü. 👍

    2
  9. FEVZİYE ŞİMDİ

    Bandırma yolcusu ve içinde geçen Gültekin Hanım sözcüğünü okuyunca birden “Aaa, Suzan’dan başka biri daha mı var burada Bandırma etkinliğine katılan” dedim kendi kendime, sonra senin yazın olduğunu görünce güldüm. Devamını bekliyorum canım. Sevgimle.

    5
  10. Suzan Kuyumcu

    Teşekkür ederim

    1
  11. Harika

    4

Bir cevap yazın