Bandırma’ya Yolculuğum – 2. Bölüm

Duvardaki saat 2.30 u gösterirken otobüsüm hala görünürlerde yoktu. İstanbul trafiğinden dolayı, alışılmış durum olduğundan sabırla beklemeyi sürdürüyordum. Ayaklarımı hissetmeyecek kadar çok üşümüştüm. Sağım solum boşalmıştı fakat maç izleyenlerin küfürlü coşkusu duvarlara tokat gibi çarpıyordu. Gecenin sessizliğinde parazit yapan uğultu, yankısını rahatsız şekilde her yere yayıyordu. Otobüsüm yarım saat gecikmeli gelince, bütün olumsuzluğu burada bırakmak istercesine derince soluyup, içimdeki havayı sonuna kadar boşaltıp, aceleyle araçtaki yerimi aldım. İçeride hemen hemen herkes ya uyumuş, ya uyku halindeydi. Benim onlara katılmam o kadar gönüllüydü ki anında başımı koltuğa yaslayıp gözlerimi kapattım. Yolculuğum dört buçuk saatlik yoldu. Olasılıkla saat yedi ya da yedi otuz sıraları orada olacaktım.

Yaşlı kadının oğlu onu almaya gelir miydi ki? Tabii canım, elbette gelir… Acaba benden dolaylı yolla para mı istemişti? Keşke yanımda fazla para bulundursaydım! Birine bir şey verebilmek çok zor… Nasıl tepkiyle karşılaşacağını bilemez ki insan. Ya rencide olurda bunu yüksek sesle dillendirirse… İşte! O zaman da utancından sen ölürdün. Evet, bunlar çok hassas konular. Yaşam çok tuhaf, vermek de almak kadar incelik gerektiri….”

“Hanımefendi Bandırma’da mı ineceksiniz?”

Gözlerimi isteksizce açtım. Kadına boş boş bakıyordum.

Kimdi bu kadın, ben neredeydim? Tabii ya, Bandırma… Hay aksi ne çabuk gelinmişti!

Hostes kadına aceleyle teşekkür edip aşağıya indim. Saat altıyı çeyrek geçiyor. Valizimi alıp bir iki adım atmıştım ki, önümde valizini çekerek giden şık giyimli Bey dikkatimi çekti.

Hay Allah, ne kadar benziyor.

Hızlanarak onunla aynı hizaya geldim. Göz ucuyla baktım.

Eveet, evet tam da düşündüğüm gibi…

İlk kez gittiğiniz yabancı yerde, üstelik konaklanayacağı yere nasıl gidileceğini bilmeyen biri; aynı adrese giden tanıdık sima ile karşılaşınca ne kadar mutlu olursa; benim mutluluğum aynen böyleydi.

“Nazım bey!”

“Oo günaydın! Ya biz aynı araçla mı gelmişiz?”

Nazım Güvenç Bey, Avrupa yakasından saat bir otuzda, ben ise Anadolu’dan binmiştim. Hemen istasyondan içeri girip, metal banklardan birine oturduk. Neler yaptığımızdan, uğraşlarımızdan söz ederek uyanmaya çalışıyorduk. Nazım Güvenç’te daha önce tanık olmadığım farklılıklar vardı. Sitedeki son paylaşımları aklıma gelince, düşüncelerimi paylaşmak istedim. Düşünüp de söyleyemediğim tek bir sözcüğüm yoktur J

“Nazım Bey, çok büyük değişimler var sizde, farkında mısınız?”

“Nasıl yani?”

“Ben sizi bir önceki etkinlikte tanıdım. Mesafeli, ciddi, doğrusu biraz da asık yüzlü birisi olarak…  Şimdi değişen ne, neden böylesiniz? Son paylaşımlarınız da beni doğruluyor, sanki”

Nazım Bey, keyifle gülümsüyor.

“O ben değilim ki. Benim aslım şu an göründüğüm gibidir. O ciddi, asık suratlı, mesafeli olan Nazımhan’dır”

Hiçbir şey anlamadım, üstelemedim tabii. Belli ki içinde, birbirine tamamen zıt olan iki karaktere rol vermişti. Doğrusu zekiceydi. Aslında her insanın farklı ruh halleri istem dışı bedene yansıyordu. Bu durum sıradandı. Fakat onları ayırıp sen busun, sen de şu demek… Onlara kimlik sunmak, hele hele isimlendirmek oldukça ilgi çekici…

Etkinliğe ev sahipliği yapan Gültekin Özcan Hanım’a haber vermem gerekiyordu. Otobüsten iner inmez geldiğimi bildirmem konusunda anlaşmıştık. Onu aramamaya karar verdim. Sabahın bu kadar erken saatinde yollara düşmesi zaten beni rahatsız edecekti. Üstelik şu an yalnız da değildim. Otobüsüm İstanbul’dan geç kalkmasına rağmen, beklenen saatten erken gelmişti. Havanın biraz daha aydınlanması için sohbet ederek zaman geçiriyorduk. Çok geçmeden Gültekin aradı. Ona, gelmesine gerek olmadığını söyledim. Fakat Sevgili arkadaşım eşi Ahmet Bey’le yola çoktan çıkmış ve gelmek üzereydiler.

Ve biz on dakika sonra onlarla birlikte tekrar yollardaydık. Sanki gergin günün sonunda sadece üç saat uykuyla sersemleyen ben değildim. Ruh halim olağanüstü güzellikteydi. Yirmi dakika kadar yol aldık. Bizi karşılayan iri yarı köpeğin Ahmet Bey’le olan sevgi alışverişi, sabahın olumlu havasına gül yaprakları serpiştirmiş gibi ortamı renklendirmişti. Binadan içeri girerken apartman boşluğundaki duvarlarda ufak tablolar dikkatimi çekti. Merdiven bitimlerindeki salon çiçekleri bizi selamlar gibiydi. Her şey o kadar güzeldi ki. Bu binada ressam vardı evet, doğa sevdalısı vardı evet, bu binada hayvan sever de vardı evet… Heykeltıraş… Bir o eksikti sanki. Onun boşluğu hissedilir şekildeydi. Fakat ben hayallerimle köşelere heykelcikler yerleştirmeyi ihmal etmemiştim.

Valizlerimizi kapı önünde bırakarak, biz hanımlar hemen mutfağa geçtik. Her zaman bu kadar girişken olamayan ben, kendi evimdeydim sanki. Masamızda boşalan çay bardaklarını doldurma girişimim bile evimin doğal haliydi… O kadar ki, ev sahibi hanımın “Aaa demlikle mi geldin” diyen ufacık nidası, beni kendime getirmişti. Misafir olan ben, ev sahibini diğer misafirine karşı utandırmıştım. Sevgili Gültekin boş bardakları ocağın başına kadar taşıyıp orada doldururken; bir sonrasını ben halledeyim dedim, olanlar olmuştu.

Utanılması gereken onca şeyler yaşanırken; evinin dağınık olması, kıyafetin düzgün olmaması, saçının dağınık olması, yemek masasının dört dörtlük olmaması, (Bunlara bir yenisi daha eklendi) Demliği masaya getirmek gibi eksiklikler utanmanın içeriğine girmemeli tezini savunan ben, yanılıyor olabilir miydim? Biz hanımların ödün vermediği konu vardı ki, Türk toplumunun doğusundan, batıya- kuzeyinden güneye misafirperverlik konusundaki duyarlılığı…  Sevgili Gültekin Hanım’a hak vermemek mümkün müydü?

Kahvaltımız neşe içinde geçiyordu. Ahmet Bey’in nefis peynirinden tatmıştık. Özel bir peynirdi. Tadını damakta bırakacak kadar özel… Ahmet Bey’in bende bıraktığı izlere salondaki kocaman tabloların güzelliği de eklenince saygıyla, hayranlık birbiriyle iç içeydi. Tablolar nefisti. Salonun her köşesine, sanatın buram buran kokan mistik havası sinmişti. Bina girişinde eksik olan heykelciklerle burada buluşmuş, duvar köşelerinde uçuyor şekliyle yerleştirilen anaç kuşlar hayranlığımı arttırmıştı.

Masayı toplarken sevgili arkadaşımın huzursuzluğu dikkatimi çekti. Otele geç kaldığımızı düşündüğü için üzülüyordu.

“Ev sahibiyim ben, misafirlerimi karşılamalıydım” söylemleri, onu sakinleştirme isteğimi güçlendirdi.

“Evet, ev sahibisiniz fakat otelle yan yana, ya da karşı karşıya komşu değilsiniz ki…”

Sorumluluk duygusu,  hassas, ince yürekle buluşunca sözler kar etmiyor. Tekrar yola koyulmuş olmamız onun rahatlamasını sağlayan tek eylemdi.

Arabamız Eken oteline doğru yol alırken Bandırma’yı hayranlıkla seyrediyordum. Şirin bir kentti. Bandırma doğumlu Salah BİRSEL, Bedii Faik ve Orhan İslimyeli’ni düşünüyordum. Ne mutlu onlara. Yıllar sonra bile adlarına düzenlenen etkinlikler anılıyor; şiirleriyle, sözleriyle, fikirleriyle yüreklere iz bırakıyorlardı. İnsanlar anıldığı sürece ölmezlerdi. Ne zaman ki belleklerden silinir işte o zaman yok olurlardı. Onlar günümüz yazarlarından, şairlerinden daha mı şanslıydılar acaba? Az olan her şeyin kıymeti çok olur varsayımı yanlı karşıt ne çok düşünceyi kendine çekiyordu…

Eken Oteline gelmiştik. İçlerinde tanımadığım simalar vardı. Sevgili Emine Pişiren’in her zamanki sıcacık gülümsemesi içimizi ısıtmıştı.  Ökkeş hocam her zaman olduğu gibi yine muzip gözlerle bizleri izliyordu. Jale Demir Hanım da sessizliğiyle biraz uzaktı. Uzun yollardan gelen arkadaşların bir kısmı, yorgunluğunu gidermek amaçlı gelir gelmez odalarına çekilmişler.

Ortalıkta dilden dile Alev Çukurkavaklı hakkında heyecanlı söylemler dolaşıyordu.  Onun gazeteciliğinden, usta kaleminden siyasi görüşünden bahsediliyordu. Benim dışımda herkesin tanıdığı bir isim… Kimdi bu adam? Çevremdekiler onun hakkında her şeyi biliyordu. Kızıyordum kendime.  Ne kadar ilgisizdim böyle… Hem ünlü birinin aramızda ne işi vardı canım? Soğuk, mesafeli… Ben sizden ayrıyım diye bangır bangır bağıran havaları filan…

SÜRECEK

SUZAN KUYUMCU son yazıları (Hepsini Gör)

Bu yazıyı da okuyabilirsiniz

14. ve Son Bölüm

DİZİ/HAVACILIK ANILARI

4 Yorumlar

  1. Suzan Kuyumcu

    Teşekkür ederim Nezihe Şirvan, sevgili arkadaşım

    0
  2. Nezihe Şirvan

    Takibinizdeyim Suzan hn.Yazılarınız çok keyifli. Sevgiler.

    1
  3. Suzan kuyumcu

    Teşekkür ederim değerli arkadaşım, Bandırma etkinliğinden esintilerdi. Arşivimden bulup çıkarmış oldum 🤗

    1
  4. Devam ediyor Bandırma Yolcusunun yolculuğu ve merakla bekliyoruz sonunu. Kaleminiz güçlü olsun kalemdaşım.

    3

Bir cevap yazın