Bilgi Nasıl Oluşur? Nurettin Şenol

Bilgi nasıl kazanılır? Felsefenin temel konularından biridir bu… Üzerinde çok düşünülmüş, tartışılmıştır.

Antik Yunan felsefesinde DEMOKRİTOS’un açtığı özdekçi (maddeci) yolla PLATON’un açtığı düşünceci yolda geliştirilen bu sorun, ancak bilimsel olarak YANSI KURAMIYLA açıklanmıştır.

Metafizik özdekçilik, bilgilenme sürecinde duyumun görevini (rolünü) yadsımış, bu nedenle duyumla düşünce arasındaki eytişimsel (diyalektik) bağlantıyı bulamamıştır. Platon’un düşünceci (idealist) ve bilimdışı varsayımı da Ortaçağ kilisesi ile uyumlu skolastiğinde özellikle GERÇEKÇİLER, Yeniçağda DESCARTES ve LEİBNİZ gibi USÇULARLA aynı düşünceci ve bilimdışı bir doğrultuda geliştirilmiştir.

Bunlar da bilgiyi tümüyle düşüncenin ürünü sayarak bilgilenme sürecinde düşüncenin görevini saltıklaştırmışlar (kendibaşınalık, bağımsızlık), duyumun görevini yadsımışlardır.

İki görüşün de yanılgısı aynı nedene dayanır, bu neden de EYTİŞİMSEL BİLGİDEN yoksun bulunmaktır. Bu yanılgılı özdekçi ve düşünceci bilgi kuramları YANSI KURAMIYLA aşılmıştır.

Yansıma ve yansıtma özdekçiliğin bir özelliğidir. Her özdek, karşılıklı etkileşiminde, başka bir özdekte yansır ve başka bir özdeği yansıtır.

Yansı, yansıtılan özdeğin etkilenen özdekte iç değişime uğratılarak yeniden üretilmesi direksiyon.

BİLGİ, nesnel gerçekliğin insan beyninde yansımasıdır. Bu yansıma iki basamaklıdır:

1) Nesnel gerçekliğin algılandığı DUYUM basamağı,

        2) Nesnel gerçekliğin dönüşüme uğratılıp, yeniden üretildiği DÜŞÜNCE basamağı.

BİLGİ, bu iki basamaktan geçmekle bilgi olur.  Bilginin kaynağı toplumsal pratik/uygulama olduğu gibi, amacı da toplumsal uygulama ve doğru olup olmadığının ÖLÇÜTÜ de toplumsal pratiktir.

Demek ki bilgi, toplumsal pratikten/uygulamadan koparılarak çözümlenemez ve insan usuna gökten zembille inmez. Toplumsal pratikten yansıyan bilgi, nesnel gerçekliği dönüşüme uğratma ve doğayı insan gereksinimlerine uydurma amacıyla gene toplumsal pratikte kullanılır.

Marie ve Pierre Curie

Bilme, us’un tanımakta olduğu nesnel gerçekliğe her adımda biraz daha yaklaşımıdır; bilgisizlikten bilgiye, eksik ve yetersiz bilgiden daha TAM ve daha YETERLİ bilgiye doğru sonsuzca ilerleyen SÜREÇTİR.

Bilgilenme süreci hep nesnel gerçekliğin duyu örgenleri (organları) aracılığıyla algılanmasıyla başlar (Birinci basamak).

Duyumlar olmadan nesnel gerçeklik üstüne hiçbir şey öğrenilemez.  Duyu örgenleri, insanın dış dünyaya açılan kapılarıdır; bilgi bu kapılardan içeri girer. Ne var ki bu yetersiz bir bilgidir. Örneğin duyularımızla elektrik ışığını görebiliriz, ama elektriğin ne olduğunu anlayamayız.

Duyumsal bilgi, nesnel gerçekliğin iç yapısını ve evrim yasalarını bildirmez. Bu nedenle, duyumsal bilginin tamamlanabilmesi için, duyularımızla algıladıklarımız ve gereçlerin us’umuzda değişime uğratılması gerekir (İkinci basamak).

*- Duyumlarımızla algıladığımız gereçler, us’umuzda KAVRAMLAŞIR. Kavramlar ussal bilgilenmenin temel biçimidir.

*- Usumuz, duyularımızın getirdiği gereçleri ayıklar, eşdeyişle soyutlar, çözümleme ve birleştirme (sentez) işlemlerinden geçirerek kavramlar kurar.

*- Belirlenmiş kavramlar yargıları, yargılar da uslamlamaları oluşturur.

*- Kavramların, yargıların, uslamlamaların birliğinden bilginin en yüksek biçimleri olan varsayımlar ve kuramlar oluşur.

*- Varsayımların ve kuramların doğru olup olmadıkları, deneylerle, toplumsal pratiklerle denetlenir ve DOĞRULANIR.

Bilgilenme süreci böylelikle, en ilkel duyumlardan en gelişmiş kuramlara uzanır. Bu süreç tarihsel ve toplumsal bir süreçtir.

“Gözlemden soyut düşünceye ve oradan da pratiğe; işte nesnel gerçekliği bilmenin EYTİŞİMSEL yolu budur.”

Bu süreçte özdeksel olan, düşünsel olana dönüşür; ama düşünsel olan da özdeksel olanla denetlenir ve doğrulanır, özdeksel olana uygulanır…

İnsanlar, algılarken de düşünürler; eşdeyişle algıladıkları nesneyi anlayarak algılarlar. Kabaca örneklersek diyebiliriz ki ellerle beyin birlikte çalışır. Duyumsal bilginin olanakları sınırlıdır. Örneğin ışığın saniyede üç yüz bin kilometrelik bir hızla yol aldığını algılayamayız. Ancak bu bilgiyi birçok duyumsal deneyler sonucunda düşünce basamağında elde ederiz ve onu kuramsal hesaplarla ortaya koyarak pratikle denetler, doğrularız. Böylelikle somuttan soyuta yükselen bilgi, gerçekten uzaklaşmaz, tersine gerçeğe daha da yaklaşır.

Düşüncenin gücü, duyumsal algıların sınırlarını aşabilmesindedir. Düşünsel bilgi, bu yüzden, göreli bir bağımsızlık taşır. Daha açık bir söylemle düşünsel bilgi, doğrudan doğruya değil, dolaylı olarak nesnel gerçekliğe bağlıdır.

Düşünce, nesnel gerçekliği yansıtırken hep nesnel gerçeklikten kopmak ve birtakım kuruntular da düşlemek tehlikesiyle karşı karşıyadır. Bu yanılgılar, düşünce ürünleri uygulamaya (pratiğe) vurularak ve denenerek ÖNLENİR.  

Bilim, düşüncenin sürekli olarak uygulamayla (pratikle) etkileşimi yoluyla gelişmiştir.

Gerçek bilim, kesinlikle kuramsal düşüncenin pratiğe (nesnel gerçekliğe) vurulmasıyla ilerler.

12 Haziran 2019

Nurettin ŞENOL

KAYNAK: Düşünce Tarihi (Orhan Hançerlioğlu)

NURETTİN ŞENOL
NURETTİN ŞENOL son yazıları (Hepsini Gör)
7

Bu yazıyı da okuyabilirsiniz

Datça Süslü Kadınlar Turu Haber: Esmeri Alev Ekebaş

Haber

Bir yorum var

  1. Bilgilendirici emeğinizi kutluyorum. Teşekkürler

    0

Bir cevap yazın