Bir Emekçinin Bir Günü Nurcan Yüksel Öçal

Sabah oldu, artık kalkmalıyım.

Gerçi sabah olduğu hiç anlaşılmıyor ki, her yer karanlık. Bu saatleri niye Avrupa saatine göre düzenlemezler ki, benimle birlikte okul çocuklarına, velilere de yazık. Kış saatlerine uyulsaydı ne güzel olurdu. Neyse Allah’tan erken yatmayı huy edinmişim, yoksa daha kargalar şeyini etmeden nasıl kalkardım? Geçen akşam biraz haberleri izleyeyim de öyle yatayım demiştim, ne kötü etmişim. Hem haberler beni kızdırdı, hem uykusuz kaldım, hem de adaletin nerelerde olduğunu gördüm, sabah kalkamamak da çabası. Bundan sonra haber maber izlemem, çoğu yalan, çoğu üzücü, çoğu benim bile aklımın alamayacağı olaylar, benim derdim zaten bana yetiyor. Ama seçim zamanı ne yapacağımı biliyorum. Ben ve benim gibiler bu zamana kadar nasıl da aldatılmışız, hiç farkına varamadık.

Yavaşça kalkayım yataktan, geçen sabah biraz hızlı kalkmıştım, bizim ki nasıl da hopladıydı. Yazık ona da bütün gün hem evde hem dışarıda canı çıkıyor temizlik yapmaktan, beş on dakika daha uyusun bari. Çay olana kadar ekmek arası azcık peynir ekmek yiyeyim de, midem feryat etmesin. Bu mide bana ileri yıllarda sorun çıkaracak sanırım, hiç açlığa dayanamıyorum. Memleketten gelen turşular, peynirler de dokunuyor, o kadar sevdiğim yiyeceklerin artık tadına bile bakamıyorum. İyice yaşlandım artık, midem benden önce yaşlandı. Şu beş seneyi de atlatabilsem de emekli olabilsem, Allah’tan yaşa takılmıyorum. Olur ya, ölmez emekli olabilirsem belki köyüme bile dönebilirim, benim İbramdan neyim eksik? Gerçi o çocuklarını everdi, benimkiler daha ne olacaklar belli değil.

Büyük oğlan askerden sonra orduda kalmayı yeğledi, anasına belli etmemeye çalışıyorum ama ben çok korkuyorum ya başına bir şey gelirse. Arada bir arkadaşlarının durumlarını telefonda anlatıyor, üzülüyoruz. Geçenlerde bir arkadaşının evine gittiler sözde büyüklerimiz, bayrak asılmış çocukcağızın evinin görüntüsü bizimkinden bile kötüydü. Ortanca oğlan, sanki okuyor gibi, bilgisayar mühendisi olacağım diyor. Benden oldukça pahalı bir bilgisayar istiyor, geleceğim için bu gerekli baba diyor. Bakalım nasıl alacağım? İbram Efendiden borç istesem hayatta vermez, kuyruk acısı var adamda, verir mi hiç? Okusun da, okusa ne olacak? İş bulma sorunu var, aldığı bursu ödeyememe sorunu var. Bir sürü üniversite mezunu genç iş bulamıyor. Bulsalar bile kendi işlerini değil, zorla buldukları başka işleri yapıyorlar, yazık değil mi bu gençlere? Geçenlerde iki kişi konuşurlarken duymuştum kahvenin önünü süpürürken, ne kadar çok sigara içiyorlar, her yere izmarit doldurmuşlar. Bir çok yere üniversite açılmış ama ne araç ne doğru dürüst eğitici varmış. Sözde çocuklar üniversite mezunu olacaklar ama hiç bir şey bilmeden. Kıza gelince, o hepten zehir gibi, abilerini geçecek gibi görünüyor. Elinden kitap düşmüyor, bir bakıyorum ders kitabı, bir bakıyorum roman okuyor, kitaba para yetiştiremeyince bir kütüphaneye üye olmuş, oradan bulabildiği istediği kitapları alıyor. Kitap kurdu kızım benim, geleceğin aydınlık olur umarım. İstediği yere kadar, elimden geldiğince okutacağım. İbramın, daha kız on yaşındayken kızını daha okutma ona ev işlerini öğretin, bir kaç sene sonra da oğluma alayım demesi beni hiç ırgalamadı, hatta kızdırdı bile. Oğlan dediği otuz beşine gelmiş, benim daha ağzı süt kokan kızımı istiyor, utanmaz, az daha elimde kalacaktı. Hanıma hiç söylemedim, biliyordum ki evlerini başlarına yıkardı. Benim çocuklar kendi ayakları üzerinde durmalı, kız olsun erkek olsun. Onlar hele bir istedikleri yerlere ulaşsınlar, ben de avradımı alıp köye yerleşeceğim. Baba ocağını tüttüreceğim.

Havalar iyice soğumaya başladı, artık sokakta çalışmam daha da zor olacak. Yerlere atılan çöplerin dışında, yapraklar da dökülmeye başladı, bakalım nasıl baş edeceğim? Düşen yaprakları çöpe atmak hiç işime gelmiyor doğrusu. Onları artık iyice azalmakta olan ağaçların dibine dağılmayacak bir şekilde koysak gübre olurlardı, bir çeşit geri dönüşüm yani. Sabah sokaklar fazla kalabalık olmadan kaldırım kenarlarındaki çöpleri temizlemem gerek. Rüzgardan uçanlar bir şey değil de, çöp kamyonu geçtikten sonra ağaç diplerine konulan çöp poşetlerine sinir oluyorum. Onları da sonradan bizim toplamamız gerekiyor ama bize verilen el arabaları, bu çöplerin hepsini almıyor. Haydi işin ortasında çöp konteynerine arabayı boşalt, sonra kaldığın yerden süpürmeye devam et. Ne olurdu insanlar biraz duyarlı olsalar, çöp poşetlerini, çöp kamyonuna yetiştirseler ya da yeniden çöpün alınmasına 23 saat kala çöpleri kaldırımlara, ağaç diplerine koymasalar.

Anlayışlı insanlara denk gelirsem işimi severek yapıyorum. Bir bakıyorum birisinin elinde atılacak peçete veya su şişesi sağa solda bakınarak çöplerini atacak çöp kovaları arıyorlar. Onları öyle görünce, buraya koyabilİrsiniz diyerek, kendi çöp kovamı gösteriyorum, teşekkürlerini de kabul ederek. Beni de insan yerine koyduklarını anlıyorum. Başka tarafta, ben mıntıka temizliği yaparken, arabasının tüm çöplerini, izmaritlerini hemen yakınıma döken sözde insanlara da içimden gelen sözleri yine içimden söylüyorum. Ne hikmetse, arabalarından rahatsız edici müzikleri dışarıdan duyulacak şekilde bas bas bağırtan da onlar. Beni sinirlendiren bir şey de sağa sola konulan cam şişelerini çocukların bulup, sokak ortalarında kırmaları, bunun ne kadar tehlikeli olduğunu onlara bir türlü anlatamadım, sözde oyun oynuyorlar. Bir de her yere konulan, bayat diye atılan ekmek poşetleri, ekmekler yok mu, beni çileden çıkartıyor. Sözde bunları gören kedi, köpek, kuş yiyecek, yemiyorlar işte. Basılmış ekmekleri kazıyarak temizliyorum kaldırımlardan, içimden nimeti böyle ziyan edenlere isyan ederek. Bizim kaşık düşmanı, bir parça ekmeği bile ziyan etmez, köftelik ayırır, kızartır, çorbaya koyar, yoksa nasıl geçiniriz. Hem günah hem keseye zarar.

Yok bu şehirde yaşanmaz. Her türlü insan, birbirine bakmadan ya da birbirine nefretle bakarak yaşamaya çalışıyorlar, aslında sadece nefes alıyorlar o da zehirli. Son zamanlarda konuştuğunu anlamadığım, üstleri başları değişik bir sürü değişik insan temizlediğim yollardan gelip geçiyor, ne yaptıkları, nereye gittikleri hiç belli değil. Artık hiç bir yüzü tanıyamıyorum. Bir an önce benim, bu şehirden sevgili eşimle kaçmam gerek, yoksa midem ve ben daha fazla dayanamayacağız.

NURCAN YÜKSEL ÖÇAL
16.12.2022

Yazarımızın BİR KURU NEFES yazısını okumak için tıklayınız.

Nurcan Yüksel Öçal
5

Bu yazıyı da okuyabilirsiniz

Çocukluk Çağımız Daha Güzeldi Sadi Geyik

Anı

Bir cevap yazın