Bölmekaya Selda Kıyak Atlamaz

1997’nin bir Temmuz ayında havanın, suyun, toprağın en sıcak olduğu bir zamanda, soğuk kanlı hayvanların mutlulukla hareket ettiği bir dönemde geçti hikayem.

27 Temmuz 1997 yılında Denizli’nin Buldan ilçesine bağlı Bölmekaya bir diğer adı Eldirek denilen kendi küçücük bana kattığı heyecan da bir o kadar büyük olan o güzelim köy.

İki kayayı bölüp arasından sıcak su kaynağı çıkıyor olmasından dolayı ismine Bölmekaya denilmiştir ve insanları, havası gibi çeşmelerden akan suları bile sıcacıktı. Yaz-Kış sıcak akan suyunda yazın banyo yapmak için bile suyu ısıtmaya gerek olmazdı. Her gülün bir dikeni olduğu gibi, köyümde sıcak akan su kışın çok güzel gelirken yazın o sıcakta serinlemek için suyu kullanamıyorduk ve çeşmeden akan suyu içemiyorduk.

Ebe olarak atanıp köyüme ilk geldiğim gün tamda hayalimdeki bir köye atanmış olmanın mutluluğunu yaşıyordum.

Dağın eteğinde yemyeşil bir köy, caminin bahçesinde küçücük bir sağlık evi ve önünden akan sıcak su arığı. Köy ebesi olarak kalacağım ve çalışacağım ev aynı yerdeydi. 24 saat mesaisi olan ve hiçbir resmi tatile sahip olmayan nadir bir meslektir köy ebeliği. Evimin bulunduğu köyün ilerisinde bir köy daha vardı, Doğanköy isimli bu köyle beraber bu iki güzel köy halkının; Sağlık taramaları, gebe- bebek izlemleri, koruyucu sağlık hizmetlerinin yanında acil durumlarda doğum ve ilk yardım olayları hepsi o ebeye aitti ve bu durum beni çok heyecanlandırıyordu.

Bölmekaya   Selda Kıyak Atlamaz
Bölmekaya Köyü

Köye atanıp geldiğim gün muhtarımız beni köy halkı ile tanıştırırken bir bayandan aldığım tepki köy halkının üzerinde ne kadar güven verici bir halimin olduğunu şu şekilde göstermişti. Muhtarımız,” Bayanlar sizi yeni ebemiz ile tanıştırayım.” Dediği an, bahçe de oturan o sevimli bayanın verdiği ani tepki, “ Ne ebe mi?” diye soruverdi. Tabi insan ebesini görünce şaşırıyor biraz fakat bu bayan niye bu kadar şaşırmıştı anlayamamıştım. Hoş çok geç olmadı şaşkınlığımın sebebini cümlesinin devamında öğrendim. “Bu küçücük böcek mi ebe? Aha da ben buna doğum yaptırmam. Bunun kendi çocuk. Çocuk, çocuk mu doğurtturur muş?…” diye soruları arka arkaya soruverdi.

Oysa benim memleketimin birçok yerinde, çocuk çocuk doğuruyordu…

Bir çocuğun anne olmak gibi bir sorumluluğu yüklenmesi insanlara garip gelmiyordu da çocuk doğurtturması garip geliyordu… Tabi o da haklıydı. En bir değerlisi, kıymetlisi bebeğini, yeni atanmış küçük birine teslim etmek biraz kaygı uyandırıyordu. Oysa bilmiyordu ki biz sağlık meslek lisesi mezunları en az 30 doğumu tek başımıza yaptırmadan okuldan mezun olmuyorduk ve bize verilen eğitimler her zaman köyde yalnız kalan bir sağlıkçının yapacağı eğitimleri içeriyordu.

Köyümüzde devleti temsil eden iki memurduk biri caminin imamı diğeri de ben köyümüzün ebesi…

Evim bahçesinde camisi olan çok nadir bir yapıydı. Camide verilen hutbeleri, konuşmaları, namaz sırasında toplu secdeye gidilişleri, hocanın namaz sonu yaptığı duaları ve birçok sesi duyuyordum.

Evimin alt katında köy halkının ambar deposu vardı. O depoya girmeye çalışan fakat bunu başaramayan köyün fareleri bir müddet bende misafirlik yapardı, bu konuda çok da iyi ev sahiplik yaptığımı söyleyemeyeceğim, onlara envai çeşit tuzaklar kurmakta üzerime yoktu.

Köye gelen ebelerin gönüllü asistanlığını, sekreterliğini, anneliğini, can yoldaşlığını yapan bir ninesi vardı, Fadime ninemiz. Tabi ki birlikte birçok insana sağlık ve şifa dağıtmaya çıktığımız gibi farelerin de korkulu rüyası olmuştuk.

Köyümde işime başladığım ilk gün kalkar kalkmaz beyaz formalarımı giymiş heyecanla evimin sağlık hizmeti vereceğim küçük alanını düzenliyordum. O sırada çok ileride acı ile bağıran birinin sesini duydum. Aman Allah’ım o sesi duyduğum an kalbimin atışı, elimin titremesi, başımın dönmesi, sırtımdan terlerin boşalması aynı ana denk geldi. Kafamda milyonlarca soru vardı, acaba o bağıran kişiye ne olmuştu? Şimdi ben onun için ne yapabilirdim? Hâli  ile acı çeken adam köy yerinde devletin tek sağlıkçısı olan sağlık evine gelmeyecekti de nereye gelecekti? Milyonlarca soru kafamda dolaşırken ses git gide bana doğru yaklaşmıştı, dedikleri biraz daha anlaşılır olmaya başlamıştı, “ Yetişin dostlar kuyruklu soktu, çok acıyor, koptu sanki parmağım, yetişin dayanamıyorum” diye bağırıyordu. Allahtan bağırıyordu en azından gelen acil vakanın ne olduğunu öğrenmiştim. “Bir akrep sokması oh çok şükür ona müdahale edebilirim” dedim ve hemen buzluğumdan buzu çıkardığım gibi kapının önüne çıktım heyecanla bağıran kişiyi beklemeye başladım. Artık sesi ile beraber kendisi de görüş alanıma girmişti. Parmağını sıkıca tutan kişi, “Yetiş yetiş emi, yardım et bana aha da bana senden başka kimse yardım edemez, dindir hele şu acımı” diyerek bana doğru geliyordu.”

Bölmekaya   Selda Kıyak Atlamaz

E tabi köyün sağlıkçısı bendim ilk müdahaleyi kim yapabilirdi ki benden başka” diye kendi kendime sorduğum sorunun cevabını çok erken aldım. Beyaz formaları ile sağlık evinin önünde elinde ki buzla beraber hastasını bekleyen ben ve parmağını tutarak gelen acılar içinde kıvranan hasta yanımdan öylece geçip gitti. Arkamda duran imama, “ Hocam ne yaparsan sen yaparsın, gözünü sevdiğim şu parmağımı hele bir okuyuver de geçsin dedi.” Ben elimde ki buzla beraber bütünleşip donup kalmıştım, hiç ses çıkarmadan evime girdim. Evimin penceresinden imam ve hastayı görebiliyordum. Hasta parmağını uzatmış acı içinde kıvranıyor, köyümüzün imamı o parmağa çeşitli dualar okuyordu. Onunla birlikte bende kendisine şifa dileklerimde bulundum…

Kızdım mı?.. Hayır. Çünkü ilim ve din kavramları henüz tam kafalarda oturmamıştı ve ben halkın gözünde böcecik, küçücük biriydim.

Bir süre sonra parmağına akrep sokan kişi kapımı çaldı. Çok şaşırmıştım, “ Geçmiş olsun, buyurun.”  Dedim. Bana,” Ah kızım parmağıma kuyruklu soktu, imama gittim, okuttum geçmedi. İmam, ebe hanıma git gerekeni yapsın dedi. Sana geldim ebe hanım, gözünü seveyim hele yardım et” dedi. Gülümsedim ve acısını dindirmek için gerekeni yaptım.

İşte bu yüzden kızmamıştım. Alışkanlıklar vardı ve alışkanlıklar değişmek için; Sabıra, çabaya ve sevgiye muhtaçtı…

Selda Kıyak ATLAMAZ

Selda Kıyak Atlamaz
Selda Kıyak Atlamaz son yazıları (Hepsini Gör)
1

Bu yazıyı da okuyabilirsiniz

Denizli   Nurettin Şenol

Denizlili Yazarlarımız Özel Dosyası

DENİZLİLİ YAZARLARIMIZIN YAZILARINDAN HAZIRLADIĞIMIZ ÖZEL DOSYAMIZ ÇOK YAKINDA GELİYOR! Hakkında Son Yazılar Selda Kıyak Atlamaz1977 …

Bir cevap yazın