Bunun Bir Numara Büyüğü Var mı? Nurcan Yüksel Öçal

Yaşar’la Ömer Usta bir kaç yıl beraber çalıştılar. Ömer Usta’nın ani ölümü ve dükkanının satılması yüzünden Yaşar işsiz kalmıştı. Bağını koparmadığı Necdet Usta ile kafa kafaya verip ne yapması gerektiğini düşündüler. Uzun süredir ustanın oğluyla birlikte ders çalışıp, dışarıdan ortaokul bitirme sınavlarına hazırlanıyordu. Rahat ders çalışıp, sınavlara sorunsuz girebileceği bir iş bulmalıydı. Senelerdir ailece köye dönme planları hep ileriye atılmıştı. Kazandıkları para ancak günü kurtarıyordu. Bir türlü köye dönüş gerçekleşemiyordu. Bu yüzden okuma işini daha ciddiye almalıydı. Sonunda yine Necdet Usta’nın yardımıyla bir ayakkabı mağazasında iş buldu, bu sefer ayakkabı satacaktı. Necdet Usta, şu an lisede okuyan oğlunu yaz dinlenmelerinde buraya, okul gereksinimlerini çıkarmak için veriyormuş meğer. Yaşar’ın şansı hep ayakkabıdan gidecekti anlaşılan.

Yaşar, işe başlamadan bir milyoncu dükkanına girdi; aradığını buldu, beni. Ben kim miyim? Ayakkabı çekeceği, yani çok bilindik adıyla kerata. Parlak siyah renkte, bir karış boyunda, Yaşar’ın işinde yeni yardımcı arkadaşı. Eski ustasından aldığı görgüyü unutmamış; işine önem verdiğinden, değerini bileceği beni almıştı. O akşam, tuttuğu günlüğe beni de ekledi. Yaşar geçmişte yazdıklarını bir kez daha okurken, ben de Yaşar’ı tanımış ve ona değer vermiştim doğrusu.

Ertesi gün, ilk iş günümüzdü ikimizin de. Annesi bizi güler yüzle uğurlamıştı, tıpkı kızlarını ve eşini işlerine uğurladığı gibi. Artık annesi çalışmıyor, evde gerekli işleri yapıyordu. Yorgunluğa gelemeyecek kadar yorulmuştu bedeni. Yaşar iş arkadaşlarıyla tanıştı ve hemen işe koyuldu. Eski alışkanlığıydı hiç boş duramıyordu. Ayakkabı koridorları arasında dolaştı, çocuk ayakkabıları, kadın erkek ayakkabıları, spor ayakkabıları nerede, hemen kavradı. Onunla birlikte ben de pantolonunun arka cebinde dolaşıyordum koridorları, hangi ayakkabıların nerede olduğunu öğrenmiştim. Ama bu sadece benim işime yarayacaktı, nasıl yarayacaksa? Yoksa, tabii hiç bir şekilde Yaşar’a bilgi veremezdim. Sürekli buluşlar oluyor, belki günün birinde yön belirleyen keratalar da yaparlar; kim bilir?

İşte ilk müşterisi Yaşar’a doğru geliyor, Yaşar’ın heyecanını ben bile hissettim. Bir bot bakıyordum dedi kadın müşteri. Çok pahalı olmasın ama dayanıklı olsun, kışın soğuğunda su geçirmesin ayağıma. Yaşar onu botların olduğu bölüme götürdü ve çeşitleri gösterdi. İlk müşterimiz bir tane beğendi ve ayakkabı numarasını söyledi. Yaşar bir an durakladı, nedenini ben anlamıştım çünkü kadın bir numara küçük söylemişti ayak numarasını; belliydi. Botları giymeye çalışan kadın, benim yardımımla bile ayağını sokamamıştı bir türlü botlara. Sonunda pes etti ve bir numara büyüğü var mı diye sordu. Yaşar ve ben rahatlamıştık, kadının artık bir numara küçük numara için üstelememesine… Kadın diğer botu denedi, şöyle aynada ayağına bir baktı ve yok içime sinmedi, ayaklarım çok büyük görünüyor diyerek, botları almadan çıktı gitti. İlk müşteride hava almıştık.

Seneler boyunca aynı yerde birlikte çalıştık Yaşar’la. Bir çok zor müşteri ile uğraştık, çok az anlayışlı müşteri bize denk geldi. Bir keresinde bir müşteri, parasının yeterli olmadığını, kıt kanaat geçindiğini ama bir ayakkabıya da gereksinimi olduğunu söylüyordu. Alacağı ayakkabının iyi olup olmadığını, vereceği parayı hak eder mi, diye sordu Yaşar’a. Yaşar dürüst çocuktu, işten kovulmayı göze alıp, o ayakkabıyı almaması gerektiğini söyledi. Hatta iyi ve sağlam ayakkabı alması için onu başka bir ayakkabı mağazasına bile yönlendirdi. Bir başka gün, bir çocuğa zorla ayakkabı hediye etti. Ama zengin ve şımarık müşterilere hiç acımıyordu doğrusu. Onların davranışlarına göre hareket ediyordu, sırasında onların hiç işine yaramayacak ayakkabıları, onlara rahatlıkla satabiliyordu.

Aradan seneler geçti, iş hayatıyla birlikte okul hayatını da başarıyla götürdü sevgili şanslı Yaşar. Liseyi de dışarıdan bitirdikten sonra, üniversite sınavını kazandı biraz geç de olsa. Güzel, sevdiği bir işi oldu, ama ayakkabı ile uzaktan yakından ilgisi yoktu bu işin. Köyden şehre gelmek zorunda kalan insanlara yardım eden bir kuruluşta seve seve çalışıyordu. Bir şekilde Necdet Usta’sının ona yaptığını, o da başka çocuklara yapıyordu. Bu arada, ailece köye kesin dönüş yapamasalar da, yaz tatillerinde, onardıkları köy evlerinde bir kaç hafta geçiriyorlardı. İkiz ablaları kendi hayatlarını kurdular. Şanslıydı Yaşar gerçekten, umduğu gibi köye dönemese de, büyük şehirde kaybolmamıştı en azından. Onu anlayan bir babası ve elinden tutan anlayışlı, güleç bir Necdet Usta’sı vardı. Necdet Usta’sını kaybedince bile ailesiyle hep birlikte oldular, hep onu iyilikleriyle andılar. Usta’nın bir küçük dokunuşu, küçük bir çocuğun hayatını kurtarmıştı. Hep yaşasındı Necdet Usta, Ömer Usta ve onun gibi güzel insanlar…

Bu öyküde kötü olan bir şey yok mu? diye sorabilirsiniz. Elbette var. İstemediği halde köyden kente göçmek var, kardeşlerin bir avuç toprak için anlaşamamaları var. Tarım yapmakla geçinememek var. Küçük çocukların okula gitmek yerine, zorunluluktan zor işlerde çalışması var. Parasına güvenip çaresiz insanları ezen insanlar var. Annelerin sağlığını yitirmesi uğruna çalışması var.

BİTTİ

Öyküyü ilk bölümün başından başlayarak okumak isterseniz buraya tıklayınız

Nurcan Yüksel Öçal
4

Bu yazıyı da okuyabilirsiniz

Çocukluk Çağımız Daha Güzeldi Sadi Geyik

Anı