Cafer Yıldız – Bir ömür Sevgilim Necla – Yazı: Fatmanur Caner

Bu yazıyı kaleme aldığım tarih, iki nisan. Benim için unutulmaz, usta şair Sabahattin Ali’nin ölüm yıldönümü. Şairin benliğimde oluşturduğu kimliğinden dolayı oldukça duygusalım. Tanıtımını yapacağım kitabın yazarı Sayın Cafer Yıldız şairin, tanıtımdan rol kaptığını düşünmez. Çünkü bu kitabı okuyanlar, görecekler ki, yazar ve ben şairin hayat örgüsüne, manzumesine ve şiarına kapılanlardanız.

”Bir Ömür Sevgilim Necla”  Herdem Kitap Yayınevinden, Yazı Dükkânı Akademi Koleksiyonu’ nun beşinci kitabı olarak raflara henüz çıktı. Gelin kızımız çok taze ve umarım hak ettiği değeri edebiyatseverler vereceklerdir.

Yazarın kullandığı akıcı, gündelik dil, yalın anlatım ve okurun kitap bitince içinden geçireceği duygu olacağına emin olduğum samimiyet sarmalı beni etkiledi. Bazen olur ya, edebi değeri yüksek bir eseri okurken bile başıma gelmiştir; ara ara iki atlayarak okuruz. Sanat eserine değersizlik yüklediğimi sanmayınız.  Konudan koptuğumuz olur ya da fazla tasvir detayı vardır.  Edebiyatta derinlemesine tahliller değerlidir bilirim. O anki ruhsal durumumuz uygun değildir, kim bilir? Bu konuyu uzun tutmuş olabilirim ama niyetim, kitabımızın bu anlamda olay örgüsünün sürekliliği ile okuru ara vermeden okuma hevesine itme özelliğini vurgulamaktır.

Adından da anlaşılacağı üzere, kitap tutkulu ve aynı zamanda sadakatli bir kadın erkek ilişkisini anlatsa da, adına 68-78 kuşağı dediğimiz,  ülkemizin yakın tarihinin, acılı bedeller ödemiş insanlarına ve şu anda yaş almış dede ve nenelerine bir armağan sanki. Yazar, bu kuşağın yaşadıklarına yakından tanıklık etmiş, olayları hem o dönemin bakışıyla, hem de şimdiki zamanların değer yargılarıyla özeleştirel bir bakış açısıyla anlatmış. Ülkemizin,  yakın geçmişine dair dönem romanları çok zengin bir koleksiyon oluşturdu. Birçoğunu da kâh üzülerek kâh dersler çıkararak okuduk. Yazar, önsözde torunları Özgür Deniz ve Özüm Duru şahsında kitabını dünya çocuklarına belgelik olarak bıraktığını yazmış. Dilerim, gençler okusunlar ve geleceğe dair vizyonlarını oluştururken bu tanıklıklardan yararlansınlar.

Kitap mekân olarak Elazığ, Tunceli, İstanbul ve Ankara şehirlerinde geçmekte. Yazarın çocukluk dönemine rastlayan 1960’lı yıllardan başlayarak, aralarında devrim nikâhı kıydıkları sevgilisi Necla ile evlendikleri 1979 tarihine kadar olan yaşam evresinin anlatımı. Yazarı tanımıyorum.  Ama kitabı okurken garip bir biçimde, özellikle Elazığ ve Ankara’da geçen mekânların farklı zamanlarında, benim hayatımdaki izdüşümüne çok rastladım.

Tuhaf bir duygudur.  Sanatta çok olur. Şiir okursun,  şair senin için yazmış zannedersin. Sevinçler, acılar, endişeler, heyecanlar… İllaki, dramatik dile gelişler bizi sarıp sarmalar. Nedense mutluluk kısmı pek etkili olmaz. Yani yüreğimizi her dem dağlamaz. Bana da öyle oldu sanki. O zamanki kadın erkek ilişkilerinin, yaşanılan dönem ve kültürel şartların kısıtlılığı altında, yasak ve gizli gizli yürütüldüğü Elazığ’da,  Devlet Su İşleri ormanında ilk buluşmalarının anlatımındaki naiflik, saflık beni tam otuz beş sene önce aynı fidanlıkta sevgilimle buluşma anıma götürdü. Evet… Yanlış duymadınız. Ben de, tesadüfe bakın ki, sonraki zamanlarda aynı yerde, aynı heyecan mı bilemem tabii ama benzer duyguları yaşamıştım. Her okur, okuduğu kitapla bu şekilde özdeşleşecek diye bir kural yok, elbette. Peki, biraz daha ileri gidersek eğer; yazarın fakirlik edebiyatı yapmadan salt duru bir gerçekçilikle anlattığı, fırında çalıştığı zamanki meşakkatli günlerini okurken, yıllar sonra benim de aynı sokak da bir evde geçen hüzünlü hatıralarıma ne demeli?

Bir adım daha yol alırsak eğer; Ankara’da yazarla aynı zamanlara rastlayan üniversite yıllarımda, romanda mizahi bir dil kullanılarak anlatılan gökdelenin en üst katındaki meşhur Taraça Kafeterya’daki çay fiyatlarının yazara yaşattığı dramatik sonun, aynen benim de başıma gelmesine ne dersiniz? Komik değil mi? Ah, o Zafer Pasajı…  Devrimci gençlerin buluşup memleket meselelerini tartıştığı, kitapçıların bol olduğu, ucuz çay yudumladığımız yer…

Belki de, Sayın Cafer Yıldız’la yan yana olduğumuz, avaz avaz gırtlaklarımızı yırtarcasına bağırdığımız, kitle eylemlerinde omuzumuz birbirine değmiştir, kim bilir? O kısmı pek karıştırmayalım şimdi. Ben her ne kadar karıştırmayalım dediysem de; yazar, en gerçekçi tanıklıkla romantizm gibi görünen ama çekilen acılarla ve ödenen bedellerle kanlı bir biçimde geçen, yurtsever gençlerin bu ülke için yaptıkları fedakârlıkları çok yalın anlatmış.

Evet, bu kitabı okuyan genç arkadaşım. O zamanlar her şey çok farklıydı. Toplumcu düşünce, gençlerin düşünde ve hareketlerinde temiz bir dürüstlükle hep ön plandaydı. Bakın kitaptan bir bölüm aktarayım size:

” Devrimci mücadele içinde, dürüst namuslu bir ruhla bulunuyor iseniz, her an değişik bir görevle karşılaşmanız şaşırtıcı olmaz. Günün yaklaşık on iki saatini inşaatta geçirmiş olsanız bile, gecenin ilerleyen saatlerinde yeni bir görevle karşı karşıya gelebilirsiniz.”

Bu nasıl bir görev derseniz de, ben kitabı okuduğum için biliyorum, imece usulü. İstanbul’ a göç eden yoksul insanların gecekondularını elbirliği ile inşa etme görevi.  Bedel yok tabii ki. Bu katılım için bedel isteyeni döverlerdi o vakitler. Hem, aramız da bireyci düşünen bencillerin ne işi var değil mi? Peki, o halde sizi, ilerleyen paragrafta başka bir pasajla baş başa bırakayım:

” Oysa mülk ( gecekondu ) sahibi olan feodal cahil zavallı yurdum insanı, bir daha da bizi ellerimizle yaptığımız evlerine almadığı gibi, içlerinden bazıları mahallenin kabadayısı olarak devrimci gençleri ihbar etmekten de geri kalmıyordu. ”

Anladınız değil mi? Bu fedakâr kuşak defalarca nankörce harcandı ve sonraki zamanlarda da, aralarından bazıları aklı evvel, akil adamlar ve yetmez ama evet’çiler olarak sahneye çıktılar ya da patron oldular. Sınıf değiştirdiler. Bir kısmı da, yazarımız gibi ülkeleri için dertlenmeye devam ediyorlar. Kaçmadılar. Takatleri elverdikçe, sağlıkları uygun olduğu sürece, evrimin yasalarından olan ileriye doğru değişim, dönüşüm için uğraşıyorlar.

İçinde bulunmaktan onur duyduğum, Sayın Recai Oktan önderliğinde kurulmuş ve her gün daha da gelişerek yoluna devam eden Yazı Dükkanı  Akademi oluşumunda, yazarımız Cafer Yıldız’la aynı çatı altında, genç insanlara eğitim desteği ve ışık olma görevimiz sürmekte. Yollarımızın kesişmesi bundandır.

Sevgili Dostlarım, dediğim gibi, onunla henüz şahsen tanışmadım fakat ahdım olsun ki, bir gün karşılaştığımızda; onu ve sevgilisi Necla’yı (Aman dikkat! J harfiyle değilmiş. Necla’nın bu konudaki hassasiyetini de romandan biliyorum.)  gönüllerinden öpmek isterim.

Tanışmalarının ilk zamanlarında, sadece, kendisine ”Neredesin kaçak? ” dedi diye heyecandan baygınlık geçirecek kadar kalbi çarpan Cafer Abimizin de, o saf temiz duygularına atıfla kitap tanıtımımı burada bitiriyorum.

Bu kitabı okuyunuz ve bu ülkenin gerçeklerini, bir de Sayın Cafer Yıldız’ın, olanları sadece yalın bir şekilde dile getirdiği bu romanda görünüz.

Sonlarken, 68 kuşağının devrim şehitlerinden, hunharca katledilerek yaşamına son verilen Ali Haydar Yıldız’ı saygımla ve özlemle anıyorum.

FATMANUR CANER
10

Bu yazıyı da okuyabilirsiniz

Fakir Dedik Sürüldük/ Barış Dedik Öldürüldük… Hatice Altunay

Anı

9 Yorumlar

  1. Avatar

    Çok güzel yorumlarınız, kullandığınız dil ve değerlendirmeniz için teşekkürler.

    0
  2. Serpil özok

    Hemen edinip,okuyacağım…İlham olana,yazana,yorumlayana …💐💐💐💐

    3
  3. SİBEL KARAGÖZ
    SİBEL KARAGÖZ

    Çok özdeşleşmiş, bütünleşmiş bir okur (masalların annesi ) yorumu çok güzeldi. Yazı Dükkanı Ailem ve içimizden Cafer hocamın, değerli kitabı. Yazı Dükkanı Sayfamızda hemen hemen her hafta bir güzel Necla şiirini okuduğumuz ve her okuduğum da hayranlıkla duru aşkı, saadeti, sadakati izledim. Romanı da merak ettim yoğunluğum arasında fırsat bulursam edinip okumak isterim ve yolu açık olun diledim. Kutluyorum bu güzel incelemeyi sevgili Fatmanur hanımcığımı ….🌹😘🕊

    1
  4. Hüseyin Sert

    Emeklerinize yorumunuza sağlık .Açıklayıcı yazınız için Teşekkürler👏

    0
  5. Tülay Çintosun
    Tülay Çintosun

    Biz 80 kuşağı oluyoruz sanırım. Tepkisiz, sevgisiz ve korkak bir nesil yetiştirilmek amaçlanmıştı aslında. Bizler inadına doğru bildiğimizi, yanlışları her yerde dile getirdik. Ama tek başımıza başaramadık. Örgütsüz olunca toplum, başarılı olunmuyor. İnsanları sevdik, bireyselliği ikinci planda tuttuk ama 68 kuşağının yanına uzaktan bile yaklaşamadık.
    Üniversiteyi Ankara’da okurken Zafer Pasajı’na çok gittim. Kitap almaya ama çoğu zaman da kitap bakmaya… Kitabın tanıtımı için çok teşekkür ediyorum.

    3
  6. Fatmanur Caner
    Fatmanur Caner

    Cafer Yıldız. Necla Yıldız.❤❤❤❤

    2
  7. Avatar

    Yüreğinize, emeğinize ve kaleminize sağlık. Kitabın içeriği gibi, yaptığınız yorumda beni çoķķkkk duygulandırdı. Bu ailenin bir üyesi olmak bir ayrıcalıktır. Sağlıcakla kalın. Selam ve sevgiler.

    8
  8. Avatar
    Cafer Yıldız

    Yüreğinizden gelen duygularınızla kitaba kattığınız değeri hiç bir ölçü aleti ölçemez,
    Sizi genç kalan yüreğinizin derinlerine götürdüğüm için çok mutluyum,
    Çok teşekkür ederim sevgili kardeşim,
    Sevgiyle kalınız.

    7
  9. Şerif KAYA

    güzel bir değerlendirme ,emeğiniz ve paylaşımınız için teşekkürler.

    4

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir