Cezayir Bağımsızlık Savaşı Hüseyin İçen

SİNEMA VE GERÇEKLER

CEZAYİR BAĞIMSIZLIK SAVAŞI

Bir Fransız filmi izliyorum: L’ennemi intime / İçimizdeki/Yakın düşman (2007). Cezayir bağımsızlık savaşı. Bağımsızlık savaşı veren asiler yerli halka çok acımasız davranıyor. Fransız askerlerinin komutanı olan, göreve yeni atanmış genç teğmen ise arada kalmış halka sevecen yaklaşıyor ve aynı acımasızlığı gösteren kendi askerlerini azarlıyor. Onlar da çokbilmiş bir sırıtmayla “Sen de alışacaksın,” diyorlar teğmene.


Sonra, Fransız askerlerinin yakaladığı bir Cezayirli direnişçinin, ikinci dünya savaşı sırasında işgalci Almanlar’a karşı, Fransız ordusunda savaştığı; şimdi ise işgalci Fransızlar’a karşı Cezayirliler’le birlikte savaştığı ortaya çıkıyor. Cezayirli iki durumda da haklı konumdadır, çünkü iki durumda da işgalcilere karşı durmuştur.

Teğmen, emrindeki askerlerin birer birer öldürüldüğünü gördükçe, her iki yanda gözlemlediği vahşeti adım adım kendi de uygulamaya başlar: Esirlere işkence eder. Direnişçilerin önderinin saklandığı yeri söylemeyen köylülerin köyünü yaktırır ve yüzlerce sivili askerlerine öldürtür. Savaş başlamıştır, mızıldanmanın, ama demenin ve geri dönüşün yeri yoktur. Sonunda genç insancıl teğmen de savaş adıyla yüceltilen vahşete yenik düşmüştür.
Bu aşamada, hangi yan daha acımasızdır ya da vahşeti önce hangi yan başlatmıştı soruları anlamsız kalır. Çünkü doğal olarak vahşetin olduğu yerde insanca nitelikler varlığını sürdüremez. Savaş tamtamları çalmaya başlayınca, barış flütünün sesi duyulmaz olur. Kişisel olarak ne kadar barışçı ve hoşgörülü olsanız, insanca davranmaya çalışsanız da, savaş ortamı zaten insanlık dışı bir ortamdır. Siz de o ortama çekilir, onun acımasız kurallarına uyarsınız.

Çok gerçekçi biçimde çekilmiş, etkileyici sahneleri olan, acı dolu bir film. Ama çoğumuzun aklından geçen asıl soru bir türlü sorulmaz filmde. Vahşet anlatılır, ayrıntılı, gerçekçi ve etkili biçimde, ama vahşetin kaynağı sorgulanmaz. İnsanların kan dökmesi kötüdür, öyle. Ama bu kan neden, hangi gerekçelerle dökülmektedir? Ne işe yarayacaktır her iki taraftan bu kadar insanın öldürülmesi? Buradaki asıl soru ise Fransızlar’ın bir yabancı ülkede ne aradıklarıdır –Almanlar’ın 2. Dünya Savaşında Fransa’da ne aradıkları sorusu gibi tıpkı. Bu sorgulanmayınca, resmin büyük bölümü kapatılmış olur. Asıl soru sorulmayınca, yanıt da bulunamaz. (Soruları başka ülkelere de yayabilirsiniz elbette: Amerikalılar, Kore’de, Vietnam’da, Irak’ta ne arıyordu?)

Yine de filmin hakkını verelim. Cezayir’de olup biten bütün bu vahşet ve zulüm arasında, on saniyelik bir görüntü eşliğinde de olsa, sorunun yanıtı gözümüzün önünden geçiverir: Bir Fransız propaganda filminde, Fransız askerlerinin Cezayirli köylülere ‘barışçıl biçimde’ yardımcı olduklarını ve Fransız petrol boru hattının her gün 3-5 km. olmak üzere inşa edildiğini öğreniveririz. Sorulmayan sorunun yanıtı, propaganda filminde verilmiştir.

Kusurlarına karşın, son on yıl içinde birkaç kez komşularıyla savaşın eşiğine gelmiş ülkemiz için dersler içeren bir film.
—–
NOTTUR: Cezayir’e 2 milyon kadar Fransız askeri gönderilmiş. Orada 27 bini ölmüş. Cezayirliler’in kaybının ise 300-600 bin arasında olduğu tahmin ediliyor. Cezayir 1962’de Fransa’dan bağımsızlığını kazandı

2

Bu yazıyı da okuyabilirsiniz

Datça Demokrasi Evi Açıldı Haber: Esmeri Alev Ekebaş

Haber

Bir cevap yazın