Çok Seven Kadınlar Canan Alican Tekpınar

Şair Didem Madak’ı çok geç keşfettim. Sadece onu değil, daha doğrusu şiiri, şair denen başkalarından farklı yaratığı geç fark ettim. Birileri için şiirin hayat, hayatın şiir olduğunu da.

Belki de bunun nedeni Attila İlhan’ın dediği gibidir: “Bazıları şiir sevmez. Onların yaraları değil, yaraladıkları vardır”

Yaraladıklarım var mıydı gençliğimde bilmem ama henüz şiirden medet umacak kadar çok yaram yoktu belki de.

“Şiirlerin içinden çıkıp gelen kadınlar vardır;

Öpse şiir, saçını dağıtsa mısra, gülse kıt’a olur.

Ellerinden evvel ruhları dokunur aşka.”

Şimdi biliyorum ki, doğduğum andan itibaren yukarıdaki satırların tanımladığı gibi biri olmak isterdim ama olmadım. Gerçek bu.

Ağlamadan okuyamadığım Nazım Hikmet, biraz da Attila İlhan ve Can Yücel hariç, iyi şiir ve şairlerden nasıl olup da bu kadar uzun yıllar uzak kalabilmiş olmamı şimdi hayretle sorguluyorum.

Sözcüklerin gücünü, bir cümleyle bir kişiyi yerle bir etmenin veya göklere yükseltmenin mümkün olduğunu fark ettiğimde çok küçük yaştaydım oysa. Bu farkındalık, yıkıcı sözlere karşı kendi kırılganlığım nedeniyle gelişti büyük ihtimalle. Bu da beni, kendim kırıldığım gibi başkalarını kırmamaya, içgüdüsel olarak sözcüklerimi hep olumlu kullanarak, yıkmak yerine yapıcı olmaya yöneltti. Bazen hak edenlere bile fazla sertleşememem, haddini bildirmekte yetersiz kalmam bu yüzdendir.

Didem Madak’ın yaraları çok. Okurları olarak bu yaralara teşekkür borçlu olmamız ona ne büyük haksızlık!.

Ama herkes bilir, büyük sanat eserleri çoğunlukla büyük acılardan çıkar. Sanatçının acıları, okurlarının, dinleyenlerinin mutluluğu ve hayranlığına dönüşür. Bir nevi kara mizah. Hayat bu kara mizahı çok sever, sık sık denemesini yapar üstümüzde, biliriz.

“Annem çok sevmelerin kadınıydı. Daldaki kirazları, yazmasındaki oyaları, fistanında ki çiçekleri, asmada ki üzümleri, evin kedisini, sokağın delisini, babamın gömleğini, beni, bizi, mahalleyi.. Bildiğim her şeyi severdi. Bana da sevmeyi öğretti. Öyle az buz değil, ‘çok sev’ derdi. Annem gibiyim artık. Az sevme bilmiyorum ben. Çok sevdiğimdendir bu kadar incinmem…!”

Bugün bu yazıyı yazma nedenim, Didem Madak’ın yukarıdaki satırları. Bana “işte bu” dedirtti. “Beni tarif etmiş burada.”

Bazı kadınlar çok sever çünkü. Aynı yukarıdaki tarifteki gibi, canlı cansız her şeyi çok sever. Hayatındaki kişileri, evindeki eşyaları, kendi çocuklarını, başkalarının çocuklarını, hayvanları, çiçekleri, ağaçları. Yaş günlerini, yıldönümlerini hatırlar, arar, hediyeler alır, ölene, doğana koşar. Üç kardeşi daha vardır ama her biri bir yerdedir. Yaşlı anne babasına hep o gider, yemek taşır, hastaneye götürür. Çok normaldir, diğerleri nerede diye düşünmez, sormaz bile kimse. Bahçedeki sokak kedisini, teldeki kumrunun iki gündür yalnız geldiğini, eşinin ortada olmadığını, nar ağacının sararan yapraklarını fark eder, her yaratığa annelik eder, gelmeyen kumru, sararan nar için endişelenir, sorunlara kendince tedbir düşünür. Mahalledeki kimsesiz yaşlı amcaya yemek götürür. Herkes bilir onun hiçbir canlıya kıyamayacağını. O kimseye kıyamadığı için ona kıyarlar. Annelerini köpek parçalamış kedi yavrularını getirir, göstermeden kapısına bırakırlar. Aşağı mahallede İşsiz kalmış bir adamın hasta karısından, çocuğun parasızlıktan okula gidemediğinden söz açarlar kahve içerken. Sanki doğuştan kimsesizlerin kimsesi olmakla görevlendirilmiş gibidir.

Geriye baktığımızda hepimizin hayatında sevgiyle hatırladığımız ve bizi çok sevdiğine inandığımız böyle bir anne, yenge, hala, komşu teyze vardır.

Bazı kadınlar çok sever. Hepsi değil tabii ki. On taneden biri belki.

O kadar severler ki, başkalarını düşünür ve kollarken, kendilerini unuturlar. Hatta sevdikleri her canlı hemen onlara ait olduğu için gösterdikleri aşırı ilgi ve yakınlık bazen karşı tarafın sinirine dokunur.

“Az sevme bilmiyorum ben,

çok sevdiğimdendir bu kadar

incinmem” diyor Didem Madak.

Hiçbiri aradığı kadar aranmaz çünkü bu kadınların, sevdiği kadar sevilmezler. Saydıkları hatırlar kadar hatırları sayılmaz. Ömür boyu yardımına koştukları, yardıma o ihtiyaç duyduğunda ortadan kaybolur.

Bazı kadınlar fazla sever. Gereğinden de fazla belki ama çaresiz, onlar böyledir.

Erkeklerden böyle seven daha azdır sanki, ya da belki bana pek rastlamadı ama onlar da çok sevdiler mi, tam severler.

Cebinde taşıdığı kendi iyi cins meyve ağaçlarından aşı kalemleriyle, önünden geçtiği bahçelerdeki bakımsız, yabani meyve ağaçlarına, sahibine sormadan girip aşı yapan Bahriyeli amca, işinden artakalan vakitte sakat sokak hayvanlarına eski pazar arabalarından yürüteç yapan Antakyalı esnaf, çatıya gece yağmış karı sabah gördüğünde, kendi hatırına yağmışçasına “ah canııım” diye sevinen çocukluk arkadaşımın babası, hep bu “çok sevenler” den.

Allah çok sevenlerden etsin diyemeyeceğim, çünkü karşılığı olmayan çok yorucu iştir biliyorum

ama Allah hep çok sevenlerle karşılaştırsın hepimizi.?

Canan Alican Tekpınar

CANAN ALİCAN TEKPINAR
CANAN ALİCAN TEKPINAR son yazıları (Hepsini Gör)
11

Bu yazıyı da okuyabilirsiniz

Çocukluk Çağımız Daha Güzeldi Sadi Geyik

Anı

Bir yorum var

  1. FEVZİYE ŞİMDİ

    Çok güzel bir yazı olmuş, iyi ki sevgili Didem Madak’ın bu şiirini okumuşsunuz. Yüreğinize sağlık.

    4

Bir cevap yazın