Çöp Şiş’i Kim İcat Etti? İzmir Aydın Demiryolunun Yapılış Öyküsü

Bu yazıda sizlere, hem Aydın’ın Ortaklar kasabasından geçerken yol kenarına dizilmiş nefis çöp şişleri yapan mekânların ortaya çıkmasının, hem de çöp şişin ortaya çıkması öyküsü ile birleştirerek İzmir Aydın demiryolunun yapılış öyküsünü anlatacağım. Ülkemizin demiryolu tarihini de şöyle bir gözden geçiririz bu bahaneyle.

Sulak alanlarda ve göl kenarlarında yetişen ve Latince ismi “Arundo donax” olan doğal kamışlara, Ege bölgesinde kargı denir. İşte bu kargılardan kesilen ince çubuklara dizilen küçük et parçalarının içinde odun kömürü olan mangallar üzerinde pişirilmesi ile yapılır çöp şiş.

Kargılar için çeşit çeşit öyküler anlatılır Ege’de, şirin Aydın şivesi ile

“Gaagıdan gaagıya fak vaaa. Atçı gaagısı dıınak gibi, İsabeeli gaagısı paanak gibi” sözü ile kargıların kaliteleri karşılaştırılır. Sadece çöp şişte de kullanılmaz kargılar. Camilerde yere serilir, kameriyelerde güneşlik olur, sepet olur…

Bir tekerlemenin öyküsü de şöyle anlatılır bölgede; İncirliova’ lı Halil çavuş kargı alacaktı, En güzel kargılar Mestan Efe’de vardı. Mestan Efe’de, Mestan Efe’ydi hani. Maşallah çenesi bir açıldı mıydı itfaiye sireni bile onu susturamazdı. Ama ne yapsın Halil Çavuş… İşitmişti bir kez kargıların en güzellerinin onda olduğunu. Mestan Efe’yi Gireniz köyünde Dutlu Kahve’de buldu. Selamlaştılar. “Bize biraz gagı lazım da …” “ veriveren bizim oğlan…” Dama vardılar, kargıları seçtiler, ardından pazarlık başladı.

Halil çavuş “Söle bakalım, bağı kaça” “bi mecit (yirmi kuruş)” “çok dedin efe” İşte o zaman açıldı Mestan Efe’ nin çenesi “Eee gaçcım” dedi efe “gagı va, gagıcık va, gagıdan gagıya fak va. Gagı va beli bükülü, gagı va deli dövülü, gagı va mertek gibi, gagı va direk gibi. Elbeeli gagısı va, hıdıbeeli gagısı va. Gagı va sarı saman, gagı va dersin el aman. Gagı va sopa olmaz, gagı va tapa olmaz… Gagı va bayrak gibi, gagı va bamak gibi… Gagı va yüklensen topu deviri, gagıcık va yel üfürünce eğrili… Gagı va üç adam daşıı, gagıcık va sinek gonunca belini gaşıı. Gagı va kız güzeli, gagıcık va süs güzeli… Gagı va denizden baline çekee, gagıcık va isna elinden ne çekee… Gagı va asmaya dal olu, gagı va deliksiz gaval olu… Gagı va kütük olu, gagıcık va düdük olu. Sonunda “aman” dedi, Halil Çavuş. Mestan Efe “Gagı va şümendife yolu, gagıcık va içi hava dolu” diye devam ederken, Halil Çavuş’un parayı vermesi ile kaçıp gitmesi bir oldu… Mestan Efe hala arkasından bağıyordu “Gagı va gagıcık vaa. gagıdan gagıya nah bi garış faak va. Gagı va bilek gibi, gagıcık va mertek gibi…”

1800’lü yılların ortalarına gelindiğinde, İzmir İmparatorluğun en önemli limanlarından biri, belki de birincisi olmuştur. Alt bölgesinde (interland) yer alan, Gediz ve Menderes havzalarından İzmir’e akan pamuk, incir, tütün, üzüm, meyan kökü, zımpara taşı vb. ürünler İzmir limanından, İzmir’de bulunan 1600 İngiliz ve daha az sayıdaki başka milliyetten tüccarlar aracılığıyla Avrupa’ya gönderilirdi.

Nereden geliyordu bu İngiliz egemenliği?

Osmanlı Hariciye Nazırı Mustafa Reşit Paşa, Mısır valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın isyanını bastırmak için İngilizlerden yardım istedi. Bu yardıma karşılık olarak, Büyük Britanya’ya ticari bakımdan büyük ayrıcalıklar veren bir ticaret konvansiyonunu Balta Limanı’nda devlete ait olan yalıda imzaladı. Konvansiyon 8 Ekim 1838’de Kraliçe Victoria, bir ay sonra da Sultan II. Mahmut tarafından onaylandı.

Bu antlaşmanın bazı maddeleri şunlardır:

1. Tekel sistemi kaldırıldı. Britanyalılara diledikleri miktarda hammaddeyi satın alma imkânı verildi.

2. İç ticarete Osmanlı vatandaşlarının yanı sıra Britanyalıların de katılması öngörüldü.

3. Britanya vatandaşları Osmanlı ürünlerini Osmanlı tebaasından tacirlerle aynı vergi koşulları altında satın alma hakkına sahip oldular.

4. Britanyalılarla olan transit ticaretten alınan vergi resmi kaldırıldı.

5. Büyük Britanya gemileriyle gelen Britanya malları için bir defa gümrük ödendikten sonra, mallar alıcı tarafından nereye götürülürse götürülsün bir daha gümrük ödenmeyecekti.

Yukarıda sıralanan maddelerin sonuncusu, Britanya vatandaşları Osmanlı Devleti sınırları içinde ticaret yaparken Osmanlı vatandaşlarından bile daha az vergi ödeyecekleri anlamına geliyordu. Örneğin Selanik’ten İstanbul’a mal gönderen Müslüman yerli tüccar devlete transit gümrük vergisi ödediği halde Britanyalı tüccar bu vergiden muaf olmuş ve Müslüman tüccarların bir başka Osmanlı şehrine mal göndermesine, ticaret yapmasına yüksek vergilerden dolayı fiilen imkân kalmamıştı.

1838-1841 yıllarında buna benzer antlaşmalar Fransa, İsveç, Norveç, İspanya, Hollanda, Belçika, Danimarka ve Portekiz’le de imzalandı. Bu antlaşmalar kapitülasyon sistemini sağlamlaştırdı, Osmanlı sanayine büyük bir darbe vurdu. Osmanlı Devleti’nin diğer devletlere borçlanmasına yol açtı ve mali çöküntüsünü hızlandırdı. (Wikipedia)

Eh, ortada hiçbir engel kalmadığına göre, İzmir’e gelen, sıfır gümrükle ve de Osmanlı’ya kazancın vergisi de ödenmeden Avrupa’ya gönderilen verimli Ege ovalarının ürünleri tek ulaşım aracı olan deve kervanlarından daha hızlı bir yöntemle ulaşmalıydı, İzmir’e. Hem hızlı ve hem de daha çok miktarlarda. Demiryolu şart olmuştu. Ama demiryolu bize lazım, kendimiz yapıverelim demediler, onu da Osmanlı’ya yüklediler.

Osmanlı yöneticileri de başka nedenlerle çok istiyorlardı demiryolunu. Onlar da düşünür ki, giderek artmakta olan iç karışıklıklar, demiryolunun sağlayacağı hızlı asker sevkiyatı ile önlenebilir belki. İşte bu amaçla İngilizlerin dayatmasıyla ilk demiryolu imtiyazı da verilir. Anadolu’da derler ki, asılacaksan İngiliz sicimiyle asıl. İngiliz sicimi zamanı gelince ilmiğinden çekilmek üzere iyice boğazımıza oturmuştur, artık.

İngilizlerle ortak olarak TCDD’nin bugünde kendi kuruluş tarihi olarak benimsediği, Osmanlı’da kurulan ilk demiryolu şirketi, Oriental Railway Company 1856’da kurulur. Bu şirket cumhuriyet kurulduktan sonra bile , (1935 yılına kadar) faal olarak çalışacaktır. Çünkü yapılan imtiyaz sözleşmesine göre, demiryolunun tamamlanıp işletmeye açılmasından 50 ve bundan sonra her 20 yılda bir Osmanlı Yönetimi, şirket ile anlaşarak demiryolunu satın almak hakkına sahip olacaktı. Genç Türkiye Cumhuriyeti, bu demiryolunu şirketten ancak 1935 yılında satın alabildi.

Neler yoktur ki, İngilizlerle yapılan imtiyaz anlaşmasında? Demiryolunun geçtiği tüm devlet arazileri bedelsiz olarak şirkete devredilecektir. Demiryolu güzergâhının iki yanında 30 millik mesafedeki devlete ait arazilerden çıkacak kömür madenleri ücretsiz olarak şirkete verilecek, mülk olanlar ise şirkete satılacaktır.

Hattın her iki yanında 30’ar mil mesafede devlete ait orman ve taş ocakları ücretsiz olarak kullanılabilecektir. Osmanlı devleti bu hatta başka hiçbir işletmeye izin vermeyecektir. Anlaşmayla devlet şirketin işlerine hiçbir şekilde karışmayacağına da ayrıca söz vermiştir.

İşte bu anlaşma öteki Avrupa devletlerinin iştahını da kabartacak, daha sonraki yıllarda da Osmanlı Devleti verilen borçlarla, tehditlerle, şantajlarla başka ülkelere de imtiyazlar dağıtacaktır.

1857 yılının Eylül ayında büyük bir törenle demiryolunun temeli atılır. İngiltere’nin Büyükelçisi Lord Stratford de Redeliffe’in temel atma anında yapmış olduğu hani “seviyor mu, dövüyor mu belli değil” derler ya, o türden konuşması, ünlü Time Dergisi’nde şöyle yer almıştır.

’’Bu demiryolunun, sanayi ürünlerimizin Osmanlı Topraklarına girişini kolaylaştıracak, faydalı bir sermaye yatırımı olacağı inancındayız. Hepimizin bildiği üzere Osmanlı’nın yeniden canlandırılmasında, Avrupa’nın her zamankinden çok daha fazla çıkarı bulunmaktadır. Batı uygarlığı, Levant ( Akdeniz’in doğu toprakları) kapılarına gelip dayanmıştır. Şu ana kadar geçmeyi başaramadığımız bu kapılar, artık ardına kadar açılacaktır. Eğer bu kapılar ardına kadar açılmaz ise kendi çıkarlarımız doğrultusunda, gerekirse zor kullanarak bu kapıları açacak ve isteklerimizi kabul ettirecek güce, hatta daha sahip olduğumuzu herkesin bilmesini isterim.”

1857 yılında başlayan tren yolunun ilk 70 kilometrelik bölümü olan İzmir Torbalı hattı 1860 yılının son ayında devreye alınır ve ilk tren seferi yapılır.

Burada biraz soluklanıp, çöp şiş konusuna geri dönelim.

Derler ki, İzmir Aydın demiryolu inşaatında çalışan mühendisler farklı yemek kültürleri yüzünden çok zorluk yaşamışlar. Uzun süre ne yapacaklarını düşünmüşler ve en risksiz yemeğin çubuklara geçirdikleri etleri ateşte pişirmek olduğunu bulmuşlar. Etler neden küçük derseniz, daha büyük parçaların, doğrudan ateşte pişirildiği için içleri pişmeden dışları yanmıştır, diye düşünüyorum. Etlerin büyüklüğü ile ilgili tahmin tümüyle bana ait, yoksa bir yerde okumuş falan değilim. Peki, bu mühendisler demiryolu Ortaklar’a varana kadar bunu kimseyle paylaşmayıp, sadece Ortaklar’dakilerle mi paylaşmışlar? Burası da bence kuşkulu. Çünkü İzmir Aydın eski karayolu boyunca Ortaklar’a gelmeden yol boyunca Torbalı’da da, Selçuk’ta da çok eski ve köklü çöp şişçiler vardır.

Torbalı’da babadan çöp şiş ustası Muhittin Çelik, Büyük Torbalı gazetesinde, 4 Haziran 2009 tarihinde yayınlanan söyleşisinde ısrarla, çöp şişin Torbalı’ya ait olduğunu belirtiyor, “Aydın Ortaklar’a ait olduğu biliniyor ama bu tamamen yanlış Çünkü çöp şiş ilk olarak ilçemizde yapılmaya başlanmıştır.” diyor.

İngiliz mühendislerin sürekli bu etleri yediğini gören bizim Egeli vatandaşlarımız (artık Önce Torbalılılar mı, Selçuklular mı, yoksa Ortaklarlılar mı bilmem) mühendislere bu yiyeceği kendileri yapıp satmaya başlamışlar. Yıllar önce Cumhuriyet Gazetesinin Pazar ekinde yayınlanan ve şimdi bütün arşiv taramalarıma rağmen ulaşamadığım bir yazıda, Ortaklarlı fakir çocukların boyunlarına astıkları mangallarla mühendislere çöp şiş taşıdıklarını okumuştum.

A. Nedim Atilla, “Batı Anadolu Zeytinyağı Kültürü” adlı eserinde Ortaklar’da demiryolunun yarattığı bir lezzetten söz ediyor. Aydın’a yolu düşen hemen herkesin aşina olduğu bu tat, tam 140 yıldır kasabanın vazgeçilmez lezzeti durumundadır. Ancak hemen belirtilmelidir ki, bugün çöp şişin Ortaklar dışındaki bir diğer merkezi de Denizli-Isparta-Afyon trenlerinin yol kavşağı olan Gorcalı’dadır. Burada da aynı mühendisler mi çalışmıştı acaba?

Çöp şişin hem Ortaklar’da, hem de Gorcalı’da diğer ilçelerden daha ileri düzeyde olması ve sahiplenilmesi, her iki ilçenin de tren yollarının yol kavşağı olmasındandır. Çünkü trenler söz edilen her iki kavşakta da 15-20 dakika süren aktarma manevraları yapıyorlardı. Trenin sesi duyulduğu anda ızgaraya atılan kargıya dizilmiş minik et parçaları, trenin istasyona geldiği anda pişmiş oluyordu. Yine eski geleneğe bağlı olarak, boyuna asılan küçük mangallarda tren yolcularına satış yapılıyordu veya ekmek ya da lavaşın arasında soğanla birlikte veriliyordu.

İzmir Aydın demiryolunun Torbalı’dan sonra ikinci ulaştığı merkez Selçuk (Ayasuluğ) idi. Bu istasyonun hizmete açılmasından sonra bu demiryolu Efes antik şehrinden yağma şeklinde kaçırılan eserleri de taşıdı. Kaçakçılığın en büyük elebaşı ise, demiryolu imtiyazından sonra hattın planlanması amacıyla İzmir’e ilk gelen üç İngiliz mühendisten biri olan James T. Wood’du. Büyük kaçakçıdır kendisi.

İlk istasyonlardan Çamlık İstasyonu

Osmanlı zamanında İngiliz, Fransız ve Almanlara demiryolları imtiyazları verilmiş ve bugünkü sınırlarımız dışında ve içinde;

-Şam- Hama hattı,

– Yafa- Kudüs hattı,

– Bursa-Mudanya hattı,

-Ankara – Yahşihan Hattı,

-Adana – Feke hattı,

-Mersin – Adan hattı,

-İzmir – Aydın hattı,

-İzmir – Kasaba( (Turgutlu) hattı,

-İstanbul – Viyana Hattı (ki Saraybosna’dan çıkana kadar hattın tamamı Osmanlı toprağından geçiyordu)

-İstanbul – Bağdat hattı,

– Hicaz demiryolu hatları yapılmıştı.

Osmanlı döneminde yapılıp işletmeye açılan demiryollarının toplam uzunluğu 8.619 km’ydi ama Lozan barış anlaşması ile elde ettiğimiz milli sınırlarımız içinde sadece 4559 km.’lik kısmı kaldı. Uğruna imparatorluğun en zor dönemlerinde ülke kaynaklarını akıttığımız demiryollarının yarısı sınırlarımız dışında kalmıştı. Bu hatların da 2 353 km. si olduğu gibi yabancı firmalara, kalanı da devletin de bir kısmına ortak olduğu yabancı firmalara aitti.

Yeni cumhuriyet bütün gücüyle yeni demiryolları yapımına girişti. 1923 yılında 1940 yılına kadar 4559 km. demiryolunu 8637 km. ye ulaştırdı. Bu genç cumhuriyet için büyük bir atılımdı. Onun için onuncu yıl marşının bir ikiliği, “demir ağlarla ördük, anayurdu dört baştan,” der.

1940 yılındaki 2. dünya savaşı yılları kıtlığı, maddi zorluklar, daha sonra gelen DP iktidarlarında demiryolları politikasının terk edilmesi sonucu artık demiryolları üvey evlat ilan edilmiştir. 1940 yılında 2000 yılına kadar toplam 409 kilometre yol yapılır Türkiye’de. Bu yeni kuşaklara devredilen bir ayıp olarak tarihimizdeki yerini alırken, dünyada hızlı trenler yapılır. Demiryolu teknolojisi geliştirilir.

Dedik ya, devletin ulaşım politikası değişmiştir artık. Karayoluna ağırlık verilir. 2000’li yıllarda sanki marifetmiş gibi, Avrupa’nın en büyük kamyon filosuna sahip olmakla övünürüz. Devletin koca Ulaştırma Bakanı 10 tane Setra marka otobüs aldı diye, Varan Turizm firmasının otobüsleri sefere alma törenlerine katılır. 2000 yılında Türkiye’de karayolu yolcu taşıma payı %96, demiryolu yolcu taşıma payı ise %2’dir.

TCDD’nin şu anda aktif olarak kullanılan demiryolu uzunluğu 12 800 km’dir. Bunun %95’i ise tek hat taşımacılığıdır.

Biz yine dönelim çöp şişimize…

Demiryolunun gelmesi ve istasyonun yapılması ile birlikte zeytin ve incir bahçeleri ile kaplı olan şimdiki Ortaklar bölgesinde yerleşim başlar. İstasyon bir cazibe merkezi olmuştur. Evler birer ikişer sökün etmeye başlar. Rum esnaflar istasyon civarına toplanır. Derken 1913 yılında Balkanlarda kaybettiğimiz Selanik ve Lanza’dan gelen göçmenler buraya yerleştirilir. Buranın adına Reşadiye derler. Ancak hala büyücek bir köydür. 1930 ‘ da adı değişir, Pınarbaşı olur. 1932 yılında burada 5 no’lu İncir Tarım Satış Kooperatifi kurulur (TARİŞ). Bu kooperatifin çok ortaklı olması nedeniyle ismi 1933’de “ORTAKLAR” olarak değişir.1948’de nahiye, 1949’da belediyelik olur. İzmir Ankara karayolu Ortaklar kasabasından geçmektedir.

Devir karayolu devridir. Demiryolu gözden düşmüştür. Ortaklar’ın çöp şişçileri yıllarca istasyonda gelen giden tren yolcularına çöp şiş satarak geçinmiş, birçok aile bu işi benimsemiştir.

Ortaklar ’da “Kasabın karısı” diye bir kadından bahsederler. Rivayete göre bu işi karayolu kenarına taşıyan ilk girişimci odur. Çöp Şiş’çiler birer ikişer (bugün de halen bulundukları) karayolunun yanında bulunan ve Amerika’ya göç etmiş (milliyetleri hakkında yanılıyor olabilirim. Yeniden bakacak bir kaynak bulamadım.) Türk ya da Rum bir ailenin terk edilmiş şekilde duran arazisine yerleşirler. Bu arazide uzun yıllar boyunca kira veya herhangi bir bedel ödemeden konuşlanırlar. Aileden Türkiye’ye gelip gidenler olmaktadır. Aile, arazilerinde çöp şişçilerin olduğunu bildiği halde buna ses çıkarmaz ve kira talep etmez. Bütün çöp şişçiler bu aileyi velinimet bilir. İşte meşhur Ortaklar çöp şişinin öyküsü budur.

İzmir Aydın otoyolu açıldıktan sonra İzmir Aydın arasındaki trafiğin %90’ı otoyola kaydı ve çöp şişçiler zor durumda kaldılar. Eskiden yaz kış çalışan mekânlar, artık yazın Bodrum’a giden ve de özellikle çöp şiş yemek için yoldan ayrılan tatilcilere ve oto yola sokulmayan ya da kendileri girmeyen kamyonculara hizmet veriyorlar. Bir kısmı ise Bodrum’a gidenlerin oto yoldan çıktıktan sonra uğradıkları ilk yerleşim olan Söke’de yol kenarlarına konuşlanmaya çalıştılar. Aralarında, bunu başaranlar olsa da, Söke’deki çöp şişçiler işin erbabı olmayan, sadece açıkgözlülük yapıp Söke belediyesinden tahsisli yer kapan bir sürü uyanık girişimciden oluşmaktadır. Ortaklar’ın tadını vermez. Ayrıca Türkiye’nin tüm sahil bölgelerinde açılan yeni yeni çöp şiş mekanlarının tamamı Ortaklar Çöp Şişçisi adıyla açılmaktadır. Ne kadar doğrudur, bilinmez.

Beni bak beni, beğee, bu taaflaa yoluğuz düşeese, otoyuldan üç beş kilumetre sapıdıp Ortaklaa’da bi çöp şiş yeesiniz gaari.

Kaynaklar:

Büyük Torbalı Gazetesi

Wikipedi (Baltalimanı anlaşması)

TC Devlet Demiryolları

Kitap:

Nedim Atilla ”İzmir Demiryolları”

İzmir Büyükşehir Belediyesi Yayınları 2003

SERDAR HAKYEMEZOĞLU
10

Bu yazıyı da okuyabilirsiniz

Ona Yüreğimi Bıraktım Şerif Kaya

Öykü

20 Yorumlar

  1. Cengiz Bircan

    Kutlarım Serdar kardeşim.

    0
  2. SERDAR HAKYEMEZOĞLU
    SERDAR HAKYEMEZOĞLU

    Okuma emeğinize teşekkür ederim Sibel Karagöz. Mutlaka bir yerde çöp şiş yemişsinizdir, farkında olmadan. Ama Ortaklar çöp şişi eşsizdir.

    1
  3. SERDAR HAKYEMEZOĞLU
    SERDAR HAKYEMEZOĞLU

    Tülay Çintosun Okuma emeğinize teşekkür ederim. Uzun yıllar İzmir limanı Ege’nin tarımsal ürünlerinin Avrupa’ya gönderildiği çıkış kapısı olmuştu. Ayrıcalıklar yüzünden bu ticaretin tamamı yabancıların elindeydi. Hem ticaret yapıyor, hem İzmir’in en güzel yerlerinde muhteşem bir yaşam geçiriyorlardı. Kuşaklar boyunca İzmir’de yaşayan ailelere “Levanten” denilirdi.

    1
  4. SERDAR HAKYEMEZOĞLU
    SERDAR HAKYEMEZOĞLU

    Okuma emeğinize teşekkür ederim Suzan Hanım. Izgara ile sadece etler temas ediyor. Sanırım ondan dolayı yanmıyor.

    2
  5. SERDAR HAKYEMEZOĞLU
    SERDAR HAKYEMEZOĞLU

    Çok teşekkür ederim okuma emeğinize öğretmenim.

    1
  6. SERDAR HAKYEMEZOĞLU
    SERDAR HAKYEMEZOĞLU

    Teşekkür ederim Fatmanur Caner. Ben bu yazıya Çöp Şiş’le birlikte Efe’leri de yedirebilir miyim, diye düşündüm. Çok uzayacak, dikkat dağıtacaktı. Efe’leri de bir başka yazıya bıraktım artık.

    1
  7. SERDAR HAKYEMEZOĞLU
    SERDAR HAKYEMEZOĞLU

    Fevziye Şimdi Okuma emeğinize teşekkür ederim öğretmenim.

    1
  8. SERDAR HAKYEMEZOĞLU
    SERDAR HAKYEMEZOĞLU

    Okuma emeğinize teşekkür ederim. Hep aynı öykü Hüseyin Bey. Yiye yiye bitiremediler.

    1
  9. Tülay Çintosun
    Tülay Çintosun

    İzmir’e gavur İzmir denme sebebi de İngilizler. İngilizler kurtuluş savaşından önce İzmir’den arazi ve gayrimülk almaya başlamışlar. Türlrlersen fazla, araziye sahip oldukları için gavur İzmir denemeye başlamış. Hala İzmirde İngilizler var sanılıyor sanırım gavur dendiğinde göre. 🤔🤔🤔

    2
  10. Tülay Çintosun
    Tülay Çintosun

    Çocuktum sene 1969 falan olabilir. Bansmınn tayini Malatya’ya çıkmış. İzmirden trenle gidiyoruz. Balıkesir istasyonunda tren mola verince babamın bize ekmek arası çöp şiş aldığını hiç unutmam. Ata ara, aklıma gelir bu anım. Majakw çok güze yazılmış emeğine sağlık arkadaşım.

    2
  11. Suzan Kuyumcu

    Emeğinize sağlık. Harmanlayarak yumuşatma tekniğiniz çok başarılıydı. Hem tarihten hem çöp şişten derken lezzetli paylaşım okudum kaleminizden. Okuma izleğim tarihten geçerken ister istemez bugünle karşılaşıyor, karşılaştırıyor insan. Ne yazık ki hiç ders almıyoruz. Çöp şiş kargıdan yapılıyorsa mangal yapılırken yanmamasını ilginç buldum. Umarım bir gün yemek kısmet olur. Teşekkürler

    3
  12. ŞERİF KAYA

    Teşekkürler dostum. Hem tarih hem gastronomi yazısı olmuş. İkisini güzel harmanlamışsınız.

    3
  13. SİBEL KARAGÖZ
    SİBEL KARAGÖZ

    Kutluyorum değerli hocamı bu nasıl bir taktik nasıl bir kompozisyon mideden, nefse, aç gözlü kapitülasyonlar, şive harika ötesi sahiden dişe dokunur bir çöp şiş olmuş tanışmamak mümkün DEĞİL….👏🏻👏🏻👏🏻

    3
  14. Fatmanur Caner
    Fatmanur Caner

    Yorumcuların dediği gibi çöp şiş, yemek kültürümüze dair bilgilenme beklerken kapütülasyonların başlangıç hikayesinde kendimizi bulduk. İyi bir siyasal analiz okutma taktiği.Şapka çıkarttım.Çöp şişte bonus oldu. Çok teşekkür ederim. Bu tarz yazılar sitede bol olmalı. Google arama çubuğuna çöp şiş yazan birden karşısında şu andaki dış borçların ve gümrük duvarlarının delik deşik olma durumunun kapütülasyonlardan bir farkı olmadığını istemese de öğrenmiş olur. Çok sağolun bu yazınız için.

    2
  15. FEVZİYE ŞİMDİ
    FEVZİYE ŞİMDİ

    Çöp şiş derken bir baktım DDY konusu işleniyor, yüzüme bir gülümseme yayıldı “güzel taktik” dedim yanılmamışım ardından çöp şişe bağlama güzel yapılmış. Kaleminize sağlık.

    2
  16. Hüseyin Sert

    Çöp şiş derken birde baktım ayrıntılı olarak demiryolları hikayesini bir solukta okudum. ( Hızlandırılmış tren projesinin hattının ta 1970’lerden yap işlet devret zamanından kalma olup 2000lerde uygulamaya koyan yandaş müteahitli zengin etmişlerdir. ) Kaleminize emeğinize sağlık. Çöp şiş ile tanışmam yaklaşık 30 sene önce Denizli den İzmir’e gelirken Goncalar İstasyonunda olmuştu. Selçuktan Kuşadasına giderken Selçukda mutlaka çöp şiş yerim hala.

    2
  17. SERDAR HAKYEMEZOĞLU
    SERDAR HAKYEMEZOĞLU

    Ethem bey, okuma emeğinize çok teşekkür ederim. Artık uzun ve belgesel yazılar az okunduğundan, çöp şişle yazıyı yumuşatmaya, okunur kılmaya çalıştım.

    3
  18. SERDAR HAKYEMEZOĞLU
    SERDAR HAKYEMEZOĞLU

    Ayşe abla, yazıyı dizerken benim de çok canım çekti. Okuman emeğine teşekkürler.

    1
  19. ETHEM ARI

    Didim’e giderken Söke’de yediğim çöp şiş öyküsü başlığı altında, Osmanlı döneminde İngiliz’e verilen ödünleri ve İngiliz Demiryolu şirketini öğrenmiş oldum. Çöp şişin bulunuş öyküsü ilginç. 100-150 yıl önce yaşadıklarımızdan ders almamış olmamız çok üzücüdür. Son zamanlarda bazı bazı, Saygın Serdar HAKYEMEZOĞLU gibi karşılaştığım tarih ve araştırma merakı, bir toplumsal uyanışın altyapısı olabilir mi, diye düşünüyorum. Bu yazıyı bu açıdan da dikkatle okumaya, kayda değer buluyorum.

    5
  20. Ayşe Yilmaz

    Çöp-şiş daha çok ilgimi çekti.Ne yapayım.Gec vakit kapitülasyonları düşünemedim.Kucuk tırnak pide ve çöp sisler.Ruyamada girer şimdi.

    2

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir