Devlet ve Din İlişkisi Nurettin Şenol

 

1789 Fransız Devrimi yapılmış, ancak sular kolay durulmamıştır.

Fransa’da 1794′ de Konvansiyon devletle kiliseyi ayırır. 1795 yılında inanç özgürlüğü ilan edilir. 

Din adamlarına kiliselerden yararlanma izni, şu yemini etmeleri karşılığında verilir: “Fransa yurttaşlarının tamamının egemenliğine inanıyorum; Cumhuriyet yasalarına boyun eğip saygı göstermeye söz veriyorum.”

Buna karşın, bir kısım din adamı cumhuriyete karşı savaşmaya girişmiştir. Bunlara göre Cumhuriyet yasalarını tanıma, krallık otoritesine başkaldırmaktır; “Bütün devrimci cinayetlerin suç ortağı olmaktır. Rezalet ve iğrençliği tapınaklara dek götürmektir.”

Cumhuriyetçilerle din adamları arasındaki soğuk savaş sürüp gider.

8 Eylül’de din adamlarına karşı hükümet darbesi yapılır. 

9 Eylül tarihli yasa ” Bütün papazların krallık ve anarşiden nefret ettikleri, Cumhuriyete ve III. yıl Anayasasına bağlı oldukları konusunda yemin etmelerini” ister. Ayrıca hükümete, tehlikeli olabilecek papazları sürgüne gönderme yetkisi verir.

Napolyon‘un gelişi ile birdenbire tersine döner. 

Napolyon aslında bir özgür-düşünürdür.” Benim papacı olduğum söylenecek; aslında ben hiçbir şeyci değilim. Mısır’da Müslümandım, burada da halkın iyiliği için Katolik olacağım. Aslında dine inanmıyorum. Ama dinsiz bir toplumun pusulasız bir gemi gibi olacağı kanısındayım. Devlete sağlam ve sürekli desteği ancak din sağlayabilir.

Servet eşitsizlikleri de din olmadan meydana gelemez. Bir adam tıka basa yiyerek şişen bir başka adamın yanı başında açlıktan ölürken ortada kendisine – Tanrı böyle istiyor, kiminin zengin, kiminin yoksul olması tanrıdandır; ama ileride, öte dünyada, iş başka türlü olacak- diyen bir güç / yetke (otorite) olmazsa, o adam bu farklılığı bir türlü anlayamayacaktır.”

Napolyon bu fikirler adına bir amaç gütmektedir: Papanın, “Fransa Katoliklerinin Cumhuriyete yeniden boyun eğmesini örgütlemesini sağlamak.

Kendisi “bilinemezci” (agnostig ) görüşte olmasına karşın, devrim çevrelerinden gelen protestoları, karşı çıkışları hiç umursamaz. Bir kişisel iktidar (diktatörlük) kurmaya kararlı olduğu anlaşılır.

Kilise üyelerini bu iktidarın kefilleri, bekçileri, memurları yapmayı aklına koymuştur. Kilise üyelerinin önüne koyduğu yemin metni bu düşüncesini gösterir; “Fransa Cumhuriyeti Anayasası ile kurulmuş hükümete boyun eğip, bağlı kalacağıma İnciller üzerine yemin ederim. Yurt içinde ve dışında kamu özgürlüğüne aykırı hiçbir fikir beslemeyeceğime, hiçbir kuruluşa girmeyeceğime, hiçbir birliğe katılmayacağıma ve kendi ruhani çevremde ya da başka bir yerde, devlete zarar veren bir şeyler olduğunu öğrenirsem hükümete bildireceğime söz veririm.”

Düne kadar On dördüncü Lui’ yi tanıyan Papa, şimdi Birinci Konsülü tanımaktadır. Çoğu eski rejime bağlı olan rahipler yeni rejim için çalışacaklarına yemin ederler.

Böylece, kilise ve papa desteğini almış olan Napolyon, kişisel iktidarından emindir. 

2 Aralık 1804′ de Tanrının desteğiyle (kayrasıyla) imparator olan Napolyon, Papa tarafından Notre -Dame’ da kutsandığında daha da güçlenmiştir.

Bu diktatörlük, Kilisenin öğretilerinde “imparatora karşı ödevler” öğrettiği ve Papa’nın gece yarısı yatağından kaldırılıp, kilitli bir arabayla kaçırılarak imzalatıldığı “Fontainebleu Antlaşması” geçerli olduğu sürece kendi iktidarından emindir.

Nurettin ŞENOL

Kaynak : Dine Karşı Özgür Düşüncenin Tarihi –  Albert Bayet

NURETTİN ŞENOL
NURETTİN ŞENOL son yazıları (Hepsini Gör)
2

Bu yazıyı da okuyabilirsiniz

Sandık Yarası – Şehriban Tuğrul (Sesli Öykü)

Sesli Öykü

2 Yorumlar

  1. SİBEL KARAGÖZ

    Yazınız için kutluyorum değerli hocamı. Okurken aklıma Napolyon ve sözü geldi “ para , para, para “ buradan da anlaşılacağı üzeri kimse dindar değil. Dini amaçları doğrultusunda kullanmışlar….

    3
  2. Kutluyorum kaleminize sağlık

    3

Bir cevap yazın