Dinmeyen, Dindirilmeyen Acılarız Biz

 YİNE BİR KADINA YÖNELİK VAHŞET! 

 

“Şu muhakkak ki biz Türkler, şeriat bataklığına saplandıktan bu yana özellikle iki güzel niteliğimizi yitirmişizdir. Bunlardan biri akıl diğeri de kadına saygıdır. İlhan Arsel

Meclisteki vekilden başlayan balığın baştan koktuğu, insanın insanlığını unuttuğu bu zamanda polisin, askerin, öğretmenin, doktorun, avukatın, mühendisin dahi tecavüz, taciz, cinayetle adının anıldığı yerde daha çok kadın tecavüze uğrar, taciz edilir, öldürülür… Ne kadar acı…Ülkemiz nasıl bu hale geldi anlamakta güçlük çekiyorum. Özge Can cinayetinde tüylerimiz ürpermişti yıllar sonra Muğla’mızda burnumuzun dibinde cinayet işlendi. Katilin nefesini ensemizde hissetmiştik. Malum bilindiği üzerine 16 Temmuzda kaybolan Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi son sınıf öğrencisi Pınar Gültekin’in cansız bedenine 21 Temmuz sabahı ulaşılmıştı. Korkunç vahşetle tüylerimiz ürpermişti. Muğla’mızda iki kadın cinayeti de erkek hegemonyası ve vahşeti ile oldu ne yazık ki…

Yalnızca 2019 yılında neredeyse 500 e yakın kadın istismara uğramış, canından olmuştur. Bugünlerde corona virüs ölümlerinden daha korkunç olan da budur. Cezaevindeki katillerin salıverildiği bu dönemde, kadın, çocuk, hayvan tecavüzleri, ölümleri o kadar sıradanlaşmıştır ki hep iyi giyim, efendilik vb. indirimleri alarak serbest bırakılmıştır caniler. Ölen kadınsa mutlaka kuyruk sallamıştır yani ölümüne susamıştır. Hele erkek arkadaşı varsa… Eskisini bırakıp yeni arkadaş edinmişse… Eski erkek arkadaş ne demek! Kadın kesinlikle suçludur. Hiç arkadaşı olmasa da kadın mutlaka erkeğe kuyruk sallamıştır. Erkekse ne yaparsa yapsın masum sayılmıştır. Ağır tahrik altında işlemiştir bu cinayeti.

”Ahlak ve namus deyince sadece kadından konuşmaya başlayan herkes namussuz ve ahlaksızdır.”Frida Kahlo İşte bugünlerde böylesine eril bir baskının altında nefes almaya çalışıyor kadınlarımız. Kadınlarımız. Aile içinde de cinsel istismar sürüyor, ensest ilişkiler vb… Hep örtülüyor üzerleri… Töre kılıfı, din kılıfı geçiriliyor üzerine… Denilmiyor ki sapkın erkekler, iktidarsız erkekler ciddi bir tedaviden geçirilsin hep kadın suçlanıyor.

Neden mi doğuşundan kutsanmış bir varlık o. Onu doğuran anadan başlayarak köklerini sürdürecek olan biricik varlık o. Doğrulduğunda yedi köye ilan edilen, sünnet törenleri düzenlenen, üst cinsel model o. Büyüyüp serpilince de babası tarafından cinselliği alkışlanan, kız arkadaşı ile cinselliğini onaylayan biricik insan baba.  ”Benim oğlum yapar. Aferin ona babasının oğlu” yakıştırmasıyla… Kadını mal gibi alınıp satılan hatta mümkünse türlü bin işkenceyle öldürülmeye layık görüyor her zaman cinselliği hep aç olan erkek.

Siz hiç kız çocuğuna ilk aybaşı olduğunda tören yapan baba, anne gördünüz mü? Ben geleneksel olarak kırsal kesimde yetiştiğim için göremedim. Hep gizlenirdi uluorta yere serilmezdi aybaşı bezleri. Egede olduğum için şanslıydım biraz erkekten kaçmazdık, fakat onunla can ciğer kuzu sarması da olunmazdı öğretimiz böyleydi.

Eğitimsiz ve hastalıklı, ikiyüzlü toplum bakışının yarattığı erkeklerden ne yazık ki kendini koruyamıyor genç kızlarımız.

“Bizde kız çocuğuna bebek, erkek çocuğuna tabanca alınır. Sonra da oturup kadın cinayetleri neden var? Ve bunları nasıl durduracağız? diye düşünülür.” Sunay Akın

Sunay Akın’ın da vurguladığı hastalıklı eğitim köklerimizden doğup bugüne geliyoruz.

Anadolu’da sofra geleneği diye bilinir erkeklerin karnı doyurulur önce, sonra kadınlar kalanları yer. Başlangıcında erkeğe saygı diye başlayan gelenek, erkeğe kadına her türlü işkenceyi yapmayı ne yazık ki reva görür hale gelir.

Yasalar olmalı elbette kadınımızı, genç kızlarımızı, çocuklarımızı, hayvanlarımızı koruyan kollayan, ancak kadınla erkeği eşit görmeyen, göremeyen eril bir baskıyla yönetiliyoruz ki yasaları beklemek yerine kadın dernekleri, sivil toplum örgütleri kenetlenmeli yeni çözümler üretmeli…

Her kadına döğüş sporları kendini koruyabilme adına öğretilmeli. Karate, Tekvando, Judo, Aikido… Kulakları çınlasın Dilek Akay adlı öğrencimin. Aikido sporlarına gitme nedenini söylediği zamandan bu yana on beş yıl geçmişti. Kendimi savunmak için gidiyorum öğretmenim deyişi belleğimde yankılanıyor şimdi. Özge Göçer adlı öğrencim de genç kızlarımıza, kadınlarımıza döğüş sporlarının belediyeler ve kurumlarca kadının kendini savunması gerçekleştirecek kadar öğretilmesi gerektiğini savunuyor bugünlerde. Bence yerden göğe kadar haklılar.

Kadınlarımıza, genç kızlarımıza bedenini savunabilme eğitimi verilmeli. Uygar insan sandıkları, yanıp tutuştukları erkekler ”hayır “ cevabını alınca canavar kesilebiliyor. Aşk dolu hallerden şiddetin akıl almaz boyutlarına geçebiliyorlar. Adları değişiyor yalnızca değişmiyor cinsel şiddet.

Yıllar öncesi kız öğrencilerimin çantalarında kesici alet gördüğümde “Kendimi savunmak için “ dediklerinde haklılık payını düşünmüştüm ve gelinen noktada gerçek oldu ne yazık ki… Kadının kendini savunma sporlarını öğrenmesi şart oldu. Erkek şiddetinin sonu yok yasaları işlemiyor zaten. O halde kişi kendisini savunacak.

Çocukluğumda ve gençliğimde anneannemin kendini savunma öykülerini dinlemiştim (.Genç yaşta eşini kaybedince ve dul kalınca) Çakaralmaz tüfeği ile namusuna göz diken erkeklerin bacağına sıktığı kurşunları… Ondan çok öykü dinlemiştim o yüzden erkeklere düşman kesilmiştim.

Yalnız başına yola çıkmışsam rahmetli ninem ”Çakaralmazın var mı yanında? ” Su uyur düşman uyumaz. ”diyerek kendimi savunmam için uyarısını yapardı. Babamı erken kaybettiğim için annem evlendirilmişti. Üvey babam da yalnız başına dağ yürüyüşü yapmamı hoş karşılamazdı.

“Yanına Çakmaklını aldın mı? Düşmanın nereden geleceği belli olmaz buralarda.” derdi

Ben de “Bıçak aldım yetmez mi ?” derdim. Çocukluğum, gençliğim böylesi öykülerle doluydu. Zeliha halam dağda tüyler ürperten bir vahşetle öldürülmüştü geriye çocukları ve kocası kalmış çok acı çekerek yaşamışlardı hayatlarını. Halamı ne yazık ki dünya gözüyle görememiştim. Acılı yaşamlarını halamın kızından hep dinlemiştim. Bu yüzden erkeklerden adeta iğrenmiştim. Çantamda mutlaka bıçak bulundurmuştum. Meyve bıçağı bile olsa bana güven verirdi.

Gelelim bugüne, erkek çocuklarına iyi bir eğitim verilmeli, kadına saygı öğretilmeli, kadını cinsel obje olarak görmemeli. Bugünde genç kızlarımız adına sevda, aşk her ne ise dedikleri coşuşlarında uyanık olmalılar, kendilerini savunabilecek donanıma sahip olmalılar. Ne yazık ki başımızdakilerden başlamak üzere kadını “mal “ gören zihniyetler sayesinde palazlanıyor böylesi olaylar zinciri…Köklerine….kıran giresi erkekler dünyası kuşatmış etrafımızı ya kabulleneceğiz av olmayı ya da güçlerimizi birleştireceğiz bedenimizi savunacak eylemleri öğreneceğiz başka da çaresi yok, zira yasa masa yok .Eril dünyayı şişiren, kutsallaştıran çocuk yaşta cinsi münasebetleri savunan akıl daneleri çok, üstelik dinimiz de çoktandır alet edilmiş bu konuya.

Yasalar ne zaman işler muamma. Bıçağın ucu kendilerine dokununca anında çıkar yasa.  Bekleyelim. Kadının alkışlandığı günleri görmek bize değil ya bizden sonraki kuşaklara kısmet olur kim bilir. İkinci bir çıkış kapısı daha var biz kadınlar kenetlenelim.

 

 

 

 

 

 

HATİCE ALTUNAY
8

Bu yazıyı da okuyabilirsiniz

Fakir Dedik Sürüldük/ Barış Dedik Öldürüldük… Hatice Altunay

Anı

9 Yorumlar

  1. SERDAR HAKYEMEZOĞLU
    SERDAR HAKYEMEZOĞLU

    Katkılarınız için ben teşekkür ediyorum.

    0
  2. SERDAR HAKYEMEZOĞLU
    SERDAR HAKYEMEZOĞLU

    Bu kanayan yaranın kanı ne zaman dinecek? Yeter artık. Kadının aile içi şiddet görmesi sorunun can damarıyken, yetmedi, cinayetlere geldik. “Öldürmesin de, dövsün yeter ki” noktasına az kaldı. Bitki örtüsü iklime, toprağa göredir. Türkiye’nin sosyal iklimi bozuldu. Toplumun havası kirlendi. Bu havayla, bu toprakla yetişen insandan da hayır gelmiyor. Elinize, dilinize sağlık.

    0
  3. Ethem Arı

    Hatice Hanım, konuyu her yönüyle irdeleyip önümüze koymuşsunuz. Yazık ki bu konu toplumun yüz karası, Türk adını dünyaya rezil eden, bizi Arap ülkesi sananlara neden üreten bir konu. Şu kadarını söyleyeceğim. Toplum dindarlaştıkça kadına şiddet artıyor. Bunu istatistikler söylüyor.
    80 evli bir köyün ilkokulundan 1965 yılında bitirme sınavı ile mezun oldum. İlkokuldan sonra bir iki kız benden kaçmaya başladı. Onlar ben cinsel objeyim diyor gibiydi. Diğerleri ile erkek arkadaşlarım gibi görüştüm. Evlendiler, eşleriylede görüşüyorum. Burada şunu anlatmak istiyorum. İki cins katımlık koç ve koyunlar gibi birbirinden ayrılınca denge arkadaşlıktan cinselliğe kayıyor. Birbirine yabancılaşıyor. Bu yabancılaşma evliliklerde bile ömür boyu sürüyor. İmam nikahları resmî nikahın gücünü kırıyor. Eğitimsizlik imam nikahı ile birleşerek erken evliliklere neden oluyor. İlhan Arsel’in bir kitabının adı da “Toplumsal Geriliğimizin Sorumluları Din Adamları”dır. Yazık ki din dilimiz Türkçe olmadığı İçin Kuran’daki din yerine imamların masallarına inanılıyor. Sorun çok boyutlu olunca daldan dala atladım. Sağ olun!

    1
  4. Ayşe Yilmaz

    Kadına şiddeti doğru ve çarpıcı ifadelerle anlatmışsınız.Gunumuzun en önemli sorunu.Yasa masa yok.Kadinlar kendini her acıdan guclendirmeli ve birbirine kenetlenmelidir saklamanıza katılıyorum.

    2
  5. Hatice Altunay
    Hatice Altunay

    Sayfa emekçimiz Serdar Hakyemezoğlu’na ve değerli yorumları için arkadaşlarıma teşekkür ederim. İçimiz bir yangın yeri ne yazık ki…

    2
  6. Şerif KAYA

    Bu ülkede, hatta bu coğrafyanın kanayan yarasını deştiniz. Eril zihniyetin etkin olduğu bu coğrafyada bu denli vahşeti yaşatan toplumun baskı aracı töre ise töreye yön veren de dindir. “cennet anaların ayaklarının altındadır.” deyip kadınları dolaysıyla anaları ayaklar altına alan bir din! Yüreğinize sağlık.

    3
  7. Avatar
    Naciye Aktaş Koçak

    Gerek kadın cinayetleri ve gerekse kadın, çocuk ve hayvana yapılan şiddet ve istismar ülkenin göz ardı edilemeyecek ciddiyette ve acilen tedbir alınması gereken önemli sorunlardan biridir hiç kuşkusuz.
    Konuyu sebep ve sonuç ilişkisiyle çok güzel irdelemişsiniz.
    Yüreğinize kaleminize sağlık Hatice Hanım.
    Sevgiyle umutla

    4
  8. Hüseyin Sert

    Kaleminize sağlık hocam. Asıl mesele eğitim bunun ailede başlayıp okulda devam etmesi gerekiyor. Ve ilkokuldan itibaren çocuklara savunma dersleri verilmesi bana daha mantıklı geliyor…

    4
  9. Avatar

    Yüreğinize sağlık hocam.
    Çok güzel bir yazıydı.
    Sizi tebrik ederim, ülkemizin bu kanayan yarasını çok güzel anlattığınız için.
    Bunu bir doktor ve bir hasta ilişkisine kıyasladığımızda;
    doktor oncelikle hastasini dinler, şikayetinin nerede olduğunu, başlangıç ve ağrı derecesini öğrenir.
    Sonra, bunu bilimsel tetkiklerle araştırır ve neticede bir reçete yazar.
    Şimdi burada doğru teşhis çok önemli.
    Yanlış reçete hastayı felakete sürükleyeceği gibi, ölümüne de sebep olabilir.
    Oysa doğru teşhis hastayı rahatlatır ve zamanla iyileştirir ya da en azından felakete sürüklemez.
    Evet, ülkede bir kadın sorunu var.
    Bu sorunun da önce doğru teşhisi önemlidir.
    Doğru teşhis işin çözümüdür.
    Bu sorunun kaynağına, inine inilmedigi müddetçe; bu sorun kanayan yara olmaya devam eder.
    Erkek öldürür, kadın da ölür.
    En başta bana göre dinlerin sorgulanması gerekir.
    Sonra sistemlerin yani devletlerin.
    Sonra da ailenin.

    5

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir