Doğa Harikası Belemedik

Günün erken saatinde kalktım, trene yetişmek için. Sokakta kimsecikler yok gibiydi. Sadece benim gibi sırtında çantası olan, gençler ağırlıklı, insanlar vardı. Belli ki onlarda tura katılacaklar.

Çalıştığım okul dönemi aklıma geldi; cumartesi, pazar dershanede çalıştığımda, yine sabah erkenden yollara düşerdik. O zaman da özellikle o saatte, kedi- köpek ve öğrenci-öğretmenden başka kimse sokakta olmazdı!

Uzun bir aradan sonra trene biniyorum, modern olmasa da eski görünümünde değildi. Yolcular yavaş yavaş binmeye başladılar. Hepsinde, erken uyanmanın verdiği bir mahmurluk vardı. Tren zamanında hareket etti.

Fotoğraf: Şerif Kaya

Şehir henüz uyanmamış gibiydi. Trenimiz apartmanları ve gecekonduları geçip şehri terk ettikten sonra, Toros Dağları’na doğru yol almaya başladı. Dağlarla şehir arasındaki narenciye bahçeleri, yüklerini henüz hafifletmemişlerdi. Turuncu ve yeşilin neredeyse eşit olduğuna bakılırsa, bu yıl ürünü bol.

Toros Dağları’na varmadan, trenimiz bir iki durakta durdu. Küçük küçük köprüleri ve viyadükleri geçince tren görevlisinin anonsu duyuldu: “Sayın yolcularımız, Toros Ekspresimiz Çukurova ile İç Anadolu’yu birbirinden ayıran Toros Dağları’na ulaşmış bulunmaktadır, size iyi yolculuklar dilerim.”

Fotoğraf : Şerif Kaya

Bu duyuru, uzun süredir benim gibi trene binmeyenlerin, hoşuna gitti.

Biz bir yandan uyku mahmurluğunu üzerimizden atarken, camdan giren ışık huzmesinin yarattığı güzellikle kendimize geliyorduk.

Trenimiz bir tünelden çıkıp bir başka tünele giriyordu. Bu süre o kadar kısa idi ki; sarp kayaların, derin kanyonların fotoğraflarını bile çekemiyorduk. Trenin tünellere girmeden çaldığı uyarı sirenlerinin sesi vadilerde yankılanarak geri geliyordu. Sarı ve yeşilin ağır bastığı dağlar, vadiler ve yüksek kayalıklardan oluşmuş kanyonlar Çakıt Irmağı boyunca uzayıp gidiyordu.

Fotoğraf : Şerif Kaya

Trenimiz, Çakıt Irmağının yardığı Toros Dağlarındaki kanyon ve vadilerinden ilerlerken görevli ikinci bir anonsla bizi bilgilendirmeye başladı: “Sayın yolcularımız, trenimiz Çakıt Irmağı boyunca vadi ve kanyonlardan geçerek Konya’ya doğru ilerliyor. Bu güzergahta onlarca tünel, köprü ve viyadük var.

Ama en önemlileri Varda Köprüsü’dür. Bu köprüyü Almanlar yapmış. Üç dakika sonra sağınıza baktığınızda bu köprüyü göreceksiniz. Bu köprü Sultan Abdülhamit Han’ın yaptırdığı İstanbul- Bağdat tren hattının en önemli köprüsüdür.1900’lü yılların başında Ortadoğu’nun önemini kavrayan Abdülhamit Sultan’ımızın ileri görüşlülüğü sayesinde Almanlara yaptırılmıştır. O zaman Almanlar bize çalışmaya geliyorlardı, şimdi ise biz Almanya’ya çalışmaya gidiyoruz. Nereden nereye geldik. İnşallah bu kısa sürede tersine döner.”

Tren görevlisi bu konuda ya yeterli bilgiye sahip değildi ya da eline tutuşturan kâğıttaki bilgiler yanlıştı. Hâlbuki bu hat, Abdülhamit’in öngörüsü ile değil; Almanya’nın Ortadoğu petrollerine ulaşma projesi olarak uygulamaya konulmuştu. Ve hattın yapımına başlandıktan sonra Abdülhamit bilgilendirilmişti. Bir de Almanlar o zaman buraya çalışmaya gelmiyorlardı. Emperyalist emelleri uğruna, nitelikli eleman olarak geliyorlardı.

Üç dakika sonra Varda Köprüsünü görmek için sağımızdaki pencerelere yöneldik; ama köprüyü göremedik, çünkü biz köprünün üzerinden geçiyorduk! Dolaysıyla, o dillere destan mimari şaheseri köprüyü göremedik!

Varda Köprüsü bu hattın gerçekten şaheseri. Gerek yüksekliği gerekse eğilim ve yüksekliği hesaplanarak, iki dağı birbirine bağlama başarısı…

 

Köprünün yapımı sırasında çalışan iki Türk işçi köprünün yüksekliğini merak etmişler. Paydos sonrası, işçilerden biri yukarıda diğeri aşağı inmiş. Yukarıdaki bir kalas aşağıya atmış. Kalas aşağıya ininceye kadar geçen süreyi hesaplayarak yüksekliğini bulmaya çalışıyorlarmış. Kalası atan yukarıdan bağırıyormuş:

-Vardı mı? Aşağıdaki;

-Var da, var da” diye cevap veriyormuş. Bir, iki, üç, dört, beş yukarıdaki tekrar bağırıyormuş:

-Vardı mı? Aşağıdaki;

-Var da var da, diyormuş. Buna tanık olan Almanlar, ondan sonra o köprüye; VAR+DA ismini vermişler!

Pusun vadiyi sardığı sabahın bu erken saatinde, gitmek istediğimiz yere vardık: Belemedik!

 

Kanyonlardan çıkan trenimiz, Çakıt Vadisi’nin bu güzel noktasında kurulmuş, Belemedik istasyonunda durdu. Trenden iner inmez tur rehberimiz bize şu bilgiyi verdi: “Kamp alanımız beş yüz metre arkamızda kaldı, oraya kadar yürüyeceğiz. Diğer tur gruplarıyla kalabalık bir şekilde kamp alanına yürürken manzaranın güzelliği karşısında şaşkına dönen insanlar durmadan fotoğraf çekme telaşın girdiler. Hâlbuki vadiye çöken sis, güzel fotoğraf çekmemize engel oluyordu. Olsun, o sis de ayrı bir güzellik katıyordu vadiye. Sanki vadinin tabanına bir buz kütlesi yerleştirmişsin gibi görünüyordu.

Fotoğraf : Şerif Kaya

Kamp alanında kocaman çınarlar vardı. Her tur organizasyonu, bir çınarın altında flamasını açmış, sandalye ve masasını dizmişti. Beraberimizde getirdiğimiz kahvaltılıklarımızla kahvaltımızı yaptık.

Rehberimiz, saat on üçe kadar serbest olduğumuzu, tren rayını takip ederek, Çakıt Irmağı yatağına inebileceğimizi veya kamp alanından yukarıya doğru çıkarak vadiyi dolaşabileceğimizi; belirlenen saatte, kampın çeşitli yerlerinden tüten ocaklardan elinizdeki fişlerle, sucuk- ekmek ve ayran alabileceğimizi duyurdu.

Fotoğraf : Şerif Kaya

Kamp alanının çevresine, Almanlardan kalma binalar vardı, çoğu hâlâ ayaktaydı. Almanlar bu tren hattının yapımı sırasında, burayı üs olarak kullanmışlar. Tüm sosyal yaşam alanlarını inşa etmişler. Hastane, cezaevi, mezarlık, eğlence ve dinlenme yerleri…

Belemedik adının öyküsü ile ilgili çeşitli söylentiler var. Tüm söylencelerde vurgulanan:

Yerli işçiler, Almanların kendilerinden istedikleri işleri başaramadıkları gibi, her işin sonunda tekrarladıkları bir bahaneleri varmış: “Bilemedik!” Bu sözün sıkça tekrarlaması üzerine; Almanlar, bu yerleşim yerinin adını; (i>e değişikliği yaparak) BELEMEDİK koymuşlar.

Sis yavaş yavaş kalkıyordu. Birkaç arkadaşla kısa bir yürüyüş yaptık. Önce Çakıt Irmağına indik. Birkaç gün önce yağan yağmurun dağlardan sürüklediği çamurlardan dolayı, ırmak bulanık akıyordu ama durgundu. Irmak, karşı tarafına geçebilecek sakinlikte akmasına karşın, kimse karşıya geçmeyi göze alamadı. Bu çevrede güzel fotoğraflar yakaladım.

Şerif Kaya belgeliğinden

 

Ta uzaklardan vadiye giren trenin sireni, vadi boyunca yankılanıyordu. Dağlar sanki birbirleriyle konuşuyordu. Doğa; ses ve görünüm armonisi oluşturuyordu. Belki bu gezinin tanık olmaya değer, “en güzel anı” idi.

Yüksek çam ağaçlarıyla birlikte, asırlık çınarların egemen olduğu vadinin bir başka güzelliği her türlü ağacın bulunması. Bu nedenle sadece yeşilin değil, her rengin kendine burada yer bulması; özellikle de mevsim gereği, sarının her tonu güzelliğe güzellik katıyordu. Irmağın karşı tarafında ise sarp kayalıklar vardı.

Sucuk- ekmekli öğle yemeğimizden sonra, kamp alanındaki kafeteryadan çay içtik. Gruplar davul- zurna eşliğinde oyunlar oynadılar, çeşitli müzik eşliğinde dans ettiler.

Öğleden sonra vadinin güney yamacına tırmandık. Güneşin de yön değiştirmesiyle vadi pırıl pırıl parlıyordu. Beyaz kayalar sanki kar yağmış gibi olmuştu. Tüm renkler en güzel haliyle ortaya çıkmıştı. Yükseğe çıktıkça vadinin güzelliği bir başka şekil de kendini gösteriyordu. Sanki uçaktan vadiyi seyreder hale gelmiştik ki; dönmemiz gerektiği hatırlatıldı. Bolca fotoğraf çektik, amatörce de olsa güzel kareler yakaladık.

 

Gezi dönüşümüz karayoluyla oldu. Belirlenen saatte kamp alanına gelen araçlarımızla dönüş yoluna koyulduk. Dönüşümüz, Çakıt Vadisi kuzey yönünden gerçekleşti. Vadi boyunca yine doğa güzelliklerine tanık olduk. Pozantı’dan otoyola çıktık ve oradan bir saatlik yolculuktan sonra Adana’ya vardık.

Yolu ve zamanı uygun olan doğa sevenlerin, muhakkak görmelerini önerdiğim bir yer. Özellikle de Kasım-Aralık aylarında.

Şerif KAYA-2020-ADANA

ŞERİF KAYA
İzlemek için
ŞERİF KAYA son yazıları (Hepsini Gör)
11

Bu yazıyı da okuyabilirsiniz

Kazdağı’nın Cesur Yürekli Kadınları Çiğdem Çimen

                Doğal güzelliği ve efsaneleri ile dünyaca ünlü Kazdağı’nda yaşamak, sadece yaz aylarının keyfini çıkarmaktan …

6 Yorumlar

  1. Yalın dil, doğa harikalarıyla bezenince, “arada; yapımı yabancı olsa da isimlerin bize ait olması” okumak keyifli oldu. Teşekkür ederim yazın dostum

    0
  2. Şerif Kaya arkadaşın gezi yazısında da usta olduğunu göstermiş. Çok güzel bir yeri fotoğraflar ve güzel bir yazıyla tanıtmış.Eline sağlık.Yazi Dükkanı kızları olarak şu salgın bitince geleceğimiz yerleri planlarken bu harika yeri de plânımiza alırız.

    6
  3. Güler Koçyiğit

    Çok beğendim… Hem keyifle okudum, hem çok şey öğrendim… Kaleminize sağlık Şerif Hocam, çok tşk ederim…

    5
  4. Bu güzel gezi yazısı mutluluk verici
    Bir gün bu güzel yerleri gezmek isterim?
    Yüreğiniz var olsun.

    4
  5. “Belemedik Köprüsü” Toroslara kemer yapılmış.Batı Doğu aradında köprü konumundaki Anadolu nun küçük örneği.Çok teşekkürler.

    4
  6. Fatmanur Caner

    Sitemizin ilk gezi yazısı şanına yakışır bir edayla geldi. İlk olmak özel olmalı. Hep anısı kalır. Ben de bu enfes yazıyı selamlıyorum. İçimden hemen gitmek geldi Belemedik Köprüsüne. Bu doğa harikası Avrupa kıtasında olsa, sırf bu tur bile akın akın turist çekerdi. Biz zenginiz ama fakiriz de bir yandan. Sahip olduğumuz değerlerin farkında bile değiliz. Okurken, vadiyi doğanın nakışlarını oradaymış gibi hissettim. Kim yazmış? Bildim! Şerif Kaya Öğretmenim…❤️❤️

    9

Bir cevap yazın