Eğitmen Vasıf Efendi  Şevket Yılmaztürk

Eğitmen Vasıf Efendi Şevket Yılmaztürk

           Vasıf askerden döndüğü bahar pek keyifli değildi. Askerliğin bittiğine sevinememişti. Anne ve babası o askerdeyken sessizce göçüp gitmişlerdi. Ağabeyi sarılmıştı. Bi solukta anlattı olup biteni. Anası saplıcan olmuş karnım, karnım diye gitmiş. Babası ‘yeşil kurba’ dediği üçüncü sigarasını arka arkaya yakıp bir hafta on gün dayanmıştı Fadime’sinin arkasından. Yan yana yatıyorlardı. Vasıf mezarlığa hiç gitmedi. Sabah namazından dönüşte uyandırmasını bekledi hep. Anası ‘Vasıfım, sarım hadi çorba hazır’ demesini bekledi. Abisinin, yengesine ‘birkaç gün dinlensin kendine gelsin’ dediği kulağına geldiğinde içine kocaman bir kor düştü. Sessizce kalkıp evden çıktı. Caminin çeşmesinde yüzünü yıkadı. Soğuk taşa oturdu. Öylece kaldı. Çocukluk arkadaşı Ahmet; ‘hoş geldin Vasıf geçmiş olsun’ derken kendine geldi. Onun yaşlı bir annesi vardı evde. Ona su almaya gelmişti çeşmeye. Evleri çeşmenin yan tarafındaydı. ‘Gel’ dedi Vasıf’a ‘bize gidelim. Anam çorba hazır diyordu hem laflar hem çorba içeriz. Geçen gün seni soruyordu görünce sevinir.’ Yavaşça kalktı, Ahmet’le yürüdü. Borda kapı  gürültülü açıldı. Ahmet’in anası; ‘geldin mi oğlum, hadi çorba soğumasın’ diye seslendi kafasını kaldırmadan.  Çorba çanağını yaygının ortasına koydu. Kaşık için doğrulunca Vasıf’ı gördü. ‘Kurbanım hoş geldin ne zaman geldin’ diye çığlığı bastı. Yanaklarından kocaman öptü. ‘Ahmet’imde çoktandır seni sayıklıyordu’. ‘Hele gel otur, çorbamızı içerken konuşalım’. ‘Anamın çorbasını özlemiştim onun gibi olmuş eline sağlık Satı ana’ Dertleşildi sofrada. Şimdi ne olacaktı.

Eğitmen Vasıf Efendi  Şevket Yılmaztürk

          Vasıf, yengesinin yüzünü gördükçe soğudu evden. Doğru dürüst sofraya buyur etmiyor, yıkanacak çamaşırın var mı diye sormuyordu. Abisinin, özün içinde su değirmeni vardı. Sabah erkenden değirmene inerdi. Atıyla, eşeğiyle buğday getirenler değirmende Vasıf’ı  görünce sevinirlerdi. Vasıf’ın öğüttüğü unlar daha iyi oluyor derlerdi aralarında. Azıklarını söğütlerin gölgesinde yerken Vasıf’ı da davet ederlerdi. Sessizce oturur onlarla karnını doyururdu. Abisi iyice işi Vasıf’a yıkmıştı. İş olmadığı günler köye çıkar, koca kavağın oraya otururdu. Çeşme yanı başında, kütür kütür akardı. Sık sık elini yüzünü yıkar, içerdi buz gibi. Çeşmenin suyu küçük gölette birikirdi. Nöbetleşe evlerin önündeki harımları sulardı kadınlar. Kavga da eksik olmazdı. Eli boşlar çıkacak şenlik için bekler, güler şakalaşırdı kavağın gölgesinde. Suyun yüzünde çırpınan ördekler su sıçratırdı kenarlara. Çocuklar bazen kovardı ördekleri. Badi badi kaçarken kuru toprağa damlayan sular hoş kokular yayardı. Çocuklar aşağıdan yukarı doğru gelen toz bulutunu gösterip ‘bişi geliyor’ diye bağırdılar.  İkindi sıcağında köy sessizliğini bozdu, gelen toz bulutu. Merakla gözlerini yola diktiler.  Motor sesi geldi, gelen askeri cipe benziyordu. Arkadaşları Vasıf’a takıldı; ‘ Askerden mi kaçtın olum’ Vasıf da meraklandı. Çip geldi önlerinde durdu.

                Üç kişiydi içinde. İndiler. Fötrlü ve kravatlı olan selam verdi, çeşmeye yöneldi. Fötrü çeşmenin kenarına koydu yüzünü yıkadı uzun uzun. İki avcunu birleştirip kana kana su içti. Diğeri öteki kurnaya yanaştı. Ensesinden belli yıkadı yüzünü. Kana kana içti. Fötrlü ‘eee gençler nasılsınız? Koyu gölgede keyif mi çatıyorsunuz?’ ‘He dedi’ biri. Çocuklar toplaştı merakla. Buyur ettiler. Oturdukları kütükten yer açtılar. Oturdular. Hal hatır derken okuma yazma bilip bilmediklerine geldi konu. Vasıf; ‘ben biliyorum. Askerde sıhhiye idim orda öğrendim’ dedi. Fötrlü elindeki gazeteyi uzattı. ‘Oku’ Vasıf askerde gazete okumuştu. Gösterilen yeri okudu. Fötrlü beğendi.  Saati okuttu. Birkaç zihinsel işlem yaptırdı. Vasıf hepsine bir solukta cevap verdi. Arkadaşları ve çocuklar hayran baktılar Vasıf’a. Yabancının sorularını çatır çatır yanıtlaması onların da gururunu okşadı.  Başka da bilen yoktu. Fötrlü Vasıf’a durumu anlattı. Mahmudiye’ye gelirse kursa alınacağını eğitmen olarak bir köye gönderileceğini masraflarının devlet tarafından karşılanacağını maaş bağlanacağını anlattı. Vasıf hiç düşünmeden ‘gelirim’ dedi. Can gelmiş gözleri ışılamıştı. ‘En kısa zamanda gel’ dedi fötrlü. ‘Ailenle konuş izin al gel’. Vasıf; ‘benim izin alçak kimsem yok hemen gelirim’ dedi. Fötrlü; ‘iyi ya sabah gel’. ‘Sabah gelemem’ dedi Vasıf. ‘Yol param yok, şimdi götürürseniz sizinle gelirim’. ‘ Ama bizim uğrayacağımız köyler var, belki sabaha varırız.’ ‘Olsun’ dedi Vasıf. Birbirlerine baktılar kararsızca. ‘Hadi bin’ deyiverdiler. Vasıf arkaya kurulurken el salladı arkadaşlarına. Çocuklar alkışlayıp el salladılar arkasından. Arkada toz bulutu köyden ayrıldılar. Vasıf mezarlığın yanından geçerken anne babasına dua okuyup helallik istedi sessizce. Gözleri bulutlandı bir an, kendini yendi. Yakındaki köyün yolunu gösterirken kendine geldi. Gece yarısına kadar birkaç köye uğradılar. Vasıf’ı gören askerliğini yapmış okuryazar delikanlılara cesaret geldi. 10, 12 kişi birkaç gün içinde gelme sözü verdi. Fötrlü Vasıf’a; ‘iyi ki bizimle geldin kaç kişi etkilendi senden’ dedi. Mahmudiye’ye geldiklerinde sabah olmak üzereydi. 

Eğitmen Vasıf Efendi  Şevket Yılmaztürk
Mahmudiye

Boş ranzayı gösterip ‘Kahvaltıya kadar uyu’ dediler. Vasıf sesleri duyduğunda asker ocağında sandı kendini. Hemen birkaç kişi ile tanıştı. Onlarla birlikte elini yüzünü yıkayıp toplantı yerine vardı. Önce gelenlerin yeri belliydi. Yapı öğretmeni gurubunu aldı. Demirciler bir tarafa, marangozlar bir tarafa ayrıldı. ‘Keser tutmasını biliyor musun?’ diyene döndü. ‘Biliyorum komutanım’ dedi şaşkın. Gülüşmeler çabuk toparlamasına yardım etti.  ‘Sen dülgerlere katıl’. Onlara katıldı, inşaata doğru yürüdüler. Duvarları yapılmış binaya çatı yapılacak. Kahvaltıdan önce bir iki saat çalışılacak. Günlük programı özetledi tanıştığı arkadaşları. Çam kalaslarının reçine kokusu hoş geldi burnuna. Vasıf o gün arkadaşlarına kereste verdi. Çivisi bitene çivi yetiştirdi. Çalan düdükle işi bırakıp kahvaltıya gittiler. Kazanda demlenmiş çay, zeytin, reçel taze somunla karnını doyurdu. Arkadaşları neşeli insanlardı çabuk ısındı. Kısa dinlenme arasında nöbetçi öğrenci onu depoya götürdü. Elbise, ayakkabı pijama, çamaşır verdiler. Deftere adını yazdılar. Hemen yattığı yere gidip üzerini değiştirdi. Çıkardıklarını yastığın altına koydu, arkadaşlarının yanına gitti. Öğleye kadar çalıştılar. Köylerinde çatılı ev hiç yoktu. Yağmur havası varsa dama çıkar yuvak çekerlerdi, akmasın diye. Siyim siyim yağan yağmurlarda yine akardı. Tabak tencere koydukları geldi aklına. Damlayan yer çoksa tabak tencere yetmezdi. Bu çatı işi aklına yattı. Öğrenmeliyim dedi. Çalışırken yüksünmedi. İkinci üçüncü gün çatıdaydı. Keser tutuşu, çiviyi çakışı usta öğretmenin dikkatini çekmiş onu yukarı vermişti. Öğle yemeği pilav, çorba ve hoşaf. Yemekten sonra biraz dinlendiler. Sınıflara öğleden sonra girdiler. Dersler başladı. Neler yapacak, neler öğretecek, köye, köylüye, köy çocuğuna nasıl davranıp, nasıl öğretecekler bunun eğitimi her öğle sonrası verildi. Akşamları kimi keman, kimi saz çaldı. Vasıf kemana merak sardı. Tınısındaki ses yüreğini ısıttı. Çenesine yerleştirip boynunu bükünce kemanla bütünleştiğini hissetti. Hep dertliymiş gibi geldi keman. Sarıldı, birkaç gün sonra ilk türküsünü çıkardı. Ruhunda esen fırtınalara ses oldu keman. Tiyatro, folklor çalışmaları yanında tavuk bakımından ziraata… Dolu dolu kurs dönemi. Her geçen gün daha donanımlı hale geldiler. İlk günler güldükleri kravata alıştılar. Giyinmeyi, görgü kurallarını öğrendiler. Son günler bavullarını, okulda kullanacakları ders araç ve gereçlerini yaptılar. 5,6 aylık kurs bittiğinde eğitmen belgesi ile görev yerleri zarfı verildi ellerine. Hoş anılar, sağlam dostluklarla ayrıldılar Mahmudiye’den.

                Vasıf, Nallıhan’ın bir köyüne gitti. Muhtarı, imamı yanına aldı. Okul yok. Boş bir odayı sınıf yapıp derslere başladı. Köyün ortasında boş alanı okul için kararladılar. Köylüyle bir akşam toplandılar.  Okul yapmaya ikna etti onları. İmece yapıldı. Okul binası planı çizildi. Ölçüler yazıldı. Taş getirecekler, ustalık yapacaklar, çamurcular belirlendi.  Temel atıldığı gün kadın erkek tüm köy mutluydu. Heyecanla başlayan yapının çatısında ustalığı Vasıf eğitmen yaptı.

Eğitmen Vasıf Efendi  Şevket Yılmaztürk

Köylü çatı yapımını ilgiyle izledi. Kiremitte ilçe kaymakamı yardımcı oldu. Köylü okulu çok beğendi. Çevre duvarı çabucak tamamlandı. Duvar dipleri baştanbaşa ağaçlandı. Çeşitli meyve ağaçları dikildi.  O yaz pek çok köy evi kışa hazırlık evlerinin damını çatıya dönüştürdü. Vasıf eğitmen hepsine yardım etti, yol gösterdi. Çevre köyler gıpta ile izlerken kaymakamın kapısını aşındırmaya başladılar, eğitmen isteriz diye. 3.sınıfa kadar Vasıf eğitmen okuttu. Köy enstitüleri yeni öğretmenler yetiştirmeye başladı. Vasıf gibi yetenekli cıva gibi gençler öğretmen oldu. Büyük köylere yapılan okullara atandılar.  1 den 5 e kadar sınıflar bu okullarda açıldı. Vasıf eğitmenin 3. Sınıftan çocukların ayrılmasına gönlü razı olmadı. 3. Sınıfı bitirenlerin babalarını ikna etti. Sırayla at arabasına bindirdikleri öğrencileri 4,5. Sınıfları olan köye götürdüler. Okulu bitirenlerin çoğu köy enstitülerine devam ettiler. Vasıf öğretmenli yıllarda pek çok öğretmen yetişti köyden. Köy enstitüler atandıkça eğitmenlerin bir kısmı ayrıldı. Vasıf eğitmen de görevi bıraktı, işsiz kaldı. Çok zorlandı. Değirmene geri döndü. Eşi sık sık hastalanınca şehre göçtü. Yarı aç, yarı tok günlerde iki çocuğunu da okuttu. Emekli olabilmek için kız yurdunda gece bekçiliği yaptı. Emeklilik hakkını kazandığında çocukları öğretmen oldular. Eşini kaybetti.  Çoktandır çalmayı bıraktığı kemanını sattı, köyüne döndü.  Köyün ilk çatılı evi onundu. Tamir etti. Eğitmenlik yıllarında aldığı lambalı radyosunu yaptığı rafa yerleştirip, antenini çatıya dikti. Köylülerin fırsat buldukça toplanıp dinlediği radyoyu bırakmadı.  2. Dünya savaşı ajansını köylülerle dinler, ah vahlar arasında Almanlara kızardı. Yurttan sesler başladığında ‘sesini biraz aç’ derdi Hasibe nine. Köy enstitülerinin kapatılma haberini de o radyodan dinledi. Hasan Ali Yücel’in bakanlıktan alındığı, Tonguç Babanın başka göreve atandığı günler çok üzüldü. Hamidiye’de okuyan oğlundan çatısında çalıştığı binayı, Seydi Suyu kenarına diktikleri söğütleri hep sordu… Eğitim sistemi içerisinde eğitmenlerin çektiği çilelerden hiç yakınmadı…                                

ESKİŞEHİR/ ŞEVKET

ŞEVKET YILMAZTÜRK son yazıları (Hepsini Gör)

Bu yazıyı da okuyabilirsiniz

Babalar Günü Nurettin Şenol

Babalar Günü Nurettin Şenol

Deneme

3 Yorumlar

  1. Bilge öğretmen İlyas Küçükcan’ın “Kırsal Eğitimde İkler” başlıklı kitapçığından yaptığım derlemeden sonra Eğitmen Vasıf Efendi iyice hüzünlendirdi beni. Emperyalist Batı’nın midesinde alınan vatanda yaratılan eğitim mucizesinin temelinde eğitmen kursları ve enstitüler var. İnsanın aklı almıyor. Sadece çeyrek yüzyılda yenilen emperyalistlerin ayartılarına kapılarak önce eğitimden ve sonra her şeyini kendin yapmaya yönelik imalat sanayisinden vazgeçilir. Genç cumhuriyetin eğitim ve sanayileşme alanındaki bu başarıları “Türk Mucizesi” diye anılırken din sömürüsü ile bunlardan vazgeçiliyor. Eğer devam edilseydi bugünkü sorunları yaşamaz, gelişmişliğin tatlı sorunları ile uğraşıyor olurduk. Askerlik görevimi yaparken bende kazanda demlenmiş çaydan tabakta kaşıkla içmiştim. Her zaman övgüyle andığım usta kaleminle Eğitmen Vasıf Efendi’yi su gibi okudum. Sağ olasın.

    1
  2. FEVZİYE ŞİMDİ

    Çok güzel bir yazı olmuş. Köy enstitüleri gerçekten bu ülkenin en büyük şansı olmuş. Yüreğinize sağlık.

    1
  3. Gökçe Çiçek

    Eğitmenlerin, yurdumuza yaptığı katkılar inkar edilemez. Onlar eğitimin temel taşlarıydı. Onlarla başlayan ve köy enstitülülerinde katılmasıyla köylerde görülen kalkınma siyasetçilerin, ağaları, yobazların korkulu rüyası olduğu gibi dünya devletlerininde korkusu oldu.
    Hatta o dönemlerde onları mesleklerinden başka görevlere vererek aşağılayıp yok saydılar. Bazıları yıllarca süren mahkeme sonunda haklarını söke söke
    aldılar.Yüreğinize sağlık arkadaşım HARİKA TEBRİKLER arkadaşım

    2

Bir cevap yazın