Eskişehir (1815 – 2013) Nazmi Kozak

Eskişehir Köprübaşı

Eskişehir’in son iki yüzyıl içerisindeki sosyo-ekonomik yapısında ortaya çıkan gelişmeler, bu yazının devamında özet olarak ele alındı. Ek olarak da, Eskişehir’in son iki yüzyıl içerisinde sosyo-ekonomik yapısında ortaya çıkan değişimlerinin kronolojisi de hazırlandı. Yazının son bölümünde bu kronoloji yer alıyor.

Eskişehir, Anadolu coğrafyasında avantajlı bir konuma sahip bir kenttir. Anadolu’nun önemli karayollarının kavşağında bulunması, Eskişehir’i  önemli kılar. 

Eskişehir’in tarihi pek çok farklı döneme ayrılarak incelenebilir. Türkler öncesi, Selçuklu, Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti dönemlerinin her birinde Eskişehir’in siyasal, sosyal, kültürel ve ekonomik içerikli önemli gelişmeler olmuştur. Bununla birlikte Eskişehir’in esas gelişimi son iki yüzyıllık dönemde (1815 –2013) ortaya çıkmıştır. Osmanlı İmparatorluğu’nun yeni kurulan Nizam-ı Cedid Ordusu’nun ihtiyacı olan hayvanları (at, sığır ve koyun) yetiştirmek üzere Çifteler Harası’nı (Hâra-yı Hümayun) 1815 yılında kurmasıyla Eskişehir ve bölgesinde hızlı bir değişim başlar. İzleyen yıllarda Hara’nın Çifteler’in yanı sıra Hamidiye, Aziziye, Ertuğrul, Mandıra, Eminekin gibi mevkiileri kurulur ve askeri binalar, kışlalar ve tavlalar inşa edilir. Eskişehir’in son iki yüz yıllık değişimi incelendiğinde, kentin gelişiminin altı döneme ayrıldığı görülüyor: Bu dönemler; “1859’den önceki dönem”, “1860 – 1891 dönemi”, “1892 – 1924 dönemi”, “1925 – 1957 dönemi”, “1958 – 1993 dönemi” ve “1999 sonrası dönem”dir. Yukarıda yer alan altı dönemin her birinde Eskişehir’de önemli değişimlerin olduğu görülüyor. Bu dönemlerde kentin değişimine etkide bulunmuş, kentin geleceğine yön vermiş gelişmeler ortaya çıkmıştır.

1859’den Önceki Dönem:

Köy/kasaba, eski bir şehir Yukarıda da belirtildiği üzere Eskişehir bulunduğu coğrafyadan dolayı her dönemde avantajlı bir konuma sahip olmuştur. Kent, Osmanlı İmparatorluğu’nun her döneminde bu avantajını korur; bu bağlamda İstanbul’dan başlayan Tebriz-Bağdat ve buradan Mısır’a ulaşan üç büyük yol üzerinde önemli bir geçiş kavşağı olduğundan Osmanlı ordusunun başlıca menzil noktalarından biridir. Bu nedenle şehir halkı birçok vergiden muaf tutulur. Buna karşılık halka menzil hizmeti, yol tamiri, değirmen bentlerinin temizlenmesi, beylerbeyi ve sancak beylerinin hizmeti gibi görevler verilir. Öte yandan, Osmanlı dönemindeki Hac kafilelerinin önemli geçiş noktalarından biri de, Eskişehir’dir. Osmanlılar dönemde yaşanan asayiş sorunları ve ayaklanmalar, Anadolu’daki pek çok kenti olduğu gibi Eskişehir’i de etkiler.

1554 yılında çıktığı seyahatinde Eskişehir’e de uğrayan Alman seyyah Dernshwan’ın gezi defterinde Eskişehir yöresiyle ilgili şu açıklamalara yer verir. “20 Martta bütün gün boyunca sabahtan saat 3’e kadar düzgün zeminli bir yolda 6 mil katettik. Her iki tarafta dağlar vardır. Yolun iki tarafından yıkık şehirler ve kaleler gördük. Aynı şekilde, aşağıda Eskişehir adlı bir şehir ile Bilecik adlı bir kale pazar şehri bulunuyor. Bunlar da harap vaziyette…”

Osmanlılar döneminde (1641-1642) Eskişehir’e gelen bir başka seyyah Samuel ben David Yemşel’in notları ise şu şekilde

“… Gece handa kaldık. Gece yarısı hareketle Eskişehir kasabasına geldik. Burada dört han ve bir hamam vardır. Hamamın suları Allah’ın bir mucizesidir. Hanın karşısında sıcak sular akan bir memba vardır. Şehirde takriben 130 dükkan mevcut olup, şehre girerken de bağlar ve bostanlar vardır…” Fransız seyyah Paul Lucas 1705 yılında Eskişehir’e gelir. Kent ile ilgili gözlemleri öncekilere göre biraz farklıdır. Kentteki göreceli refah ortamını anlatılarından anlıyoruz: “Eskişehir iki kısma bölünmüştür. Türklerin evi dağın önündedir. Şehrin birinci kısmında çarşı bulunur. Burada dükkanı olan Türkler akşamları yatmak için yukarı şehre çıkarlar. Eskişehir güzel çeşmelerle doludur. Hepsinden sıcak su akar. Başka içme suyu yoktur. Bu su soğutularak içilir. Şehirde suların aktığı hamamlar vardır. Bir tanesi çok eskidir ve güzel bir kubbesi vardır…”

Osmanlı İmparatorluğu’nun Endüstri Devrimi’ne ayak uyduramamasının sonuçlarından olan iktisadi yetersizlikler İmparatorluğun her bölgesinde kendini gösterir. Bundan Eskişehir de nasibini alır; nüfusta konjoktürel olarak gerilemeler ortaya çıkar. II. Mahmut’un Yeniçeri Ocağı’nı tasfiye etmesinden sonra askerlik çağındaki erkekleri ve vergi vereceklerin miktarını belirmek için 1831 yılında yaptırdığı ilk Osmanlı Nüfus Sayımı’nda Eskişehir’in nüfusunun oldukça az olduğu anlaşılıyor. Yalnızca erkeklerin sayıldığı bu nüfus sayımı rakamları, her aile beş kişinin bulunduğunu varsayılarak beş ile çarpıldığında, Eskişehir nüfusunun toplam dört mahallede 4.085 dolayında olduğu anlaşılıyor.

Osmanlılar dönemindeki yönetim şekline bakıldığında, Eskişehir’in 1839 yılından önce Anadolu Eyaleti dahilinde Sultanönü Sancağı’nın merkezi konumundaydı. Coğrafi olarak da sınırları Bilecik, İnönü, Seyitgazi ve Karacaşehir ile Günyüzü nahiyelerini kapsamaktaydı. Eskişehir’in mülki yapısı, yöneticileri ve sınırları ülke genelinde uygulanmaya başlanan yeni düzenlemeler paralelinde sürekli olarak değişim gösterir. 1839 öncesinde Hüdavendigar müşirliğine bağlı olan Eskişehir sancağının yönetiminde Mansure Hazinesi tarafından atanan mütesellim vardı. Tanzimat’ın ilanı sonrasında ise, Eskişehir’in ayrı muhassıllık merkezi olarak yeniden örgütlendiği görülüyor. XIX. yüzyılda

Eskişehir’deki gelişmelerin temel katalizörlerinden biri, göçlerdir. 1828/29 Osmanlı-Rus Savaşı sonrasında Tuna boylarında yaşayan bazı Tatar kabilelerinin Çifteler Çiftliği’ne yerleştirmesiyle başlayan göçler, 1989 yılındaki Büyük Bulgaristan Göçü’ne kadar devam edecektir. Yine aynı yüzyılda göçebe halde yaşayan Karakeçili Aşireti’nin iskanının da Eskişehir’in sosyo-ekonomik yapısının değişiminde önemli etkileri olur. 

1860 – 1891 Dönemi: Göçler sinerji yaratıyor

Eskişehir’in de içerisinde olduğu Anadolu kentlerine yönelik esas büyük göç dalgaları 1859 sonrasında yaşanan Büyük Çerkez Sürgünü ile başlar. Yine aynı dönemde Kafkas halklarından Tatarların da Anadolu’ya göç etmeye zorlanmaları, büyük boyutlarda insan bir hareketine yol açar. 1860 – 1891 yılları, Eskişehir’in Çerkez ve Tatar göçmenlerin ortaya çıkardığı iskan sorunları ve sonuçları bağlamında önemli bir dönemdir. Bu dönemin göç hareketlerini inceleyen Güneş ve Yakut9 büyük boyutlardaki göç hareketinin sonuçlarını şöyle değerlendiriyorlar: “Göçmenlerin neden olduğu nüfus hareketi sonucu bazı bölgelerin nüfusu arttı ve köy-şehir dağılımı önemli değişikliklere uğradı. Diğer bir deyişle yeni köylerin kurulmasıyla kır nüfusu çoğaldı ve köy birimi egemen bir unsur haline geldi. Eskişehir’de Rumeli, Kırım ve Kafkasya kökenli köy tipleri görülmeye başlandı. Gelen göçlerin bir bölümü, işlenmemiş veya bataklık alanları ıslah ederek, bu alanları tarıma açtılar. Hayvancılığın gelişmesine ve tarımsal üretimin artmasına katkıda bulundular. Özellikle beraberlerinde yeni tarım yöntemlerini, araçlarını ve kültür bitkilerini getirerek tarımı canlandırdılar. Ticaretle uğraşan bazı nüfuslu göçmenlerin (özellikle Kırımlı Tatarların) göç sırasında mallarını satmaları ve beraberlerinde küçük de olsa bir sermaye getirmeleri ticari hayata damgasını vurdu. Bunlar XIX. yüzyıl’ın sonlarından itibaren küçük ama büyümekte olan tüccar ve girişimci sınıf içinde önemli bir yer edindiler. Yerleştikleri şehirlerde başarılı işletmeler kurdular. Eskişehir’e yerleştirilen Kırımlı Tatarlar bunun tipik bir örneğini oluşturdular.”

Tatar Düğünü

Sözlü tarih görüşmeleri kapsamında kendisiyle görüşülen ve aile büyükleri de Kırım’dan göç eden Talat Ürersoy, yaşanan bu göç dalgasını, ailesinden de duyduklarını ekleyerek şöyle açıklıyor: “1853-1856 Kırım Savaşı, Osmanlı için de Eskişehir için de bir dönüm noktası…. Karlofça’yla (Antlaşması) toprak kaybetmeye başlamışız. Bir taraftan Avusturya ve Rusya baskısı, öbür taraftan İngiltere ve Fransa baskısı, daha sonra buna Prusya ve Almanya da eklenecek. Osmanlı giderek kabuğuna çekilmek, geri çekilmek zorunda kalır. Kırım Savaşı’nda, ilk defa Kırım’da, Rusya’da, Kafkaslar’da, Balkanlar’da ciddi kayıplar var. Oradaki Türk kökenliler, Türk asıllılar yavaş yavaş oralardan sürülüyor, kaçmak zorunda kalıyorlar ve bu göçmen dalgası, hemen 1853- 56’da belki çok şiddetli değil ama özellikle eskilerin 93 Harbi dediği 1293, 1877-78 Rus Harbi’nden sonra artık ciddi boyuta geliyor…. Kırım Savaşı’ndan kaçıp Balkanlara yerleşenler de Balkanlar’daki kayıplardan dolayı artık kaçacak tek yer, Anadolu. O dönemde Eskişehir’de hem Kırım kökenli hem de Balkan kökenli ciddi göçler gerçekleşiyor…”

Talat Ürersoy, bu göçlerin Eskişehir’de ortaya çıkardığı büyük değişimi şu sözlerle açıklıyor:  “…Tatarlarının getirdiği yaylı at arabacılığı ve tarım teknolojileri ziraatte bire üç, bire  on verim artışı sağlayacak birtakım yeni teknikler getiriyor. Onun arkasından Balkan göçmenlerinin getirdiği mandıracılık, süt ürünleri işleme, sobacılık vesaire, Eskişehir’de ciddi bir sanayileşmenin başlangıcı. Eskişehir çok uzun zaman Tatar Yaylısı denilen at arabaları, ikili üçlü pulluklar, sabanlar, hatta harman makineleriyle anıldı. Bunu yanında Eskişehir sobaları bir anda Türkiye’ye yayıldı…” XIX. yüzyılda yaşanan bu göçlerin Eskişehir’deki sonuçlarını görmek için bir yarım yüzyıl daha beklemek gerekecekti. Göçmenlerin getirdikleri tarım, zanaat ve işletmecilik anlayışları ve kültürleri 1900’lerden itibaren Eskişehir’in günlük hayatında somut örnekleriyle yaşanmaya başlanacaktı. Ancak, henüz “Yeni Yurtları”na adapte olmaya çabalayan göçmenlerin, 1890’larla birlikte Eskişehir’in Endüstri Devrimi’ne eklemlenmesine yönelik yatırımların sonuçlarını da görmeleri gerekiyordu!…

1892 – 1924 Dönemi: Endüstri Çağı’na adımlar

Osmanlı İmparatorluğu, Endüstri Devrimi’ni birkaç yüzyıllık “ıskalama”sından kaynaklanan sonuçları XIX. yüzyılda iyice görmeye, somut olarak yaşamaya başlar. Kendine çok güvenmekten midir, yoksa sosyal ve dinsel birtakım koşulların elvermediğinden midir, bilinmez; Osmanlı, Endüstri Devrimi’nin sonuçlarını 1700’lü yılların ortalarından itibaren net olarak ancak algılamaya başlar. Ne yazık ki, bunu görebilmek için iki yüz yıl kadar geç kalınmıştı! III. Selim ve ardından da II. Mahmut, arayı kapatabilmek için birtakım somut adımlar atarlar. Nedendir bilinmez; Osmanlı uzun bir süre bu geri kalmışlığın nedenlerinin askeri alandan kaynaklandığını sanar. Yeniçeri Ocağı’nı kapatır, ordu için teknik okullar açarlar, Avrupa’dan teknik elemanlar, subaylar, mühendisler getirirler. Ellerinden geleni yapmaya gayret ederler. Sonra gelen Sultan Abdülmecit ise, geri kalmayı sosyal nedenlere bağlayanlardandır. Abdülmecit 1839 yılında Tanzimat ve 1856’da da Islahat Fermanı’nı yayımlar. Bunlar Osmanlı’nın ilk “Demokrasi Paketleri”dir. Daha pek çok “demokrasi paketi” sonraki yıllarda Batılı ülkelerin isteğiyle açılacaktır! Bütün bir XIX. yüzyılın başından sonuna kadar Eskişehir, yüzyıllardır yurt bildikleri topraklardan ayrılmak zorunda kalanların yeni vatanları olarak onlara kucak açmaya devam eder; gelenlerin acılarını, feryatlarını, sıla özlemlerini bir nebze de olsa dindirmeye çalışır. Göçler, göçmenler açısından ne denli acılarla dolu ise, Eskişehir bu göçlerden bir o kadar fayda görür, gelişir, kent olmanın alt ve üstyapısını göçmenlerden elde ettiği sinerji ile oluşturur. Elbette kentin sahip olduğu jeopolitik konumun da bunda epey yardımı olur.

II. Abdülhamit, Osmanlı’nın hiç olmazsa “Son Vagonda” Endüstri Devrimi’ni yakalanmasını isteyenlerdendir. Bunun en somut ve hızlı yolunun Demiryollarını geliştirmek olduğunu düşünür. İmparatorluk topraklarını demiryolları ile bezemek, bundan hem askeri hem de sosyal fayda görmek ister. Düşündüğünü de önemli oranda gerçekleştirir. Rumeli, Anadolu ve Hicaz’da önemli demiryolu yatırımları ortaya çıkarır. Ömrü yetse, Kızıl Deniz ile Basra Körfezi’ni Arabistan Yarımadası’ndan boydan boya geçecek bir demiryolu ile bağlayacak, Hicaz Demiryolu’nu Yemen’e kadar indirecektir.

II. Abdülhamit, hayallerini gerçekleştirmek için aradığı kendisi gibi hırslı bir ortağı bulmakta pek de zorlanmaz. Bu ortak, Endüstri Devrimi’nin ortaya çıkardığı ulus devlet oluşumuna biraz geç eklemlenen Almanlardır. Bundan dolayı dünyanın paylaşımından pay da alamamışlardır. Emperyaller arasında yer alamamak Almanların epey canlarını sıkmaktadır! Almanlar da “paylaşım savaşı”nda, hem kendilerine bir ortak hem de ilk parçayı koparacakları ülkelerden biri olarak Osmanlı’yı da “münasip” görür. Her iki taraf da bu işbirliğinin ortaya “müthiş bir ikili” çıkaracağını düşünür. Bu görüş, hani hiç de yalan değildir! Müthiş İkili, hem kendi başlarına hem de dünyanın başına epey iş açacaklardır. Bunun için 20 yıl kadar beklemek gerekecektir. Eskişehir, bu Müthiş İkili’nin stratejik işbirliğinin önemli noktalarından biri olacaktır. Kentin coğrafik konumu çok uygundur. Bağdat ve Hicaz demiryollarının yapımını Almanlar yapacaktır. Biri, İstanbul’dan çıkacak, Eskişehir’e uğrayacak, Bağdat’ta son bulacaktır. Diğeri de, İstanbul’dan başlayacak, Eskişehir’e uğrayacak, oradan Afyonkarahisar, Konya, Adana üzerinden Medine’ye kadar uzanacaktır. 1880’lerin ortalarında başlayan demiryolu çalışmalarının ilk meyvesi 1892’de ilk trenin Eskişehir’e ulaşmasıyla alınır. 1892, hem Osmanlı hem de Almanlar açısından önemli bir tarihtir. Osmanlı ilk kez İstanbul’u Anadolu’nun önemli bir kenti demiryolu ile bağlıyor; Almanlar açısından ise “Yakındoğu Hayalleri”ne daha bir yaklaştıkları bir dönem oluyordu. Ne ilginçtir ki, Almanlar, günümüzden 120 kadar yıl önce bir başka Büyük Ortadoğu Projesi’nin yaşama geçirmeye ne kadar yakın olduklarını Eskişehir’e ulaşan ilk trenlerin yemek salonlarında biralarını yudumlayarak hararetle tartışıyorlardı. Hakikaten durum öyle miydi?

Tren İstasyonu

Eskişehir; bir göçmen kasabası, bir Anadolu bozkırı, Osmanlı İmparatorluğu’nun kurulduğu topraklardı ve yeni bir döneme daha adım atıyordu. İstanbul ve İzmir’den sonra Endüstri Devrimi’nin sonuçları ve kültürü ile tanışacak üçüncü “şanslı” Anadolu kenti oluyordu. Bağdat ve Hicaz Demiryolu hatlarının tam ortasında olan şanslı bu kasaba, 1892’den itibaren hızla değişmeye başladı. Her iki demiryolu projesinin de kavşağında olan Eskişehir’de Almanlar Cer Atölyesi’ni kurdular. İleride Eskişehir sanayisinin temellerini oluşturacak, “devrimleri” imal edecek, ülkeyi demir ağlarla donatacak bir merkezin temelleri böylelikle atılır. Almanlar açısından Eskişehir’in, demiryollarının teknik merkezi olmanın ötesinde önemi vardı. Eskişehir, Almanlar’ın “Yakındoğu Projesi”nin üstlerinden biri olacaktı. Neredeyse Eskişehir, Yakındoğu’nun anahtarını elinde tutan kent oluyordu! Bu önemden dolayı olacak, hem demiryolu inşası ile ilgili teknik işlerde çalışmak, hem Cer Atölyesi’nde görev yapmak ve hem de Alman egemenliğinin bu bölgede ve Yakındoğu’da yayılmasını sağlamak üzere sayıları 500 dolayında olan bir Alman kolonisi Eskişehir’e yerleştirilir. Almanların önemli bir bölümü aileleri ile birlikte gelirler, istasyonun civarında yerleşirler. Kültürlerini de getirirler elbette. Okullar kurulur, ibadethaneler, eğlence yerleri, oteller, birahaneler açılır. Kentin sosyal yapı taşları o dönemde Almanların da katkısıyla şekillenmeye başlar. Aralarında sosyal ve teknoloji olarak iki yüzyıla yakın “uzaklığa” rağmen, her iki devletin kaderi Eskişehir’de ağlarını örmeye başlar. Kader, ilk oyununu 1914’te sahneye koyacak; Osmanlı bu oyunun “esas oğlanı” olduğunu, bu “büyük kavga”nın aslında Osmanlı’nın “yorganı” için yapıldığını, yorgan elden çıktıktan sonra ancak anlayacaktı! Almanlar ise, “Büyük Savaş”ta dünya paylaşımından istediklerini elde edemeyince, “yenilen oyuna doymaz” misali, yirmi yıl sonra dünyayı tekrar kana boğacaktı!..

Anadolu ve Hicaz demiryolu projelerinin merkezinin Eskişehir olması, giderek bir “göçmen kasabası” haline gelen bu kentin jeopolitik önemini de artıracaktı. Bunu gören birtakım yatırımcılar Eskişehir’e gelirler. İstasyon civarında oteller, ticarethaneler kurulur. Avusturya asıllı Madam Tadia da bunlardan biridir. İki katlı bir köşkü otele çeviren Madam Tadia, Endüstri Devrimi’nin kültürünü Eskişehir’e taşıyanlardan biri olacaktı…

Eskişehir Cer Atölyesi

Endüstri Devrimi ile tanışan Eskişehir, bu devrimin katalizörü kapitalizmi “bizzat” tanımaya başlar. Bankalar ve Avrupalı tüccarlar şubelerini açarlar. Zamanla yerli yatırımcılar da bunlara katılmaya, nüfus da artmaya başlar. Bu arada kentin ilk gazeteleri yayımlanır, ilk sinema gösterileri yapılır. Hatta Endüstri Devrimi’nin ortaya çıkardığı sosyal sınıflardan işçilerin Osmanlı’daki ilk grevi Eskişehir’de de yankı bulur. Ne de olsa Endüstri Devrimi’ne Eskişehir de eklemlenmeye başlamıştır!.. Ve, bir dönemin sonuna gelinir. 1909’da II. Abdülhamit’in tahtan indirilir. Trablusgarp Savaşı ve ardından Balkan Savaşı, 1914’de ise ulusal devletlerin ilk büyük kapışması olan Birinci Dünya Savaşı başlar. Avrupa ve Asya kıtaları bu savaşın sahaları olur. Koskoca Osmanlı İmparatorluğu tarumar olur. Herkes kendi canının, malının derdine düşer. Büyük Balkan Göçü ile milyonlar Anadolu’ya göçer, mahşer gününü andıran görüntüler, acılar yaşanır. Bütün bu gelişmelerden Eskişehir de nasibini alır, binlerce göçmen Eskişehir’e yerleşir, yerleştirilir. Ardından mübadele ile nüfusun demografisinde önemli değişimler olur. Osmanlı’nın yorganı için yapılan kavga sonrasında, yorgan gitmiştir. Osmanlı’nın derin devleti sırtını ancak örtebilecek kadar olan bir “parça yorganı” kurtarabilir. Türkiye Cumhuriyeti doğar. Yaklaşık 15 yıl süren bu dönem, elbette ülkeyi ve Eskişehir’i de geriye götürür. On yıl kadar ülkeyi yöneten İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin 1911’de başlattığı ulusal sermayeyi oluşturma girişimleri Eskişehir’de de hemen karşılığını bulur. Bu fikrin etkilerini daha iyi görebilmek için 15 yıl kadar beklemek gerekir.

1925 – 1957 Dönemi:

Ulusal sanayi yatırımları Bir dönem kapanmış, 620 yıllık Osmanlı tarihe karışmış, ama artıları, eksileri, borçları ve de demiryolları ile geriye bir miras bırakmıştır. Osmanlı’nın “derin devleti” bu kavgadan ancak Anadolu’yu kurtarabilmişti!..

II. Abdülhamit döneminde inşa edilen demiryollarının 1/3’ü genç Türkiye Cumhuriyeti’nin elinde kalır. Elde kalanlardan biri de Eskişehir’deki Cer Atölyesi’dir. Cer Atölyesi 1924 yılında devletleştirilir ve demiryolu kursları açılarak, ülkenin “demir ağlarla” örülmesine başlanır. Eskişehir’in sosyal yapısı Cumhuriyet’in ilk yıllarından itibaren de değişmeye devam eder. 1860’larda başlayan göç dalgalarının biri bitmeden diğeri başlar. Eskişehir’de iskan edilenlerin buradaki ilk dönemleri büyük zorluklarla geçer. Eskişehir, neredeyse 150 yıl göçmenleri yeni coğrafi ve sosyal koşullara kaynaştırmaya çalışır, bunu da başarır. Bu kaynaşmadan yeni bir toplum doğar. Cumhuriyet’in ilk dönemlerinden itibaren de kaynaşan göçmenlerin iktisadi teşebbüsleri görülmeye başlanır. 1920’lerde kentin ilk ulusal yatırımları kiremit-tuğla sektöründe ortaya çıkar; ilk ulusal sanayi yatırımları olan fabrikalar kurulur. Kent yaşamında göçmenlerin etkileri Cumhuriyet sonrasında daha fazla hissedilmeye başlanır. Küçüklü büyüklü pek çok işletme bu dönemde kurulur. Eskişehir, genç Türkiye Cumhuriyeti’ne güç veren belli başlı kentlerden biri olarak anılmaya başlanır. Bu dönemde kamunun yatırımları da hız kazanır. Sağlık, eğitim ve sanayi yatırımlarına her yıl yenileri eklenir. Genç Türkiye Cumhuriyeti, kara ve demiryolu ulaşım ağının ortasındaki bu kentte pek çok sanayi yatırımı kurar, yenilerinin planlarını yapar. 1930’larden itibaren de özel sektör yatırımları göreceli olarak artma eğilimine girer. Araya İkinci Dünya Savaşı girer. Birinci Savaş’ın mağlubu Almanlar emperyallerden tekrar pay ister. Yeni bir kapışma olur, ama savaş bu kez küreseldir.

Amerika kıtası hariç dünyanın her bölgesini içine alır. Bu kavgada bu defa Türkler yoktur. Almanlar kendilerine yeni müttefikler bulur. Birinci Savaş’ta varlarını yoklarını yitiren Türkler bu kez temkinlidirler. Savaşı uzaktan izlemeyi tercih ederler. Ancak Almanlar “Türk Kartı”nı bu kez Türkiye sınırları dışında oynamak isterler. Türkiye sınırları dışındaki Türklerin savaşa dahil etme çabalarının sonuçları hüsrandır. Sibirya’ya, Kazakistan’a sürgündür. İ

kinci Dünya Savaşı Eskişehir’deki gelişmeleri olumsuz etkilese de, savaş sonrasında kamu ve özel sektör yatırımları artmaya devam eder. Şeker  Fabrikası’na ek olarak bu dönemde Çimento Fabrikası da kurulur. Eskişehir giderek sahip olduğu ile yetinmeyen, kendini aşmak isteyen bir kent olarak epey yol alır. Kendini aşmak için gereken enerjiyi 1950’lerin sonunda ortaya çıkacak ekonomik, sosyal ve kültürel gelişmelerden bulacaktır.

1958 – 1993 Dönemi: Sessiz bir kasabadan, bir kente

Eskişehir, görece ülkenin ileri kentlerinden biri olmasına karşılık, daha fazla şeyler yapabilecek enerjiye sahipti. Enerjisini sinerjiye dönüştürecek yeni oluşumlara ihtiyacı vardı. Bu oluşumlar 1950’lerden itibaren ortaya çıkmaya başlar. Bunlardan ilki, 1958 yılında daha sonra Anadolu Üniversitesi’ne dönüşecek olan Yüksek Ticaret ve İktisat Okulu’nun açılması olur. Kurumsallaşmak için harcanan epey geçen yıldan sonra, 1980’lerle birlikte “dönüşüm” başlar. 1980’lere kadar “sessiz bir kasaba” olarak nitelendirilen Eskişehir, bu tarihten sonra kendini aşmaya başlamıştır. Bunu sağlayanlar elbette yalnızca akademik kurumlar değildir. 1960’lı yıllar Eskişehir’in sanayi, ticaret, sosyal ve spor yaşamında ülke genelinde imzasını attığı bir dönem olacaktır. Özel sektör 1960’larla birlikte gerçekleştirdiği yatırımlarıyla kendini somut bir şekilde ortaya çıkarır. Cumhuriyet’in, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nden devraldığı ulusal sermaye ve dolayısıyla ulusal burjuva oluşturma fikri, 1960’lardan itibaren Eskişehir’de meyvelerini vermeye başlar.

Eskişehir’in 1960’lardaki stadyumu

Eskişehirspor’un kurulmasının hemen ardından kazandığı önemli başarılar, Eskişehir’in pek çok alanla birlikte futbola da yansıyan bir farklılığıdır. Eskişehirspor’un başarısı sonraki yıllarda Anadolu futbol takımlarının ihtiyacı olan özgüveni sağlayacaktır. Eskişehirspor’un uzun süreli başarısının ardında kentteki ulusal sermaye yatırımları ve ulusal burjuva yaratma fikri aranmalıdır. Aynı şekilde kentteki basın organlarının onlarca yıldır yayınlanıyor olmasının da ardında aynı durum söz konusudur. Devrim otomobilleri’nin TÜLOMŞAS tesislerinde çok kısa bir zamanda yapılabilmesi, ülke insanının nelere kadir olduğunu göstermesi bakımından simgesel bir değer yaratır ve ülke insanına özgüven kazandırır.

Eskişehir, 1890’larda ulaşım alanında elde ettiği jeopolitik üstünlüğünün meyvelerini 1960’lardan itibaren daha fazla görmeye başlar. Kamu ve özel sektör yatırımlarının artan sayısı, hep bu üstünlüğün sonuçlarındandır. Öte yandan, yine demiryolu ulaşımı alanında sahip olunan işgücü, deneyim ve altyapı, kentteki diğer sektörlere güç ve güven verir. Uçak sanayi yatırımları ve organize sanayi bölgesindeki yatırımlar, Cer Atölyesi’nin sonuçları arasındadır. 1980’lerden sonra Anadolu Üniversitesi’nin büyümesi ve özellikle Açık Öğretim Fakültesi gibi, oldukça stratejik bir eğitim yatırımının Eskişehir’de yaşam bulması; bir yanıyla kentin önemini ve imajını etkilerken,   bir “Öğrenci Kenti” şeklinde tanımlanmasına yol açar. Artan öğrenci sayısıyla birlikte “sessiz bir kasaba” olmaktan çıkar ve Eskişehir büyük bir kent olmaya doğru hızlı ve emin adımlarla yürür. Bu bağlamda, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi’nin Anadolu Üniversitesi’nden ayrılarak ve daha da büyüyerek müstakil bir akademik kurum olması da, bu gelişmeye önemli katkı sağlar.

1990’lı yıllarda kültür ve sanat alanlarındaki yatırımların artışı Eskişehir’i daha fazla ön plana çıkarmaya başlar. Kültür, sanat ve basın-yayın alanlarındaki yatırımlar artmaya başlar. Bu arada Eskişehir “Büyükşehir” olur, kentin iki semtine belediye kurularak, kamu yönetiminde Cumhuriyet döneminin önemli idari değişimlerinden biri daha yaşanır. 1994 Sonrası Dönem: Bir dünya kenti 1994 sonrası dönem, Eskişehir’in 150 yıllık değişiminin meyvelerinin kültür, sanat ve kent kültürü alanlarında alındığı yıllardır. “Bir Dünya Kenti” olma yolunda eksik kalan yatırımlar ve etkinlikler 1994 sonrasında giderilir. “Büyükşehir” sıfatının kazanıldığı bu dönemde kentteki müzelerin sayısı artar, kültür ve sanat alanındaki etkinlik sayısı olağanüstü boyutlarda artış gösterir. 1890’larda demiryolunun kente gelmesiyle Endüstri Devrimi’nin toplum yaşamındaki yansımaları ile tanışan kent, 2000’li yıllarda Dünya kenti olmanın önkoşullarını birer birer yerine getirmeye başlar.

Tiyatroları, senfoni orkestrası, operası ve balesi ve bunlara uygun salonları, çok sayıdaki sinema salonları, düzenlenen sayısız kültürel ve sanatsal etkinlikleri ile Dünya kentleri ile eşdeğer olduğunu somut olarak ortaya koyar. Öte yandan ulaşımda ortaya çıkan ilerlemeler Eskişehir’i turizm ve eğlence olanakları ile öne çıkarır. Hızlı tren ve otoyollar Eskişehir’i Ankara, İstanbul ve Bursa gibi sosyo-ekonomik yönlerden gelişmiş kentlere daha da yakınlaştırır. Bu da sonuçta kentin eğlence, turizm, sanat ve eğitim alanlarında daha fazla ön plana çıkmasını destekler.

Yılmaz Büyükerşen

Eskişehir, son iki yüz yılda, Anadolu’daki ve dünyadaki kentlerle karşılaştırılamayacak farklı bir gelişmeye sahiptir. Jeopolitik konumundan ve göçlerden kaynaklanan kendine has bir gelişim yaşar. Günümüzün Eskişehir’i, üniversiteleri ve toplum yaşamı ile bu gelişmelerin izdüşümünü bütünüyle ortaya koyar. Özgünlüğünü, farklı sosyo-ekonomik gelişim koşullarından alan bu kent, şimdilerde yeni bir değişime gebe olduğunu gösteren izleri barındırıyor. 

Eskişehir’in Sosyo-Ekonomik Gelişimi Kronolojisi (1815 – 2013)

Tarih                                                   Açıklama

1815/1816 Orduya hayvan yetiştirmek üzere “Çifteler’de Hâra-yı Hümayun kuruldu.
1828 Osmanlı – Rus Savaşı sırasında Tuna boylarından Anadolu’ya göç eden bir bölüm Tatar kabilesi Eskişehir Sancağı’nda, Çifteler’de Hâra-yı Hümayun’a yerleştirildi.
1832 Kırım’dan göç edenlerin bir bölümü Eskişehir civarında yerleştirildi.
1831 Eskişehir şehir merkezi erkek nüfusunun 4.085 olduğu belirlendi.
1834 Sadaret tarafından görevlendirilen Seyyid Feyzullah Efendi Eskişehir’deki hamamları incelemek üzere şehre geldi.
1836 Eskişehir “Hüdavendigar Müşirliği” sınırları içine alındı.
1840 Hüdavendigar Eyaleti’ne bağlı olarak Eskişehir’de muhassıllık örgütü kuruldu.
1840
1840-1843 yılları arasında Eskişehir muhassıllığına kent merkezinin yanı sıra İnönü,
Karacaşehir, Seyitgazi, Bilecik, Söğüt, Seferihisar (Sivrihisar), Torbalı, Göynük ve Günyüzü adıyla
dokuz kazanın meclisi de bağlandı.
1840 Bilecik ve Eskişehir muhassılıkları birleştirildi.
1841 Eskişehir, Kütahya, Karahisar-ı sahip ve Karesi sancakları Hüdavendigar eyaletine bağlandı.
1843 Karakeçili Aşireti’nden 2.193 kişi Eskişehir’e, 2.899 kişi de Seyitgazi’ye yerleştirildi.
1852 Kafkasya göçmenlerinden Abaza Bey Kabilesi Çukurhisar Mevkii’ne iskan edildi.
1859 Çerkez muhacirlerden Altıkesik ve Besni kabilelerine mensup aileler Seyitgazi ilçesine yerleştirildi.
1860 Çerkez ve Tatar göçmenlerin bir kısmı Eskişehir’de yerleştirilmeye başlandı.
1864 Büyük Çerkez Sürgünü sonrasında Anadolu’ya gelen Çerkezlerin bir bölümü Eskişehir’de yerleştirildi.
1867 Eskişehir, Hüdavendigar Vilayeti’ne bağlı Kütahya Sancağı’nın bir kazası haline dönüştürüldü.
1867 Eskişehir’de belediye teşkilatı kuruldu ve ilk belediye başkanlığı görevine Sabit Efendi atandı.
1870 1870/71 yıllarında Eskişehir kazasındaki erkek nüfusunun 16.518 olduğu belirlendi.
1878 93 Harbi (1877-78) sonrasında göç eden Çerkezlerin bir bölümü Eskişehir’de yerleştirildi.
1882 Anadolu’ya göç eden Çerkez göçmenlerin bir bölümü Eskişehir’de yerleştirildi.
1884 Eskişehir’de Ziraat Bankası’nın şubesi açıldı.
1886 Çiftliğ-i Humayun Çifteler’den Mahmudiye’ye taşındı.
1887 Abhaz göçmenlerin bir bölümü Eskişehir’e yerleştirildi.
1889 İzmit-Eskişehir-Ankara Demiryolu’nun inşaası için “Anadolu-Osmanlı Demiryolu Şirketi” kuruldu.
1891 1891 yılında Eskişehir’e yerleşen “Saint Augustin de I’Assomption” rahipleri bir okul açtılar.
1892 İstanbul – Eskişehir arasında demiryolu inşaatı tamamlandı ve tren seferleri 19 Haziran 1892’de başladı.
1893 Eylül 1893 tarihinde çıkan Eskişehir’de kolera salgını çevre illeri de tehdit etti.
1893 Eskişehir- Konya Demiryolu Hattı’nın yapım imtiyazı “Anadolu-Osmanlı Demiryolu Şirketi”ne
verildi.
1893/1894 Eskişehir’de “Ticaret ve Sanayi Odası” kuruldu.
1894 Almanlar tarafından “Lokomotif ve Vagon Tamir Atölyesi” (Cer Atölyesi) kuruldu.
1894 Seyyah Vital Cuinet, Eskişehir kent merkezi nüfusunun 19.023; Eskişehir kazasının genel
nüfusunun ise 67.074 olduğunu yazdı.
1896 Eskişehir-Konya Demiryolu işletmeye açıldı.
1896 Almanlar tarafından eğitim dili Almanca olan bir okul açıldı.
1897 Papa tarafından Eskişehir kaymakamı Reşid Bey ve Belediye Reisi Sabık Ahmet Hamdi Efendi’ye nişan verildi.
1897 Almanya tarafından Eskişehir Kaymakamı Mehmet Reşit Bey’e dördüncü rütbeden “Kron dö
Prus” nişanı verildi.
1904 Eskişehir’de Osmanlı Bankası’nın bir şubesi açıldı.
1908 İlk yerel gazete “Nimet” adıyla yayımlandı.
1908 Eskişehir Kazası’nın genel nüfusunun 90.981 olduğu belirlendi.
1908 Eskişehir’de ilk sinema gösterimi yapıldı.
1908 Eylül-Ekim 1908 tarihinde Osmanlı İmparatorluğu’nda yaşanan grev dalgası Eskişehir’de de
yankı buldu.
1909 “Eskişehir Alman Demiryolu Okulu” (Eisenbahn Schule in Eskisehir) açıldı.
1910 Mart ayında belediye meclisi üyelikleri için yapılan seçimde Hacı Mehmet Ali bey en fazla oyu
alarak belediye başkanı seçildi.
1910 Eskişehir’de ilk tiyatro gösterisi “Hafiye Zorbası” oyunu ile yapıldı.
1910 Eskişehir’de Ticaret Borsası açıldı.
1910 Dava Vekili Takiyüddin Bey tarafından “Eskişehir” adı bir gazete yayınlanmaya başlandı.
1911 Eskişehir gazetesinin yayın kadrosu tarafından “Hakikat” gazetesi yayınlanmaya başlandı.
1912 Büyük Balkan Göçü’yle Anadolu’ya göç edenlerin bir bölümü Eskişehir’de iskan edildi.
1912 Eskişehir’in ilk şirketlerden “Demir ve Hırdavat Şirketi” kuruldu.
1912 Zeytunzade Sadık ve ağabeyi Mehmet Tevfik Efendi tarafından finanse edilen “Metanet” adı
altında bir gazete yayınlanmaya başlandı.
1914 Yapılan nüfus sayımında Eskişehir Kazası’nın genel nüfusunun 152.360 olduğu belirlendi.
1915 Eskişehir bağımsız bir sancak (Liva) merkezine dönüştürüldü ve Ankara Vilayeti’ne bağlı
Mihalıçcık kazası Eskişehir’e bağlandı.
1915 “Dar-ül Mualimin Mektebi” açıldı.
1915 İdris Vehbi tarafından “Kurultay” gazetesi haftalık olarak yayınlanmaya başlandı.
1915 “Karacahisar Gazetesi” yayınlanmaya başlandı.
1916 Eskişehir’in genel nüfusunun 161.579 olduğu belirlendi.
1916 “Eskişehir Milli Ticaret ve Sanayi Anonim Şirketi” adıyla ilk ulusal sermayeli şirketlerden biri
kuruldu.
1916 “Azm ü Emel” gazetesi yayınlanmaya başlandı.
1916 “Turan Numune Mektebi” eğitim-öğretime açıldı
1917 “Milli Kütüphane” adıyla bir kütüphane açıldı.
1917 “Edebi ve Mizahi bitaraf Türk Gazetesi”alt başlığı ile “Nevzat” gazetesi yayınlanmaya başlandı.
1917 “Şifa Yurdu” adıyla kurulan Gureba Hastanesi hizmet vermeye başladı.
1918 “Eskişehir Çiftçi Bankası Osmanlı Anonim Şirketi “adıyla ilk yerel banka kuruldu.
1918 Karacaşehir’de ilkbaharda panayır kurulması kararı alındı.
1919 200 kişilik bir İngiliz birliği Eskişehir İstasyonu’nu işgal etti.
1919 Anadolu ve Rumeli Müdafaa-ı Hukuk Cemiyeti’nin Eskişehir şubesi açıldı.
1920 Çerkez Etem Ağustos 1920 tarihinde Eskişehir’de Arif Oruç aracılığıyla “Seyyare-i Yeni Dünya”
adıyla bir gazete çıkarmaya başladı.
1920 Mustafa Kemal Paşa Eskişehir’e ilk kez geldi. (21 Haziran 1921)
1920 Eskişehir’de “Hava İstasyonu Komutanlığı” kuruldu.
1920 Milli Demiryolları İdaresi ilk kez Eskişehir’de kuruldu. Eskişehir’in 1921 yılında Yunanlılarca
işgal edilmesi dolayısıyla Ankara’ya taşındı.
1921 I. İnönü Zaferi (6-10 Ocak 1921).
1921 II. İnönü Zaferi (23 Mart-1 Nisan 1921).
1921 Eskişehir’in İşgali (19 Temmuz 1921).
1922 Eskişehir düşman işgalinden kurtuldu (2 Eylül 1922).
1923 Eskişehir il oldu.
1923
‘Türk-Yunan Halklarının Mübadelesine İlişkin Sözleşme ve Protokol Anlaşması’ sonrasında
1923 – 1925 yılları arasında ülkeye gelen Batı Trakyalı Türklerin bir bölümü Eskişehir’de iskan
edildiler.
1924 Olimpiyat elemeleri Eskişehir’de yapıldı.
1924 “Eskişehir Lületaşı Madeni Türk A.Ş.” kuruldu.
1924 Almanlar tarafından işletilen “Lokomotif ve Vagon Tamir Atölyesi” (Cer Atölyesi) devletleştirildi.
1925 “Sakarya Gazetesi” yayınlanmaya başlandı.
1925 Eskişehir Ticaret Borsası yeniden yapılandırıldı.
1926 “Eskişehir Tayyare Bakım Atölyesi” kuruldu.
1926 Hava İstasyonu’nun adı “1’inci Hava İstasyonu” olarak değiştirildi.
1926 “Eskişehir Tayyare Tamirhanesi” kuruldu.
1926 Eskişehir’deki ilk halk kitaplığı faaliyete girdi.
1927 Türkiye’deki ilk nüfus sayımında Eskişehir’in merkez nüfusu 32.341 olarak belirlendi.
1927 “Kurt Kiremit Fabrikası” ve “Arslan Kiremit Fabrikası” kuruldu.
1927 “Eskişehir Bankası Türk Anonim Şirketi” kuruldu.
1928 “Eskişehir Marsilya Kiremit ve Tuğla Fabrikası Türk Anonim Şirketi” kuruldu.
1929 Eskişehir’de ilk kez yataklı tedavi ünitelerinin bulunduğu bir Devlet Hastanesi kuruldu.
1929 1929 – 1933 yılları arasında Bulgaristan’dan Türkiye’ye göç edenlerin bir kısmı Eskişehir’e
yerleştirildi.
1930 “Atatürk Lisesi” eğitim – öğretime açıldı.
1930 Eskişehir Tayyare Tamirhanesi’nin adı “Eskişehir Tayyare Tamir Fabrikası” şeklinde değiştirildi.
1932 Demiryolları için işçi ve makinist yetiştirmek üzere “Çırak Mektebi” kuruldu.
1932 Eskişehir Halkevi açıldı.
1932 1’inci Hava İstasyonu’nun adı “1’inci Hava Alayı” olarak değiştirildi.
1933 Eskişehir Şeker Fabrikası üretime başladı.
1933 Türk Hava Yolları ilk uçuşunu Ankara-Eskişehir-İstanbul hattında gerçekleştirdi.
1935 “Malhatun İlkokulu” eğitim – öğretime açıldı.
1935 “Necatibey İlkokulu” eğitim – öğretime açıldı.
1935 “Yunusemre İlkokulu” eğitim – öğretime açıldı.
1935 1935 – 1940 yılları arasında Bulgaristan’dan Türkiye’ye göç edenlerin bir kısmı Eskişehir’e
yerleştirildi.
1936 “Tayyare Mektebi” eğitim – öğretime açıldı.
1936 Türk Hava Kurumu tarafından “İnönü Eğitim Merkezi” kuruldu.
1936 Kalabak Suyu Eskişehir kent merkezine getirildi.
1937 “Eskişehir Orman Fidanlığı” kuruldu.
1937 Mahmudiye’de “Öğretmen Okulu” eğitim-öğretime açıldı.
1938 Yugoslavya ile imzalanan ‘Göç Anlaşması’ uyarınca Türkiye’ye göç edenlerin bir bölümü
Eskişehir’e yerleştirildi.
1939 Mahmudiye’deki Öğretmen Okulu’nun adı “Köy Öğretmen Okulu” olarak değiştirildi.
1940 Genel Nüfus Sayımı’nda Eskişehir’in Türkiye’nin 6. büyük ili olduğu ortaya çıktı.
1940 TÜLOMSAŞ kuruldu.
1940 Mahmudiye’deki Köy öğretmen Okulu’nun adı “Çifteler Köy Enstitüsü” şeklinde değiştirildi.
1940 “Dumlupınar İlkokulu” eğitim – öğretime açıldı.
1940 “İki Eylül İlkokulu” eğitim – öğretime açıldı.
1942 “Atatürk Teknik ve Endüstri Meslek Lisesi” açıldı.
1942 Eskişehir Tayyere Tamir Fabrikası’nın adı “Hava İkmal Merkezi Genel Müdürlüğü” şeklinde
değiştirildi.
1944 Sarar Terzi Atölyesi kuruldu.
1944 Şeker Fabrikası Hastanesi hizmete girdi.
1947 Türkiye Emlak Kredi Bankası tarafından Eskişehir’de ilk şube açıldı.
1948 Doğum ve Çocuk Bakımevi hizmete girdi.
1948 Hava Kuvvetleri Hastanesi hizmete girdi.
1948 Verem Savaş Dispanseri hizmete girdi.
1949 Göğüs Hastalıkları Hastanesi hizmete girdi.
1950 Yapı Kredi Bankası tarafından Eskişehir’de ilk şube açıldı.
1950 Porsuk Çayı’nın taşması sonucu Eskişehir’de sel felaketi meydana geldi.
1950 “İstikbal Gazetesi” yayımlanmaya başlandı.
1950 1950 – 1951 yılları arasında Bulgaristan’dan Türkiye’ye göç edenlerin bir kısmı Eskişehir’e
yerleştirildi.
1951 Hava Harp Okulu Eskişehir’de kuruldu. Okul, 1954’de İzmir’e, 1967’de İstanbul’a taşındı.
1953 Şekerbank “Pancar Kooperatifleri Bankası” adıyla Eskişehir’de kuruldu.
1953 Ankara-Eskişehir-İstanbul uçak seferleri günlük olarak yapılmaya başladı.
1955 Yeni Eskişehir Tren Garı hizmete girdi.
1956 Eskişehir’de deprem oldu (Şiddeti Richter ölçeğine göre 6,0).
1957 “Eskişehir Çimento Fabrikası T.A.Ş.” kuruldu.
1958 “Yüksek Ticaret ve İktisat Okulu” kuruldu.
1958 Cer Atölyesi’nin adı “Eskişehir Demir Yolu Fabrikası” olarak değiştirildi.
1959 “Eskişehir Porsuk Oteli” açıldı.
1959 Yüksek Ticaret ve İktisat Okulu’nun adı “Eskişehir İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi” olarak
değiştirildi.
1960 Eskişehir Porsuk Oteli binası Türk Silahlı Kuvvetleri’ne devredildi ve “Eskişehir Orduevi” adını
aldı.
1960 Gamgam Otel (Bugünkü Büyük Otel) faaliyete geçti
1961 “Devrim” otomobilleri Eskişehir Demir Yolu Fabrikası’nda üretildi
1961 İsmail Ayaz Otobüs İşletmesi kuruldu.
1962 “1’inci Hava Kuvvetleri Komutanlığı” kuruldu.
1964 Entil Endüstri Eskişehir’de kuruldu.
1965 Eskişehirspor kuruldu.
1965 “Eston Eskişehir Beton San. A.Ş.” kuruldu.
1965 Sümerbank Basma Sanayi Müessesesi kuruldu.
1966 Eskişehir Müze Müdürlüğü bünyesinde arkeolojik eserler sergilenmeye başlandı.
1967 Eskişehir okuma-yazma oranında Türkiye’de ikinci sırada yer aldı.
1968 Eskişehir Sanayi Odası kuruldu.
1968 Yabancı Dil Enstitüsü, Eczacılık Yüksek Okulu ve Kimya Mühendisliği Yüksek Okulu açıldı.
1968 “Milli İrade Gazetesi” yayınlanmaya başlandı.
1969 TCDD Eskişehir Fabrikası’nda dizel lokomotif yapımına başlandı.
1969 1969 – 1978 yılları arasında imzalanan ‘Türkiye – Bulgaristan Yakın Akraba Göçü Anlaşması’
sonucunda Bulgaristan’dan Türkiye’ye göç edenlerin bir kısmı Eskişehir’e yerleşti.
1970 Eskişehir Tıp Fakültesi kuruldu.
1970 Eskişehir Eğitim Enstitüsü açıldı.
1971 Devlet Mühendislik ve Mimarlık Akademisi açıldı.
1972 ETİ Bisküvi Fabrikası kuruldu.
1972 5 kw gücündeki Eskişehir TV’si paket program yayınına başladı.
1972 Porsuk Barajı hizmete girdi.
1973 Anadolu Üniversitesi kuruldu.
1973 Eskişehir Organize Sanayi Bölgesi faaliyete geçti.
1974 Arkeoloji Müzesi faaliyete girdi.
1975 Eskişehir Buzdolabı İşletmesi üretime başladı.
1977 “Esen Makina San. ve Tic. A.Ş.” kuruldu.
1977 Arçelik Eskişehir Kompresör İşletmesi üretime başladı.
1978 Eskişehir’in yerel hamburger markası PİNO açıldı.
1982 Açık Öğretim Fakültesi’ne öğrenci alınmaya başlandı.
1982 Eskişehir’deki akademi, yüksekokul ve enstitüler Anadolu Üniversitesi’ne bağlandı.
1983 Endel A.Ş. Eskişehir kuruldu.
1983 “Sarar Giyim Tekstil San. ve Tic. A.Ş.” kuruldu.
1984 “Sonhaber Gazetesi” yayınlanmaya başlandı.
1984 “26 Eskişehir Gazetesi” haftalık olarak yayınlanmaya başlandı.
1985 Eskişehir Uçak Fabrikası’nın temeli atıldı.
1985 “Esnaf Sarayı Alışveriş Merkezi” faaliyete girdi.
1985 “TUSAŞ Motor San. A.Ş.” kuruldu. Eskişehir’deki fabrikada F-16 uçakları için motor üretimi
gerçekleştirilmeye başlandı.
1986 “Olay Gazetesi” 15 günde bir yayınlanan gazete olarak yayın yaşamına başladı.
1986 Eskişehir Demiryolu Fabrikası’nın adı “Türkiye Lokomotif ve Motor Sanayii A. Ş.” (TÜLOMSAŞ)
olarak değiştirildi.
1988 “İki Eylül Gazetesi” yayın yaşamına başladı.
1988 “Eskişehir Havacılık Müzesi” kuruldu.
1989 “Yeni Anadolu Gazetesi” yayınlanmaya başlandı.
1989 1989 – 1992 yılları arasında yaşanılan Büyük Bulgaristan Göçü ile Bulgaristan’dan Türkiye’ye
göç edenlerin bir kısmı Eskişehir’e yerleştirildi.
1989 Anadolu Üniversitesi’ne bağlı olarak “Anadolu Havaalanı” hizmete girdi.
1991 “Köylü Kenti ile İçanadolu Gazetesi” haftalık olarak yayınlanmaya başlandı.
1991 “Lületaşı Müzesi” kuruldu.
1992 “Kanal 26” televizyonu kuruldu.
1993 Eskişehir Osmangazi Üniversitesi kuruldu.
1993 Alp Havacılık Sanayi ve Ticaret A. Ş. Kuruldu.
1994 Eskişehir büyükşehir oldu.
1994 Anadolu Üniversitesi “Cumhuriyet Tarihi Müzesi” açıldı.
1995 Uluslararası Eskişehir Festivali düzenlenmeye başlandı.
1996 “Sarar Ev Tekstili ve Gömlek Fabrikası” kuruldu.
1998 Eskişehir’de Tepebaşı ve Odunpazarı ilçeleri kuruldu.
2001 Uluslararası Pişmiş Toprak Sempozyumu düzenlenmeye başlandı.
2001 Eskişehir Büyükşehir Belediyesi “Haller Gençlik Merkezi Tepebaşı Sahnesi” hizmete açıldı.
2001 Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları 40 yıl aradan sonra yeniden faaliyetlerine
başladı.
2001 Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Senfoni Orkestrası kuruldu.
2002 Eskişehir Büyükşehir Belediyesi “Turgut Özakman Salonu” hizmete açıldı.
2002 Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Senfoni Orkestrası ilk konserini verdi.
2004 Eskişehir’de şehir içinde yolcu taşımak üzere tramvay seferlerine başladı.
2004 Anadolu Üniversitesi Eğitim Karikatürleri Müzesi açıldı
2004 Eskişehir Büyük Belediyesi Eskişehir Operası, opera ve bale temsillerine başladı.
2004 Eskişehir Büyükşehir Belediyesi “Sanat ve Kültür Sarayı Tiyatro Salonu” hizmete açıldı.
2007 “Çağdaş Cam Sanatları Müzesi” kuruldu.
2009 Yüksek Hızlı Tren ile Ankara – Eskişehir arasında yolcu taşımacılığına başlandı.
2009 Eskişehir Büyükşehir Belediyesi “Ergin Orbey Sahnesi” hizmete açıldı.
2010 Anadolu Üniversitesi “Turizm Araştırma ve Uygulama Birimi” açıldı.
2010 Eskişehir Arkeoloji Müzesi, “Eskişehir Eti Arkeoloji Müzesi” adıyla tekrar açıldı.
2013 Yüksek Hızlı Tren ile Eskişehir – Konya arasında yolcu taşımacılığına başlandı.
2013 “Yılmaz Büyükerşen Balmumu Heykeller Müzesi” açıldı.
2013 “Turizm Kitaplığı” Odunpazarı semtinde açıldı.
2013 I. Türk Dünyası Turizm Öğrencileri Kurultayı düzenlendi.
2013 Eskişehir Türk Dünyası Kültür Başkenti oldu.

Prof. Dr. Nazmi Kozak

Anadolu Üniversitesi
Turizm Fakültesi

Ayrıca Ethem Arı’nın Eskişehir Cer Atölyesi’nin  tarihini anlatan KAMPANYADAN TULOMSAŞ’A yazısını okumak için tıklayınız.

KAYNAKLAR

Albek, S. (1991). Dorlylaion’dan Eskişehir’e. Eskişehir: Anadolu Üniversitesi Eğitim, Sağlık ve Bilimsel Araştırma Çalışmaları Vakfı Yayınları, No: 89.
Charles Texler, Küçük Asya. Coğrafya, Tarihe, Aar-ı Atikaya Ait Tarif, c. 2 (çev. Ali Said). İstanbul: Matbaa-ı Amire.
Çamurcu, H. ve Taş, H. İ. (2004). Cumhuriyet Dönemi’nde Eskişehir İli Nüfus Seyri, I. Uluslararası Dünden Bugüne Eskişehir Sempozyumu (Siyasal, Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Yapı). Eskişehir: Anadolu Üniversitesi Yayınları, ss. 257-269.
Çoruh, H. (2004). Ondokuzuncu Yüzyılda Eskişehir’deki Ticari Faaliyetler ve Avrupa Tüccarları, I. Uluslararası Dünden Bugüne Eskişehir Sempozyumu (Siyasal, Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Yapı). Eskişehir: Anadolu Üniversitesi Yayınları,No: 1631, ss.69- 81.
Demirkol, H. G. (2012). Eskişehir Porsuk Otellerinden Bir Seçki,
EskiYeni: Aylık Şehir Kültürü Dergisi, 4 (46): 18-23.
Efe, A. (2004). Ayniyat Defterleri Işığında 1839-1845 DönemindeEskişehir, I. Uluslararası Dünden Bugüne Eskişehir Sempozyumu (Siyasal, Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Yapı).
Eskişehir: Anadolu Üniversitesi Yayınları, No: 1631, Edebiyat Fakültesi Yayınları, No: 21, ss. 55-67.
Efe, A. (2009). Eskişehir’in Demografik Yapısında Değişim
(1831’den 1927’ye’, Kurtuluş ve Aydınlanma Eskişehir (Arşiv Belgeleriyle). Eskişehir: Anadolu Üniversitesi Yayınları.
Gümüş, N. (2004). Eskişehir’in Kentsel Gelişimi ve Kent Tipolojisi (Sınıflandırması). I. Uluslararası Dünden Bugüne Eskişehir Sempozyumu (Siyasal, Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Yapı). Eskişehir: Anadolu Üniversitesi Yayınları, No: 1631, Edebiyat Fakültesi Yayınları, No: 21, ss. 153-163.
Güneş, İ. ve Yakut, K. (2007). Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Eskişehir (1840-1923). Eskişehir: Anadolu Üniversitesi Yayınları, No: 1724, Edebiyat Fakültesi Yayınları, No: 25.
Kaya, E. Ve Gerede, E. (2004). Havacılık Faaliyetlerinin Eskişehir’e Ekonomik, Kültürel ve Siyasi Katkıları, I. Uluslararası Dünden Bugüne Eskişehir Sempozyumu (Siyasal,
Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Yapı). Eskişehir: Anadolu Üniversitesi Yayınları, ss. 305-327.
Önder, S. Ve Kırlı, E. (2005). Osmanlı Döneminde Eskişehir’e Göçler, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 6(1): 129-144.
Safi, P., Ed. (2009). Kurtuluş ve Aydınlanma Eskişehir (Arşiv Belgeleriyle). Ankara: Başak Matbaacılık.
Üstün, B. (2012). Eskişehir’de Demir Yolu Serüveni İle Şekillenen; Cer Atölyesinden Tülomsaş Yerleşkesine, EskiYeni:
Aylık Şehir Kültürü Dergisi, 4 (46): 2-11.
Yakut, K. (2004). Meşrutiyet’ten Cumhuriyete Eskişehir’de Kurulan Anonim Şirketler, I. Uluslararası Dünden Bugüne Eskişehir Sempozyumu (Siyasal, Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Yapı). Eskişehir: Anadolu Üniversitesi Yayınları, ss. 141-151.
Yakut, K. (2009). Geç Osmanlı, Erken Cumhuriyet Döneminde Eskişehir’de İktisadi Yapı, Kurtuluş ve Aydınlanma Eskişehir (Arşiv Belgeleriyle). Eskişehir: Anadolu Üniversitesi Yayınları. 

Sitemizdeki Eskişehir Tarih Kronolojisi başlıklı Nazmi Kozak yazısını okumak için tıklayınız.

Wikipedia Eskişehir maddesi

4

Bu yazıyı da okuyabilirsiniz

Çocukluk Çağımız Daha Güzeldi Sadi Geyik

Anı

2 Yorumlar

  1. Eskişehir ile ilgili bu kadar ayrıntılı bir tarih okumamıştım. Emeğine sağlık Serdar. Mükemmel bir kaynak olmuş. Bu arada mezun olduğum Dumlupınar İlkokulun 1940 yılında eğitim öğretime açıldığını da öğrenmiş oldum. Halen aynı yerinde eğitime devam ediyor. Gurur duydum doğrusu. Eğitim Enstitüsü 1970 yılında açıldığında öğretmen okulu öğrencisiyim. Bizim okulun bünyesinde açılmıştı. Her zaman çağdaş bir yapısı olan şehrimin dış göçlerle bu ilerlemeyi sağladığını tahmin ediyordum. Kültürlerin kaynaşması çok önemli tabi. Ayrıca sıcak suları ve hamamları ile meşhur olan şehrimin endüstri devrimini diğer illerden önce gördüğünü ve işçi sınıfı yoğun bir şehir olduğunu biliyordum. Belgeleriyle gördüm. Emeğine sağlık Serdar. Ethem Bey’in de dediği gibi, ben de seni Eskisehir’in fahri hemşerisi ilan ediyorum.

    0
  2. Eskişehir’in antik çağdaki adı Dorlion’dur. “Dor” birçok dilde “kapı” anlamındadır. Altı yolun kavşağındaki Anadolu kapısı olması kolay ulaşımı, verimli ovası, birbiri ardısıra Çifteler Harası, Bağdat Demiryolu derken ilk köy enstitüsü gibi Eskişehir’in coğrafi konumunun kazanımları olmuştur. Bir kaynakta, Lületaşı’nın Osmanlı döneminde önemli dışsatım ürünü olduğunu okumuştum. Böyle bir kenti “bana sevgili (yâr) olmayan başkasına olmasın” der gibi kömür santralı ile öldürmeye kalkmak “deve kini” ile açıklanabilir ancak. Neyse ki şimdilik yargı kararıyla durduruldu. Yarın ne olacağı belli değil. Eskişehir hakkında yedi-sekiz başlıktan oluşan yazılarımı kitaplaştırmak istiyorum. Bu Araştırma yazısı epey ayrıntılı olmuş. Alıp arşivime koyacağım. Sevgili Serdar, kentimizle ilgili paylaşımlarından ötürü seni Eskişehir’in Fahri hemşehrisi ilan ediyorum.

    1

Bir cevap yazın