F. Nietzsche – Böyle Buyurdu Zerdüşt

BATI KLASİKLERİ İNCELEMESİ
F. NİETZSCHE
BÖYLE BUYURDU ZERDÜŞT
ÇEVİREN= TURAN OFLAZOĞLU
M:E:B: YAYINLARI

Birinci Bölüm

ÖNSÖZ

Kendine; ‘Tehlikeli belkinin filozofu’ de Nietzsche..
Yazıları arasında masalsı bir parça vardır: DELİ
Deli; -‘Nerede mi Tanrı?’ diye bağırır. –‘Söyliyeyim: Öldürdük onu, sen, ben. Hepimiz onun katilleriyiz.
Nasıl yutabildik denizi?….Acunun şimdiye dek edindikleri arasında en kutlu, en güçlü olanı can verdi bıçaklarımız altında. Kim silecek bu kanı üstümüzden?….’
…..Kendisini dinleyenlere bakar:
-‘….En uzak yıldızlardan daha uzak olanlara bu iş şimdilik, OYSA BUNU KENDİLERİ YAPTILAR’
Yine derler ki, o gün deli, birçok kiliseye girer, TANRI’ya SONRASIZ AĞITINI OKUR.
…-‘Tanrı’nın mezarlarından, türbelerinden başka nedir ki bu kiliseler?’
Nietzsche’ye göre, Tanrı insanın içinde ölmüştür., insan kendi eliyle öldürmüştür onu. Tanrı’nın ölümüyle açılan boşluğa yuvarlanmakta, en büyük tehlikeyle karşı karşıya gelmektedir, yok olmakla. Ama bu büyük tehlike onun en büyük olanağıdır. İnsan, ne yapıp yapıp bu boşluğu kendi varlığıyla, kendini altederek doldurmalıdır, ancak böyle değer kazanacaktır Tanrı’yı öldürmesi.
İnsan, eksik, tamamlanmamış bir varlıktır… İnsanın yönü, ereği belirlenmeli. ’Hayat hep kendini altedendir.’…Şimdiye dek kendi dışında sanarak yücelttiği varlıkların bütün görkemi, güzelliği onun olacaktır… İnsan kendi içinde kalarak gerçekleştiremez bunu, …erek bildiği bir örnek koymak gerek onun üstüne: ÜSTÜN İNSAN.
İnsanın erek olarak hiç bir büyüklüğü yoktur çünkü, o ancak köprü olarak değerlidir.: ÜSTÜNİNSANA götüren köprü…ÜSTÜNİNSANDAN yoksun insan, kargaşadan, yıldız doğurmamış karanlıktan başka bir şey değildir.
Friedrich Wilhelm Nietzsche, 15-Ekim-1844’de, Liepzig’e yakın Röcken köyünde doğdu. Babası papazdı. Ailenin ilk çocuğu. Küçük kardeşi Joseph, 2 yaşında ölüyor. Kızkardeşi Elizabeth, hayatında her zaman önemli bir yer tutacaktır. Babası ölünce, aile Naumburg’a gidiyor. Kaynana, evde kalmış iki görümce… Çocukluğu bu kadınlar arasında geçmiştir.
Altı yaşını doldurmadan, Bürgerschule veriliyor. Ağırbaşlılığı yüzünden çocuklar ona; ‘Küçük papaz’ diyorlar.
1858’de çok sıkı, askeri disipli bir okula gönderiliyor. Her akşam bir şiir yazamıyor artık.
Bu sıralarda GERMANİA diye bir edebiyat derneği kuruyor. Küçük papazlığı devam ediyor.
1862’de birgün, ‘Hıristanlığa ve kilisenin tarihine özgürce ve nesnel olarak bakabilseydik, herkesçe benimsenen düşüncelere aykırı nice şeyler söylememiz gerekirdi….Alışkanlığın ve önyargıların boyundurluğuna öyle bir koşulmuşuz ki, bundan kurtulmak için….bir ömür boyu uğraşmak gerekir.İkibin yıllık yetkiyi nasıl silkip atabilir kişi…. ah, kurmaktan daha kolay yıkmak…’ der.

Bu dönemde, HÖLDERLİN’e, SHAKESPEARE’e, BYRON’a tutkun.
BYRON’UN DRAMATİK ESERLERİ adlı denemede, ilk kez ÜSTÜNİNSAN sözünü kullanıyor.
TRİSTAN’la WAGNER’e, SCHUMAN’la CHOPİN’e tutuluyor.
Bitirme tezini, YUNAN düşünürlerinden, soyluluk tutkunu THEOGNİS üstüne yapıyor. Onun, İyi=soylu, kötü=soysuz kullanımı hoşuna gidiyor.

1864’de LANDESSCHULE PFORTA’yı bitiriyor. BONN ÜNİVERSİTESİNE gidiyor. Tüm yaşamını etkileyecek frengiyi burada kaptığı sanılmakta. Hıristiyanlıktan yavaş yavaş uzaklaşıyor. 18 yaşında şu sonuca varmıştır:-‘Tanrı’nın insan olması, insanın mutluluğu sonsuzlukta araması gerektiğini değil, cenneti yeryüzünde kurması gerektiğini gösterir ancak.

Tanrıbilim dersleri alır, sonra kendisini dilbilim çalışmalarına verir.
En sevdiği öğretmeni Leipzig’e gidince, peşisıra gider.1865.
Orada bir gün, SCHOPENHAUER’in, İSTEM VE DÜŞÜNCE OLARAK DÜNYA kitabını okur.
-‘Bana, dünyayı, hayatı ve kendi ruhumu bir görkem içre gösteren bir aynaydı gördüğüm’ der.
Bu adamın yazdığı her şeyi okur. Artık üç eğlencesi vardır:
-‘SCHOPENHAUER’in kitapları, SCHUMANN’ın müziği, bir de yalnız yürüyüşler.
-‘Doğaya kaygılarımız ve korkularımızdan kaçarak sığındığımız zaman, gerçekten anlamaya başlayacağımızı gördüm.

Bana ne insandan, insanın tedirgin uğraşmalarından! Bana ne o sonu gelmez yaplardan, yapmalardan! Ne kadar başka, şimşek, fırtına ve dolu: ahlakla ilişkin olmayan özgür güçler. ! Ne mutlu, ne güçlü onlar! Usla bulutlanmamış, arı duru istem, sen ne kadar güçlüsün!’

PRUSYA-AVUSTURYA SAVAŞI başlayınca, ‘Anayurt ölüm kalım savaşındayken, evde oturmak ayıptır’ diyerek askere yazılmak istiyor, fakat gözleri bozuk olduğundan dolayı kabul edilmiyor.
Prusya yetkilileri yeni bir savaşa hazırlanırken, bu sefer askere alınıyor. Fakat attan düşerek ağır yaralanıyor,…aylarca yatıyor.

1869’da WAGNER’le tanışıyor.

Basel Üniversitesi Klasik Filoloji Kürsüsüne profesör olarak atanıyor. 24 yaşında ki bilgin, ilk dersini, HOMEROS ve KLASİK FİLOLOJİ olarak adlandırıyor. Dersin ilk cümlesi:
-‘Hayat yaşamaya değer der sanat…
Hayat anlamaya değer der bilim.’

Ünlü sanat tarihçisi JAKOB BURCKHARDT’la da tanışır.

Lucerne gölü yakınında, kocasından henüz ayrılmamış olan COSİMA ile yaşıyan WAGNER’le dostluğu ilerletir. Onda, SCHOPENHAUER’in anlattığı DAHİ örneğini bulur.
-‘Onun yanındayken, Tanrı katındaymışım gibi geliyor bana ‘diyor.


1871’de TRAGEDYANIN DOĞUŞUNU yayınlıyor. WAGNER’i göklere çıkarmaktadır.

TANRI APOLLON’la, TANRI DİYONİZOS var sahnede, biri, var olan her şeyin biçimini belirleyen bireylik ilkesini temsil eder, öteki var olan şeylerin birliğini. Birbirlerine karşı olsalarda, birbirlerinden vazgeçemezler….Apollon’cu ruh ağır bastı mı, daha çok biçimci, usçu bir sanat gelişir, Diyanizos ağır bastı mı, çoşkun bir sanat… Olgunluk yıllarında:
-‘Benim Tanrım, Apollon’ca konuşan DİYONİZOS’tur’ der.
YUNANLILARIN TRAJİK ÇAĞINDA FELSEFE’yi yazar.
HERAKLİTUS’a, EMPEDOKLES’e tutkundur. SOKRATES’ten usu her şeyin üstünde görmesi nedeniyle nefret eder. PLATON’culuğu ise ‘Yanılgıların en tehlikelisi’ sayar.
ZAMANSIZ DÜŞÜNCELER adlı denemelerini yazar. Bunlardan birincisi DAVİD STRAUS’a saldırıdır….
-‘Sığ olmada, ne olursan ol, uygar sanma kendini…hayat senin bilemeyeceğin ölçüde karma karışıktır, hayatı eğitim değil, sanat sevdirir kişiye…
İkinci deneme; TARİHTEN YARARLANMA VE TARİHİ KÖTÜYE KULLANMADIR. Tarih, bilgi yığmak değildir…Yeterli, güçlü kişiler yararlanabilir tarihten, güçsüzlerse tarihten bir şey alayım derken elindekinden olurlar.
Denemelerden, EĞİTİCİ OLARAK SCHOPENHAUER bir övgüdür, geleceğin eğitimi ne biçim olmalıdır sorusunu konu edinir.

Uygarlığın tek amacı dahi yetiştirmektir.
RİCHARD WAGNER BAYREUTH’da, adlı deneme ise Wagner’e övgüdür.
Bir başka denemesi, BİZ FİLOLOGLAR.

Zamanla WAGNER’den soğur.

1878’de, İNSANCA PEK İNSANCA yayınlanır. Pozivist bir tutumu vardır. Sanattan…, bilime dayanan bir felsefeye geçmiştir.
1879’da Mayıs’ında sayrılığı artıyor, görevinden ayrılıyor, kendisine emekli maaşı bağlanıyor.
Sağlığına uygun yer bulmak için, gezgin hayatına başlıyor.
Özdeyişlerden oluşan, GEZGİN VE GÖLGESİNİ yazıyor.
SABAH KIZILLIĞI kitabını yazıyor. Ahlakbilimle savaşı bu kitapla başlıyor.
Kafasında çakan düşünceleri, İRAN’lı bilge ZERDÜŞT’e söyletmeyi kuruyor.
26-Ağustos’da, yeni bir yaşama yolunun taslağını çiziyor.
ÖĞLE VE SONRASIZLIK; 4 kitap olacak. Bu tasarıdan doğuyor başeseri.

BÖYLE BUYURDU ZERDÜŞT

SEVİNÇLİ BİLİM’i yazmaya başladığında, ilk kez ZERDÜŞT’ün adını anıyor. Bu kitap, o büyük düz-şiire, öntürkü gibi… Bütün ahlak sistemlerinin temellerine saldırıyor.,.bütün erdemlerinin kaynağında bencillik olduğunu vurguluyor durmadan.
1882’de soyca Yahudi bir Rus kızıyla, MALWİDA VON MEYSENBERG aracılı ile tanışıyor. LOU SALOME, 24 yaşındaki kıza daha sonra evlenme teklif ediyor. Kız, kabul etmiyor. Zamanla kızkardeşi, kızla aralarını açıyor. Kız, daha sonra RİLKE gönül veriyor.
NİETZSCHE artık çok yalnızdır. Sinirleri son derece bozulmuştur… Bir yarı deliyi bağışlaması için mektuplar yazıyor LOU’ya. 3-Şubat_1883’de, Zerdüşt’ün ilk bölümünü yazıyor. İlk bölüm bittiği gün WAGNER’in ölümünü duyuyor.
Birinci bölümü yazmakla, İÇİNDEKİ AĞIR BİR TAŞI YUVARLAMIŞ oluyor. İkinci, üçüncü böler.
-‘Zerdüşt’le birlikte Alman dilini yetkinliğine ulaştırmış oldum. LUTHER ve GÖETHE’den sonra bir adım daha atmak gerekti’ diyor.

1885’de dördüncü bölüm bitiyor. Son iki bölüm gerçekleşmemiştir. Son bölümü kendisi bastırıyor.
Sonra notlar biriktirmeye başlıyor. GÜÇ İSTEMİ adlı bu eseri kız  kardeşi bastırıyor Aslında bu kitap tamamlanmadan kalmıştır.

1886’da İYİ VE KÖTÜNÜN ÖTESİNDE’Yİ bastırıyor. Bu kitap, iyi ve kötü denen şeylerin, güçlü kişilerin kendi açılarından, iyi ve kötü olarak gördükleri şeyler olduğunu söylüyor… İnsanların önderleri ÖZGÜR RUHLAR olmalıdır… Kitabın son bölümünde soyluluğu kuran şeyleri sıralıyor: güçlülük, sağlık, incelik, kendini tutma, buyurma ve yaratma yetkisi, dolu yaşama istemi.

1887’de AHLAKIN KÖKBİLİMİ’ni yazıyor. İnsanlığın efendiler ve köleler olarak ikiye ayrıldığını yazıyor… Hıristiyanlığın özünde köle ahlakı yattığını söylüyor…
WAGNER OLAYI kitabında, besteciye bu sefer alabildiğine saldırıyor.
WAGNER’e KARŞI NİETZSCHE
DİYONİZOS DİTRAMBLARI
PUTLARIN ALACAKARANLIĞINI yazıyor.
GÜÇ İSTEMİ üzerinde çalışıyor.
İSA’ya KARŞI adı altında birinci bölüm yayınlanıyor.
ECCE HOMO-İŞTE İNSAN kitabında kendisini anlatıyor.
3-Ocak-1889’da, kaldığı evin önünde dövülen bir at görüp, ağlamaya başlıyor… Sonraki günlerde çıldırdığı anlaşılıyor.
DR. WİLLE’nin bakım yurduna yatırılıyor. Jena Hastanesi Psikiyatri Kliniği Yönetmeni PROF. OTTO BİNSWANGER’in bakımına alınıyor. Taşkınlıkları dinince, Naumburg’da annesinin yanında kalıyor. Kızkardeşi, kocası ölünce yanına gelip, bakımını üstleniyor. 25-Ağustos-1900’de ölüyor. Babasının yanına gömülüyor.

NİETZSCHE; çok yönlü, çelişmelerle yüklü bir düşünürdür. ..Bir Tanrı tanımazla, bir Tanrı tutkununu bu yüzden candan benimseyebilir.
Eşsiz bir açıklıkla kavradığı en soyut düşünceler dahi, onda duygulara, tutkulara dönüşür, yaşayan nesneler kılığına girer.
Hıristiyanlığı hayatı baltalayan, insanın boyutlarını küçülten bir yaşama yolu sayar.
-‘Hıristiyanlık, hayatın en korkulası sayrılığıdır’ der. Yaşamanın hızını kesen, yükselişini engelleyen her şeye hayır, yükselten her şeye evet.
Ona göre insanın en temel başarısı ahlak değil, sanattır.

A. TURAN OFLAZOĞLU

ZERDÜŞT’ün ÖNDEYİŞİ
Zerdüşt 30 yaşında, yurdunu bırakıp dağlara çıktı. 10 yıl kaldı. 10 yıl sonra, güneşin karşısına geçti ve söyle dedi:
-‘Ey ulu yıldız! Aydınlattıkların olmasaydı, ne olurdu senin mutluluğun!’
-‘…Pek çok bal toplamış bir arı gibi, bilgeliğimden usandım, onu almaya uzanacak eller gerek bana….Batmalıyım sencileyin….Zerdüşt yine insan olmak ister.’
Böyle başladı Zerdüşt’ün batışı.
Zerdüşt, dağlardan indi…Yaşlı bir adam belirdi birden önünde.
-‘…Zerdüşt, çocuk olmuş, uyanmış, uyuyanlar arasında neyleyeceksin?
Zerdüşt cevap verdi:
-‘İnsanları seviyorum.’
Ayrıldılar…Zerdüşt yalnız kalınca:
-‘Nasıl olur? Bu yaşlı ermiş, Tanrının öldüğünü daha işitmemiş ormanında.’
Zerdüşt, kente vardı. Birçok kimseyi Pazar yerinde toplanmış buldu.

-‘Ben, size üstün insanı öğretiyorum….ÜSTÜN İNSAN yeryüzünün anlamıdır….Yeryüzüne bağlı kalın….Evet, kirli bir ırmaktır insan. Kirli bir ırmağın içine alması ve bozulmadan kalması için deniz olmalı kişi. Bakın, size üstüninsanı öğretiyorum, o, işte bu denizdir.,.onda batabilir, sizin büyük hor görmeniz.
…Benim mutluluğum nedir ki! Yoksulluk ve kirlilik ve acınacak rahatlıktır o…
…Benim usum nedir ki! Aslanın yiyeceğine duyduğu özlemi duyuyor mu bilgiye!
…Benim erdemim nedir ki! …Ne kadar bıktım iyiliğimden ve kötülüğümden..
…Benim doğruluğum nedir ki! Ateş ve kömür değilim…
…Benim acımam nedir ki! Acıma, insanı sevenin çivilendiği çarmıh değil midir?
…Sizi diliyle yalıyacak şimşek nerede? Sizi aşılayacak çılgınlık nerede?
…İnsan, hayvanla, üstüninsan arasına gerilmiş bir iptir, uçurumun üstünde bir ip.
…Ben, yaşamasını bilmeyenleri severim, meğerki batmasını bileler, çünkü bunlardır karşıya geçenler.
…Ben, büyük horgörenleri severim, çünkü bunlar büyük saygılılardır ve karşı kıyıya duyulan özlem okları
…Ben, kendilerini yeryüzüne kurban edenleri severim.
…Ben, bilmek için yaşayan ve bir gün üstüninsan yaşasın diye bilmek isteyeni severim
…Ben, üstüninsana ev kurmak, toprak, hayvan ve bitki hazırlamak için çalışanı… severim.
…Ben, erdemini seveni severim, çünkü erdem batma istemidir ve oku.
…Ben, kendisi için bir damla ruh bile ayırmayanı …. severim.
…Ben, erdeminden eğilim ve yazgı yapanı severim.
…Ben, birsürü erdem istemeyeni severim.
…Ben, önlü har vurup, harman savuranı severim…
…Ben zar kendine uygun düşünce utananı ve soranı severim.
…Ben hep söz verdiğinden fazlasını yapanı severim…
.
…Ben, gelecektekileri haklı çıkaranı ve geçmiştekileri kurtaranı severim..
…Ben, Tanrısını yola getireni severim…
…Ben,…küçücük bir şeyden yok olabileni severim..
…Ben, gönlü dolup taşanı severim…
…Ben, özgür ruhlu ve özgür yürekli olanı severim…
…Ben, insanların üstünde asılı o kara buluttan tek tek düşen ağır damlalar gibi olan herkesi severim, onlar şimşeğin gelişini haber verirler… Şimşek, ÜSTÜNİNSANDIR.
…İnsanın kendine erek edinme zamanı gelmiştir.
…Size diyorum, hora tepen bir yıldız doğurabilmek için, kişinin içinde kargaşa olmalı daha
…Yazık! İnsanın artık yıldız doğuramıyacağı zaman geliyor.
…Bakın, size son insanı gösteriyorum.
Sevgi nedir? Yaratma nedir? Özlem nedir? Böyle sorar…
…Biz mutluluğu bulduk, böyle söyler son insanlar.
…Bir sürü ki çobansız! Herkes aynı şeyi ister, herkes aynıdır, başka türlü duyan, deliler evine gönüllü gider.’
Kalabalık:
-‘Bize ver bu son insanı ey Zerdüşt. Bu son insanlardan eyle bizi. ÜSTÜNİNSANI, biz sana bağışlarız sonra!’
…Zerdüşt:
-‘Beni anlamıyorlar, ben bu kulaklara göre ağız değilim…’
…Bu arada ip cambazı, ipten düşer ve Zerdüşt’ün kucağında ölür… Halk dağılır….
…Zerdüşt, ölüyü gömecektir, yanına alır cesedi…
…’Beni, beni istediğim yere, kendi istekleriyle isteyecek, istediğim yere götürebileceğim diri yoldaşlar gerek bana… İyilere ve doğrulara bakın, en çok neden nefret ediyorlar? Kendi değer levhalarını parçalayanlardan, bozandan, yasa bozandan, oysa o yaratıcıdır. Ne çoban

olacağım ben, ne mezarcı… Gökkuşağını göstereceğim onlara ve ÜSTÜN İNSANA çıkan merdiveni Benim ilerleyişim, onların batışı olsun…’
…Bir kuşun tiz çığlığını işitti…dost gibi…yılan, kartalın boynuna dolanmıştı.
-‘Bunlar, benim hayvanlarım…Bana hayvanlarım yol göstersinler!…’

ZERDÜŞT’ün KONUŞMALARI

ÜÇ DEĞİŞİM ÜSTÜNE…

-‘Ruhun üç değişimini anlatacağım size: ruhun nasıl deve, devenin aslan, aslanın da…çocuk olduğunu
…Ağır olan ne, diye sorar dayanıklı ruh, derken diz çöken deve gibi ve iyi yüklenmek ister. En ağır şey nedir, ey yiğitler?
…Şu değil mi? gururunu incitmek için kendini alçaltmak?
…yoksa şu mu: davamız, zaferini kutlarken onu bırakmak?
…yoksa şu mu: bilginin palamutuyla, otuyla geçinmek ve gerçek uğruna açlığı çekmek?
…yoksa şu mu: …senin istediğini hiç duymuyan sağırlarla dostluk etmek?
…yoksa şu mu: gerçeklik suyudur diye kirli suya girmek…
…yoksa şu mu:..bizi korkutmak isteyen hayalete elimizi uzatmak.
Bütün bu ağır şeyleri yüklenir dayanıklı ruh ve yükünü alan deve nasıl çöl yolunu tutarsa, ruh da öyle yollanır kendi çölüne… çölde ikinci değişim olur, ruh burda aslanlaşır, özgürlüğü ele geçirmek ister. Zafer için büyük ejderle boğuşmak ister.
Ruhun efendi ve Tanrı saymak istemediği, o büyük ejder nedir? Bu ejderin adı ‘Yapmalısın’dır. Oysa aslanın ruhu ‘İstiyorum’ der.
…Kardeşlerim, ruhda aslanın ne gereği var? Gönlü tok ve saygı yüklü hayvanı neden yetmez? Neden yırtıcı aslan daha çocuklaşmak zorundadır?
Böyle Buyurdu Zerdüşt, o sırada Alaca İnek denilen kentte kalıyordu.

ERDEM KÜRSÜLERİ ÜSTÜNE

Uyku ve erdem üstüne pek güzel konuşan bir bilgeyi övdüler Zerdüşt’e… Şöyle buyurdu bilge:
-‘Saygı ve utanç duyulmalı uykunun karşısında… onun uğruna bütün gün uyanık durmak gerekir… iyi uyumak için kişide bütün erdemlerin bulunması gerekir.Yalan yere tanıklık mı edeceğim? Zina mı edeceğim? Komşumun hizmetçisine göz mü dikeceğim? Bütün bunlar uykuya iyi gelmez.
…Gönlümü gönendiren on barışma, on gerçek ve on gülüş nelerdir?’
…Zerdüşt, bunları işitince şöyle dedi gönlüne:
-‘Bence soytarının biri bu 40 düşünceli bilgin, ama uyumayı iyi biliyor sanırım.’…Mutludur bu uykulu kişiler, çünkü çok geçmeden dalacaklardır.
Böyle Buyurdu Zerdüşt.

ÖTEDÜNYALILAR ÜSTÜNE

Bir zamanlar Zerdüşt’te, bütün ötedünyalılar gibi insandan ötesinin kuruntusuna kapılmıştı. O zamanlar dünya, acı çeken ve işkence edilen bir Tanrı’nın eseri gibi gelirdi bana… Ah, kardeşlerim, yarattığım bu Tanrı, insan eseri, insan çılgınlığıydı, bütün Tanrılar gibi! Derken hayalet kaçtı benden.
…Bütün ötedünyaları yaratan ve en çok acı çekenin yaşayabileceği kısa bir mutluluk çılgınlığıydı.
…Oysa bu ‘öbür dünya’, insanlardan iyi gizlenmiştir, bu göksel bir hiç olan, insansızlaşmış, insandışı dünya, ve varlığın karnı insanlara söz söylemez, meğerki insan olarak söyleye… Yeni bir gurur öğretti bana benim, insanlara öğretiyorum bunu, başımı artık göksel nesnelerin kumuna gömmemeyi, yeryüzüne anlam veren, yersel bir baş olarak özgür taşımayı onu.

…Pek iyi bilirim o Tanrıca kişileri; kendilerine inanılsın ve kuşku günah olsun isterler. Pek iyi bilirim kendilerinin en çok neye inandıklarınıda.
Böyle Buyurdu Zerdüşt.

GÖVDEYİ HOR GÖRENLER ÜSTÜNE

-‘Gövdeyim ben ve can’ böyle der çocuk. Peki, neden çocuklar gibi konuşmamalı?
…Gövde büyük bir ustur, tek anlamlı bir boşluk, savaş ve barış, sürü ve çoban… Ben, sizin yolunuzdan gitmiyorum, ey gövdeyi hor görenler! Siz, bence üstün insana köprü değilsiniz!
Böyle Buyurdu Zerdüşt.

SEVİNÇLER VE TUTKULAR ÜSTÜNE

…Yalnız erdemlerin var şimdi, bunlar senin tutkularından ürediler… Senden artık kötülük doğmaz, meğerki erdemlerinin çatışmasından doğan kötülük ola.

SOLGUN SUÇLU ÜSTÜNE

…Sizin öldürmeniz, ey yargıçlar, acıma olmalıdır, öç alma değil. Ve öldürürken, kendiniz hayatı haklı çıkarmaya bakın! Düşman demelisiniz, alçak değil, sayrı demelisiniz, düşük değil, deli demelisiniz, günahkar değil… İyi kişilerinizin birçok şeyi beni tiksindiriyor, gerçek kötülükleri değil.
Böyle Buyurdu Zerdüşt.

OKUMA VE YAZMA ÜSTÜNE

Bütün yazılmış şeyler içinde yalnız, kanla yazılmış olanı severim. Kanla yaz, göreceksin ki, kan, ruhtur… Herkesin okuma öğrenmesi, zamanla yalnız yazmayı değil, düşünmeyi de bozar.

Bir zamanlar, ruh Tanrıydı, derken insanlaştı, şimdiyse yığınlaşıyor bile.
Böyle Buyurdu Zerdüşt

DAĞBAŞINDAKİ AĞAÇ ÜSTÜNE

Zerdüşt, bir delikanlıyla konuşur.
-‘Bu ağaç tek başına duruyor şu dağ başında, insan ve hayvan üzre yükselmiş.
Ve konuşmak istese, kendisini anlayacak kimse bulunmaz, öylesine yükselmiş.
İşte, bekler de bekler, nedir beklediği?
…Delikanlı:
-‘…Bak, sen aramızda görüneli neyim ben? Seni kıskanmamdır beni yıkan!
…Zerdüşt:
-‘…Sevgim ve umudum hakkı için, yalvarırım sana, içindeki kahramandan yüz çevirme! En yüksek umudunu kutsal tut!’
Böyle Buyurdu Zerdüşt

ÖLÜM VAİZLERİ ÜSTÜNE

Ölüm vaizleri vardır ve yeryüzü, hayattan el çekmeyi öğütlememiz gereken kişilerle doludur.
…Sonrasız hayatla baştan çıkıp, çekilsinler bu hayattan! hayattan el çekmeyi öğütlesinler de, kendileri göçsünler!
…Şehvet günahtır…
…Doğurmak sıkıntılıdır…
… Acımak gerek… böyle der üçüncüler de.
…Acımaları tam olsaydı, komşularını hayattan bıktırırlardı. Kötü olmak, onların gerçek iyiliği bu olurdu işte… Hayata daha çok inansaydınız, kendinizi ana daha az kaptırırdınız. ama gücünüz yok beklemek için…

Böyle Buyurdu Zerdüşt.

SAVAŞ VE SAVAŞÇILAR ÜSTÜNE

Ne en iyi düşmanlarımız esirgesin bizi, ne de candan yürekten sevdiklerimiz… Nefreti ve kıskançlığı tanımayacak kadar büyük değilsinizdir. Bunlardan utanmayacak kadar büyük olu hiç olmazsa!
Bilgi ermişleri olmak elinizden gelmiyorsa, hiç değilse bilgi savaşçıları olun… İşiniz savaş olsun, barışınız zafer olsun!…Her davayı kutsayan, iyi savaştır.
…Kötülükte, kendini beğenmiş kişiyle, güçsüz kişi buluşur. Fakat birbirini yanlış anlarlar.
…Yapmalısın, istiyorumdan daha tatlı gelir savaşçının kulağına.
…İnsan, altedilmesi gereken bir şeydir.
Böyle Buyurdu Zerdüşt.

YENİ PUT ÜSTÜNE

…Devlet mi. o da ne? Bütün soğuk canavarların en soğuğuna devlet denir…
Ben, devlet, ulusum ben… Yıkıcılardır, nicelere tuzak kuranlar ve buna devlet diyenler…
Her ulus, kendi iyilik ve kötülük diliyle konuşur. Komşu anlamaz bunu… gereksizler için yaratılmıştır devlet.
…Şu gereksizlere bakın hele! Hep sayrıdır onlar, safralarını kusarlar ve buna gazete derler.
…Şu gereksizlere bakın hele! Tüketicilerin eserlerini ve bilgelerin hazinelerini çalarlar, kültür derler…
…Şu gereksizlere bakın hele! Servet edinirler ve bununla züğürtleşirler…
…Gerçek malı az olanın, köleliği az olur, ne mutlu küçük yoksulluğa!
…Oraya, devletin bittiği yere, oraya bak kardeşim! Görmüyor musun gökkuşağını ve köprülerini ÜSTÜNİNSANIN?

Böyle Buyurdu Zerdüşt.

PAZAR YERİNDEKİ SİNEKLER ÜSTÜNE

Yalnızlığına kaç dostum! Halk pek anlamaz büyükten, yani yaratıcılıktan… Görüyorum ki, her yerini ağılı sinekler sokmuş. Sert ve sağlam bir havanın estiği yere kaç! Hem kimsenin yazgısı sinek kovmak değildir ki.
…Seni erdemlerin yüzünden cezalandırırlar. Yürekten bağışladıkları ancak, yanlışlarındır.
Böyle Buyurdu Zerdüşt.

NAMUS ÜSTÜNE

Ormanı severim. Kentlerde yaşamak kötüdür, oralarda azgın çoktur.
Kaatilin eline düşmek, azgın kadının düşüne girmekten yeğ değil midir?
…Size namusu mu salık vereyim? Namus kimine göre erdemdir, nice kimselere göre de ayıptır. Sizin şehvet inize benim güvenim yok.
…Namus delilik değil midir? Fakat delilik bize geldi, biz ona gitmedik.
Böyle Buyurdu Zerdüşt

DOST ÜSTÜNE

Biri hep çevremde fazladır, böyle düşünür, yalnız kişi… Yalnız için dost, hep üçüncü kişidir.
Başkalarına inancımız, kendimizde neye inanmak istediğimizi açığa vurur.
…’Düşmanım ol hiç değilse’ böyle der, dostluk dilemeyi gözüne kestiremiyen gerçek saygı.
Dost edinmek isteyen, dostu uğruna savaşmaya gönüllü olmalı, savaşmak içinde düşman olabilmeli.
Kişi dostundaki, düşmana dahi saygı gösterebilmelidir. Dostuna, ondan yana geçmeden yaklaşabilir misin?
…Kendisini hiç gizlemeyen, kişiyi deli eder, öylesine çekinmeniz gerekir çıplaklıktan! Evet, Tanrı olsaydınız, o zaman utanabilirdiniz giysinizden!
Sezmekte ve susmakta usta olmalı dost, görmek istememelisin her şeyi.

Ko acıman sezme olsun: Onun sende sevdiği belki keskin göz ve sonrasızlık akışıdır.
Ko dostuna duyduğun acıma sert bir kabuk altında saklansın, sen bu kabuk üzerinde bir diş kırmalısın. Böyle incelir ve tadlanır o.
Duru hava ve yalnızlık ve ekmek ve ilaç mısın dostuna sen? Nice kimseler kendi zincirlerini çözemezler de, dostlarının kurtarıcısı olurlar.
Köle misin? Öyleyse dost olamazsın. Zorba mısın? Öyleyse dostun olmaz.
Pek uzun süre köleyle zorba gizlenmiştir kadında. Bu yüzden kadın, dostluğa yeterli değildir, o yalnız sevgiyi bilir.
Kadının sevgisinde sevmediği her şeye karşı haksızlık ve körlük vardır. Kadının bilinçli sevgisinde bile, ışığın yanı sıra, hep baskın ve şimşek ve gece vardır.
Kadın daha dostluğa yeterli değildir, kadınlar daha kedi ve kuşturlar. Ya da olsa olsa inek.
Ey erkekler hele sizin gönül oburluğunuz!
Arkadaşlık var: ko dostluk olsun.
Böyle buyurdu Zerdüşt

BİNBİR EREK ÜSTÜNE

ZERDÜŞT uluslara göre iyi-kötü nedir anladı. İyi-kötüden daha büyük bir güce rastlamadı yeryüzünde.
Bir ulusun iyi saydığı pek çok şeyi, başka bir ulus, utanç ve düşüklük sayıyordu. Kötü denen pek çok şeyin, erguvani renklerle süslendiğini gördüm başka yerde.
Komşu komşuyu anlamıyordu hiç.
Her ulusun üstünde bir iyiler levhası asılıdır. Onlardaki güç isteminin sesidir bu.
Doğruyu söylemek, ok ve yayda usta olmak güç gelirdi bana adımı veren ulusa..
Atayı ve anayı saymak, onların istediğini bütün gönlünle yerine getirmek, bu yengi levhasını üstüne astı başka bir ulus, bununla güçlü ve ölümsüz oldu.

İçten bağlanmak ve bu bağlılık uğruna, kötü ve tehlikeli şeylerde dahi, şeref ve kandan olmayı göze almak, bir ulus böylece büyük umutlara gebe kaldı.
İnsan, değerlendirendir.
Değerlendirmek, yaratmaktır.
İyi vicdan sürüsüyle bir tutuldukça ancak kötü vicdan ‘Ben’ der.
Sevenlerin yaratmalarından daha güçlü bir şeye rastlanmadı yeryüzünde.
İnsanlığın ereği yok daha.
İnsanlığın daha ereği yoksa, yok değil midir daha, insanlığın kendiside!
Böyle buyurdu ZERDÜŞT.

KOMŞU SEVGİSİ ÜSTÜNE

‘Sen’, ‘Benden’ eskidir. Sen kutsanmıştır, ama ‘Ben’ daha kutsanmamıştır. Bu yüzden kişi komşusuna sokulur.
Kimi komşusuna kendisini aradığı için gider, kimi de kendisini yitirmek istediğinden.
Kendinizi kötü sevmeniz yalnızlığı size zindan eder.
Ben komşuyu değil, dostu öğretiyorum size.
Ko gelecek ve en uzak, bugününün nedeni olsun, sen dostunda nedenin olarak seveceksin ÜSTİNSANI.
Böyle buyurdu ZERDÜŞT

YARATICININ YOLU ÜSTÜNE
KENDİNE VARAN YOLU ARAMAK MI İSTERSİN?

Arıyan, kolay yiter. Her türlü yalnızlık şuçtur, böyle der sürü.
İyilerle doğrulara karşı tetikte ol! Onlar, kendi erdemini yaratanları çarmıha germeye can atarlar, onlar yalnızlıklardan nefret ederler.

Elini değil, yalnız pençeni uzatmalısın nice kimselere.
Ey yalnız kişi, kendinden ve 7 şeytanından geçer yolun senin.
Yadsıyıcı, büyücü, falcı, deli, kuşkucu, uğursuz ve alçak olmalısın kendine karşı.
Önce kül olmadan, nasıl yeni olabilirsin ki!
Böyle buyurdu ZERDÜŞT.

YAŞLI VE GENÇ KADINLAR ÜZERİNE

Gerçek, bana armağan edilmiş bir hazinedir, bir küçük gerçektir taşıdığım dedi Zerdüşt.
Ama küçük bir çocuk gibi yaramazdır. Ağzını kapasam cıyak cıyak bağırır.
Kadınlar üstüne ancak erkeklerle konuşulur.
Kadında her şey bilmecedir. Kadındaki her şeyin bir tek çözüm yolu vardır, buna gebelik denir.
Erkek, kadın için araçtır, amaç hep çocuktur.
İki şey ister gerçek erkek: Tehlike ve oyun. Bu yüzden, en tehlikeli oyuncak olarak ister kadını.
Erkek savaş için eğitilmeli, kadınsa erkeği dinlendirmek için.
En tatlı kadın dahi acıdır.
Gerçek erkeğin içinde bir çocuk gizlidir, oynamak ister.
Ko sevginizde olsun şerefiniz. Hep sevildiğinizden daha çok sevmek, hiç mi hiç ikinci olmamak.
Ko erkek, seven kadından korksun, sevince her şeyi gözden çıkarır kadın.
Ko erkek nefret eden kadından korksun, erkek gönlünün ta derinliğinde kötüdür, ancak, oysa kadın bayağıdır.
Erkeğin mutluluğu: İstiyorum Kadının mutluluğu:İstiyor.
Ver küçük gerçeğini kadın dedim. Ve şöyle buyurdu yaşlı kadın:

-‘Kadınlara mı gidiyorsun? Kırbacını unutma!
Böyle buyurdu ZERDÜŞT.

ENGEREK SOKMASI ÜZERİNE

Zerdüşt, icir ağacının altında uyurken, engerek geldi, boynundan soktu. Engerek, ‘ benim ağum öldürücüdür’ dedi. Zerdüşt gülümsedi:’Ejderin, yılan ağusundan öldüğü nerede görülmüş? Dedi. ‘Geri al şu ağunu’ Sen, bunu bana armağan edecek kadar zengin değilsin’ O zaman yılan yarayı yaladı.
Öğrencilere bunu anlatınca, sordular:
-‘Öyküden alınacak ahlak dersi nedir?’
Ahlak yıkıcıdır derler. Benim öyküm ahlaka aykırıdır.
Düşmanınız olursa, kötülüğe iyilikle karşılık vermeyin, bu onu utandırır. Yalnız size iyilik ettiğini gösterin ona.
Ve utandırmaktansa kızsın! Biraz da siz sövün!
Bölüşülen haksızlık, yarım haktır.
Küçük bir öç ise, hiç almamaktan daha insancadır.
Kendini haksız çıkarmak, hak istemekten daha soyluca bir iştir, hele kişi haklıysa. Yalnız, kişi bunu yapacak kadar zengin olmalı.
Şu bana yetsin, herkese kendi hakkımı veririm.
Yalnıza haksızlık etmekten sakının.
Böyle buyurdu ZERDÜŞT.

ÇOCUK VE EVLİLİK ÜSTÜNE

GENÇSİN, çocuk ve evlilik istersin. Sen, çocuk istemeye yeterli bir kişi misin?
Evlilik diye ben, yaratıcılarından üstün olanı yaratma istemine derim iki kişinin.

En kurnazları bile karıları torba içine alıyor.
Evliliğiniz bir sürü kısa deliliklere, uzun bir budalalıkla son veriyor.
Ama çok kez iki hayvan birbirini buluyor.
Kendinizden ötke seveceksiniz bir gün.
En iyi sevginin kadehinde dahi acılık vardır.
Böyle buyurdu ZERDÜŞT.

GÖNÜLLÜ ÖLÜM ÜSTÜNE

Çokları pek geç ölürler, kimi de pek erken ölür. Şu öğreti yabancı geliyor bana: Vaktinde öl.
Vaktinde öl, bunu öğretir Zerdüşt.
Hiç bir zaman vaktinde yaşamayan, nasıl vaktinde ölsün? Keşke hiç doğmasaydı! Bunu sağlık veririm, gereksiz kişilere.
En boş ceviz bile daha kırılmak istiyor.
Benim ölümümü överim size, gönüllü ölümü, bana ben istediğim için gelen.
Yahudi İsa, ölüm özlemine tutuldu derken.
O pek erken öldü, benim yaşıma gelseydi, öğretisini kendi yalanlardı! Yalanlayacak kadar soyluydu o.
Ama daha olgunlaşmamıştı. Ham olur gencin sevgisi, ham olur insana ve yeryüzüne duyduğu nefret dahi.
Ölmeye özgür ve ölümde özgür.
Ölümünüzde ruhunuz ve erdeminiz, yerin çevresinde akşam kızıllığı gibi parıldamalı daha, yoksa ölümünüz, kötü bir ölüm demektir.
Böyle ölmek isterim ben.
Ereğimin mirasçıları, size atıyorum altıntopu.
Böyle buyurdu ZERDÜŞT.

ARMAĞAN EDEN ERDEM ÜSTÜNE

ZERDÜŞT GÖNÜLDEN BAĞLANDIĞI, ADI, alaca inek olan kentten ayrıldığında, öğrencileri ona asa armağan ettiler. Altın kabzasında, güneşin çevresine bir yılan sarılıydı.
Armağan eden erdem, en yüksek erdemdir.
Bizce kötü ve en kötü nedir? Yozlaşma değil mi? Ve armağan eden gönlün olmadığı yerde hep yozlaşmadan kuşkulanırız.
Her şey benim için diyen duygu ürperme verir bize.
Simgelerdir, iyi ve kötünün bütün adları.
Yüreğiniz ırmak gibi dolup taşarcasına aktığında, oradadır erdeminizin kaynağı.
Güçtür bu yeni erdem, bir egemen düşüncedir o ve çevresinde uyanık bir can, bir altın güneş ve çevresinde bir bilgi yılanı.
2
Öğrencilerine konuşmaya devam etti Zerdüşt.
Erdeminizin gücüyle yeryüzüne bağlı kalın kardeşlerim.
Kaçmış erdemi geri döndürün yeryüzüne. insan ve insanın dünyası tükenmemiştir daha.
Siz ey bugünün yalnızları, ileride bir ulus olacaksınız, sizden, kendini seçmiş kişilerden bir ulus doğacak, bu ulustan da Üstüninsan.
Gerçek bir iyileşme yeri olacak yeryüzü.
Artık yalnız gidiyorum öğrencilerim, öyle istiyorum ben.
Artık beni yitirmenizi ve kendinizi bulmanızı istiyorum.
Büyük öğleyi kutlamak için 3. kez olacağım aranızda.
Büyük öğle: insan, hayvanla üstinsan arasındaki yolun ortasındadır ve akşam yolunu en büyük umudu olarak kutlamaktadır, çünkü bu, yeni bir sabah yoludur.
Öldü bütün tanrılar. Üstinsanın yaşamasını istiyoruz artık. Büyük öğlede son arzum bu ola!

Böyle buyurdu Zerdüşt.

BÖYLE BUYURDU ZERDÜŞT

İKİNCİ BÖLÜM
‘Ancak hepiniz beni yadsıdığı zaman döneceğim size.
Gerçek, o zaman başka bir gözle arıyacağım yitik kişilerimi, kardeşlerim, o zaman başka bir sevgiyle seveceğim sizi.’
Zerdüşt:

ARMAĞAN EDEN ERDEM ÜSTÜNE
AYNA TUTAN ÇOCUK
ZERDÜŞT BUNDAN SONRA YİNE MAĞARASINA DÖNDÜ. İnsanlardan uzağa çekildi. Ama gönlü sabırsızlıkla ve sevdiklerinin özlemiyle doluydu, çünkü onlara verecek daha çok şeyi vardı. Doğrusu, şundan zoru yoktur, açık eli, sevgiden dolayı kapamak ve armağan etmeye utanmak.
Neden düşümde sıçradım da uyandım? Ayna tutan bir çocuk gelmedi mi bana?
Ey Zerdüşt diyordu çocuk bana, aynada kendine bak!
Aynaya bakınca bir çığlık kopardım, gördüğüm kendim değildi, bir şeytanın alaycı gülüşüydü.
Düşün anlamı, öğreti’m tehlikede.
Düşmanlarım güçlenmişler ve öğretimin anlamını bozmuşlar, öyle ki sevdiklerim kendilerine verdiğim armağandan utanır olmuşlar.
Yitirdiklerimi arayacağım saat gelmiş.
Dostlarımın kaldığı MUTLU ADALARI buluncaya dek.
Yitirdiklerimi arayacağım saat gelmiştir.
Böyle buyurdu ZERDÜŞT.

MUTLU ADALARDA
Eskiden TANRI denirdi uzak denizlere bakarken, oysa ben, ÜSTİNSAN demeyi öğrettim size.
Tanrı bir sanıdır.
Ve dünya dediğiniz şeyi siz kendiniz yaratmalısınız, sizin usunuz, görünüşünüz, isteminiz, sevginiz olmalıdır o.
Bu umut olmadan hayata nasıl katlanırsınız ey gören kişiler.
Tanrılar olsaydı, tanrı olmamaya ben nasıl katlanırdım! Demek ki tanrılar yoktur.
Tanrı bir düşüncedir.
Bunu düşünmek kişiye sersemlik ve başdönmesi dahi bulantı verir.
Artık istememek, artık değerlendirmemek, artık yaratmamak! Ah bu yorgunluk hep benden uzak ola.
Yaratacak ne kalırdı, tanrılar olsaydı!
Böyle buyurdu ZERDÜŞT

ACIYANLAR ÜSTÜNE
DOSTLARIM, dostunuza şöyle bir yergi yöneltmişler: Zerdüşt’e bakın! Sanki biz hayvanmışız gibi dolaşmıyor mu aramızda?
Ama şöyle dense daha iyi olur, gören kişi insanlar arasında, hayvanlar arasındaymış gibi dolaşır.
Ey dostlarım, şöyle der gören kişi, utanç, utanç, utanç, insanın tarihi budur!
Büyük borçlar insanları değer bilmeye değil, kin beslemeye yöneltir, küçük bir iyilik unutulmazsa, kemiren bir kurt olur çıkar.
Vicdan yarası, yaralamayı öğretir kişiye.
Kişi yüreğini sıkı tutmalı, onu bir koyuverdin mi, kafanıda pek çabuk kaçırırsın.
Birgün bana şöyle dedi şeytan: ‘Tanrının bile kendi cehennemi vardır, bu insana sevgisidir.

Ve şöyle dendiğini işittim geçenlerde: Tanrı öldü, insana acımasından öldü Tanrı.
Böyle buyurdu ZERDÜŞT.

RAHİPLER ÜSTÜNE
İŞTE RAHİPLER, ONLAR GERÇİ BENİM DÜŞMANLARIMDIR, AMA YANLARINDAN SESSİZ VE KILIÇLARA EL SÜRMEDEN GEÇİN!
KÖTÜ DÜŞMANLARDIR ONLAR, hiçbir şey onların alçakgönüllülüğünden daha kinli değildir. Ve onlara saldıran çabuk lekeler kendini.
Kurtarıcı dedikleri, onları zincire vurmuştur.
Biri çıksada onları kurtarıcılarından kurtarsa.
Kilise diyorlar tatlı kokulu mağaralarına.
Hiçbir ÜSTÜNİNSAN gelmedi şimdiye dek.
Böyle buyurdu ZERDÜŞT.

ERDEMLİLER ÜSTÜNE
Siz erdem için ödül, yeryüzü için cennet, bugününüz için de sonrasızlık mı istiyorsunuz?
Ben doğrusu erdem kendi kendinin ödülüdür dahi demem.
Erdem ve ceza yalan dolanla sokulmuştur nesnelerin ta temelineerdemleriyle düşmanlarının. Gözlerini oymak isterler, ancak başkalarını alçatmak için yükselirler.
Bir eylemin iyi olması bencil olmamasındandır..
Böyle buyurdu Zerdüşt.

AYAKTAKIMI ÜSTÜNE
Yöneticilerin artık neye yönetme dediklerini gördümde, yüz çevirdim yöneticilerden dahi, ayaktakımıyla erk alışverişi ve pazarlığına yönetme diyorlar!.

Böyle buyurdu Zerdüşt.

ZEHİRLİ ÖRÜMCEKLER ÜSTÜNE
BAK, BU ZEHİRLİ ÖRÜMCEĞİN MAĞARASIDIR. ÖRÜMCEĞİN KENDİSİNİ GÖRMEK İSTER MİSİN? İŞTE ASILI AĞI: dokun da titresin.
Ey gönle baş dönmesi verenler, eşitlik vaizleri! Siz zehirli örümceklersiniz.
Ama şunu sağlık veririm size, dostlarım: cezalandırma eğilimi güçlü olanların hiç birine güvenmeyin.
Doğruluklarından çok söz edenlere güvenmeyin!
Doğruluk şöyle der bana: İnsanlar eşit değildirler.
Eşit olmamalıdırlar da! Başka türlü konuşursam Üstinsana sevgim nerde kalır benim?
Böyle buyurdu Zerdüşt.

ÜNLÜ BİGELER ÜSTÜNE
HALKIN NEFRET ettiği kişi, özgür ruhtur, zincir düşmanıdır, tapmıyandır, ormanlarda barınandır.
Ruh, hayatın bağrına saplanan hayattır. Kendi işkencesiyle arttırır kendi bilgisini, bunu biliyor muydunuz?
Siz kartal değilsiniz: Bu yüzden ruhun ürküntüsündeki mutluluğu yaşamadınız hiç. Ve kuş olmayanın uçurumlar üzre yuva kurmaması gerekir.
Böyle buyurdu Zerdüşt.

GECE TÜRKÜSÜ
AH, KARANLIK OLSAYDIM, GECE OLSAYDIM! Nasıl emerdim ışığın memelerinden!
Türküsü buydu Zerdüşt’ün.

OYUN TÜRKÜSÜ
Şeytana karşı Tanrının sözcüsüyüm ben, ama şeytan ağırlığın ruhudur.
Sen daha yaşıyor musun Zerdüşt?
Niçin? Niye? Neden? Nereye? Nerde? Nasıl? Daha yaşamak delilik değil mi?
Türküsü buydu Zerdüşt’ün.

MEZAR TÜRKÜSÜ
Tanrısal olacaktır benim için bütün varlıklar.
Bütün günler benim için kutsal olacaktır.
Ve ancak mezarların olduğu yerde olur dirilmeler.
Türküsü buydu Zedüşt’ün.

KENDİNİ ALTETME ÜSTÜNE
HER YAŞAYAN SÖZDİNLEYENDİR.
Kendi sözünü dinlemeyen buyruk altına girer.
İşittiğim üçüncü şeyde: buyurmanın, söz dinlemeden daha güç olduğudur.
Nerde canlı gördüysem, orda güç istemi gördüm.
Susmak da kötüdür. Saklanan bütün gerçekler ağılı olur.
Böyle buyurdu Zerdüşt.

ULU KİŞİLER ÜSTÜNE
Bir ulu kişi gördüm bugün, bir ağırbaşlı kişi, bir ruh tövbelisi: Ey gönlüm onun çirkinliğine nasıl da güldü!
Daha öğrenmemişti gülmeyi ve güzelliği.
Bütün hayat beğeni ve beğenme üzerine bir tartışmadır.

Beğeni : bu hem ağırlık, hem terazi, hem de tartandır, ağırlık ve terazi ve tartan için tartışmadan yaşamak isteyen bütün canlıların vay haline!
Gönlün sırrı şudur: ancak kahraman kendisini yüzüstü bıraktığı zaman, düşünde yaklaşır ona üstkahraman.
Böyle buyurdu Zerdüşt.

KÜLTÜR ÜLKESİ ÜSTÜNE
Ey bugünün kişileri kültür ülkesine geldim.
Gerçek, kendi suratlarınızdan daha iyi maske takamazdınız ey bugünün kişileri! Sizi kim tanıyabilirdi ki!
Ey kısır kişiler ne kadar ince kaburgalısınız! Bir çoğunuz bunun farkına varmıştır da.
Ve şöyle demiştir: Ben uyurken Tanrının biri benden gizlice bir şey çaldı mı ne? Evet, kendine bir kadıncık yapmaya yetecek kadar!
Şaşılacak bir yetersizliği var kaburgalarımın..
Çocuklarımın ülkesini seviyorum yalnız, en uzak denizde ki, o daha bulunmamış ülkeyi, durmadan orayı aratıyorum yelkenlerime.
Böyle buyurdu Zerdüşt.

LEKESİZ ALGI ÜZERİNE
BENCE ŞUDUR BÜTÜN NESNELERİN LEKESİZ ALGILANMASI: Nesnelerden bir şey istememek, onların önüne bin gözlü bir ayna gibi uzanabilmek.

6

Bu yazıyı da okuyabilirsiniz

Herkesin El Betiği Nurettin Şenol

Kİtap Tanıtımı

2 Yorumlar

  1. NEZİHE ŞİRVAN

    Severek okudum, değerli tahliller, emek vererek yazmışsıız; kaleminize sağlık kutlarım.

    0
  2. Hayrullah cırık

    Hep yarım bırakırdım. Kalemine sağlık.

    2

Bir cevap yazın