Fakir Dedik Sürüldük/ Barış Dedik Öldürüldük… Hatice Altunay

      Burdur’dayım. Yüreğim kıpır kıpır Fakir Baykurt anma programında konuşmacıyım. Bir yazarımız Neşet öğretmen rahatsızlanmış hastanede. Geçmiş olsun denildi. Ankara’dan bir konuşmacı konuk bekleniyor.

Sabah kahvaltımı yaptım. Sunum yapacağım metnimi gözden geçirdim; birkaç kez okudum. Gülümsedim Fakir Baykurt ile geçen kısacık anların sıcaklığına. Onun ruhuna değecek kısacık bir konuşma da bana nasip oldu ya yıllar sonra. Böylesini hiç hayal edemezdim. Ahmet Ali Bilgen, Özlem Şahin Kültür Kafede çay içeceğiz. Televizyon açık canlı haber Ankara’da patlama. Canlı bomba …Eyvah demeye kalmadı işin rengi birkaç saat içinde belli oldu, ölü sayısı arttıkça vahşet korkunçlaştı.

Ankara Tandoğan’a yola çıkan Barış için yürüyecek olan tüm örgütsel grupların ortasına sızan canlı bomba… İlk başta 20 -30 kişi derken akşama kadar doksanı buldu İletiler geldi gitti Fakir Baykurt anma etkinliği iptal!

Burdur yazarlarıyla buluşuyor da buluştuk. Belediye binasının önünde hazır masalarımız… Ardımızda afişimiz… Burdur sıcak güneşten yanıyoruz. Yalnızlar için için yanıyor. Biz güneşte yanmışız dert mi ülke acıdan, ağrıdan kıvranıyor. Ankara’dan yükselen ölüm çığlıkları… Yüreğimiz acıdan kıvranıyor açlığı susuzluğu unutmuşuz. Yanımızda kan bağışı tankeri ve anonslar, çalınan oynak müzikler…”Sustur kardeşim şunu diyoruz. Ülke yasta. “ “Merkezden emir gelsin.” diyor yetkili. “Ankara diyoruz. Canlar gitmiş sırası mı bangır bangır müziğin?” Yusuf Çakar yetkili bir ağız buluyor da susuyor müzik.

Uzaktan bakıp geçenler, telefonlarıyla dertleşenler, arkadaşıyla yüksek sesle küçük sorunları devleştirenler, seyyar satıcılar vb geçiyordu. Burdur yazarlarıyla buluşuyor, kitap okuyor ‘etkinliğini ziyaret eden bize cebindeki şekerleri “hak geçmesin” diyen akıl yoksunu(adaleti asla unutmayan) bir adamcağız. Safça kurduğu kırk yamalı cümleler. Hakkın geçmesin!” diyerek attığı adımlar. Oysa aklı bütün adamlar yaşama hakkını alıyor masumun, gencin, ideali yalnızca barış olanın. Onunla hal dilince halleştik. Bir akıl yoksunu yanımıza geldi ya uzaktan çok uzaktan görmeden geçen hızlı yaşamın esirleri… Hüzünlendik. Okumayı öteleyen zamana ve zihniyete ateş püskürdük. Okuyanı okuyordu hani. İki genç yazın dünyasına katılmak istiyordu. Onları kazandım diye ellerimi çırptım. Birkaçı bizi sınadı; niçin yazdığımızı, neler yazdığımızı sordu sorguladı. Burdur’da üniversite okuyan bir genç kızımız ve bir delikanlı genç bir şair olmak yolunda neler yapmaları ve izlemeleri gerekli yolları sordu, sorguladı. İletişim içinde olacaktık. Umut ile ayrıldılar Onlar benim gibi yüksek dağa çarpıp da incinmesinler, yaralanmasınlar içine kapanmasınlar diye yol göstericiliğine soyundum. Gözlerindeki ay çiçeği ile gülerek ayrıldılar. Biri öyle bir laf etti ki öykü kitabımın başlığını ezber ederek “Ellerin Sevgi Dokuması olmadığı için bugün 86 kişiyi kaybettik.

Orta boylu esmer bir adam geldi masamıza. “Saklıyorlar. Üç yüz ölü var orada. Seçim yaptırmayacak köpekler, dedi ve gitti. İçim böcek misali ezildi, eridim, bittim. Yaşlı öğretmen ya da memur olduğu anlaşılan Atatürk kravatlı düzgün konuşan adam da “Bittik ve böylesini görmedik bizden geçti. Gençlerimiz kurtaracak memleketi” dedi geçti kara kapkara düşünceli. İçimin nehirleri kuruya yazdı. İnsan mıyım neyim ben? Aklını koru dedim yüreğimi tuttum. Sen yazarsın, yazmalısın” dedim cılızlaşan dibe çöken umudumu yeniden ateşledim.

Kaybedenler sınıfı kara akrep gibi saldırganlaşmıştı. Kiralık, ölümle kutsanmış adamlar salıyordu. Olayı birileri üstlenecek birileri her zaman ki gibi aklanacaktı. Yoldan geçen tasarruflu ampul satan delikanlıya atıfta bulundu yanımızdaki gün görmüş adam “ Yakında bu ampuller elinde patlayacak.” dedi oysa, bir dilim ekmeğe muhtaç yaşayan bir köleydi hayatı. O, yalnızca karnının doyduğunu biliyordu. Aydınlık için yapılan bunca emek, çaba boşuna mıydı? Bilemedim. Celladına âşık olmuşlar sunaklarda boynunu uzatıyordu kutsal ölümle kutsanmak için. Bir yanda barış için, kenetlenmiş barışı savaşa çevirmek isteyen, kanla beslenen, iç savaşın kapısını aralayıp; kendini aklayıp işte özlediğimiz dünya siz istediniz deyip çıkacaktır işin içinden. Yeni yepyeni günah keçileri öne sürecek, suçlular yaratacaktır. Asıl olan çılgın ruhun temizliğidir.

Yazım boynunu büktü bana armağan edilen dosyada. Fakir Baykurt boşuna mı sürüldü Onuncu Köy’e, Faşizmin ülkeden sürülmesi olanaklı mı? Umudumuz yitti mi bre?

Güvenlik önlemi yok!..  Yalnızca alan mı görev yeri polisin? Barış yürüyüşüne dayanamadınız niye?

İkinci günüm Burdur’da hava güneşli, sıcak… Öğle sonrası pamuk yumağı bulutlar vardı gökyüzünde. Yanımda olmasını arzuladığım Yusuf Çakar’ın emektar öğretmen eşi Fahriye Çakar oradaydı ben standa geldiğimde. Yusuf Çakar “Siz varsınız diye geldi, dedi. Kucaklaştık. “İyi ki gelmişim burada olmak iyi geldi.” Biliyorduk engeller yalnızca zihnimizdeydi. Beden engeli yalnızca penceresini içine kapatmak isteyenin biricik avuntusu… İyi ki geldin gün yüzüne gülümsedin. İyi ki kucakladım seni . İyi ki aramızdasın. Görüyorsun işte hiç farkımız yok. Hepimiz hayat karşısında bir parça engelli. Kimi kafadan, kimi duygudan zedeli.

İkinci imza günümde Cumhuriyetçi kadınlarla, erkeklerle lafladık duygudaş Fetiye Hanımla. Bir gün öncesi gece yarısına kadar İstasyon parkında sohbet ettik. İçimizin nehirlerini akıttık. Fetiye Hanıma hayran kaldım. Karınca misali çalışmayı, paylaşmayı seven idealist yürekti. Çok mutlu oldum onu tanıdığıma. Burdur Yeni Gün gazetesinden Hacer Zeren bizimle söyleşi yaptı. İkinci gün de masamıza geldi bizimle ilgilendi sağ olsun.

İkindiye doğru rüzgâr çıktı. Hava acılaşmaya başlamıştı. Yağmur habercisiydi. Toparlandık, vedalaştık kalanlarla. Yazarlarını ağırlamaktan asla yüksünmeyen Ahmet Ali Bilgen ve Yusuf Çakar bizi Susamtepe’ye çıkardı. Susamtepe’de sohbetlerimiz koyulaştı. Hasan Hüseyin Kaya, Yusuf Çakar, Ahmet Ali Bilgen ve bendeniz… Masada adımız kaldı. Cümleler bitmedi bir türlü. Yeni çalışmalar demlendi masada. Hayıflanıldı, umutlanıldı, yeşertildi her şey o masada.

Vakit doldu. Yolcu yolunda gerekti ve bendeniz Burdur’dan yolcu edildim. Burdur’a el salladım. Çalıştı otobüs yanıma ürkek üniversiteli genç kız oturdu. Buraya alışamadığı her halinden belliydi; Bodrum’dan Burdur’a gelmiş gurbet güvercini. Geçmişe döndüm öğrencilik yıllarıma ağır kahve ile sabahlanan yıllara… Öğrencilik işte! Kendime döndüm bitmeyen öğrenciliğime, gülümsedim.

Yola çıkmak, yollara dayanmak, yolu özlemek, yollara vurmak kendini…Yolumuz ve yollarımız açık olsun diyerek. Fakir’ce hayatımızı zihinlerde kökleştirerek yürüyorduk .Işıklanan yollara barış ekiyorduk .Kanadı kırık güvercin ülkem ,bir dönemeçten geçiyor biz asla yılmıyoruz .

An –kararmıştır yalnızca. Ankara’da tek yumruk sonsuzca…

Hatice Altunay

5

Bu yazıyı da okuyabilirsiniz

Datça Süslü Kadınlar Turu Haber: Esmeri Alev Ekebaş

Haber

8 Yorumlar

  1. Fevzi ÇAKMAK, 05 Ağustos 1921 – 12 Ocak 1944 tarihleri arasında sanki orduda başka subay yok gibi 23 yıl Genelkurmay Başkanlığı yapmış. Nazım Hikmet ile çok uğraşmış. 1948 yılında öldürülen Sabahattin Ali’nin öldürülmesinde parmağı olduğu söyleniyor. Bunların arkasından Adnan Menderes 6-7 Eylül 1955 olaylarını uygulamaya koydu. 1 Mayıs 1977’de Taksim Alanındaki kalabalığın üstüne alana bakan Intercontinental Oteli’nden ateş açıldı. 34 kişi öldü.
    *
    1961 Anayasası ile toplumsal uyanışı öngören karanlık güçler Süleyman Demirel’in izni-bilgisi ile ülkemizin 23 noktasında Ülkücü Komando Kampları açtılar. Komünizm düşmanlığı ile koşullandırılan gençlere CIA ajanları yakın dövüş ve suikast eğitimleri verdiler. Bunlar üniversite gençliği üzerine salınarak üniversitelerde sağ sol kavgası başlatıldı.
    *
    Toplumsal uyanış yoluna devam edince 12 Mart 1971 muhtırası geldi. Muhtıra ile sendeleyen ama yoluna devam eden toplumsal uyanışı önlemek, olmazsa 12 Eylül Pentagon Generalleri darbesinin altyapısını hazırlamak İçin terörü tırmandırdılar. Birçok Atatürkçü-solcu aydın öldürüldü. Ankara Cumhuriyet Savcısı Doğan Öz, Adana Emniyet Müdürü Cevat Yurdakuler bu dönemde öldürüldü. Katiller devlet içindeki çete tarafından kollanıyor, arka kapıdan salınıyorlardı. Demirel ile Ecevit’in güçlü ortak hükümet kurmaları için arabuluculuk yapan Gazeteci Abdi İpekçi sokak ortasında katledildi. Daha sonra İpekçi’nin katili askeri cezaevinden İtalya’ya kaçırılarak ABD’ye biat etmeyen Papa II. Paulus’a suikast yaptırdılar. (Ardından gelen Papa’lar biat ettiler)
    *
    1977 Genel Seçimlerinde Bülent Ecevit bütün solun desteği ile yüzde 42 oy aldı. Buna karşın o dönemdeki adıyla MİT-Kontrgerilla üstüne gidemedi. Kendine yapılan suikastin üstünede gidemedi. 12 Eylül 1980’de gelen darbe tam bir karşı devrim darbesiydi. Solcuların, Atatürkçülerin üstünden silindir gibi geçildi. Bunlarda yetmedi yurtsever-aydın cinayetleri devam etti. Sen misin Diyarbakır halkına kendini sevdiren diye Diyarbakır Emniyet Müdürü Ali Gaffar Okkan Diyarbakır alanından katledildi. Sandıktan çıkan siyasal iktidarlar PKK terörünü bitirmek istemedi. Osman Pamukoğlu bu durumu açıkça yazdı. Toplumda hiç bir tepki olmadı.
    *
    20. yüzyılın son çeyreği içinde 1993 yılında Sivas Madımak Otelinde 34 aydın yakıldı. Yorum, yorum olmaktan çıktı yazıya dönüştü. Karanlık karanlığı getirdi. Söz konusu bombaların arkasındaki karanlık güçleri biliyor ama dile getiremiyoruz. Çoğunluk karanlığa karşı durmadıkça aydınlanma başka bahara kalıyor. TBMM’de “Egemenlik Kayıtsız Koşulsuz Ulusundur” yazar. Türk halkı egemenliğini kayıtsız koşulsuz tek adama devretti. Ümitsiz olmamak gerek. Toplumların aydınlanması bugünden yarına kolay olmuyor. Karanlık karanlığı beslerken ayırdında olmadan şafağı doğuruyor.

    1
  2. Bir ülkede; barışa, barış sözcüğünü kullanana, barış için yollara-meydanlara dökülenlere karşı bu insanlık dışı davranış sergileniyorsa o ülkede demokrasiden söz edilemez. O ülkeye faşizm yerleşmiştir de kimsenin haberi yok demektir. Demokrasiye inananların bir şemsiye altında toplanmadığı ülkemde son durum bu. Yüreğinize sağlık,
    teşekkürler sevgili kalemdaşım.

    3
  3. O gün unutulur mu?Yakın tarihimizin en kara günlerinden biri olarak yazıldı tarihimize.Butun karanlık katliamlar gibi failleri bulunamadı.O günü ben de unutamıyorum.Gitmek istemiştim mitinge.Baris mitingiydi sonuçta.En sevdiğim şeydi barış.Ayvaliktan Ankara 9 saat sürüyor.Araba tutması gibi bir rahatsızlığım var.Ayni gün 18 saat yolculuğu göze alamamıştım.Inanin insan daha sonra kendini arkadaşlarına ihanet etmiş gibi hissediyor.Onlar orada ölümle karşılaşırken ben burada kahvaltı esiyordum diye bir zaman kendimi affedemedim.Bir an tv açtık.Patlama o an olmuş,en sevdiğim arkadaşlarım orada.Onu ara bunu ara neyseki birisi yaşlılarımız var .Hastaneleri dolaşıyoruz diye bir bilgi verdi.Patlama Balıkesirden gidenlerin yakınında olmuş. 10 kadar yararımız vardı.Biri çok ağır.15 gün kadar yoğun bakımda kaldı.Daha önce Balikesirde çalışırken Izmır giden Mesut Mak adlı arkadaşımız vefat etmişti.Bir konsum aracılıyla tanıdığım İdil arkadaş vefat etmişti.14 tane gencecik yoldaşım vefat etmişti.Bu kara günü unutmam.Katliami düzenleyenleyenler cezalandirilincaya kadar öfkem dönmeyecektir.

    3
  4. Bu olayla ilgili derin sonuca giden araştırma soruşturma yapılmadı.Yapanlar amaçlarına ulaşmıştı. Ölenler öldükleriyle kaldılar.Terörün ekmeğine yağ sürüldü.
    Çok teşekkürler.

    4
  5. Sevgili Öğretmenim. Hava puslu. Durumlar karışık. Ama, sizin yazınızın son paragrafı nasıl bitiyor bir bakalım mı?
    ” Yola çıkmak, yollara dayanmak, yolu özlemek,yollara vurmak kendini. Yolumuz ve yollarımız açık olsun diyerek, Fakir’ce hayatımızı zihinlerde kökleştirerek yürüyorduk.Işıklanan yollara barış ekiyorduk. Kanadı kırık güvercin ülkem, bir dönemden geçiyor. Biz asla yılmıyoruz. AN-KARARMIŞTIR YALNIZCA. ”
    An fena karardı, kabul. Ama, ben yine de bize güvenmeye devam edip,insanlık tarihinin sonuçta, hep ileriye giden yolculuğuna selam çakmak istiyorum !…

    4
  6. Emeğinize sağlık öğretmenim. O gün o kapkara gün. Sözün bittiği umutların katledilişi oldu.

    4
  7. Serdar Hakyemezoğlu sayfa emekçimizin emeklerine sağlık. O gün karagün tarihe yazıldı bendeniz de en kara günün yazılması gerektiğine inanarak içim yanarak kaleme aldım.

    3
  8. Ben Burdur’u ilk ve son defa 1982’de görmüştüm.Orada kısa dönem askerlik yapmıştım. O yıllarda şehir merkez nüfusu 15 bin iken, şehirdeki, asker sayısı 7 bin beş yüz kadardı.Askerler ekonomiye büyük katkı sunuyordu. Gelelim Gar katliamına : Görseller zaten vahşeti katliamı anlatıyor ! Şimdilerde yeni bir parti kurmuş,adı lazım değil siyasetçinin şu sözü yüreğimi acıtmıştı ” Bu olaydan sonra oylarımız 2-3 puan arttı ! ” Verdiğiniz uğraşlar taktire şayan. Kutluyorum.

    3

Bir cevap yazın