Geldiğim İçin Pişmanım 1. Bölüm (Dizi Öykü)

“Olmaz ki canım! Üst üste aynı hata yapılmaz ki. Artık bir yerde durmalı insan! Koskoca adamsın…”

Huzursuzca kadına bakarken, “Keşke biraz geç gelseydim” diyorum içimden. Kavgadan yeni çıkmış olan ortam, belirtilerini odanın her yanına saçmış gibi kalabalık. Kiracı kadının gözleri balon gibi şiş, öfkesi ise dinecek gibi değil. Karşı divanda yaşları on beş ve yirmi olan iki genç kız gözlerini yere sabitlemiş, baktıkları noktada kim bilir hangi düşüncelerin içinde kaybolmakta. Gözlerim etrafı dolaşırken odanın yarı yarıya boş olduğunu fark ettim. Eşyalar irili ufaklı karton kolilerin içindeydi ve duvarın köşesine rastgele sıralanmıştı.

 “Bir olur, iki olur… Ama seninki bini aştı. Hala devam ediyorsun. Söylüyorum, söylüyorum, bana mısın demiyorsun adam? İyilikle söyledim, yalvardım olmadı; kötülükle söylüyorum yine kar etmiyor… Eee nereye kadar?”

O, karşısındaki adamı delip geçen öfkeli gözlerini dikerek, sakınmasız canhıraş söylemlerini devam ettirirken, ben oturduğum kanepede unutulmuş gibiydim. Sanki onlardan biriydim, hane içindeki bütün sorunların içinde olan, onlardan biri… Bilmediğim bu insanların birbirini aşağılayan ve aşağılanan tarafın tanığı olmamak için, gitmem gerektiği düşüncesiyle çantamı boynumdan geçirip ayağa kalktım.

“Vakit oldukça geç oldu”

Kadının ani atakla bana dönmesi, sert parmaklarıyla bileğimi kavraması bir oldu.

“Hayır, hayır sen değil o gidecek bu evden!”

“Haydaaa, bu kadarı da fazla canım!…” Düşüncemi kadına aktarmak istercesine kaşlarım çatıyorum. Aldırmıyor bana. Parmağını kocasına doğru sallayıp, kolumu kıskacı içinde sıkmaya devam ediyor. Bakışlarım bu sefer kızlarda… Alışılmış yerleşik duyguların sessizliği onları çepeçevre sarmalamıştı sanki. Bu ailenin sorunları vardı,  biliyordum. Ne zaman telefonla konuşsak sıkıntılar her defasında ardı ardına sıralanmıştı.  “Sorunlar…” dedim düşüncemde, kimin yoktu ki. Herkes bir şeylerle uğraşıyordu. Üstelik sorunun en ağır olanı gelip kendilerini bulurdu. Başkasında hafifletici nedenler bulunurken bizimki başköşeye oturuyordu her zaman. Basit değildi elbette, olmamalıydı; yoksa sorun olmazdı ki. Sıkıntılar birbirine benzerlikleri bakımından eşleşse bile çözümlerdeki farklılıklar kişileri birbirinden ayrıştırabiliyordu. Evhamlı, pimpirik, sabırlı, sabırsız, saldırgan, dengesiz, vurdumduymaz, pişkin… Onlar için yabancıydım, varlığımın genç kızları utandırmasını istemiyordum. Ne olursa olsun bu adam onların babasıydı ve yabancının yanında azar işitiyordu.

“Haydi, daha neyi bekliyorsun? Amcana gidecektin, kalk git… İlla söyleteceksin değil mi? Deminden beri gözlerine bakıyorum, anlamazdan geliyorsun!”

Bileğim hala kadının çelik kadar gergin parmakların arasında. Ne yapmam gerektiğini bilememenin şaşkınlığındayım. Yavaşça başımı çevirip evin erkeğine bakıyorum ilk kez, kara kuru bir şey. Başı önünde, tek kelime etmeden oturmaya devam ediyor.

Kadın ona söz geçiremeyince bana bakıyor.

“Ben ne yapayım şimdi, hıı, sen akıl ver bana? İşten de kovuldu. Çalışan tek o olduğu halde bize hayrı yoktu zaten. Bankalar maaşına el koydu. Eve maaş girmiyordu fakat hiç değilse kendi borçlarını ödüyordu. Şimdi o da yok! Devamsızlıktan kapının önüne koydular. Şimdi ne bok yiyeceğim, bir akıl ver bana…”

Duyduklarıma inanamayan gözlerle baktım adama.

“Yani, siz hala… Ama konuşmuştuk bunları, çok pişman olduğunu söylemiştiniz… Böyle bir şeyi nasıl devam ettirirsiniz?”

Duvardan ses çıkıyor adamda çık yok. Masum bir çocuğun suskunluğunda olan yüz ifadesi; pişman mı, üzgün mü, vurdumduymaz mı, yoksa aç bırakma hırsız, çok söyleme arsız mantığında mıydı? Tuhaf şekilde belirsizliğini koruyor.  Kızları gibi onun da başı önündeydi.  Bu suskunluk, “Ne söyleseniz haklısınız” anlamına mı geliyor, yoksa tartışmadan fazla yara almadan çıkmanın formülünü mü kullanıyordu? Çelimsiz yüz ifadesinden bunları anlamak güçtü. Susmak, inkârı kolay pek çok duyguyu bünyesinde barındırılıyordu  bazen. “Tabii susarsın, suçlusun, kendini savunacak yüzün yok çünkü” saldırısına, “Hayır sadece düşünüyorum” söylemiyle gerçek duygularını maskeleyebilirdi insan. Suskunluğun en can alıcı yanı, zor anlara can simidi görevini üstleniyor oluşuydu. Karşı tarafın merhameti, kaldıysa sevgisi hak etmediği halde, o suskunluğu sarıp sarmalayarak onu korumaya alabilirdi. Ortam, beni ilgilendirmeyen durum gibi görünse de, aslında gelişen olayların tam ortasındaydı yerim.

“Evet, nasıl böyle şey yaparsınız? Bu kadını ne hale getirdiğinizin farkında değil misiniz?”

Öfkeliydim. Belki adamın sessiz oluşuydu beni yüreklendiren. Suskunluğun araladığı başka kapı… İlk kez başını kaldırarak bakıyor bana.

“İnanın ben ona bir şey yapmıyorum, o kendi kendine üzülüyor”

Kızların başı anında kalkıyor, bu sefer toplu halde evin erkeğine bakıyoruz. Adamın bakışlarıysa yüzümde…  Kadın, suskunluğu kocasından devralmışçasına şaşkınlıkla izliyor beni.

“Olur mu canım?” diyorum, “Sizle, ben… Elbirliği ile sonunda delirttik kadını”

“Ne alakası var” demesini bekliyorum. Adam suskun yine… Anlamadı belki. Konuya açıklık getirsem iyi olacak, diyorum düşüncemde. Gözlerim genç kızlara kayıyor. Onların umut yüklenen gözleriyle ilk kez buluşuyorum. Kısa aralıklarla, bir oyunun içinde olduğumu fısıldıyor yüreğim. Kızlardan, eğer varsa kahve yapmalarını rica ederek, ortamı düş kırıklığına uğratıyorum. Gözlerim adama öfkeyle bakıyor.

“Evet!” diyorum, ”Sizin hatanızın bedelini hiç hak etmeyen insanlar ödüyor; mesela ben, benim ev sahibim, karınız, çocuklarınız, kim bilir daha kaç kişi…”

Karışmamaya kararlı olan ben, herkesin görevini üstlenmişçesine başı çektiğime inanamıyorum. Kadın suskun… Adamın gözleri sığınmak istercesine divanın örtüsündeki desenlerde… Kızlar belki de duyabilecek şekilde pusuda…

“Siz, dört aydır kiramı ödeyemiyorsunuz, sizden dolayı ev sahibime kiramı ödemekte ben zorlanıyorum, kızınız bu şartlarda bile iki yıldır üniversiteyi kazanıyor, gönderemiyorsunuz, çocuk sizin yüzünüzden okuyamıyor, eşinizi pazar döküntülerini toplamaya mecbur bırakıyorsunuz. Şimdi karşıma geçip, ‘Ben bir şey yapmıyorum’ diyorsunuz. Aslında haklısınız, siz bunları düzeltecek hiçbir şey yapmıyorsunuz! İşte, tam da bunu söylemeye çalışıyorum, artık bir şeyler yapın! Eşinize taa İstanbul’dan iş ayarlamaya çalışıyorum, göndermiyorsunuz. Gerekçeniz de ilginç, ya işyeri uzak oluyor ya da evlerde çalışamaz yasağını getiriyorsunuz. Yazık bu çocuklara! Anne-babanın çocuklar üzerinde hakkı olduğu kadar onların da bizim üzerimizde hakları var. Utandırmaya, başlarını eğmeye anne-babası da olsak, hakkımızın olmadığını düşünüyorum”

Tepsiyle içeri giren kızı görünce susuyorum. Ortam bir süreliğine sessizliğe bürünüyor yine. Geldiğim için pişmanım, hem de çok… Zamanlamam berbat.

“Tercihini nereye yaptın?” Diyorum, büyük kıza. Kahreden sessizliği bozmak için çabalıyorum sanki.

“Çukurova Üniversitesine teyzeciğim. Puanım orayı tutuyor. Uzaklara gidemem. Annem şeker hastası oldu. Onu yalnız bırakmak istemiyorum.”

“Senin için burs araştırıyorum. Umarım benim de katkım olur”

Kız ağlamaya başlıyor.

“Kendine acımak yok! Aksine, içinde bulunduğun şartların seni kamçıladığını düşünüyorum. Eğitimin neden gerekli olduğuna, içinde bulunduğun durumun en güzel örnek olduğunu biliyorsun çünkü”

Kadının tiz sesi odaya bomba gibi düşüyor.

“Haydi, sen neyi bekliyorsun? Amcana mı gideceksin nereye gidersen git, bu gün o parayı bulmadan eve gelmek yok sana!”

Adam karısını ilk kez duymuş gibiydi. Sessizce yerinden kalkarak kapıya yöneliyor. Boyu uzunmuş o an fark ediyorum. Çökük omuzlar, beden dilinin en çaresiz vurgulaması sanki.  Başını kaldırarak bana, günümün iyi olmasını diliyor. Tuhaf bir adam, bunca sarf edilen hakaret içerikli sözlerin hiç birine sahiplenmemiş gibi… Karısını üzen kendisi değildi, bu onun suçuydu canım(!) Kuruntusu yüzünden hastaydı kadın…  Bu da kendisini aklamanın başka yöntemi olmalıydı. Suçlamalar, öfkeyle söylenen sözler sahiplenen olmayınca odanın içinde uçuşup durmuşlardı. Yanıtsız sonuçsuz…  Kadın kapıyı kocasının yüzüne çarparcasına kapatıp, hızla yanıma yerleşiyor.

“O parayı bulmadan gelsin, yemin ederim var ya, boşanacağım”

Zafer kazanmış olmanın coşkusunda kadın. Bak bunu bile söyledim diyen tavrı, ben bir adım öndeyim, o haline yansın, der gibi.  Aklımdaki soruyu sormalı mıyım? Kararsızım. Diğer yanım başkaldırırcasına saçılıyor ortaya.

“Kocanızın parayı bulup getirmesi, sizce çözüm mü?”

Kadın, bir an duraksamanın ardında şaşkınca bakıyor yüzüme.

“Bende akıl makıl kalmadı bacım, kusura bakma da, ne demek istediğini anlayamadım”

“Yani, boşanmamanız için o parayı bulup getirmesi yeterli mi? Diyordum”

“Kendisine söyledim, boşanacağım senden, dedim ben ona…”

“Beyiniz hangi parayla kumar oynuyor?”

Küçük kız ilk kez söze karışıyor. “işten çıkardılar ya teyze. Oradan toplu para vermişler, üç gündür eve gelmedi, dün aradım, Mersin’deymiş, Babacığım gelmiyorsun arasaydın bari çok merak ettik seni, dedim” susuyor küçük kız, ela gözleri dolarken aynı anda kanlanıyor. Alt dudağı belli belirsiz titremeye başlıyor. Anlatımına devam etmek istese bile boğulan sesi çıkmıyor. “Bana ne dedi biliyor musunuz?” diyor nice sonra, biz hiç aklına gelmemişiz. Elleriyle yüzünü kapatıp, hıçkırmaya başlıyor.

 “Bizi hiç aklına getirmemiş…”

Hepsi birden ağlamaya başlayınca, kendimi fazlalıkmış gibi hissediyorum odada.  Ortamın sessizliği buraya geliş nedenimi anımsatıyor bana. “Tanrım” diyorum içimden, “bir insan herkesi perişan ederken, aynı anda aklanabilmesinin adı bu olsa gerek. Sevgi…”

“İşten ayrılmayı daha önce kendisi istemişti, öyle değil mi?”

Sürecek

SUZAN KUYUMCU son yazıları (Hepsini Gör)

Bu yazıyı da okuyabilirsiniz

14. ve Son Bölüm

DİZİ/HAVACILIK ANILARI

5 Yorumlar

  1. Suzan Kuyumcu

    Ayşe Hanım’cığım teşekkür ederim sevgili arkadaşım

    0
  2. Suzan Kuyumcu

    Evet Serdar Bey, kimi zaman olayları aktarmak için öyküye dönüştürerek belleklerde kalıcılığını kılmanın anlamlı olduğunu düşünenlerdenim. İlginize, emeğinize teşekkür ederim

    0
  3. Suzan Kuyumcu

    Fevziye’ciğim teşekkür ederim can arkadaşım

    0
  4. FEVZİYE ŞİMDİ

    Suzan’cığım yine harika bir öykü. Kalemine sağlık. Devamını merakla bekliyorum. Sevgiler.

    0
  5. Hikaye günümüzde milyonlarca evde yaşananları anlatmış.Ama kurgu ve anlatım çok başarılı.Elinize sağlık.

    1

Bir cevap yazın