Geldiğim İçin Pişmanım 3. Bölüm (Dizi Öykü)

Beklenmedik gelişmeler, yaşamın en çarpıcı getirileri olmalı. Olumlu ya da olumsuz, hiç fark etmiyordu. Zira kişide kalan iz, çarpıklığın kalıntılarıdır ve geleceğe damgasını vurarak dededen toruna kalan miras gibi varlığını koruyabilir. Bu getiriler değil miydi, böbreküstü bezlerinin bazı bölgesini özel kılan?  Salgılanan hormona ev sahipliği yapan özel bölge… Dengemizi altüst ederken aynı zamanda organizmaya acil servis görevini yükleyerek, enerji patlamasına ev sahipliği yapan özel bölge…  Öfke, heyecan, telaş, korku, panik, cinnet, intihar; mutluluk hazları gibi… Bu seçeneklerin hangisine tutulu olmalıydım? Ortada sahiplenilmeyen ciddi bir hata vardı ve bedelini üstlenmeliydim. Belediyeyi terk ederken, proje üzerinde bana ait görünen daireyi görmek istemiştim. Emlakçıyla beraber birkaç saatin içinde söz konusu dairenin kapısını çalmıştık. Saçı başı dağınık, ağlamaktan gözleri kanlanmış uzun boylu, zayıf, esmer bir kadın kapıyı azıcık aralayıp, korku dolu bakışlarını aralıktan taşırıp ne istediğimizi sormuştu. Beklemediğim durum, söylemem gereken bütün sözcükleri silmişti belleğimden. Emlakçı kısa süren şaşkınlığın ardından, olayı kapı aralığından kısaca özetlemeye çalışmıştı.  Kocasının evde olmadığını söyleyerek kapıyı yüzümüze çarpmıştı kadın. Düş kırıklığı ilk andan başlamış gün boyu peşimi bırakmamıştı. Cumali Bey’in ofisine giderek neler yapabileceğimizi düşünmeye başlamıştık. Nice sonra kadını arayarak eşinin ne zaman evde olacağını sormuştuk. Adam evdeydi ve izin isteyerek o eve tekrar gittik. Onların derdi daha büyüktü. Kadın akrabalarından biri için evi ipotek göstererek kendi adına yüklüce kredi çekmişti. -Bu kredi onlara nasıl çıkmış, bu da ayrı detaydı- İş sahibi işi batırınca kayıplara karışmıştı. Devlet evi ellerinden almış, mafya olan birine de satışı gerçekleştirmiş. Yani projede benim olduğu söylenen daire mafyaya satılmıştı. Karısını mahkemeye vererek boşanma davası açmıştı öfkeli koca. Kadın aklını kaçırmış Ruh Sağlığı Hastanesine kaldırılınca, çocukların perişan olması kocayı boşanmaktan vaz geçirmişti. Ailelerin desteğiyle evi mafyanın elinden kurtarmışlardı. Fakat haciz memurlarının hala sık sık geldiği söylenmişti bize. Büyük eşyaları sağa sola taşıyarak saklamaktan bıkıp usanmış lardı. Kadının yaşadığı sıkıntılı dönemin izleri duruyordu endişeli bakışlarında. Her an ağlama nöbeti geçirecek gibiydi. Evin erkeği, bizden gelen duyumlarla çıldırmıştı. Emlakçıyla Belediye’ye gitmiş gerçeği bir de oradan öğrenmişti. Karşılıklı tapu satışında masraf yapamayacaklarını bildirince, satış işinden vazgeçmiştim. Kendimi yormayacaktım. Ortada ciddi kirlilik vardı ve bunu temizlemek onların işiydi. Eğer peşin almak isteyen müşteri çıkarsa, tapu üzerinden satış yaparak bu illetten kurtulacaktım. Daha sonra telefon numaram değişmiş, emlakçı da satış olayı da aklımdan tamamen silinmişti.

Balkona çıktım. Odada bıraktıklarım da balkona gelip divana yanıma oturdular. Adana’nın en güzel semtlerinden birisiydi burası. Yüksekliği, sakinliği, temiz havasıyla… Tam karşıda ağaçların arasından Anadolu Lisesinin çatısı görünüyordu. Muhteşem manzaralı, çok geniş balkonu olan bu daireyi severek almıştım. En çok da belediyenin çevrelediği küçük koruluktan beşinci kata kadar uzanan dev ağaçların görüntüsü çalışma masamın yerini anında belirlemişti. Ruh Sağlığı Hastanesi yakın olduğu için olsa gerek, semt aynı ismi almıştı. İstanbul’a taşınma zorunluluğu olunca, alır almaz kiraya vermiştim. Bana bıraktığı anılar o kadar zengindi ki zaten varlıklar içinde yüzen heybemi şişirdikçe şişirmişti.

Şimdi ise satmaktan vazgeçtiğim hatta unuttuğum daire için buradaydım. Sıkıntım çocuklardı. Bir de bu konuda canları yansın istemiyordum. Düşüncemi onlara söylemek istiyordum fakat daha öncesinde söylemem gereken çok daha önemli konu vardı. Nasıl açıklayacaktım? Üstelik asıl duyması gereken kişi aramızda değildi. O amcasından para istemeye gitmişti, oradan eli boş mu gelirdi yoksa hiç mi gelmezdi, bilmiyorum. İçinde bulunduğumuz sessizlik, bende olduğu gibi onları da kim bilir hangi düşüncelerin derinliğine çekmişti.

“Evi yarı yarıya toparlamış gibisiniz, taşınmayı mı düşünüyorsunuz?” dedim kadına bakarak.

Elini kolumun üzerine koydu.

 “Yook… Yani hani bir ara siz evi satacağım demiştiniz ya! Olur da satarsınız… Biz de hiç değilse ufak ufak toparlanalım dediydik…”

Yalan söylediğini biliyorum. Emlakçının anlatımına göre iki kez satış girişimi kiracı kadın tarafından engellenmişti. Çıkmak istemedikleri için evin satılmasını istemiyorlardı. İyi niyetin devamlılığı kullanılmaya o kadar yakındı ki, zamanla iyilikle kötü amaç yan- yana, koyun-koyuna, iç-içe geçerek aynı yolda birbirine paralel ilerleyebiliyordu. Birbirine dokunmadığı sürece biri diğerini rahatlıkla kullanabilir, çarpıcı özelliğinden dolayı kendisini üst düzey zekâyla ödüllendirebilir. Aslında zeka olayında haksız sayılmazlar. Yalan söylemek güçlü hafızayı gerektirirken, aynı zamanda sürekli uyanık kalmayı, yan senaryoları üretme becerisine sahip olmayı da gerektirirdi.  Başka pencereden bakmak istenirse sanatsal yanı vardı. Yanına şeytanı yoldaş eden, şeytani düşüncelerle yol alan farklı bir sanat dalı. Toplumun içinde sıkça görüyorduk. Eğitimlisi, cahili; genci yaşlısı demeksizin hatta günümüze uyarlanacak olursa devletlerarası bile çıkarlar uğruna bu sanat dalına sıkça başvuruluyordu.

Entrikalar, yalanlar, tuzaklar… Kendi çıkarları uğruna suçsuz birilerini rahatlıkla ezip geçen zihniyetler… Heybem bu tür örneklerle oldukça kabarıktı.

Şu an son örneğiyle karşı karşıyayım. Sözde satılabilir düşüncesiyle ufak ufak toplamışlardı eşyaları. Satılmasın diye müşterileri kışkırtan, evi değersiz göstermek için sesli sesli veryansın eden kendisi değilmiş gibi… Bunlara birebir tanık olmamıştım, emlakçı Cumali Bey’in aktarımlarıydı bana. İnandırıcılığı olsun diye yaşananları videoya çekmiş, canlı canlı izletmişti. Videoda; Kadının yanında iki komşusu kadın var. Müşteri emlakçıyla beraber odaları dolaşmaya başlıyor. Kadın “Kardeş buraya da bakın” derken ona kapıyı işaret ediyor, “bakın bakın, kapılar harap olmuş, bu eve yüklüce masraf gerekiyor. Bu şartlarda hayatta oturulmaz” Müşteri soruyor “Siz neden oturuyorsunuz?” Kadın “Ev sahibimden çok memnunum ben. Allah ondan bin kere razı olsun. Fakat siz alacaksınız. İçine yapacağınız masrafı da düşünmeniz gerekiyor” Müşteri “Siz benim için üzülmeyin bayan” diyor. Kadın “Sahi bu daire için ev sahibi ne istiyor?” diye soruyor. Araya Emlakçı Cumali Bey giriyor. “ …… TL istiyor. Merak etmeyin müşteriye ev konusunda bütün bilgileri verdim, kendileri dairenin yönü ve bulunduğu konum bu fiyata değer dedi. Şimdi izniniz olursa odaları görmek istiyor” Kadın şaşkınlıktan kocaman açılan gözlerini önce yanındaki komşusu kadına ardından müşteriye dikiyor. İnanmayan kuşkulu bakışlarını emlakçıya çeviriyor sonra. Komşusu kadının koluna girerek uzaklaşırken video görüntüsünden çıkıyorlar. Telefonun kamerasına alınan görüntülerle, en az kiracımın şaşkın görüntüsü kadar şaşırmıştım ben de. Emlakçının söylediği rakam, daire fiyatının neredeyse iki katıydı. Bu sefer soru yüklü bakışlarım emlakçının kıkır kıkır gülen yüzüyle buluşmuştu. Emlakçı, “Ne yapayım, bu sefer de biz ona oyun oynadık. Her defasında bütün komşularını eve toplayıp, getirdiğim müşterinin duyabileceği sesle, evin olumsuzluklarını sözüm ona birbirleriyle sohbet konusu yapıyorlardı. Bu sefer farklı davranayım dedim, müşteriye durumu anlattım. Daireyi bu şekilde gelip gördük. Kiracınız o fiyata alınmayacağından o kadar emindi ki, tek kelime etmeden evi bize gösterdi” demişti. Müşteri evi, değerinin iki katına alacaktı. Müşteriyle Emlakçı aralarında anlaşarak kadına tuzak kurmuşlardı. Her şey inanılmayacak kadar komikti fakat emlakçının taktiği işe yaramıştı. Alıcı parayı peşin ödediği için daireyi sorun çıkmadan satabilmiştik. Satış işlemleri bugün bitmişti ve sattığımdan habersizlerdi; buna rağmen eşyalar toplanmış. Evin satıldığını söyleyebilmenin sıkıntısı içindeydim. Aniden karar verdim.

“Eşyaları toplamanız isabetli olmuş, zira bu ayın sonuna kadar evi boşaltılmasını isteyecektim”

“Yani evi sattınız mı? Bu imkânsız bir şey!”

“Niyetimin uzun süredir bu yönde olduğunu biliyorsunuz, neden imkânsız olsun?”

“Yani, ben bu kadar kısa sürede ev bulup çıkamam”

Kadının tavrı şaşırtıcıydı. Aniden elini kolumdan çekti. Meydan okuyan bakışlarını yüzüme dikmişti. İşte tam bu an, kişinin gerçek yüzüyle buluşma noktamdı. Diklenmişti kadın. Tırnaklarını çıkarmaya hazırlanan kaplanın görüntüsüne bürünüvermişti.

“Çıkmam” diyordu. Bu kadar kısa sürede çıkmak demek, para demekti. Borcunu bile ödememişken; yeni eve verilecek kira bedeli, belki depozite… Üstelik taşınabilmek için yapılacak masraf…  Yüzüme dikilen bakışlara göre bunlar benim suçumdu. Bu kadar da olmazdı ki canım, ne demekti bir ayın içinde evi boşaltın? Kendilerini sıkıştırmakta neyin nesiydi? Haberi olmadan evi satmak tamamen haksızlıktı.

Bir anda kocası aklanmış günah keçisi ben olmuştum. Bana olan borcu aklından, mantığından uçup gitmişti. Kadın bakışlarıyla her şeyi ters yüz ederek borçlarını silmiş ve beni borçlu konuma getirmişti. Pazar döküntülerini toplayarak karınlarını doyurduğunu ağlayarak anlatan kadından eser yok şimdi. Çoğalmıştı kadın. Kin şeytanın kahkahasıdır, demişti, Neyzen İbrahim Dede. Kadın kahkaha tohumlarını odanın her yanına saçmak için tetikte sanki. Güçlenerek büyüyen kadının başkalaşan yüz hatlarındaydı gözlerim. Yüzü gerilmiş, kaşları çatık, öfkeli gözleri yuvasından fırlayacak kadar iri…

“Anne…” diye uyaran büyük kızın sesiyle kendine gelen ben olmuştum. O, onu duymamış gibiydi.

“Bakışlarınızı düzeltin lütfen! Buna hakkınız olmadığı gibi hak etmediğimi de biliyorsunuz, evi alan kişiyle konuşup sizin için bir ay gibi süreyi isteyen benim, ayrıca emlakçıyla görüşüp sizde para talep etmeden ev bulmanıza yardımcı olmasını rica eden de… Ayrıca biriken alacağımdan vazgeçen de… Şu anki çirkin tavrınıza bakılırsa…”

Cümlemi bitirmeden, sustum. Büyük kızı koşar adımlarla mutfağa gidip bir bardak suyla geri geldi. Annesine hap içirdi.

“Kusura bakmayın teyzeciğim, annemin sinirleri çok bozuk. Şeker hastası olduğundan bu yana ani çıkışları oluyor böyle”

Kadının yüzü, kızının iyileştirici açıklamasından hemen sonra yeniden düzeldi. Gözlerini önüne düşürmüştü. Zavallı insan görünümüyle önceki haline dönmüştü yine. İnsan psikolojisinin değişken ve karmaşıklığına tanıklık ediyordum. Anlık değişimlerin bana yansıyan tarafı olağanüstüydü. Beynin işlevi akıl almaz olaydı. Duygunun binlercesini denetiminde tutan bu güce duyarsız kalabilmek mümkün müydü?

Oradan ayrılırken hava kararmak üzereydi. Kocasının gelmesini dört gözle beklemişti kadın. Gelmemiş, telefonlarına bakmamıştı adam. Çiseleyen yağmur ufaktan ufağa kendini belli etmeye başlaması ruhumu adeta onarıyordu.  Sağımdan solumdan telaşla koşturuyordu insanlar. Caddede koşan bu insanlar neden kaçarlar bilinmez. Birini durdurup sorsam verebileceği yanıtı var mıdır acaba? Yumuşacık ılık havada tene değen damlacıkların zevk veren serinliğini duyumsayarak hissetmek… Yağmurun eşsiz güzelliğinden neden kaçarız?  Çocukken kaçmazdık. Kışın soğuğunda bile iliklerimize kadar ıslandığımız olurdu. Hasta olmazdık. İnsanlar yaşlandıkça korkar oluyor demek.  Korkulan, hasta olma fobisinin derinliğinde gizlenen ölüm korkusu mu?  Islanınca saçların bozulması, giysilerin bedene yapışarak görselliğimize düşürdüğü gölge mi? Çocukken sakınmazdık; sakındıkça sık hastalanır olduk… Sakınan göze çöp batarmış. Çöpler doluştu gözlerimize. Beynimiz olumsuz sinyallere aşina oldu. Olumsuzluklar mı bizi daha sakınır yapıyor acaba, yoksa biz mi sakıncalarını arttırarak yaşamı olumsuz kılıyoruz; bilmiyorum.

Üç ay sonraydı.

Kadın iş bularak çalışmaya başlamıştı. Yeni evinde kocasızdı artık. Boşanma davası açmış fakat koca vazgeçmiyordu. Sevginin bağlayıcı, birleştirici gücünün onları onaracağından şüphem yoktu. Üniversite öğrencisi kız için, yurt dışındaki aile uzantımdan destek almıştım. Sene kaybı olmadığı sürece okul bitimine kadar burs vermeye devam edecekti.

Bitti

SUZAN KUYUMCU
0

Bu yazıyı da okuyabilirsiniz

Fakir Dedik Sürüldük/ Barış Dedik Öldürüldük… Hatice Altunay

Anı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir