Gezici Başı Muallim Hamdi Şevket Yılmaztürk

           Ali Efendi gündüzden hazırlığını yaptı. Kasaba pazarına gidecekti. Evde gaz bitmiş, tuz bitmiş, kibrit bitmiş. Karısı lambaya bir dolumluk  gazı komşudan ödünç almış evveli gün. O gün eşeğe iki avuç fazladan vermiş arpayı. Yumurtaları samanla yerleştirmiş sepete. Tek tek saymış samanlarken 105 yumurta. Keyiflenmiş. Yoğurdu süzdürüp doldurmuş tenekeye. Epey bi para diye düşünmüş. Yeter harçlığa diye geçirmiş içinden.  Akşam yemeğinden sonra bi dalımlık uyuyup uyanmış. Eşeği kapının girişine çekip heybeyi yerleştirmiş. Heybenin gözüne yumurtaları koyarken diğer göze karısı sahip çıkmış. Kayarsa yumurtalar; ‘Allah esirgesin…’ Öbür göze yoğurt tenekesini yüklemiş. Çıkına koyduğu iki soğanla bazlamayı da yumurtalı göze yerleştirmiş. Yol azığı. Eşeğin yularını alıp dehlemiş kasabaya. Sabah namazı okunurken kasabanın dumanları görülmüş alaca karanlıkta. Girişteki çeşmenin yanında inmiş eşekten. Eşeği su içerken yıkamış elini yüzünü. Eşeği çeşmenin başında çöplenirken azığını  yemiş afiyetle. ‘Damarın gür olsun’ diyerek içmiş suyunu.  Yulardan tutup pazar yerine doğru yürümüş. Pazarın başında toptancı yoğurt alıcısı sormadan yapışmış yoğurt tenekesine. Omuz kantarıyla tartıp şu kadar eder diye saymış parayı. Ali Efendi itiraz edecek olmuş; ‘fiyat bu ama sana  siftahlık 50 kuruş fazla vereyim’ Heybenin öbür gözü aşağı sarkarken yumurtacı yapışmış sepete. Saymadan 105 tamam deyip kafadan hesaplayıp parasını vermiş. Ali Efendi para cebinde boş sepetle tenekeyi heybeye yerleştirmiş. Eşeği tanıdığı bir at arabasının arkasına bağlamış. Torbasını başına takmış. Yakındaki kahvenin yolunu tutmuş. Tanıdıkları, yakın köylüleri orada toplanır, hallenir, dertlenir ellerinden geldiğince derman olurlarmış birbirlerine. Kahvede eşeği bağladığı arabanın sahibini görünce yanına varmış. ‘Benim eşek senin arabanın arkasında haberin olsun’ demiş. ‘Hele otur bakalım’ demiş Memiş emmi. ‘Ne var ne yok sizin oralarda?’ ‘Ne olsun’ demiş Ali Efendi; ‘öküzünen harmanınan depelenip duruyoz. Evde öteberi bitmiş ha pazara inim dedim’ Çaylar içilirken Memiş emmi; ‘hep aynı, bende bugün Mahmudiye’ye gidecem. Orda okul açılmış, oğlanı yazdıracam, okusun da kurtulsun diyom’ Ali Efendi ince ince sormuş. Memiş Emmi yüreklendirmiş. ‘Sende yazdır. Çocuk arayıp duruyorlar. Bizim köye geldiler yazdırın diye. Her bir şeyini devlet veriyormuş. Muallim olacaklarmış.’ Ali Efendinin aklına yattı bu iş. ‘Ama’ dedi ‘kuzuları kim gütcek’ ‘Komşulardan birine katıver be Ali’ Ali Efendi şevklendi. ‘Ne zaman?’ Bugün Cuma, pazartesi okullar açılıyor. Kafa kağıdını al git’ ‘Kafa kağıdı mı? Nüfusta yazılı değil ki!’ ‘Kalk’ dedi Memiş Emmi; ‘şurdan nüfusa varalım, bizim köylü akıllıların Yaşar var bize kolaylık yapar’ Birlikte nüfusa vardılar. Yaşar, Memiş emminin hatırını kırmazdı.  Memiş Emminin tanıklığında kayıt  edip kafa kağıdını çıkardılar. Ali Efendi kasabaya bi daha geldiğinde besilisinden tavuk getirmeye söz verdi Yaşar’a…

                   Çabucacık alacaklarını aldı, köyün yolunu tuttu. İç cebinde kafa kağıdı. Yüzünde güller açmış, eve geldi. Ev dediğime bakmayın. Ahır sekisi yaşadıkları yer. Hayvanlarla iç içeler. Kışın soğuğunda hayvanlar ısıtıyor. Köylerde yaşam böyle o yıllar. Karısı işkilli sordu; ‘hayırdır?’ Bir çırpıda anlattı. Oğlunu, Hamdi’ köy enstitüsüne verecekti. Okuyacaktı, muallim olacaktı. ‘ O ne kine?’ uzun uzun anlattı karısına. Sızlanacak oldu karısı, susturdu. Akşam Hamdi kuzularla geldi. Ona da anlattı. ‘Yarından sora götüreceğim seni’ dedi. Okulu, okuldaki eğitmeni gözüne getirdi.  Köyün saygın kişisini koydu önüne, sevindi Hamdi. Okuldaki eğitmen gibi olmak hoşuna gitti. Babası ile iki gün sonra eşekle düştüler yola. Mahmudiye de kolay buldular okulu. Kayıt yapıldı, Hamdi okulda, baba tekrar yola düştü. Hamdi’ye ayrılık koydu. Babasının arkasından sessizce ağladı. Kendisi gibi çocuklar toplaştı. ‘Bizde ağlamıştık’ dediler. Hamdi’ye okulu gezdirdiler. Hamdi çabuk alıştı. Kıyafetlerini sevdi. Pijamayla yatmayı sevdi. Diş fırçalamaya alıştı. Saatinde yemeyi öğrendi. Yarım gün ders, yarım gün okulun işlerinde çalıştı. Başı okşandıkça işler eğlenceye döndü. İlk diktiği fidanı sık sık suladı. Ayakkabılarını boyadı. Parlayışları hoşuna gitti. Bayramda köyüne gidemedi. Burukluğu arkadaşlarıyla dağıldı. Kilo aldı, benzine kan geldi. Tatilde babası geldi. Pek yakışıklı buldu Hamdi’yi. Kokladı . Günlerce evde Hamdi’yi anlattı. Anası öyle kıvandı ki göresi geldi. ‘Tamam’ dedi babası. Kasabaya pazar kurulduğu gün Hamdi’nin ziyaretine gittiler. Hamdi koşarak geldi, sıkı sıkı sarıldı. Ana oğul ağlaştılar sevinçten. Hamdi izin alıp annesine yemekhanede yemek yedirdi. Kadın; çatalı metal kaşığı ilk orda gördü. Kocasına; ‘senin anlattığın lokanta gibiymiş’ derken çok mutluydu. Ayrılırken öylesine gururluydu ki günlerce köyde anlattı. Pek çok kadın kocalarını sıkıştırdı; ‘bizim oğlanı da gönderelim’ diye. Ertesi yıl köyünden gelenler oldu. Hamdi onlara ağabeylik yaptı. İkinci yılında elinin yatkınlığına bakıp Hamdi’yi inşaat bölümüne aldılar. Büyüklerle taş dizdi.  Öğretmen evleri yapılırken bir hayli ustalaştı. Derslerinde hiç zorlanmadı. Fidan yetiştirmeyi ayrı bir sevdi. Yol boyu kavaklar dikilirken Hamdi erik, elma ağaçları dikiminde görevlendirildi. Bakımını budamasını öğrendi.

                 Üçünçü yılın yazında biraz daha sünmüş delikanlılığa yakışmıştı. Babasına ahır sekisinin, ahır kokusunun anasını hasta ettiğini söyledi. Babasının;  ‘ne yapalım’ demesiyle ‘ev yapalım’ dedi. Hemen kafasından geçenleri anlattı. ‘Birlikte yaparız baba, taş var toprak var’ Anası destek çıktı. Şöyle güneş gören iki göz oda. Baba oğul taş topladılar kağnıyla. Temeli kazdılar. Samanlı çamuru yapınca taşları dizmeye başladılar. Taşları öyle yatımlı dizdi ki babasının iştahla işe sarılmasına sebep oldu . Anası da yardım etti. Meraklanan köylülerde yardıma geldi. İki göz ev kısa sürede tamamlandı. İlerde ilave oda yaparız diye kararlaştırdılar. Çatı için üst sınıflardan, aşağı köydeki arkadaşı yetişti imdadına. Sobayı kurdular. O kış anası çok rahat etti. Yemeğini kış günü sobada üşümeden pişirdi. Hamdi, köyde parmakla gösterilir delikanlı oldu.

             Mezuniyet töreninde  Hamdi’nin de görev yeri belli olmuş. Köy enstitüsü müdürü iki üç ay öncesi köyleri dolaşmış. Doğru dürüst okul yok köylerde. Köylerin gereksindiği becerideki öğrencileri uzun süre izlemiş, önerisini ona göre yapmış. Hamdi okullar açılmadan gidip görmüş. Okul dedikleri bir göz dam. Söğüt ağacından diktikleri bayrak direği ile tabela olmasa anlaşılması zor. Köyün ileri gelenleri ile tanışmış. Sıcaklığı, sevecenliği güler yüzü sevdirmiş. Kendi köyünden fazla farkı yok. ‘Muallim hoş geldin’le ısınıvermiş köye. Yaz tatilinde birkaç kez gidip gelmiş. Her gidiş gelişte aklına yeni fikirler gelmiş. Muhtar yaşlı, askerliğini onbaşı olarak yapmış. İş birliğine yatkın. Okul yapmayı kafalarına koymuşlar. Hayır sever Hatce nine caminin yanındaki iki dönümlük arsasını okul için bağışlamış. İmeceye hayır diyen olmamış. Arabası kağnısı olanlar taş toplamış. Olmayanlar amelelik sözü vermişler. Temel kazılmış. İki sınıflı, bitişiğinde muallim için iki odası ile kutu gibi okulun kapa inşaatını el birliği ile yapmışlar. Emeği geçen herkes daha bi canla başla çalışmış. Kaymakamın kulağına gitmiş haber. Bir öğleden sonrası geldiğinde gözlerine inanamamış.  Bahçeye yapılan tuvalet ve tezeklikteymiş sıra. İhtiyaçları olan kereste ve çimentoyu vermiş. Hamdi derslerini de hiç aksatmamış. Teneffüslerde, akşam üzerleri, tatillerde çok çalışmış. O işe sarıldıkça köylü iştahlanmış. Taş üstüne taş koymayı öğrenmişler. Sıva fazla sürmemiş. Beyaz badana, bayrak direği, tabelası, kırmızı kiremitiyle  pek sevimli olmuş. Sömestri tatilinden sonra taşınmışlar. O kış boş durmamış köylüler. İhata duvarını üşüye üşüye tamamlamışlar. Baharla birlik çiçekler dikilmiş. Duvar dipleri ağaçlandırılmış. Her öğrenciye beşer ağaç verilmiş yaz boyu sulamak için. Yaşlı kadınlar özellikle sahiplenmiş. Torunlarına görevlerini unutturmamışlar. İkinci yılında bir muallim daha vermişler yanına. Okuldan tanıdığı zaman  zaman aynı iş öbeğinde çalışırken tanıdığı. İkisi de çok sevinmiş. Komşu köyden öğrencileri okula başlamış. Bahçe canlanmış, oyunlar çeşitlenmiş. Tuvalet sorunu kendini adam akıllı belli etmiş. Su…Yaşlı bir dede yol göstermiş. ‘Köyün biraz üs başında göze var suyunu boruyla getirin’ demiş. Kaymakam imdata yetişmiş. ‘Kanalı imece yapın, bende ilden boru isteyeyim.’ Kanal  kazımı hızlı başlamış. Bitmeden borular gelmiş. Okulun bahçesine, camiden taraf olan duvarın dış tarafına çeşmeyi yapmışlar. İki muallim taş oymalarını yapıp yerleştirmiş. Suyu içimine doyulmaz tatta. ‘Muallim Çeşmesi’ koymuş köylü adını. Hamdi’ye üçüncü yılın sonunda gezici muallimlik görevi verilmiş. 5-6 köylük bir öbek. Eğitmenlerin çalıştığı köyler. Onların giremediği derslere girecekler, ya da eksik bıraktıklarını tamamlayacaklar.  Merkez seçilmiş köyde gezici başı muallimin düzenlemesi ile 5-6 gezici muallim arasında iş bölümü. Yağız bir at verirler Hamdi muallime. Heybesine birkaç çamaşırını koyar düşer yollara. Ayağında külot pantolon, başında fötr şapkası… Alımlı… Köy odalarında konaklar. Eğitmenle yapılacak çalışmaları haftalık planlar, o haftanın eksik derslerini verir, geçer öteki köye. Her gittiği köyde sevilir. Sözü dinlenir. Okullar geliştirilir. İnşaatlarda yüksünmeden çalışır. Köylüye can suyu olur. Zaman zaman Muallim çeşmesinin olduğu ilk köyüne de uğrar. Elif kız da sık gelir çeşmeye. Dal gibi boyu, yeni sürgün vermiş çayır gibi saçlarıyla etkiler Hamdi’yi. Muallim kıza bakıyor dedirtemez. Sık gelmeye başlar Muallim Çeşmesine. Elif kız yol gözler, görür geldiğini, testisini kaptığı gibi çeşmeye. Hatce nine çoktandır yakıştırır birbirlerine. Hamdi’yi çeker kenara. ‘Bak oğul sizi baş göz edersem gözüm açık gitmez’. Kıpkırmızı olur heyecandan. Ter basar, fötrünü çıkarıp terini siler. Hatce ninenin elini öper; ‘sen münasip gördünse bana laf düşmez’ der. Anası babası da sevinir habere. Elif’in anası dünden razıdır. Sezmiştir kızının hallerini. Babası ‘gelsin istesinler’ der. Kısa sürede düğün dernek kurulur. 

Gelin Hamdi’nin köyüne gelir. Üç günlük izin çabuk biter. Gelini baba ocağında bırakan Hamdi tekrar görevini başına döner. Sürekli gezdiğinden Elif’ini yanında götüremez. İki üç ayda bir gelebilir görmeye. Görev kutsal fazla duramaz her geldiğinde.  Çocuğu olduğu kış Gezici Baş Muallimliğe atanır. Yeni görev yeri dağ köylerinin çok olduğu bölgedir. Orada onun çalışkanlığına gereksinim vardır. Köyüne gitmesi zorlaşır. Kaldığı köy odalarında bitlenir, hastalanır… Fırsat vermez dayanır. Bebeğini çok özler ama gidemez. Anası mektup yazar. ‘Oğlum Emine’yi merak etme büyüyor. Elif iyi. Pek hamarat her işe koşuyor. Babanda iyi.’ Emine’nin kağıda elini çizdirir. Elif’te elin üstüne gül resmi çizer gönderirler mektubu. Bir ay sonra eline geçer mektup. Hem okur hem ağlar Gezici Baş Muallim. Elif sona  eklemiş; ‘resmini gönderemiyoruz. Para yok kasabaya gidip çektirsek. Eğer seyyar fotoğrafçı gelirse çektirip göndeririz’ Tut tutabilirsen Hamdi’yi. Atına atladığı gibi düşmüş yola. Gece yarısı köye geldiğinde ayakları yarı donmuş, atın yürüyecek hali kalmamış. Babası almış atı ahıra. Zavallı at uzun süre önüne konan yeme sunmamış. Hamdi’yi içeri almışlar. Anası sobayı ateşlerken Elif sıcak çorba kaynatmış. Babası bir şey söylemeden tabakasından tütün sarmış. Kendine geldiğinde Emine’yi kucağına vermişler. Öylece bakmış yüzüne, babası anlamış dışarı çıkmış. Sarılmış Hamdi kızına koklamış, koklamış. Emine altı aylıkken tanımış babasını. Tatlı tatlı gülümsemiş . İki gece anca kalmış köyünde.  Yola çıkma vakti geldiğinde Elif’ini süzmüş bunlar geçecek sabırlı ol dercesine . Emine’nin minik elinden tutmuş. Küçük parmaklarıyla kavramış babasının elinde gitme dercesine bırakamamış. Görev kutsal. Binmiş atına . Köyün alt başında bir kez daha dönmüş geriye. Dilinde arkadaşı Şakir Atalay’ın şiiri;

                           Başımda basık tavan,

Altımda eski savan,

Yediğim ekmek yavan,

Şükür Yarabbi şükür.

 Unutmuşum yemeyi,

Zevk edip eğlenmeyi,

Bir lâhza dinlenmeyi

Şükür Yarabbi şükür.

 Çalışırım vatana,

Uymam nefse şeytana,

Böylece Yaratan’a,

Şükür Yarabbi şükür.

Bu öz verinin sahibi, aydınlanma çağının emektarları Eğitmenlerim, Muallimlerim, Gezici Muallimlerim, Gezici Başı Muallimlerim, Çifteler Köy Enstitüsü Müdürleri Remzi Özyürek, Rauf İnan, Tonguç Baba, Milli Eğitim Bakanım Hasan Ali Yücel hakkınızı helal edin demeye yüzüm yok ama yüceliğinize sığınıyorum helal edin.         

 

5/MAYIS/2018    ŞEVKET.

ŞEVKET YILMAZTÜRK son yazıları (Hepsini Gör)

Bu yazıyı da okuyabilirsiniz

Atatürk Aydınlığı Ethem Arı

Deneme

Bir yorum var

  1. Sevgili Şevket Yılmaztürk, Anadolu’nun 800 yıllık karanlığına ışık olan eğitmenleri, enstitülü öğretmenleri yaşanmışcasına yazacak olan senden başkası olamazdı. Öykünü okurken düşünce dünyamda 1938 yılında kendi köyümde yapılan iki sınıflı okulu canlandırdım. Sonlara doğru duygulandım. Gözlerimden yaş geldi. Mutlaka köyümüzün okulu da Muallim Hamdi’lerden birini öncülüğünde yapıldı. Kendi kendime üzüldüm. Okulumuzun yapılışını büyüklerimizden niye öğrenmedim diye. Köyümüzden iki Enstitülü öğretmen var. Biri kendi köyüne atanmış ama o tarım bölümünü bitirmiş. Eline, emeğine, düşünce dünyana sağlık.

    5

Bir cevap yazın