Göç Amcam/Babam Işık Kaplan

 

Fotoğraftaki cami bugünkü köy camisi ve avluda Ömer hocanın mezarı)

Kimsecikleri beğendirememişlerdi oğullarına da; Ömer, Küçükorhan Köyü’nden Fatme’yi eş seçmişti kendine…

Büyükorhan Köyü’nde sıra sıra çalgıcılar dizildi, gelin alıcılar yola koyuldu.

Çok sürmedi, varıldı Famiş’in köyüne…
Fatme de hazırdı, girdi Ömer’in koluna, vardı bundan sonra yaşayacağı köye. Büyükorhan Köyü’ydü artık vatanı…

Ömer, köyün akıllı delikanlılarındandı. Gözü de pekti. Hiçbir şeyden korkmaz, önderlik ederdi köydeşlerine, her konuda…

Köyün imamıydı zaar. Sözü dinlenir, sözünün üstüne söz edilmezdi.

Fatme de iki göz odasında, önündeki hayat ve ufacık bahçelerinde, cennet eylemişti yaşamlarını…

Peşi sıra doğan kızanlarını büyütür, orağa gider, yemek pişirir, gününü geçirirdi.

Çocuklar büyümüş, hepsici bir işin ucundan tutar olmuştu.

-Rus dayanmış sınıra, akıbetimiz hiç belli değil Fatme, Bulgar da istemez artık bizi.. İsimlerimizi bile değiştirecekmiş. Biz neyse de, olan kızanlara olacak.

Ahmet kaldırdı kafasını, duymuş, Ruscuk’ta nerden duyduysa, açılmış hudut. Gitçem ben diyo da, başka bişey demiyo. Ne etsek acep?

-Sen iyisini bilirsin, hayırlısı neyse o olsun Ömer.

-Faris de akıllı, o da yapar oralarda. Ahmet’in yanına katalım onu da, varsınlar,  kurtarsınlar kendilerini. Birbirlerine dayak olsunlar be canım. Arkalarından biz de varırız belki. Orda çakılı bir çivimiz olsunlar.

Yüreğine ateş düştü Famiş’in. En isla böyle olacaksa olsundu madem. Ahmet on yedisindeydi de, Faris daha kızandı, be canım…

Faris, henüz yaşı tutmadığından Ahmet ile birlikte düzenlendi kağıtları… Abisinin kontrolünde gitmesine izin verdi, Bulgar. Anne babaları da attılar imzayı, tamamdı her şey.

Famiş bir yorgan, birkaç öteberi koydu yanlarına. Kızandılar ne de olsa. Sahip çıkamazlar, ağırlık etmesindi çok öteberi yanlarında.

Ömer, dayı oğlunun adresini yazdı bir kağıda, koydu Ahmet meşin cüzdanına… Çok olmasa da az biraz dünyalığı da sıkıştırdı, avucuna babası.

İki kardeş köyden ayrıldılar. Muharrem, Hüseyin, İsmail ve Halime, sarıldılar kardeşlerine, birer birer… 
-Varın gidin ana vatana, biz de geliriz, meraklanmayasınız, ferah tutasınız içinizi… 
……

Tren Edirne’ye yanaştığında, sabah ezanı okunurdu, Selimiye’den.
-Geldik, dedi Ahmet, hadi uyan Faris.

Kucağına yatıp uyuyan kardeşini uyandırdı, tren altından denklerini buldular. Sora sora göçmen bürosunun kapısına dayandılar.

Kuyruk uzundu. Sıra onlara gelince memura evrakları uzattı Ahmet.
-Kiminiz, kimseniz yok mu sizin? Ananız, bubanız yok mu? 
-Yok, dediler. Sadece ikimiz.
-Soy  adınız ne olsun bakalım, buraya yazmak şart. Babanız ne iş yapardı memlekette? 
-İmamdı. 
-Siz sular seller gibi bilirsiniz şimdi tüm ayetleri, der demez memur,  kısa pantolonun altındaki lastik ayakkabılarının üstüne dizlerini kırdı, oturdu yere Faris. Başladı besmele çekip, Yasin okumaya..

Bir çırpıda okudu bitirdi. Hem memurların, hem orada sıra bekleyenlerin gözleri yaşlandı, boğazlarında düğümcük oluştu da, nafile.

-Küçük de pek akıllıymış , sen de pek gözüpeksin. Kardeşini de komamış, sırtlayıp getirmişsin. Belli ki çok bilginsiniz, ikiniz de. Soy adınız Bilgin sizin… 

İşlendi koca kütüğe isimleri, soy isimleriyle birlikte…  Yeni hayatları başlamıştı, Kapıkule’de.

Kalacak yer gösterdiler. Gidecekleri yere, otobüs ancak yarın sabah vardı.Yerleştiler misafirhaneye. 

-Çıkalım azcık meydanda dolaşalım dedi, abisi. Bakınalım, az biraz buralara.

Tuttu kardeşinin elini, yanar döner ışıkların olduğu meydanda aldılar soluğu..

Misafirhanede yemeklerini yemişlerdi, karınları toktu da, Faris horoz şekerlerini görünce canı çekmişti. Diyememisti bir şeycik abisine.
Ahmet cebindeki bozuklukları yokladı, verdi parasını şekerciye aldı kırmızı horozu, uzattı kardeşine

Sabah, Eskişehir otobüsüne atladıkları gibi doğru babasının verdiği adrese. Dayı oğlunun evine.

İki çocuk yaşta genç delikanlının başlamıştı, hayat yolculukları ana vatanda. 

Ahmet terzilik yaptı uzun süre. Memlekette de terzilik öğrenmişti, o işi yapardı. Sonra da biriketçilik.  Aldı yürüdü isleri .

Küçük olan ilk okulu bitirdi, askeri okul sınavlarını kazandı. İstanbul’da yatılı okudu, Astsubay oldu.

Babaları Ömer, köylerini istila edince Rus, onlara direnirken ölmüştü . Öyle haberini aldılar. Çok üzüldüler, ikisi de… 

Babaları ana vatanı göremese de İsmail ve Muharrem abisi ile annelerini aldırmışlardı, ana vatana. Babasının dediği gibi olmuştu.

Dayak olmuşlardı birbirlerine. Ahmet küçük kardeşine ölene kadar sahip çıkmış, kardeşi de onu baba gibi saymıştı.

Çivi olmuşlardı ana vatanda. Kim isterse açmışlardı yolu. Getirmişlerdi yanlarına.
Yıllar yıllar sonra, kanun çıkınca, babasının mezarını da yaptırmıştı Ahmet, köydeki caminin avlusuna.

Büyükorhan Köyü’nden Ömer’in oğullarıydılar, ne de olsa. Babalarının çizdiği yolda kurdular hayatlarını… 

ANA VATAN GİBİSİ VAR MIYDI??

Işık Kaplan

 

 

(

Işık Kaplan
Işık Kaplan son yazıları (Hepsini Gör)
9

Bu yazıyı da okuyabilirsiniz

Çocukluk Çağımız Daha Güzeldi Sadi Geyik

Anı

Bir yorum var

  1. Kaleminize yüreğinize sağlık ???

    0

Bir cevap yazın