Haydi, Meşale Yakmaya  Şehriban Tuğrul (Gökçe Çiçek)  1. Bölüm

Haydi! Meşale Yakmaya Şehriban Tuğrul (Gökçe Çiçek) 4. Bölüm

                                    Yirmi Üç Nisan ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı

23 Nisan. 1921 yılı T.B.M.M açılışını yapıp milli bayram olarak kabul edildi. Bu bayram çocuklara armağan edildi. Güneş, ısı ve ışığıyla törenimize katkıda bulundu. Okulumuz bahçesinde oturaklar dizilmiş, öğrenciler yan taraflara yerleştirilmiş, biz ise tören için heyecanlı ve hazırdık. Öğrenciler; benim diktiğim kırmızı etekleri, beyaz bluzları, erkekler takım elbiseleri, mili oyun kıyafetlerinin renkli şalvarları, ellerindeki bayrak ve renkli balonları ile meydanda çiçek gibi açtılar. Benim konuşmam, saygı duruşu ve istiklal marşının okunması sonunda kutlama başladı. Öğrencilerin, salladıkları bayraklar, balonlar ve okudukları şiirler, marşlar halkın milli duygularını şahlandırdı. Halk oyunlarının başlamasıyla hepimiz coştuk arkasından günün pop müziklerine uyarlanan komik klipler hepimizi çok güldürdü.

Haydi! Meşale Yakmaya Şehriban Tuğrul (Gökçe Çiçek) 4. Bölüm

Meydanda her şiir ve oyundan sonra alkış sesleri yükseliyordu. Teypten aralarda çalınan marşlar, bayrama başka bir hava kattı. En sonunda öğrencilerin hep bir ağızdan “ 23 Nisan Kutlu Olsun” Marşını söyleyip balonları havaya göndermeleri çok alkış topladı. Tören boyunca, kıpır kıpır hareket halindeki öğrenciler hiç kargaşa yaratmadılar. Bayrama katılan halk, gösterileri oturaklarda rahatça seyrettiler. Tören sonunda bütün öğretmenler ve öğrenciler çok övgü aldık. Renkli ve coşkulu geçen bayram programı, iki aya yakın çalışmanın ürünüydü. Ertesi gün gittiğimiz Eskişehir’de, termal otellerin hamamı ve havuzunda yorgunluğumuzu attık. Bize uyum sağlayan, destek olan veli ve öğrencilerimize çok minnettardım. Birde son hızla devam eden kursların semeresini alırsak bizden mutlusu yoktu.

                                                                 Müfettişler Geldi

Mayıs ayı ortalarında, birisi bayan beş müfettiş okulumuza teftişe geldi. Genç ve tecrübesizken heyecanlanır ve korkardık. Güler yüzle ve sakince karşıladık, okul, öğretmen ve öğrenciler hakkında gerekli bilgileri verdim. Müfettişlerden üçü derslere girdiler, diğerleri müdür odamda çay eşliğinde evrakları incelemeye oturdu. Benim dersime bayan müfettiş Hatice Hanım girdi. Önce sınıfın tertip ve düzenini, mevsim ve çağları gösteren şeritlerden sorular sordu. Çocuklarım, sorulan matematik problemlerini defter ve kalem kullanmadan çözdüklerinde çok şaşırdı Müfettiş Hanım. Türkçe dersinde düzgün Türkçe konuşmaları ve soruları yerinde yanıtlamaları yine şaşırttı. İstiklal marşını söyletti, Atatürk’ün yaptığı devrimleri sosyal bilgisi sorusu olarak sordu.  Dersten çıkınca öğrencilerimi Anadolu Lisesi sınavına hazırladığımı söyledim. Meslek hikâyemi dinleyince “Şehirde en az beş yıl öğretmenlik yapanlar köylere gelmeli, stajyer öğretmenler önce şehre verilmeli, böyle olursa eğitimde eşitlik ve başarı olur” dedim. Tecrübeli öğretmenle karşılaşması, benden memnun kalması beni de memnun etti. 

Diğer karı koca öğretmenlere bir iki saatlik rehberlik yaptılar, onlara yardımcı olmamı istediler. Ben, inat ve gurur yaptıklarını söylediğimde “Onları idare edip, eğiteceğiz yapacak bir şey yok.” Demeleri yarama tuz bastı. Üç boş sınıfımız vardı ve o sınıfın birine gelecek yıl  “ana sınıfı” açmayı düşündüğümü söyledim ve öğretmen istedim. Onlar öğrencilerimizin giyimini ve temizliğini, okulun genel temizliği ve düzeninden memnun olmuşlar.  Her teftiş sonunda kusur bulunması gerekir ya… Klasik kelime “ Ancak ”la başlayan istekleri, okul duvarının yıkık kısımlarının onarılması idi.

                                                 Dersler ve Kurslarımız Neşeli Geçiyor

Teftişi atlattıktan sonra ders konularının da bitmesi sonucunda derslerde test çözümüne ağırlık verdik. Matematikte çocuklar öyle bir seviyeye geldi ki beni bilgimi bile geçtiler. Kâğıt kalem kullanmadan problemleri anında çözmeleri beni hayret içinde ve hayran bırakıyordu. Müdür odama, kurs görülen sınıftan sessizken ani kahkaha, “Bana vurmadın” diye bağırma sesleri geliyordu. (Vurma: Öğrenciler problem çözünce aferin anlamında, çözemeyince ceza olarak başlarına ince bir sopayla sembolik vuruluyor). Bu güzel ortama sevinsem de “Ben neden ciddiyim, derste niye güldüremiyorum?” diye kendimi eleştirmeme sebep oluyordu. Ciddiydim ama sert, kaprisli, şiddet yanlısı değilim. Teneffüslerde ya da ailelerine gidince onların arkadaşı olurum. Beden eğitimi dersinde onlarla top oynar, ip atlarım. Her öğrencimi geleceğin büyüğü görür, onları incitmeyecek şekilde konuşurum. Onların ilerde aile kuracaklarını bilir, evlendiklerinde eşlerine ve çocuklarına nasıl davranmaları gerektiğini anlatırım. Yani onların gelecekte aydın birey olmaları için ne gerekirse sohbet yoluyla anlatmaya çalışırım. Beni sevdiklerini bilirim, saydıklarından samimiyetimi kötüye kullanmazlar. Derste gülmezler ama dışarda ettiğimiz sohbetlerde duyarım kahkahalarını.(Eşimi kıskandım mı ne bu savunmalar!)

                                                                 Bahar Bayramı

Mayış ayının başında yapılan Hıdırellez dediğimiz bahar bayramını, köy halkı yıllardır bağlarda kutluyorlarmış. Bize eşlik eden öğrencilerimizle oraya giderken etrafımızdaki güzel manzara içimizi açtı. Meyve ağaçları çiçek açmış, çim bitkisi yerleri yemyeşil halı gibi döşemiş, rengârenk kır çiçekleri çim halının deseni olmuştu. Ortalığı mis gibi bahar kokusu sarmıştı.  Oraya vardığımızda meydan mahşer yeri gibiydi. Rengârenk giysili gençler ve çocuklar bayrama renk katmışlar. Köyün genç kızları şalvar, başörtüsü ve üzerine örttükleri beyaz namaz örtüsünü çıkarıp bu gün güzel elbiseler giymişler, bazıları da başlarını açmışlardı. Yetişkin erkekler bir yerde toplanmış, hanımlar bir yerde sohbet ve kahkaha gırla gidiyor. Gençler ve çocuklar; ip atlıyor, top oynuyor, salıncakta sallanıyorlar. Eskişehir’den gelenler, havalı halleri ve modern giyimleriyle hemen göze çarpıyor. Gurbetçiler, eşle dostla sohbet edip hasret gideriyorlar.  Muhtar, yanında bize yer gösterdi,  oturduk.  Büyükler, kesilen koyunlardan koca leğenlerde pilav pişiriyor, kavurma yapıyorlar. Kazanların dibinde, közlerin üzerinde de koca koca çaydanlıklar keyifle fokurduyor. Mis gibi kokular etrafa yayılırken, tepsiler dolusu dağıtılan çaylar sohbetleri ballandırıyor. Bize gösterilen saygı, Eskişehir’den gelenleri etkiliyor. Bize saygıyla yaklaşıp sohbet ediyorlar. Öğrencileri sınava girdirmemizi takdir ediyor “ama şehirde bile kazanan çok az, burada kazanmak zor” diyorlar. Ben, “Kazanamazlarsa ortaokul, liselere, üniversitelere gidecek büyük adam olacaklar” diyorum.

Haydi! Meşale Yakmaya Şehriban Tuğrul (Gökçe Çiçek) 4. Bölüm

Gençler bağların başka tarafında oturuyorlar. Karşılıklı sohbetler, bakışmalar, utangaç gülüşler derken önceden hazırladıkları mektupları, topladıkları kır çiçeklerini birbirlerine veriyorlar…  Köy filmlerinde olduğu gibi büyük aşklar bağların içinde, su kenarında böyle filizleniyor. Kurulan sofralara oturunca, etli pilava sallanan kaşıklar bile mutluluktan uçuyorlar. Yemekten sonra bir sürü hanım ve beyler sıcak su çıkan gölette,  bulaşıkları yıkayıp traktöre yüklüyorlar. Havanın kararmaya başlamasıyla gruplar halinde yürüyerek köye dönüş başlıyor. Ne güzel geleneklerimiz vardı, çocukluğumda ki bahar bayramını yaşamış gibi oldum.

                                                             Gençlik Bayramı

19 Mayıs Gençlik ve Spor bayramını Atatürk’ün gençliğe armağan etmiştir.   Kutlama için son sınıflara şiir verdim. Bu tören, ortaokullular tarafından yapılacaktı. Öğrencilerimizi renkli kıyafetleri, ellerinde bayraklar ve balonlarıyla sıra halinde yürüterek ortaokula götürdük. Meydan çoluk çocuk, genç kızlar ve yaşlılarla dolmuş. Bir kere daha hayran oldum köylüye. İyi ve kötü günümüzde hep yanımızdalar. Güzel havada ortaokul müdürünün günün önem ve anlamını belirten konuşması, saygı duruşu ve istiklal marşından sonra tören başladı.  Şiirler arasında öğrencilerin giydiği gri eşofman ve beyaz tişörtlü kıyafetleri ve ellerinde renkli kurdelelerin bağlandığı halkalarla müzik eşliğinde çok alkış alan gösterileri zarifti. Halkoyunları,  teypten çalınan davul zurna eşliğinde oynanırken insanlar çılgınca alkışladılar. Erkekler, birbirinin üstüne çıkıp kule yaptılar. Tepeye çıkan tek kişi göğsünden bayrağı çıkarıp insanlara tutunca coşan insanlardan büyük alkış koptu, gözlerim yaşardı. Sunucu kızımız ve oğlumuzun, günün anlamıyla ilgili vecizler okuması halkın bilgisini arttırıyordu. Bayram havasında ki törenden sonra marşlar söyleyerek okulumuza döndük.

Artık Anadolu liseleri sınavına on gün kalmıştı ve son sürat tekrarlar yapmalıydık. Bu güne kadar dört ve beşinci sınıfları da kurslara gelirken, şimdi sınava girecek on beş kişiyle devam edecektik. Bazen akşam yemeğin evimde ben hazırlıyordum. Dışarıya kurduğumuz masalarda yediriyor, yine çalışmalarımıza devam ediyorduk. Velilerimizde evlerinde akşam yemeği hazırlayıp getirdiler, bizde zamandan kazandık.

Birkaç öğrenci ısrarımıza rağmen sınava girmek istememişti. Ben onları dinleyip müracaat ettirmediğim için kendime kızgındım. Dördüncü sınıflar bile çalışmalarımız sonucunda beşinci sınıfın seviyesine çıkmıştı. Yarış atı haline getiriliyor çocuklar diye bar bar bağırıyorlardı gazete ve televizyonda. Bizim onlardan farkımız, öğrencileri yerinden kıpırdatmadık. Yine teneffüslere çıktılar, oyunlarını oynadılar. Ödev yapma ve derse çalışma sürelerinde sınavlara hazırlandılar.

                                                           Sınava Giriyoruz

Sınav sabahı on beş öğrencimde, çiçek gibiydi. Okulda toplanıp, tutulan dolmuşa bindiler. Üç veli ve eşim eşliğinde Sivrihisar’da yapılacak sınava yetişmek için yola çıktılar. Veliler dualar ve arkalarından “Su gibi gidip gelin dileğiyle” taslarla döktükleri sularla yolladılar.

Onlar gidince bende evimde heyecandan dört döndüm. Köylüler aydınlanmaya açık insanlardı. Çocuklar ise zeki, bilinçli ve azimliydi. Biz çalıştırarak ve rehberliğimizle onların beyin gücünü dışarı çıkarmıştık. Öğrencilerim bilgi deposuna dönmüşlerdi. Onların, kazanmalarını, güzel insanların yaşadığı bu köyü yaktığımız meşalelerle aydınlatmalarını istiyordum. Eskişehir’deki fabrikalara işçi değil yönetici olarak gitmelerini istiyordum. Bu köyü bir adım daha öteye götürmelerini istiyordum.

İçim içime sığamadığından Cennet’in yanına gittim. O, aydınlık düşünceleriyle benim en büyük destekçimdi. Arkamdan eve gelen hanımlar da çocukları adına çok heyecanlılardı. Birçok kişi “O zor imtihanı kimse kazanamaz” diyormuş. Bende: “Biz gereken bilgileri verdik, kazanacaklarına eminim.  Kazanamasalar bile onlar tünelin sonundaki ışığı gördüler, kimse onları durduramaz ve o ışığa son sürat koşarlar” dedim.

Akşama doğru Sivrihisar’dan döndüklerinde “Yarın gazeteleri bekleyeceğiz ”dedi eşim. Öğrenciler heyecanlanmışlar ama soruların hepsini de yanıtlamışlar. Yorgun halde evlerine dağıldılar. Yattığımızda bir türlü sabah olmak bilmiyordu. Sabah erken ilçe karakol komutanı kapımızı çaldığında kahvaltıdaydık. Koltuk altına sıkıştırdığı çeşitli isimde ki gazetelerle bize sürpriz yapmıştı. Kahvaltıda, ilçe halkının bile, bizim yaptığımız bu eğitim atağının sonucunu beklediğini söyledi. Milli eğitim müdürünün bizi yalnız bıraktığını herkes biliyormuş.   Aydın düşünen kişiler, bizim yanımızda yer almışlar. İşte şimdi öğrenciler kazanamazlarsa üzülecektik. Çocuklar istenilen saatte okula geldiler ve gazetedeki yanıtlara baktık. Kimisi yanıtları anımsıyor, kimisi tereddütte…  Biz “Olanla ölmüşe çare yok çocuklar! Siz elinizden geleni yaptınız. Eylül ayına kadar iyice dinlenin, kazananlar Anadolu lisesine, diğerleri ortaokula” dedik. Aralık ayından beri onlarda, bizde dinlenmeyi hak etmiştik.

Okulun son haftasında kendimizi dışarı attık. Okulca, köyün merasında bulunan Bedil deresinin kenarına pikniğe gittik. Öğrencilerle yeşil sahada top oynadık, ip atladık, çeşitli yarışmalar yaptık. Öğrencilerimizle ağaçların dibinde yiyeceklerimizi yedik.

Veda sayılacak sohbetlerimizde “Okumak için önünüze çıkan her engeli yenm

Haydi! Meşale Yakmaya Şehriban Tuğrul (Gökçe Çiçek) 4. Bölüm

elisiniz, kızlar bu mücadele de daha önde olmalı. Eğitim yılı süresince, sevindik, üzüldük, birbirimize kırıldık, küstük barıştık, hüzünlendik, yorulduk ama sonuçta her yapılan sizi hayata hazırlamak içindi. Ben çok şanslıyım; karşımda akıllı, zeki, uyumlu, çalışkan yani zehir gibi sizler vardınız. Birlikte çok başarılı ve keyifli bir eğitim öğretim yılı geçirdik.” Dedim. Karşılıklı sohbetlerle pikniğimizi yaptığımız yeri tertemiz bırakarak evlerimize döndük.

Karne almaya gelen öğrencilerin yanında velilerine çocuklarına destek oldukları için teşekkür ettim. Tatilde kimisi Eskişehir’e gidecek, kimisi çevre köylere… Ama gittikleri yerde mutlaka bir kitap okuyacaklardı. Güzel dileklerle, gelecek eğitim ve öğretim yılda buluşmak üzere vedalaştık. Okul müdürü sorumluluğunu taşıdığım için Temmuz ortasına kadar buradaydım.

Haziran ortasında stajyerliklerin kaldırılması için karı koca öğretmenle birlikte İlçe Milli Eğitim müdürlüğüne gittik. Müfettişlerin çağırmasını beklerken bana düşman olan kadın çevremde dört dolanıyor ve şirinlik yapmaya çalışıyor, tiksindim! Müfettişlere ayrılan odaya üçümüz de girdik. Bana “stajyerliklerini kaldıralım mı?” diye sorduklarında kaldırılmasını istemedim. “Ben kötü kalpli biri değilim, olsam bile okulda eğitimin sağlıklı yürümesi için bir kenara atarım. Planların yapılmasında, Türkçeyi doğru kullanmalarında yardımcı olmak istedim, hanım arkadaş yanaşmadı. Ben onların görevden atılmasını değil, eğitim-öğretim yöntemlerini öğrensinler istiyorum. Milli bayramları önemsemiyorlar, öğretmen ortamından kaçıyorlar, kendi gibi aynı kaderi paylaşan arkadaşlarından da kaçıyorlar. Ben bu arkadaşların bir şey gizlediklerini düşünüyorum yani öğretmen olmadıklarını… Bakın “ Sınırdan geçerken diplomamızı yırttılar ”dediler. Diğer göçmen arkadaşların diplomaları var ve Türkçeyi düzgün konuşuyorlar. Bizim okulu teftiş ettiğinizde ilgilenmemi tavsiye ettiniz, ben yaklaştıkça onlar uzaklaştılar. ” diye onlar için düşündüklerimi söyledim. Müfettişler, “Hükümetin talimatı var eşlerden bir tanesinin stajyerliğini kaldırmamız gerekir” dediler. Ben, ikisinin de stajyerliğinin kaldırılmasını istemediğimi belirten imza atacağımı söyledim. Onlara da “Siz nasıl istiyorsanız öyle yapın efendim!” dedim ve odadan çıktım. Hükümetin izlediği politikayı, eğitim gibi önemli bir kurumu siyasete alet ettikleri için çok üzüldüm ve çok kızdım.

Yazın sıcağı ortalığı kasıp kavuruyor, tozlar ufacık harekette yerden havalanıyor, genizleri yakıyor. Lojmanın önündeki salkım söğüdü suluyor ve dallarının şemsiye gibi açıldığı boşluğa yerleştirdiğim masada çay içiyor kitap okuyorum. Hanımlar, çocuklar bahçede ve tarlada çalıştıklarından artık onları sık göremiyorum.  Aslında kış boyu çok yorulmuşum. Ortamın sessizliği beni dinlendiriyor, okuduğum kitaplar huzur veriyor. Yaptığım elişi beni oyalıyor.

DEVAM EDECEK

Bu yazıyı da okuyabilirsiniz

Babalar Günü Nurettin Şenol

Babalar Günü Nurettin Şenol

Deneme

Bir yorum var

  1. Elinize sağlık arkadaşım.Begenerek okudum.

    1

Bir cevap yazın