İda Dağı ve Mitoloji Haşmet Demirbil Röportajı Esmeri Alev Ekebaş

Fotoğraflar: Haşmet Demirbil

İda Dağı ve Mitoloji

Doğa; sanat aşkıyla bütünleşince mutluluk kaynağı olur.

Uzun zamandır basın dostu olarak, yazıları ve doğa sergileri ile dikkatimi çeken, 25 yıl önce Datça’ya gelip hayranlığını halen taze bir konumda kalbinde taşıyıp, pandemi günleri bitiminde ziyaret planları yapan bir dostumuzun bazı anılarını, siz okuyucularımla paylaşmayı arzuluyorum.

Esmeri Alev EKEBAŞ: Sn. Haşmet Demirbil, okurlarımıza kendinizi tanıtır mısınız?

Haşmet DEMİRBİL: Yaşam öyküsünü kısaltırken bazen romanın son sahifelerini okumak gibi geliyor bana. 1949 Kırklareli/Vize doğumlu olarak, 1 yaşımdan itibaren Bursa’da geçen gençlik yıllarım, yüksek tahsil, 68 Kuşağı, İstanbul tahsil yılları, Gaziantep vatani görev, iş hayatı, İstanbul ve Bursa Oyak Renault ile Renault Mais Servis personeli, imalatçılar eğitim kalite müdürlükleri derken 1990 yılı emeklilik, ticari çalışmalar ve 1999 İzmit Körfez Depremi ile 3 ay görevli çalışmalar, sonuçta sakin hayat seçiminden Edremit Körfezi ve Kazdağları, Ören sahilindeki evimde sakin yaşam. (Sakin derken bölgeyi tanıtan yazı ve fotoğraflarımla, gezi dergileri, Kıyı mecmuası çıkarışımız, sergiler, festivaller derken zaman uçup gidiyor. Bu arada bakanlık gezi rehberliğim ile mutlu anılar. (Fotoğraf ve basın yazıları daha çok doğa ağırlıklı ve TEMA çalışmalarıyla ilgili olduğu için yaşam felsefemin bir aynasıdır.)

Eşimle yaşıyorum. Bursa’da oğlum ve iki torunum var.

Esmeri Alev EKEBAŞ: Sn. Demirbil, fotoğraf sevginiz, tutkunuz sonucu özellikle Edremit Körfezi’nde sanat fotoğrafçılığını öğrenmeyecek kimse kalmayacak diye bir iddianız vardı, açıklar mısınız?

Haşmet  DEMİRBİL: 1963 yılı ortaokul son sınıf öğrencisiyken, kompozisyon görevi olarak Bursa Hakimiyet gazete ziyareti istenildi. O günler yerel gazetelerin kurşun harfle hazırlıklar yaptığı bir dönem ve fotoğraf makineleri belli ticari firmalarda halk için ulaşılmaz bir araç. Gazete müdürü Erdal Özdür (halen görevde) bana akülü fotoğraf makinasıyla bilgi verdi, çekim yaptırdı. Kurşun harfler ile mini bir köşe hazırladık. O özel ilgi, bende pozitif bir enerji sağladı.

Yıllarca birçok fotoğraf stüdyosunun özel mankeni, nişan/düğün gibi konularda da Foto Şipşak oldum. Okul cep harçlıklarımı çıkardım, yüksek tahsil ve iş hayatım, İstanbul bağlantılı olunca, İFSAK (İstanbul Fotoğraf ve Sinema Amatörleri Derneği) sanat fotoğrafı temel eğitim seminerlerine katıldım. Sami Güner, İzzet Keribar, Faruk Akbaş, Ara Güler, Ozan Sadıç, İbrahim Zaman, Alberto Modiano, Ömer Bakan, Handan Tunç Baler, Güler Ertan, Özer Kanburoğlu gibi hocalarımızın bende emekleri çoktur.

Yıllarca İFSAK-FSK (Ankara) üyesi oldum.1986-1999 BUFSAD kurucu üyelik ve başkanlık görevlerimle, depremden sonra Edremit Körfezi’ne yerleştim.

Bu arada Sami Güner hocamın son günleri, son saatlerinde Bursa’da bir seminerde yaptığı; “Bende maç bitti, uzatmaları oynuyorum. Bundan sonra fotoğraf ile resim arasındaki farkı öğretmek sizin göreviniz.” diye bir yorumunu vasiyet kabul ettim.

1995 yılından itibaren Objektif Club adıyla birçok gruplara eğitim verdim. Körfeze gelince; Edremit Belediyesi Başkanı Tuncay Kılıç, geniş imkanlar tanıyarak Balıkesir’den Bergama’ya kadar geniş bir sahada eğitim vermemi sağladı. Sonraları KAFDER’i (Körfez Amatör Fotoğraf Derneği) kurdum.14 yıl başkanlıktan kurtulamadım. Yerime kimse talip olmayınca kanser tedavim nedeniyle maalesef derneği kapattım.

5 yıl da Edremit Halk Eğitim Merkezi’nde eğitmenlik yapmıştım. Öğrencilerim ZEYFOD ve EDFOD diye iki dernek kurup fotoğraf sanatını federasyon olarak takip ediyorlar. Binlerce fotoğraf sever yaratmanın mutluluğu içindeyim. İyi ki teknoloji, dijital makinaları çıkardı. Ama yine de her sanat dalı gibi fotoğrafın da ciddi bir eğitimi var, anlayana. Anlamayan da modern bir mikrofon alsın. Ses sanatçısı olarak veya modern yazı makinesi ile yazar olsun, para kazansın.

Sonuçta yüreğini gözünü, kalbini, eğitim bilgilerini bir noktada bütünleştiremeyenler sadece makinenin kullandığı bir robot olurlar….

Esmeri Alev EKEBAŞ: 90 dakikalık Sergi/Gösteri/ Söyleşi “Bin Pınarlı İda” serginiz özellikle yurtdışından mutlu anılarla döndü diye bir yorumunuzda, bu sergi nasıl gerçekleşti ve niçin 90 dk. açıklar mısınız?

Haşmet DEMİRBİL: 2015 Yılında 3 yıl süren, İzmir 9 Eylül Hastanesi kanser tedavi günlerim. Moral olarak çökmüştüm. Bir Yunan sanatçı dost grubumun; ‘Çabuk iyileş, bir sergi ile seni Selanik’te ağırlayacağız.’ demeleriyle, hazır olan eserlerimden; zeytin, deve güreşleri, doğa manzaraları konularına ‘Hayır!’ deyip, ‘Bize Kazdağı’nı, mitolojisini anlat.’ dediler.

Önceleri şaşırdım, sonraları tüm çekimlerimi toplayarak Adapazarlı A. N. Serdar Akyar dostumdan yardım aldım. (8-12 yaş grubuna ilk adım atölyesi olarak Cumartesi Eğitim, Pazar çekim, Çarşamba Sergi ve 3 adet eğitim kitabı.)

45 adet 50×50 ebadında fotoğraf baskısı, 15 dakika gösteri ve söyleşi ile Selanik ve sonraki yıllarda Romanya’da çok ilgi gördüm, sebebi İlkokul çağlarında İda dağı ve Tanrı Zeus mitolojik öykülerini ders olarak görmeleri idi.

Sonraki yıllar Bursa, İstanbul, İzmir, Mersin derken, pandemi günleri başladı. Niçin 90 dakika derseniz, halkımızın maç alışkanlığından kopya, maç bitince hakeme rica edip uzatmaları oynatamıyoruz. Zamandan zaman çalarak mutlaka vakit bulup o saatlerde stadyumda olup taraftarımızı alkışlıyoruz. O halde doğa ve mitoloji ilgi odağınızda varsa, sonra gidip bakarım deme şansınız yok. Sanatsal ve belgesel bir sergi mutlaka benimle beraber değerlendirilmeli.

Esmeri Alev EKEBAŞ: Homeros’un İlyada Destanı. Tarihteki ilk düğün ve güzellik yarışması sonucu Truva savaşlarını kısaca özetlemek istersek, anlatımlarınızla…

Haşmet DEMİRBİL: İda’nın öyküsü, İlk düğün ve nifak tanrıçası Thetis ile ölümlü Peleus’un düğününe çağırılmayan kavgacı nifak tanrıçası Eris’in şölenin en coşkulu anında, Baş Tanrı Zeus’un önüne “En güzele!” diye attığı altın elma ile başlar.

Zeus; karısı Hera’yı, Kızı Athena’yı ve Güzellik Tanrıçası Aphrodit’i kızdırmak istemediği için tanrıların postacısı Hermes, görevli olarak 3 tanrıçayı zirveye çıkartıp, hakem olarak Paris’i görevlendirir. (Triamos’un karısı Hekabe, Truva Kralı oğlu olarak dünyaya gelen Paris, korkunç bir rüya nedeniyle İda’ya terkedilmiş, dağda bir ayı tarafından emzirilip sonraki yıllar çoban tarafından büyütülmüştür. Prenstir.)

  

Mitolojik rüşvet öyküsü: Tanrıça Hera, elmayı kendisine verilmesi karşılığında Paris’e Asya Krallığı ve en güçlü komutan olma vaadi, Athena sonsuz barış, akıl ve başarı ile ölümsüzlük. Afrodit ise Tanrıça Helen’in güzellikte kendisiyle eş sayılan dünyalı Spartalı Helin aşkını ve kendisine eş olarak vereceğini vadeder. Nihayet son kararda aşk kazanır ve elma Afrodit’in olmuştur. Barışan tanrılar düğün sonucu Olympos’a çıkarlar.

Helen; Sparta şehrinin Mykenai kralı Agemennon’un kardeşi Menelaos ile evliydi. Güzelliği karşısında hiçbir erkek etkisiz kalamazdı. Paris de çok yakışıklıydı. Paris’i gören Helen aşık olup kimsiniz diye sorunca cevap olarak “Ey güzel kraliçe, benim vatanım Truva, onu Apollon (Güneş tanrısı), Poseidon (Deniz tanrısı) tarafından inşa edilmiş, yüksek duvarlarını hiçbir kuvvet aşamaz, şehrin kralı babam Triamos’tur.

Üç Tanrıça’nın güzellik yarışmasında seni bana eş olarak vadettiler, denizleri aşarak seni almaya geldim, der. Böylelikle Paris Helena’yı kaçırıp Truva’ya yerleşirler. Misafirler, prens Paris’in bu ihaneti bütün Yunan halkını ve kralları kızdırır. 10 yıl devam edecek olan Truva savaşı başlar. (Bence izlemeyen kalmamıştır Troy (Truva) filmi, devamını çok güzel işlemiştir. Fakat hile ile tahta at (Çanakkale’de rıhtımda sergileniyor, Truva harabelerinde farklı at var.)

 

   

Troy kenti düştükten sonra Kral oğlu Aeneas liderliğinde kaçan gurup, İda-Antandros kentini gerçekleştirip, gemi yapımcılığı ile zenginleşir (Altınoluk). Zeus tanrısının verdiği görev ile Kazdağı göknarından yapılan gemilerle Trakya-Kartaca kraliçesi Dido, İtalya’da Castro ve Livinya kentini kurarak ikinci bir Truva gerçekleşir. Yıllar sonra Roma kuruluş öyküsündeki, kurdun emzirdiği Romulus kardeşlerinin Aenes torunları olduğunu ve bu nedenle Büyük İskender’in İda Dağı’nı ziyaretini Grakinos savaşı galibiyetiyle Anadolu’yu fethedip, Irak ve Hindistan savaşlarının başarısını ancak Kazdağları’nı ziyaret ederek ve çevrede Güre/Kazdağı müzemizi ziyaret ederek hissedebilirsiniz.

Esmeri Alev EKEBAŞ: Mitolojik öykünün geçtiği bölge Milli Parklar sınırı ve Alpler’den sonra oksijen cenneti diye anlatılıyor, bu konuyu biraz açar mısınız ve Kazdağı altın maden arayıcıların tehlikesi altında kaldığı son durum, söylemler nedir?

Haşmet DEMİRBİL: Balıkesir/Havran bölgesinden başlayıp Çanakkale’ye kadar uzayan “Biga Yarımadası ve Edremit Körfezi“ diye anılan, bence Türkiyemizin doğal, kültürel ve tarihsel zenginlikleriyle eşiz güzelliklere sahip bir bölge.

Kazdağları’nın en yüksek bölgesi 1750 metredir. Ortada Edremit körfez denizi, karşıda Madra Dağları’nın oluşturduğu özel bir vadi. Kazdağları, Çanakkale, Edremit Körfezi ve Midilli Adası’nın su kaynağıdır. 400’ü aşkın antik kent ve tümülüs ile arkeoloji zenginliği, dünyanın en kaliteli zeytinyağı, tarımsal ürünler, termal/sağlık turizmi, Eko-kültür turizm ve mitoloji nedeniyle Dünya Kültür Mirası olarak gelecek kuşağa taşınmalı, altın arayışları ile doğa katledilmemelidir.

Balya ve Bergama gibi örneklerinden, hatta Biga/Çan kömür santralından sonra Çanakkale/Kirazlı ile Havran maden arama çukurları yeteri kadar hüzünlü anılarla doludur.

  

Milli park 21.452 hektarlık bir aranı kapsar.60 km uzunlukta deve sırtı gibi bir özellikten oluşur. Zirveye çıkmak Zeytinli/Yalama gümrük kapısından gerçekleşir. Sarıkız Türbesi 1726 m. Karataş Tepesi 1774 m. (Truva savaşını Zeus buradan izlemiştir. Pegasus kanatlı at bu bölgede tanrılara

hizmet etmiş, Çanakkale/Lapseki’de aile yaşamanı devam ettirdikleri için Kanatlı At anıt heykeli limana dikilmiştir.)

Ağustosun son haftası Türkiye’deki Türkmenler ritüel hac ziyaretini bu bölgede gerçekleştirirler. (Yol her türlü araç için uygundur. Yol, asker bakımında ve zirvede radar vardır.)

Altınoluk/Avcılar gümrük kapısından girilirse zirveye geçilmez. (Yol ciplere göre uygundur, fakat göletler ve muhteşem bir orman yaşamı gözler önüne serilir.)

Jeolojik yapısı, iklim çeşitliliği, orman kuşağı ile zengin bir floraya sahiptir. Ülke çapında Önemli Bitki Alanı (ÖBA) olarak belgelenmiştir. Dünyada bir tek burada var olan 32 adet endemik bitki çeşidi vardır. Türkiyemizde var olan tüm ağaç çeşitliliği, şelale ve göletleri avlanma yasağı nedeniyle hayvanları ile doğal sessiz bir orman, oksijen ve stres atma cennetidir. (Suları mitolojide Irmak Tanrısı Sekomender ifadesinde; Yıkananlar huzurlu, cildi ve saçları altın gibi ipeğimsi oluşurmuş. Düğün öncesi genç kızlar bu sularda mutlaka yıkanırmış. Suyunu içen hayvanlar bereketli ürermiş. Oldukça soğuk fakat şifalı bir sudur. Çeşme ve pınarlarından 12 ay su akar.)

 Ateş ve mangal yakmak, hayvan otlatmak, çadır kampı, çiçek koparmak, yüksek ses, hayvan avcılığı kesinlikle yasaktır. Ziyaretler kendi araçlarınızla ve resmi alan kılavuzları eşliğinde gerçekleşir.

Türk halkının doğada mangal zevki için Milli Park sınırlarında 3 ayrı günübirlik bölge vardır;

Zeytinli/Hasan Boğuldu (Sabahattin Ali romanındaki, Hülya Avşar’ın film çevirdiği göletli, şelale bölge.)

Güre/Pınarbaşı (Tarihi çınarlar altında, suların çıktığı bölge)

Altınoluk/Darıdere-Şahinderesi. Kalyon, göletler, yürüyüş yolları, izinli domuz avcılığı, Milli Park çevresindeki köylerde butik oteller, pansiyonlar ziyaretçilere yetecek kadar mevcuttur. Milli Park dışı gölet ve akar sular çevresinde çadırlı kamp yapma imkanları, Bungalov evler, otopark ve yol sorunları olmadan yapılacak 15 günlük tatil, özellikle astım hastaları için ısrarla önerilir.

Esmeri Alev EKEBAŞ: Sabahattin Ali, Sarıkız, Zeus Altarı, Adatepe Rum Güzeli Refika, Meskenim Dağlardır, Dağlar Deyişi, Kürk Mantolu Madonna, Kuyucaklı Yusuf, Hasan ve Emine aşkı şiirlerinin şarkıları bu topraklarda gerçekleşmiştir. Mübadele anıları ile Kazdağı’nın ilgisi nedir?

Haşmet DEMİRBİL: Cumhuriyet Yazarı Sebahattin Ali Edremit ve Kazdağlarında yaşamıştır. Benim Zeus Altarı, Çanakkele-Ayvacık-Küçükkuyu, bir çok kişi altarı ‘Atları’ diye okuyor. Limana hakim bölgede muhteşem bir manzara tepesi (Adatepe Rum Köyü) bahsedilen nokta, mağaralar, su sarnıcı ve sunak bölgesidir. (Kaya sunakları tanrıya ibadet edilen kurban kesilen bölge.)

Türkmenlerin ritüelleri, Sarıkız Efsanesi. 29 Mayıs 1453, İstanbul’un fethi, 21 yaşındaki 2. Mehmet’in parlak zekâsı, 560 kg. mermi atan özel toplar. Kazdağı göknarından yapılan karada yürüyen gemiler ve Toroslar’dan gelen Tahtacı Türkmenler ile 250.000 askerle Bizans–Roma İmparatorluğu mağlup edilmiştir.

İda Dağı’nda 12 Türkmen köyü vardır. Denize nazır, orman içinde, panoramik görünümlüdürler. Halkı çok sıcak kanlıdır. Türkiye’deki Türkmenlerin aralarında Dede, Ocak, Pir farkı olmasına rağmen Sarıkız Türbesi onlar için ortak kutsallıkta ve bu nedenle ‘Bin Pınarlı İda’ ismi ‘Kazdağları’ olarak değiştirilmiştir.

Sarıkız. 1400’lü yılların rivayetlerine göre Cılbak Baba isimli, dini özellikleri olan bir çoban ile kızı Balıkesir/Güre/Kavurmacılar Köyü’nde yaşamaktadır. Baba hac yolculuğuna çıkınca köyün en güzel alımlı kızına, köyün delikanlıları evlilik vaadi ile özel ilgi yarışına girerler fakat Sarıkız hiçbirine özel ilgi göstermez ve konuşmaz. Günlerini ormanda sürüsü ile baş başa geçirmektedir. Bu ilgisizlik gençlerde gurur meselesi olarak, namus dedikodusu çıkarmalarına neden olur. Töre kanununa göre kızın katli vaciptir. Baba hacdan dönünce köyün ihtiyar heyeti bu görevi verir. Kızını çok seven baba yanına 3 kaz alarak zirveye çıkarlar ve üçüncü kazı kesip kızının bir giysisine bulayarak köyüne döner. Yıllarca bu bölgede, yüzlerce kaz ve Sarıkız’ın insanların çaresizliğindeki yardımlaşmaları dilden dile dolaşır. Baba, kızının hasretine dayanamayıp terk ettiği bölge Kartal çimenine çıkınca, yüzlerce kaz arasında kızını görür. Sohbetlerle denize hakim bir tepede (Şimdi Sarıkız’ın ziyaret/kutsal bölgesi) namaz kılmak için Baba kızından su ister. Testi ile denizden alınan tuzlu su ve babanın ikinci isteği tatlı su verilince, baba nihayet kızının ermiş olduğunu anlar ve köy halkı ile yaptıkları hatanın utancıyla kızından af dileyerek, çıldırmış bir vaziyette karşı tepeye koşarken etrafı siyah bulutlar kaplar.

”Dağ dağ üstünde ot bitmesin, başından duman eksik olmasın.” haykırışlarıyla vefat eder.(Yazın dahi günde birkaç kez zirvede iklim değişikliği, sisler gerçekleşir. Rivayete göre her isteyen Sarıkız’ı ziyaret edemez.) Sarıkız da göğe yükselmiştir. Ertesi gün gelen köy halkı yaptıkları hataları anlar, iki ermiş insana yaptıkların utancıyla Sarıkız ve Babadağ Tepeleri’ne bölge taşlarından ziyaret türbeleri hazırlarlar. Her sene Ağustos’un son haftası Türkmenler Kartal çimeninde 7 Gece çadırlarda yaşarlar, sema gösterileri ve sohbetler yaparlar. Sarıkız, Cılbak Baba ve Zemzem sularını ziyaret ederek kurbanlarını keserler.

Mübadele Anıları…

Bozcaada, Midilli, Ayvalık, Edremit, Adatepe, Ayvacık, Assos bölgesi, zeytin ve bağlık olması, Rum halkının izleri, Kurtuluş Savaşı, Yunanlıların yoğun olduğu bölge nedeniyle çok hüzünlü mübadele anıları vardır. Zeytin hasat günlerinin unutulmaz sesi Refika ve Küçükkuyu Zeytinyağı müzesinin simge yüzü. Refika, zeytin toplayan grupların içinde olmazsa olmazlardan, alımlı. Sesi güzel bir Rum dilberi. Köyün cemaati arasında sevilen, neşesi, çalışkanlığı, düğünlerde raks edişiyle dillere destan olmuş bir güzel. Özellikle zeytin hasat günlerinde Refika’nın bulunduğu grup, Refika’nın yanık, içli sesiyle kısa zamanda bol ürün toplarmış. Bir Türk subayı ile olan aşkı evlilik hayalleri 1. Dünya Savaşı mübadele şartlarıyla hüzünle sona ermiş. Bu bölge halkı Sakız Adası ve Midilli’ye göç etmiş. Sonraları Selanik’te Refika Dünya güzellik kraliçesi seçilince birçok eşyalar da Refika’nın yağlıboya resimleri ile süslenmeye başlamış. Efsane, güzel yaşamı tam olarak sonu bilinemiyor fakat Adatepe Zeytinyağı Müzesi’nde hediyelik eşyalarda portresi yaşatılıyor. Yaşlılarımıza göre Adatepe’de zeytin ağaçları rüzgâr eşliğinde Refika’nın türkülerini fısıldıyormuş.

 

Esmeri Alev EKEBAŞ: Konu zeytinden açılmışken, bizi 4 mevsim ilgilendiren bu gizemli ‘Ölmez Ağaç’ hakkında kısaca bilgilendirebilir misiniz? Mitolojik öyküleri, hasat dünyası, kalitesi ve fotoğraf serginiz hakkında.açıklama yapar mısınız?_? Fotoğraflarınızı kullanma izni verir misiniz?.

Haşmet DEMİRBİL: Yaşantımın önemli bir bölümü Bursa olunca Gemlik, Mudanya, Trilye, İznik gibi bölgelerde ağaç yapısı ve siyah renk dışında fazla bilgim yoktu. 1999 yılında Edremit Körfezi’ne yerleşene kadar.

1000 yılı aşan zeytin ağaçlarını ve dantel gibi gövdelerini görünce önceleri bunları yeşil zeytin üreten, Bursa çevresini de siyah üreten ağaç yapıları diye düşünmüştüm. Coğrafya tamamen zeytin ormanı. Her gün gelişmelerini incelemek doğal derken yeşilin, kırmızı, patlıcan moru renklere dönüşümünü ve siyah oluşunu gördükçe ve de zeytin hasat günleri, şenlikler derken bu gizemli dünya dikkatimi çekip fotoğraf sergime konuk olmaya başladı.

 Öncelikle mitoloji öyküsünden kısaca değinmek isterim. Hiçbir ağaç, insanlık tarihinde zeytin ağacı kadar kutsal kabul edilmemiş ve üstüne efsaneler yaratılmamıştır. Sıvı Altın olarak adı din kitaplarında kutsallığı, sanat tarihinde büyük ressamların tuallerine taşımaktan büyük zevk duyduğu ölmez ağaç zeytin.

Havva ile birlikte yasak elmayı yiyerek cennetten kovulan Adem, Tanrı’dan kendisi ve tüm insanlığı bağışlamasını diler. Oğlu Şit, cennet bahçesinin koruyucu görevindeyken melekler 3 tohum verirler. Adem ölüp Hebron Vadisi’ne gömülürken ağzına bu üç tohum konulur. Yeşeren bu üç ağaç; zeytin, sedir ve selvidir. Bu ağaçlar Tanrı ve insan arasında barışı sağlamışlardı. Tin süresinde “Zeytin ve İncir’e and olsun”, Nuh tufanında güvercin ağzındaki zeytin dalı, barışın simgesi Roma İmparatorları’nın taçları zeytin dalı gibi sonsuz örnekler vardır.

  Başka bir mitolojik öyküde Baş Tanrı Zeus, bir yarışma düzenler Didim’de. Poseidon (Deniz tanrısı) Kazdağı köknarından önce tahta at yapar, sonra canlandırır. Zeus bunu insanlığa yararlı değil, savaş simgesi diye benimsemez. Athena tanrıça elindeki mızrağı yere saplar ve bir ağaç gelişip, yeşerir, meyve verir. Tadına bakan Zeus bunun her şeyiyle insanlığa yararlı olacağını müjdeleyerek yarışma galibi ilan eder.

Tarihi ağaçlar bölgesi İzmir/Urla ve Seferihisar unutulmaz ama Kazdağları bir başka tarihi ağaçlar müzesi gibidir. Siyah sofralık zeytin Gemlik-Mudanya ve zeytinyağı ile yeşil zeytin vatanı Edremit Körfezi ile Ayvalık liste başıdır. Zeytinyağı hasadı ekim ortalarında başlar. Şubat ayı sonlandırılır. Hasat bitimi ‘Başak’ ilan edilir. Tarla sahibi dışında özellikle fakir halk toprağa düşmüş zeytinleri toplayarak sabun imalatı yaparak kazanç elde ederler. Bu arada deve güreşi ve aile piknikleri başlar.

Yeşil zeytin. Erken hasat zeytinyağı elde edilir. Az sıvı çıkar fakat Uloropin ham maddesi nedeniyle hücre yenileme özelliği ön plandadır. İlaç yerine geçer. Kanser tedavileri için önemlidir. Salatalarda harika bir damak tadı vardır. Zeytin koku aromalı ve yeşilimsi renklidir. Yağmurlarla tane su ile şişer ve sıvı miktarı daha çoktur. Yağ, altın sarısı rengindedir. Genelde 03-1 dizyem yağ daha çok kıymetlidir ve Kazdağları’nın yağı oksijen ve deniz iyotu havası ile karışımlı olduğundan çok özeldir.

Yeşil zeytin, çizik, kırma, badem dolma, biber dolma, kokteyl gibi çeşitlendirilir. Yağ elde edilirken Taş Baskı ve Kontini Soğuk Sıkım gibi farklı adları ve damak tatları vardır. Taş baskı eski usul ve üretim maliyeti yüksektir. İnsan gücü devrededir. Kontini, zeytin taneleri hazneye bırakıldığı andan itibaren depolanma veya şişelenme anına kadar her şey otomatik makineler kontrolündedir. Ambalaj olarak özellikle cam şişeler, tenekeler tercih edilmeli ve güneş ışınlarından saklanılmalıdır.

 Ucuz yağlar da genelde pamuk veya ayçiçek karışımı gerçekleşmiştir. Hakiki zeytinyağı altın borsası gibi sabit ortak rakamlarla hareket eder. Yapraklarından çay endüstrisi kurulmuştur.

Kazdağı bitkisi Kantaron ve hakiki zeytinyağı ile yapılmış Kantaron yağı bir mucizedir. (Ağrı kesici, yanık cilt tedavisi, reflü tedavisi, doğal bronzlaşma güneş yağı gibi kullanılır.)

Gerçek donanımlı zeytinyağı müzesi, Kuşadası Değirmen Çiftliğindedir. Mitolojiden günümüze Zeytin-şarap bütünleşmesi, kullanılan tarihi araçlar ve özel zeytinyağları ile enfes tarihi çeşit yemekleri burada bulursunuz. Türkiye’de bence rakibi yoktur. Mutlaka ziyaret edilmelidir. Fotoğraflarımı kullanmanıza izin veriyorum.

  

0

Bu yazıyı da okuyabilirsiniz

Sandık Yarası – Şehriban Tuğrul (Sesli Öykü)

Sesli Öykü

Bir cevap yazın