II. Selim’in Sağ Kolu: Yasef Nassi

Bir dönem televizyonda yayınlanan ve her hafta insanlarımızı ekrana kilitleyen “Muhteşem Yüzyıl” dizisinde, ağırlık noktası aslında Osmanlı Padişahı Kanuni Sultan Süleyman değildi. Dizi daha çok onun veliaht adayları, onların anneleri arasında geçen çekişmeler, ince hesaplar ve hırslı bir kadın olarak Osmanlı tarihinde önemli roller almış Hürrem sultanın yükseliş öyküsünü anlatıyordu.

Bu yazıyı dizinin gösterimde olduğu dönemde 10 yıl önce hazırlamıştım. Dizi bir tarafa, yazının konusu tarihe ve belgelere dayandığı için sitemizde yayınlamayı uygun gördüm.

YASEF (JOSEPH) NASSİ

Sizlere,  Kanuni zamanında padişahın ve Osmanlı yönetim çevresine dahil olmuş, Kanuni’den sonra yerine geçen veliahdı 2. Selim zamanında ise itibarının doruklarına ulaşarak, Osmanlı İmparatorluğu’nun yönetiminde önemli kararların alınmasında doğrudan ya da dolaylı etkisi olmuş bir şahsiyetten söz edeceğim.

İspanyol yarımadasında 700 yıl boyunca hüküm sürmüş olan, Endülüs Emevi Devleti çatırdarken,  evlenerek güçlerini birleştiren, Kastilya  Kraliçesi İsabel ve  Aragon Kralı Fernando  İspanya topraklarında Hıristiyan birliğini sağladılar. 1492 yılında çıkardıkları fermanla tüm Yahudilerin İspanya topraklarını terk etmeleri için iki hafta süre tanıdılar. İspanya Yahudilerinin büyük kısmı, Fatih Sultan Mehmet’in oğlu olan ve 1481-1512 yılları arasında hüküm süren, 2. Beyazıt’ın himayesi ile Osmanlı Devletine sığındı.

Kanuni Sultan Süleyman

1492’de İspanya yarımadasında İsabel  ve  Fernando’nun  krallığı egemenliği  dışında  kalan Portekiz topraklarında 1520 yılında doğan Yasef  Nassi  de  Marran,  Portekiz’in  ünlü  Yahudi  ailelerinden  olan Mendes ailesinin üyesiydi. Baskılardan dolayı Marran ailesi Hristiyanlığı kabul etmiş görünüyordu ve Mendes soyadını almıştı. Yasef  Nassi’nin  o sıralardaki adı da   Don Juan Miguez’di.  Ailesi daha önce 1497’de İspanya’dan Portekiz’e göç  etmişti.

Yasef  Nassi’nin  daha sonra  Portekiz’den ayrılarak İtalya’nın Ancona şehrine geldiği, burada bir müddet kaldıktan sonra da Venedik’e geçtiği biliniyor. Kendisinin Louvian Üniversitesinde okuduğu, Venedik’te bulunduğu sırada birçok Avrupa hükümdarı ile temas kurduğu, Venedik Senatosundan Avrupa’nın çeşitli yerlerinde yaşayan Yahudilerin yerleşimi için bir ada istediği, ancak bu isteğinin Venedik Senatosu tarafından reddedilmesi üzerine, 1553 yılında İstanbul’a göç ettiği söylenmektedir.

İstanbul’ geldikten sonra Hristiyan adını terk etmiş ve Yahudi adı olan Yasef Nassi adını serbestçe kullanmaya başlamıştır. Marran ailesi içinde etkili ve güçlü bir kadın olduğu söylenen halasının kızı Reyna ile evlenerek aile içindeki gücünü artırmıştır.

Hem halası, hem de kayın validesi olan Donna Gracia Mendes’in adına açtığı banka kısa sürede büyüdü ve Nassi, Osmanlının en önemli bankerlerinden biri haline geldi.

Bu arada Osmanlı hanedanında padişahlar değişmiş, Nassi’nin İstanbul’daki başarılı dönemi Kanuni Sultan Süleyman zamanına denk gelmişti. Fatih’in oğlu 2. Beyazıt, (1481-1512) oğulları arasındaki zorlu taht mücadelelerinden sonra, yeniçerilerin oğullarından 1. Selim’in yanında yer alarak, kendisine yaptığı baskılar sonucu tahttan feragat etti ve 1. Selim (Yavuz Sultan Selim)  tahta çıktı. 1512’de tahta çıktıktan sonra, 8 yıl gibi kısa süren padişahlığında (  Osmanlının hüküm sürdüğü toprakları 2,5 katına genişleten Selim’in sırtında biten bir çıban yüzünden ölmesi üzerine tek oğlu olan Süleyman, Manisa sancağından çağrılarak tahta geçtiğinde yıl tarihler 1520 yılını gösteriyordu. Yasef Nassi’nin İstanbul’a yerleşmesi için 33 yıl daha vardı.

Saltanatının son yıllarında Yasef Nassi ile Kanuni Sultan Süleyman’ın yolları kesişti.  Osmanlı tarihçileri ve bir çok yabancı tarihçi, Nassi’nin Kanuni ile tanışması ve yakınlaşmasında,  Süleyman’ın en değer verdiği adamı Pargalı İbrahim Paşa (Damat İbrahim Paşa, Makbul İbrahim Paşa da denilir. Süleyman tarafından boğdurulmasından sonra  Maktul İbrahim Paşa olarak ta anılmıştır.) ve   bir dönem Osmanlı sarayında ve dış siyasetinde çok etkili olan haremin  bohçacısı   Ester Kira (Kira kadın) olduğunu söylerler.

Donna Gracia Mendes İçin Basılan Anma Pulu

Nassi zaman içinde Kanuni ile öyle yakınlaşır ki, ondan Frenk Beyi unvanını bile alır. Yasef Nassi padişaha olan bu yakınlığı sayesinde Girit adasından alınarak, boğazlardan geçirilip Eflak ve Boğdan’ a satılan şarap ticaretini, Lehistan ile yapılan bal mumu ticaretini tekeline almıştı. Avrupa ile yapılan baharat ticaretini kontrol ediyordu. Yasef Nassi, Türkiye ile İtalya ve Venedik arasında yün, tekstil ürünleri, biber ve hububat ticaretinde de en etkili isimdi.

Ama Yasef Nassi’nin Osmanlı tarihine etkisi açısından en önemli sayılacak tekeli, Girit ve Kıbrıs adasından alınarak, boğazlardan geçirilip Eflak ve Boğdan’ a satılan şarap ticareti tekeliydi. Bu tekel ayrıcalığının,  neden bu kadar önemli saydığımızı da yazının ilerleyen bölümlerinde okuyacaksınız.

Nassi ayrıca halası(aynı zamanda kayınvalidesi olduğunu belirtmiştik) ile birlikte kurduğu banka ile Avrupa’da ticaret yapan birçok yabancı tacirlere de krediler açıyor, gücünü Osmanlı’dan Avrupa’ya kadar ilerletiyordu. Fransa devletinden 150 000 Ekü alacağı vardı ve Fransa bu parayı ödemek istemeyince,  Kanuni Sultan Süleyman tarafından bu borcun ödenmesi için Fransa’ya ferman yazdırabilmişti. Fransa yine de bu parayı ödemeyince, Şark limanlarındaki Fransız gemilerine el koymak, mallarını haczetmek ve alacağını tahsil etmek haklarını elde ettiği başka bir ferman daha alabilecek kadar da güç ve itibar kazanmıştı.

Yasef Nassi

Kanuni Sultan Süleyman, çok çok güvendiği Yasef Nassi’ye  oğlu Selim’e, iletmek üzere sikke olarak 50.000 ve cevahir olarak 30.000 duka altını emanet etmiş ve Kütahya Sancağındaki oğlunun yanına göndermişti. Yasef Nassi,  tahta geçtikten sonra Osmanlı Devlet yönetiminde gücünün doruğuna çıkmasını sağlayacak 2. Selim’le (2. Selim, nam-ı diğer Sarı Selim) bu vesileyle tanıştı ve kısa sürede kaynaştılar. Murat Bardakçı’nın bu konudaki makalesine göre, Josef Nassi Yahudi kızı Raşel’i cariye olarak 2. Selim’e verdi ya da sattı.  Süleyman’dan sonra tahta çıkan 2. Selim’im karısı ve 3. Murat’ın annesi olan Afife Nurbanu Sultan, işte bu Raşel kızdır. Ancak başka tarihçiler ise, Raşel’i saraya çok küçükken Hürrem Sultan’ın aldığını ve daha sonra oğluyla evlendirdiğini yazarlar.Yasef Nassi, Kanuni Sultan Süleyman’ın o kadar çok güvenini kazandı ki,  “müşavir-i has” yani baş danışman yapıldı ve kendisine “müteferrika” yani Sultan ve şehzadelerle doğrudan doğruya görüşen kişi unvanı verildi.

II. Selim ( Diğer namları: Sarı Selim ya da Sarhoş Selim)

Sultan Süleyman’ın büyük oğlu Sultan Mustafa Hürrem Hatun’un ayak oyunları sonucu, bizzat babası Süleyman tarafından boğdurulduktan sonra, yerine veliaht oğlu Sultan Beyazıt padişah olacaktı. Sultan Süleyman’ın Hürrem’den doğan, küçük oğlu Sultan Selim’i severdi. Hürrem’in ve Yasef Nassi’nin kulis çalışmaları sonucu Sultan Selim’i isteyenler çoğaldı.

Bu arada Yasef Nassi, Avrupa’daki faaliyetlerine hız kesmeden devam ediyordu. Engizisyoncu İspanyol rahip Caraffa, 4. Paul adıyla papa olunca Avrupa’da Yahudiler üzerindeki baskılar artmıştı. 4. Paul İspanya’nın savaş zararlarını karşılamak üzere Portekiz’den İtalya’ya göçmüş olan ve daha önceki papalar tarafından müsamaha gören Marran ailesinin mallarına ve servetlerin el konulmasını emretmişti. Daha önce de anlattığımız gibi, Marran sülalesi mensubu olan Nassi, Süleyman’dan tutuklanan Yahudilerin ve mallarının serbest bırakılması için Papa’ya hitaben bir ferman yazdırdı. Ancak Papa bu fermanı götüren elçiyi oyaladı ya da kandırdı. Bu arada Marran ailesinin 30 kadar üyesini meydan ateşlerinde yaktırdı.

Bu olaydan Türkiye Yahudileri çok etkilendiler ve Gracia Nassi ve Yasef Nassi önderliğinde, Adriyatik kıyısında bulunan ve ticaret merkezi olan Ancona’ya ticari bir ambargo kararı aldılar ancak Yahudi cemaatleri arasındaki anlaşmazlıklar sonucu başarılı olamadılar.

Jasef Nassi Sultan Süleyman’dan üzerinde sadece zulüm görmüş Yahudilerin iskân edileceği bir kara parçası istedi.  Süleyman’da ona Filistin’de yer alan, Tiberya şehrini verdi. Bu hareket, tarihe Nassi’nin TİBERYA projesi olarak geçmiştir.  Nassi sonuçta gerek Tiberya’nın acımasız iklimi ve Yahudi cemaatin ilgisizliği yüzünden bu projesinde başarısız olsa da, birçok tarihçi tarafından, Yahudilerin vaat edilmiş yurt olan Filistin’de toplanmaları ideali olan modern Siyonizm’in fikir babası kabul edilmiştir.

Kanuni’nin ölümünden sonra yerine II.Selim’in padişah olmasıyla Yasef Nassi’nin saraydaki itibarı doruğuna ulaştı.

2.Selim,1567 yılında , Nassi’ ye  Ege  Denizi’ndeki  birçok (Kiklad, Antiparo, Melo, Syra, Santorin vb.) adaları  verdi, adaların kralı yapılan Nassi, buna rağmen  adalara yerleşmemiş, İstanbul Kuruçeşme’deki köşkünde oturmaya devam etti. Adaları adamları vasıtasıyla yönetmeye başladı.

Adaların hâkimiyeti Yasef Nassi’ye geçtikten sonra oralarda yaşayan İtalyanların bir kısmı Galata’ya göç etmeye başlamıştır. 2. Selim, Galata kadısına bir hüküm göndererek, İtalyanların adaları terk ederek Galata’ ya yerleşmelerinin engellenmesi emretti. Hatta adalara Müslümanları sokmama ve daha önceden yerleşen Müslüman ahaliyi kolluk kuvvetleri ile adadan uzaklaştırma uygulamaları yapılmıştır.

Süleyman’ın fermanına rağmen Fransa’dan alacağını tahsil edemeyen Nassi, bu kez de 2. Selim’den ferman alarak, Antakya’daki Fransız gemilerine el koydu. Fransa Kralı IX. Charles bu karara itiraz edince, II. Selim, Fransa Kralına bir mektup göndermiş ve de Nassi2nin haklılığını belirtmiştir. Bunları niye uzun uzun anlatıyorsun derseniz, Nassi’nin gerek Süleyman zamanında ve gerekse 2. Selim zamanında yönetim nezdinde ve bizzat yönetimin içinde, ne kadar güçlendiğine dikkatinizi çekmek için derim.

Ama birazdan anlatacaklarımın yanında bundan öncekiler gözünüze önemsiz görünmeye başlayacak. Nassi’nin etkisiyle seferlere çıkılacak, Kıbrıs adası fethedilecek.

Çok güçlü rivayetlere göre 2. Selim içkiye düşkün bir padişahtı. Nassi’de 2. Selim’e Kıbrıs’ın şaraplarını öve öve bitiremezdi. Yine rivayete göre sırf Kıbrıs’ın nefis şaraplarının hatırına Venediklilerin elindeki Kıbrıs’ın fethine karar verildi. Hatta 2. Selim Nassi’ye Kıbrıs krallığını da vaat etmişti. Sadrazam Sokullu Mehmet Paşa ise bu sefere şiddetle karşı çıkmıştı.

Bu konudaki rivayetleri yazan birçok tarihçi olsa da, bunları çok inanılır bulmama hakkımızı saklı tutmalıyız. Çünkü Kıbrıs’ın alınmasına karar verilmesinin somut gerekçeleri de vardı. Kıbrıs adasında üslenmiş olan Venedikli korsanlar Osmanlı deniz ticaretine zarar veriyorlardı. Osmanlı ticaret gemilerini yağmalayan korsanlar hemen yakındaki Kıbrıs’a sığınıp, himaye görüyorlardı.

1571 yılında Kıbrıs adası alındı ama Yasef Nassi Kıbrıs kralı olamadı.  Sokullu Mehmet Paşa’nın etkisi ve karşı durması ile Nassi’nin krallığı alamadığı söylenir.

Sokollu Mehmet Paşa

Kıbrıs’ın fethinden başlayarak, Yasef Nassi’nin saray içindeki etkisi, Sokullu Mehmet Paşa’nın etkisiyle zayıflamaya başladı. II.Selim’in ölümünden sonra da yıldızı hızla sönerek, saraydaki itibarını büyük ölçüde kaybeden Yasef Nassi,  2 Ağustos 1579’da ölmüştür.

Bazı tarihçiler, ölümünden sonra  Sokullu Mehmet Paşa’nın teşviki ile  III.Murat’ın dul kalan eşi Reyna’ya, çeyizinin değeri olan 90.000 düka altın bırakarak , Yasef Nassi’nin servetine el koyduğunu yazarlar.

KAYNAKLAR:
Ahmet Hikmet EROĞLU:Osmanlı Devleti’nde Yahudiler
Süleyman KOCABAŞ :Siyonizm ve Türkiye
Viki-pedi
Miraculous Journey: A Complete History of the Jewish People from Creation to the Present

Yazan: Serdar Hakyemezoğlu

Her hakkı saklıdır. Yazı Dükkanı Akademisi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Kaynak göstererek kullanılabilir.

SERDAR HAKYEMEZOĞLU
3

Bu yazıyı da okuyabilirsiniz

Ona Yüreğimi Bıraktım Şerif Kaya

Öykü

5 Yorumlar

  1. Avatar

    Değerli bilgiler için teşekkür

    1
  2. SERDAR HAKYEMEZOĞLU
    SERDAR HAKYEMEZOĞLU

    Değerli yorumlarınız için teşekkürler dostlar. Evet, müfredatta bize okutulan kitaplar bu tür zihin açıcı, bakış açımızı varsıllaştıran ögelerden yoksundur. İnternet ortamı ise doğru kullanıldığında bir bilgi denizidir. Üstelik her an elinizin altındadır, parmaklarımızın ucundadır. Yeter ki, içimizdeki bilgiye ulaşma isteğini yok etmeyelim. Haremin bohçacısı Ester Handali ise bir sonraki yazımın konusu olacak.

    2
  3. Ethem Arı

    Entrikalarla örülü Osmanlı tarihinden bir bölüm okudum. Entrika doğası gereği bütün kapalı rejimlerde oluyor. Bu kısa kesitte bile görünen Yahudi, Rum, Ermeni’ye açık olan Osmanlı yönetimi Türk’e kapalı. Bu arada Filistin’e ilk Yahudi yerleşmesinin Kanuni Sultan Süleyman eliyle başladığını öğreniyoruz. Paralı bir Yahudi adalardaki Müslümanları kovdurabiliyor.
    Padişahlık yönetiminde bu kadar ezilen, horlanan, dili ve dini ile dönüştürülmeye çalışılan bir halkın, Türk halkının yeniden kendi iradesiyle padişahlığı, entrikalarla dolu kapalı rejimi getirmesi insanlık tarihinin en büyük trajedilerinden biri olsa gerektir. Tarihin irdelenmeside bu açıdan çok ama pek çok önemlidir. Bilincine sağlık arkadaşım.

    3
  4. Fevziye Şimdi
    Fevziye Şimdi

    Ben de bu güzel araştırma yazınız için teşekkür ederim. Osmanlı da ne entrikalar dönmüş gerçek anlamıyla hiç bir zaman bilemeyeceğiz.

    4
  5. Fatmanur Caner
    Fatmanur Caner

    Bu yazıyı okuduktan sonra , tarihimizin aslında bir çok siyasi ekonomik değişimlerinede varlığıyla etki etmiş bu yahudi asıllı karakterin sadece akademik çalışmalarda kalmasını garip karşıladım. Çünkü, lisede ya da üniversitenin ilgili bölümlerinde ders olarak okutulan konularda geçtiğini sanmıyorum. Heleki, yazıda geçen saray bohçacısı Kira Kadını çok merak ettim. Kimbilir bu gizli ama önemli karakterler etki alanlarıyla hangi değişim dönüşümlere neden oldular. Acaba bu kadınla ilgili akademik çalışma var mı? Yahudi Nassi Tiberya Projesi ile modern siyonizmin babasıymış. Bu bilgi bile bu karakteri bilinirlilik açısından tarihte önemli hale getirir. Aslında dizi film yapıcıları, kira kadının üzerine senaryo kurup televizyonda gösterime soksalar tahminim Osmanlı Sarayı içinde dönen entrikaları daha iyi görebiliriz. Ya da bu diziyi seyredip kapalı kapılar ardında entrika ve güç savaşlarına dayanan dengelere göre devlet yönetimi demek olan SARAY olgusunun ne menem bir şey olduğunu görüp zamane saraylarına atıfta bulunurduk . Ders alırdık. Nerede öyle proje tabiki. Bizim televizyon dizilerinde ise, Abdülhamit ‘ e Avrupa Ülkesinin elçisine şamar attrılan dandik senaryolarla hamaset yapılıyor. Bir de, müteferrika kelimesinin anlamı padişah ve şahzadelerle aracısız konuşabilen demekmiş. Bu bilgiyi gören zamane karakterleri kendilerine Fahri Müteferrika, Yiğit Müteferrika diye şaşalı unvanlar alırlar mı alırlar. Aklıma geldi de. Çok sağolun bu araştırma yazısı için.

    5

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir