Notlar ve Fotoğraflarla Gizemli Çin – 3. BÖLÜM Nurettin Celmeoğlu

İMPARATORUN ZAMPARALIĞI OLMASAYMIŞ İPEK OLMAZMIŞ

Başta dedik ya, Çin’deki buluşları listelemeye kalksak aklımız yerinde sıçrar. Onun bunun yanında, ipek de ilk kez Çin’de bulunmuş. Ondan sonra da asırlarca sarayda saklı sır olmuş. Çin, ipek ticaretiyle zenginledikçe zenginlemiş. Düşününüz ki, kıtalar aşan on binlerce kilometrelik yolun adı bile “İpek Yolu” olmuş.

İpeğin hazin mi hazin bir hikayesi var…

Hazret-i İsa doğmadan 2500 yıl kadar evvelinde, şehzade iken evlendiği kocası Çin Padişahı olunca, zavallı Lei Tsu’nun mutluluğu önce gölgelenmiş, sonra kararmış. Tac-u-taht öncesinde kumru-kumru olduğu efendisi, devlet işlerine bulaşınca, “İmparatora karı-kız tedarik Daire Başkanlığının” yüksek gayretlerinden hoşlanır olmuş. Başka başka kadınlardan hoşlanır olunca, Kraliçe de elbette boşlanır olmuş…

İPEKLİLER İÇİNDE GARSON: Pekin Belediye Başkanı 2000 konuk ağırlarken, yemek boyunca sağ yanında Türkiye Belediyeler Birliği Başkanı Aytaç Durak vardı. İki lidere hizmet eden garson kadın, simgesel diyebileceğimiz ipek kumaştan elbisesiyle dikkatimizi çekti.

Bir eyyam daha sabreden Lei Tsu “yatak-döşek, ölmeyen eşek” kalıbına dadanınca, saray’ın doktor taifesi harekete geçmiş. “Genç ve kocalı dul” Lei Tsu’ya oyalanacağı bir şeyler bulmak için ellerinden geleni-gelmeyeni yapmaya başlamışlar. Nihayet, tazeciğin kelebeklere olan düşkünlüğünü görüp, ucu bucağı olmayan saray bahçesindeki ağaçları elvan-çeşit kelebeklerle süslemeye başlamışlar…Bu çözüm tutmuş…

Kraliçecik, kelebekli bahçede saatlerini geçirir ve her geçen saatte üzüntüsünü biraz daha yitirir olmuş. Tabii ki kelebek ordusu gibi ekipler, Çin Memleketinin her bir tarafından getirdikleri yeni kelebeklerle ha bire sarayın kapısını çalıyorlarmış…

İPEK, BURADAN SONRA İLK ADANA’DA:  En az 3000 yıl, bir köşesinden fotoğrafını sunduğum Çin Sarayı tarafından korunmuştu ipeğin sırları. Amerikan  Groliers’in Encyclopedia International’ına göre, ilk dokuma Milattan 2500 yıl kadar önce yapılmış. Çin’den sonra da ipek dünyada ilk kez Adana’da üretilmiş.

Günlerden bir gün, Lei Tsu hanım, yer fıstığı şekilli, parıltılı, beyaz-sarı bazı cisimler görüp bunlardan birkaç tanesini toplamış ağaçtan. İpekböceği kozası olduğunu ve getirilen kelebeklerden bir cinsi ile artık o bahçede ipek böceği olduğunu nereden bilsin ki zavallı… Kozaların büyüsüne kapılmış gibi, elinden bırakmamış o gün. Akşam, odasına çekildiğinde bile elindeymiş kozalar. Lavabonun bir yanına bırakıp yu’unmuş ve o gece çok mutlu uyumuş. Sabah gözünü açar açmaz, kozaları aramış. Hatırlamış nereye bıraktığını ve banyoya koşmuş. Arkasından da feryat-figan zırlayınca sarayın ilgili-ilgisiz görevlileri Sultan Dairesini doldurmuşlar. Meğer ki, o kozalar, banyo odasındaki buhar etkisiyle çözülü-çözülüvermişler

SARAYIN ADI YASAK ŞEHİR OLMUŞ: Sur irisi yükseeek mi yüksek duvarlarla çevrili 770 bin metrekarelik saray kompleksinin yaygın adı Yasak Şehir. Önümüzdeki bölümlerde biraz derinine ineceğiz buranın. Bugünlük şunu söyleyelim; ipek, Çinliden bile gizlenmiş ve sadece sarayda, bu duvarların ardında özel bir mekanda işlenmiş. Kim bilir, belki de ipeğin sırrına kimseler mazhar olmasın diyedir yasaklama…

Sultan Hanım üzüntüsünden yememiş, içmemiş; kimseyle görüşmemiş… Karalar bağlamış, kozaları andıkça ağlamış…  Birkaç gün sonra, Çin Sarayı’nın kumaşçıbaşısı (Bu makam da Çin Devleti’ne hediyemiz olsun) destur isteyip Sultan Huzuruna varmak istemiş.  Yaşlılığına hürmeten kabul etmiş Sultan. Kumaşçıbaşı (yakıştı yani bu meslek Çin Sarayı’na…) yaşlılığına, bilgeliğine karşın çok saygılı bir ifade ile, “Saygıdeğer Sultanım… Geçenlerde sizi üzen ve dağılmış gördüğünüz maddelerden iplik yaptım. Bu iplikleri de dokuyup size mendil ürettim… Alınız, göz yaşınızı silersiniz” deyip bir minik ipek mendil uzatmış… İşte, o mendil, ipeğin dokunmuş ilk şekliymiş ve Çin Devleti acayip paralar kazanmış binlerce yıl boyunca…

ZAMPARALIK HEM DE ÇOK PARA GETİRMİŞ

Şehzadeliği zamanında akıllı-uslu, terbiyeli-görgülü, mahcup bakışlı ve de ağır başlı mazbut biriyken tacı giyince şirazesinı dağıtan imparator zampara olmasaydı, gördüğünüz gibi, belki de ipek olmayacaktı. Zampara sözcüğünün aslına-faslına ufak bir dokunuşla ve farklı okunuşla değinelim.  Zen-bare’den gelir. Zen, Farsça, “Kadın” demek. Bare de, “Dost” anlamını taşır. Kadınlarla dostluk kurarken kantarın topuzunu kaçıranlara yakıştırılarak bizde zampara olmuş. Kötü bişey değil gibi, ne dersiniz?

3000 YIL GİZLENDİKTEN SONRA  ADANA KAPMIŞ

Aradan 3000 sene kadar zaman geçmiş.

İstanbul’un büyük sarayında imparatorluk işi ile meşgul Bizans vatandaşlarından Jüstinyen, Adana dolaylarındaki bet ve bereketle yakından ilgilenen bir zatmış. Bakmış, pamuk var, yün var, keten var, “İpek neden yok” diye iç geçiresiymiş.  Buradaki koyunlara koyun, tarlalara tarla katmış. Amacı, dokumacılığı kat be kat katlamakmış.

Dediği de olmuş haaa!..

GÖRMESEYDİM ASLA İNANMAZDIM: Bu muhteşem tablonun yüzlerce renk ve incik ipek lpliğiyle yapıldığına inanmak zor. Görmeseydim, başında uzun uzun durup incelemeseydim, mümkünü yok, ben de inanmazdım. Bu ne sanat, bu ne sabır, bu ne beceri; hayran olmamak elde değil.

Adana, daha o yıllarda bir muazzam tekstil merkezi olmuş…

Gel gelelim, Jüstinyen “İpek” diyormuş da, başka bir şey demiyormuş (Bu laf da çok abartılı geldi bize; neyse…) Sonunda, iki İranlı keşiş, Çin’den getirdikleri Cevşanı, yani içinde dua bulunan süslü-püslü bambu muhafazayı Jüstinyen’e sunup “İmparator Hazretleri, emriniz üzerine vardık Çin devletine, bizim gibi iki din adamını rüşvetle kafaladık ve ipeğin sırrını alıp geldik!” demişler.

Jüstinyen, bambu içindeki irmik gibi mini-minnacık yumurtalar ile “İşletme ve Bakım talimatnamesi” gibi yazılmış üretim tarifnamelerini kapmış. Yazılanları tekrar tekrar okumuş ki, ipek dediğin nesnenin aslı dut yaprağı… “Dut yaprağı ne zaman yeşerir?” diye sormuş yanındaki ulemaya. “15 gün sonra Adana’da, 20 gün sonra Hatay’da…” demiş olmalılar ki, acele yollamış emanetleri bu yakaya…

BU TABLO DA İPEKTEN: Görüp de inanılamayacak eser. Pekin, İmparatorluk sarayında karşılaştım. Yüzde yüz incecik ve rengarenk ipek ipliğiyle yapılmış muhteşem tablo. Ölçüsünü tahmin ederek yazıyorum: 60 x 80 gibi.

İşte, ipek, 3000 yıllık gizini muhafaza eyledikten sonra ilk kez Adana’da ve hemen ardından da Tarsus-Hatay’da işlenir olmuş. O yıl, takvimler 550 Senesini göstermekte imiş… 555’te de, İstanbul sarayı’na girmiş. Sadece sarayda dokunmuş kumaşlar; saray halkı için ve de gelen önemli yabancı konuklara hediye olarak… Tıpkı Çin gibi, ipeğin işlenmesi, dokunması uzun süre gizli kalmış İstanbul sarayı ve surları içinde…

BİRKAÇ GÜNE: DAHA ÇOK VAR YAZILACAK

Nurettin Celmeoğlu

 

4

Bu yazıyı da okuyabilirsiniz

Likya’nın Kadim Kentleri Röportaj: Esmeri Alev Ekebaş

Röportaj

5 Yorumlar

  1. Nurettin Çelmeoğlu

    Lütufkar ve zarif yorumlar için çok teşekkür ederim. Eksik olmayınız.

    0
  2. Yüreğinize SAĞLIK ÖĞRETMENIM. Yazınızı gülümseyerek ve beynime yazarak okudum .

    5
  3. İkinci bölüm de çok güzel ,beğendim. Biraz mizah kokan ,tarihsel yazı için teşekkürler hocam. Emeğinize sağlık.

    4
  4. Fatma nur Caner

    Amanda aman. Ben bayıldım bu mizahi kaleme. Tam benlik Sayın Nurettin Öğretmenim. Çok severim ben böyle gülümseten cümleleri. Yalnız acaba şey dedim. İpek böceğinin ilk çıkış hikâyesini okulda öğrencilere sizin yazıdaki gibi öğretsek hiç unutmazlar bir daha da, ama Milli Eğitim ne der onu bilemedim. 😀 Bir de, zampara sözcüğünün çıkış hikâyesi olan zen- bare kökünü çeşitli meclislerde bilgi olarak sunabilirmiyim. Kaynakça bildirmemişsiniz Sayın Hocam. Boşluğa düşmeyeyim şimdi . Merakla gelecek bölümde yasak şehrin gizini yazmanızı bekliyorum. Arkadaşlar . Lütfen okumadan beğendi koymayın. Vallahi billahi çok matrak yazıyor Nurettin Öğretmenimiz. Okuyun. Çok güzel.

    12
  5. Sayenizde Çin i gezip tarihi ,kültürü hakkında bilgi sahibi oluyoruz.Tesekkur ederiz.

    7

Bir cevap yazın