Karada Balık Avlayan Adam

“O” nu hakkındaki kitabı okumadan yıllar önce gördüm; hatıramda hayalimde, kim olduğunu merak ettiğim biri olarak yer etmişti.

Romanın kahramanı ile ilk karşılaşma:

Yıl 1991 mi idi acaba? ya da 1992. Çifte havuzlar Semiha Şakir Lisesi önündeyim. Bahar günlerinden biri, yaza yakın. İçeride huzurevlerinden birine ait kermes var. Ziyarete geldim.

Büyük, dekoratif demir işlemeli bahçe kapısından girdiğimde, ince uzun boylu, gri takım elbiseli, şakakları hafif kırlaşmış, asil olgun görüntülü ve çok zarif bir beyefendi tarafından karşılandım. Elinde 5-10 adet, üzeri siyah-beyaz yaprak desenli karton çantalardan birini gülümseyerek bana uzattı, “hoş geldiniz, buyurun, içerideki alışverişlerinizde gerekebilir” dedi…

Daha önce hiç karşılaşmadığım bu tavra teşekkür ederek, uzattığı karton çantayı alıp, kermesin yapıldığı salona geçtim.

Çok kısa süren bu iletişimde algıladığım, bu kişinin asla sıradan biri olmadığı idi, ama tanımıyordum!

Tanıtmayı istediğim kitaptaki olaylar bütünüyle gerçek. İki kahraman var; biri hakkında yazılan, diğeri ise onu yazan kişi. Öyle şanslıyım ki!  Tanıma, birlikte çalışma fırsatı bulduğum bazı çalışmalarını bizzat gözlemlediğim, hayran olduğum Biyokimyacı Dr. Kâmil Çetin Oraler’in fedakarlığa, faydaya, sağlığa adanmış yaşam öyküsünü detayları ile çocukluğundan yaşlılığına varana dek, yazar Sevim Gündüz’ün kaleminden okudum. Sevim Gündüz’ü de değerli şahsiyeti, güzel kalemi ile tanıdığım için çok mutluyum.

Yazar Sevim Gündüz kimdir? Kitaptaki özgeçmişi şöyle:

“Kıbrıs doğumlu, ilk orta eğitimini Kıbrıs’ta tamamlayıp İstanbul üniversitesi Fen Fakültesinde Matematik ve Astronomi okumak için Anavatan’a geldi. 1965 de İstanbul’a yerleşti. Darüşşafaka, Üsküdar Amerikan, Eyüpoğlu, İstek Vakfı Belde ve V.K.V Koç Özel Lisesinde öğretmenlik yaptı. 2003 yılından beri Maltepe Üniversitesi’nde Fen-Edebiyat, Eğitim, İdari Bilimler ve Mimarlık Fakültelerinde öğretim görevlisi olarak çalışmaktadır. 1993 yılında Fulbright bursu ile gittiği ABD’de Maryland Üniversitesi’nin Yaratıcı Yazma derslerine devam etti ve 4 dönemlik çalışmayı 2 dönemde çok iyi derece ile bitirerek tamamladı. 1996 yılında İstanbul Sinema Yönetmenleri Derneği’nin açtığı 100 saatlik senaryo ve sinematografi kursuna katıldı.”

“Sevim Gündüz’ün 1977 yılında Sevim RAŞA adıyla yapmaya başladığı edebiyat çevirileri Yankı, Oda, May, Cem, YKY, yayınevlerinde yayımlandı. Ronald Duncan’ı Paul Gallico’yu ve Amin Maalouf’u Türk okuyucusuna tanıştırdı. Özgün öyküleri, inceleme ve gezi yazıları, denemeleri ile Varlık, Türk Dili, Türk Dili Dergisi, Argos, Mum, Öğretmen Dünyası, İnsancıl, Cumhuriyet Pazar, Adam Öykü dergilerinde yayımlandı. Bu dergilerde İngilizceden çevirdiği kısa yazılar, şiirleri inceleme yazıları, mektuplar da çıkmıştır.

Çeviri ve özgün kitapları:

Matematik projeleri(orta öğretim için) Toroslu yayınları

Öykü ve Roman yazma sanatı. Toroslu yayınları

Prenses Ozor Öyküle ( gençlik dizisi) Kabalcı yayınları

Kadın ve Kedi öyküleri. toroslu yayınları.

Abelard ve Heloise (şiir oyun) Ronald Duncan, Yankı yayınları

Krizalitler (Roman)John Wyndham, Yankı yayınları

Beyaz Kar (kısa roman) Paul Gallico, May Yayınları

Hemoros’tan Öyküler (Çocuklar için sadeleştirilmiş) E.F.Dodd, May

Çocukluk Delikanlılık Gençlik (otobiyografik roman) Tolstoy, Oda yayınları.

Kazaklar roman) Tolstoy, Oda yayınları

İvan İlyiç’in Ölümü (Roman) Tolstoy, Oda yayınları.

Pastoral Senfoni (Roman) André Gide, Oda Yayınları.

Sardalya Sokağı (Roman) J. Steinbeck, Oda Yayınları.

Mektuplarda Bir Yaşam (Mektuplar) j. Steinbeck, Cem Yayınları

Çanlar Kimin İçin Çalıyor (Roman) E. Hemingway, Oda Yayınları.

Afrikalı Leo (Roman) Amin Maalouf, YKY.”

 

Biyografik romanımızın kahramanı Dr. Kâmil Çetin Oraler’i aylar süren sohbetlerinde dinleyerek, sesini kayda alarak yaptığı çalışma sonucunda kitabına başlar iken şöyle diyor yazarımız Sevim Gündüz: “Dr. Kâmil Çetin Oraler’i ilk kez dinlerken George Bernard Shaw’un sözlerini anımsamıştım: Siz var olan şeyleri görür ve şöyle dersiniz: Neden?  Ben olmayan şeyleri hayal eder ve derim ki: Neden olmasın!”

“Dr. Kâmil Çetin Oraler hep olmayan şeyleri hayal etmiş hayalinin peşini hiç bırakmamış, gerçekleştirene kadar da uğraşmış didinmiş, önüne çıkan tüm engelleri aşmanın bir yolunu bulmuştu. Üstüne üstlük hayal içinden hayal üretmiş; bir hayalini gerçekleştirdiğinde “Hedefime vardım” diye tadına varmak için kendine zaman bırakmadan yeni hayallerin izini sürmüş, gerçekleştirme sürecinde hiçbir ayrıntıyı gözden kaçırmadan her küçük veya büyük işin takipçisi olmuş, çevresinde onunla birlikte çalışanları da bu yolda yüreklendirmiş veya iteklemiştir.

Yirmili yaşların ortalarından beri “insanlara daha iyi nasıl hizmet edilebilir” diye düşünmüştür. Önüne konan ve kendisinin ürettiği her projeye tam anlamı ile sıfırdan başlamış, başarmak için olanakları kendi çabası ile yaratmıştır. Bu gücü ise “insana hizmet” inancından almıştır.”

“Kâmil Çetin Oraler Yerleşkesi’nde bir anaokulu, tam teşekküllü bir hastane, sağlık alanında hizmet verebilecek elemanları yetiştiren bir meslek okulu, üniversite düzeyinde eğitim veren ve özellikle geriatri bölümü bulunan bir yüksek hemşirelik okulu vb. Bütün bu projeler dosyalanmış olarak Dr. Kâmil Çetin Oraler’in  masasında durmakta ve yaşama adım atacakları anı beklemekte.”

“Bu projeler gerçekleşse de bitmeyecektir. O yeni projeler tasarlayacak ve bunlar kesinlikle KASEV ile ilişkili olacaktır. Çünkü Dr. Kâmil çetin Oraler KASEV ile bütünleşmiştir.”

“Yaşam öyküsünü yazmama izin verdiği için Dr. Kâmil Çetin Oraler’e teşekkür borçlu olduğumu düşünüyorum. O anlatırken çocukluğunda çevresinde bulunan renkli sevecen kişileri tanıdım. Onun anlattığı Cumhuriyet Öğretmenlerini yazarken gözyaşlarımı tutamadığım oldu. Çok kültürlü İstanbul’un çok kültürlü köyü ( o zamanlar köydü) Kuzguncuk’ta bende yaşamışım gibi zenginleştim. Güngörmüş matmazellerin yoksulluklarını ve yoksunluklarını nasıl bir soylulukla yaşadıklarını, onlarla birlikte imişim gibi gördüm ve hissettim. Çok kültürlü ortamın insanlarının kendi ilişkilerinden kaynaklanmayan , dış etkilerin neden olduğu acıları nasıl içtenlikle paylaştıklarına tanık oldum”

“Dr. Kamil Çetin Oraler’in yavaş yavaş nasıl KASEV’leştiğini ise neredeyse gün gün gözlemledim ve yaşadım. Bir amaç uğrunda bir araya gelmiş insanların nasıl güçlü bir dayanışma ve dostluk ortamı yaratabileceklerini, güç birliği ile neleri başarabileceklerini öğrendim. Bütün bunları okurlarıma aktarmaya çalıştım umarım başarılı olmuşumdur.” Sevim Gündüz  / Temmuz 2013 Moda.

Romanın ana kahramanı ile 2. karşılaşma: 2000 yılı ve sonrasında dahil olduğum Klasik Türk Müziği korosu ile huzurevleri yararına konserler vermeye başlamıştık. İlerleyen yıllarda Tuzla’daki Kasev Öğretmen Dinlenme Evi adına bir konser çalışması içine girdik. 2011 yılı ilkbahar günleri. Irmak Okulları Caddebostan salonunda sahne aldık. Açılış konuşmasını yapan kişiyi tanıdığımı fark ederek hayret ve mutluluk ile izledim. İlk defa 20 yıl önce gördüğüm… kimliğini merak ettiğim… o (artık kır saçlı değil de bembeyaz saçlı nur yüzlü) beyefendi! Bu ne güzel tesadüf! Konuklara yaptığı konuşma dinlenme evini tanıtma, misafir daveti ve koromuzu sunma şeklinde ama, “haddeden geçmiş nezaket yal-ü bal olmuş” cinsinden.

Karşılıklı dostluğumuz dayanışmamız gittikçe pekişti, koromuz ve dinlenme evi sakinleri adeta kocaman aile olduk. Kasev in kuruluşunu simgeleyen an an çekilmiş fotoğraflar, armağanlar, diplomalar, onur belgeleri şiltler cam kubbe ile örtülmüş çatısı, büyük iç balkonları olan, aydınlık devasa salonlara sahip görkemli tertemiz binanın duvarlarını kaplıyor, müzesinde yine Kasev tarihini belgeleyen değerler mevcut!

  1. Basımı Eylül 2013 de yapılan “KARADA BALIK AVLAYAN ADAM” kitabını Kâmil Çetin Oraler imzası ile 03.04.2015 de elime aldım. 459 yazılı, 30-35 sayfa fotoğraf albümünden oluşan kitabı son derece sıcak sevgi insanlık, özlem tarih kokan satırları bir solukta içer gibi, kimi zaman göz yaşları ile okudum. Sevgili İstanbul’umuzun geçmişini sıcacık bir kalemden okumak bende de o günlere dair ince bir sızı ve özlem yarattı. Roman kahramanımızın yaşam hikayesi, bitmek bilmez amaçlı çalışmalarının yanında yazarımızın diline de hayran oldum.

Kitaptan öğrendiklerim:

Bu kitap çok kültürlü Osmanlı İmparatorluğu sonrası kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nde komşuluk ilişkileri içinde yaşamaya devam eden halkın Kuzguncuk’ta yaşayanları arasında geçenler ile başlıyor. O yıllarda halen köy olan Kuzguncuk Türk Ermeni Rum İtalyan kökenli, Musevi Müslüman Hristiyan inançlı insanların bir arada yaşadıkları yer. Evleri bahçeleri karşılıklı, ibadet yerleri yan yana. İyi günü, kötü günü birlikte yaşıyorlar.

Zaman içinde Rumluğu kabul etmiş aslen İtalyan 3 kardeş matmazelin 2.5 katlı evlerinin alt katında deniz yollarında çalışan Saim bey eşi ve oğlu Metin ile yaşar iken, 4 Temmuz 1938 de 2. oğul Zeynep Kamil Hastanesinde dünyaya gözlerini açıyor.

Uzun bir ad koyuyorlar: Yusuf Kâmil Çetin Günay Oraler. Küçük Günay ailesinin ve Matmazellerin göz bebeği. Matmazellerden farklı kültürleri öğreniyor. Batı edebiyatı,  felsefe, batı müziği;  ayrıca bu çocuksuz kadınlar onun 2., 3., 4. anneleri oluyorlar. Tüm sevgileri ile bağırlarında büyütüyorlar… Günay duygusal içli bir çocuk. Öğrenmeye çok yatkın. İnsan sevgisi, doğa sevgisi, yardımlaşma bilinci yüksek.

Büyüdüğünde ailesinin geçmişi araştıracak, resmi kanallardan 1000 yıl öncesine ulaşacak kadar da tarih düşkünü.

“Ataları Orta Asya’dan Kafkasya ‘ya göçmüş önce. Üçoklar’dan Gün Ay boyundan. Kösedağ Savaşından önce Moğolların-Cengiz Han’ın önünden kaçıp Kafkasya’ya sonra da Fetihten 3-4 yüz yıl önce Anadolu’ya inmişler. Erzincan dolaylarında yerleşmişler. Aile büyüdükçe bölünmüş, Anadolu’nun değişik bölgelerine dağılmışlar, Fatih Sultan Mehmet tarafından bir kolu Rumeli’ye gönderilmiş. Bulgaristan’da Deliorman’da, Hazergrad bugünkü adı Razgrad şehrinde yaşamışlar; Balkan savaşları sonunda 3-4 milyon göçmen İstanbul’a gelmişler, Üsküdar’a yerleşip kök salmışlar.”

Uzun adının parçası “Günay” Gün Ay boyundan geldiklerini ifade ediyor.

Kitapta 2. Dünya savaşı, Kore savaşı haberleri, 6 Ağustos 1945 de Hiroşima ve Nagazaki’ye atılan atom bombası, halkın üzerinde yarattığı etkiler; karartmalar sığınak hazırlıkları, gayrimüslimlere getirilen Varlık vergisi, vergisini veremeyen ailelerin “Aşkale’ye” sürülmesi, korkular!

Yıl 1955 Kıbrıs’ta Makarios gerginliği, İstanbul’da Beyoğlu Taksim’de başlayıp tüm şehre yayılan 6-7 Eylül olayları. Bağnaz kafatasçı nerden geldiği bilinmeyen güruhun kırıp dökme yağma olayları ve Türklerin gayrimüslim komşularına sahip çıkışları…

Bu tarihi olaylar akabinde, Kuzguncuk’ta mahallenin tadı kaçmıştır artık. İnsanlar birbirlerini sevip dayanışma içinde olmalarına karşın, olanlara inanamamaktadırlar. Dostluklarına ne oluyor! Kimler ne yapmak istiyorlar? Neden?… Yine de acıları bal eyleyen komşuluklar… Ardından 1960 darbesi. Dünyada başlayan, yayılan 1968 hareketi.

Kitapta yokluk yıllarında nasıl üreterek ve tasarruf yapılarak, elbiselerin defalarca ters yüz edilerek giyildiği, kırıntı ekmeğin, sabunun ziyan edilmediği de insani duygular eşliğinde anlatılıyor.

Sevgi Gündüz’ün Kuzguncuk’un mevsim geçişleri tabiat güzellemeleri okunmaya değer.

Ne yazık ki bu kitabı kitapçılarda bulamayacaksınız, ancak Dinlenme evinden bağış karşılığı temin edebilirsiniz.

Günay ilk okulu Kuzguncuk’ta, ortaokulu Fıstıkağacı’nda, liseyi Haydarpaşa Lİsesi’nde okur. Cumhuriyet öğretmenlerinin eğitim öğretim hatta maddi yardımlarından faydalanır. 1959-60 yılında liseyi bitirip Fen Fakültesi (Fizik Kimya Botanik) ne kaydolur. Parasızlıktan doktor ağabeyi Metin’in önerisi ile Amerikan Hastanesi’nde yardımcı laborant olarak işe girer, üniversite yaşamı boyunca evine gidemeden, yorgunluktan masalarda uyuyarak eğitimini tamamlar. Amerikan Hastanesi’ndeki çalışma ortamı pek çok önemli isim ile tanışmasına vesile olur. Vehbi Koç ona yurtdışı eğitim ve holdingde iş vaad eder. Günay ailesinin geçimini ve hasreti düşünerek kabul etmez. Yahya Kemal ile tanıştırılır, Rauf Orbay’ın kanını almaya gider, tarihi sohbet yaparlar, Günay’ın tarih bilgisine hayret eder Rauf Orbay. Celal Bayar’ın da kanını almaya gider, benzer tarihi sohbet eski Cumhurbaşkanını da şaşırtır! Tarihe felsefeye düşkündür Yusuf Kâmil Çetin Günay Oraler. Çok okur, okuduklarını da aklında tutarak yerinde kullanmayı bilir.

1964 de Fen Fakültesinden mezun olup, 1969 da doktorasını verip Dr. olur. Ne yazık ki babası Saim Bey o henüz fakülte 1. sınıfında iken vefat etmiş 2. oğlunun başarısını görememiştir. Günay bir sabah babası ile kahvaltıda iken, aniden içine düşen sıkıntı ile onu akşama göremeyeceğini sezer, üzerinden atmaya çalıştığı bu karabasan duyguyu uzaklaştırmaya çalışsa da akşama olay doğrulanır, baba eve dönemez, ararlar, acil olarak hastaneye ulaştırıldığı ancak kaybedildiği öğrenilir. Günay böyle bir önseziye sahip olduğunu acı ile fark eder. Kimseye diyemez…

Günay çocukluğundan beri çok romantik kişiliğe sahip, platonik ve sadece kendi içinde yaşadığı aşkları olan bir gençtir. O yıllarda Matmazaller Günay’ın sırdaşıdır, söyleyemediklerini de anlarlar. Kimselere söyleyemediği pek çok hayali olmuştur. Günay’ın çocukluk aşkları, utangaçlığı hiçbir kıza açılamaması yaşanılan yılların romantizmini de yansıtıyor… Sonunda meslektaşı bir genç kız onun söyleyemediklerini anladığını anlatarak, onunla nişanlanır. Günay adeta diğer yarısını bulmuştur. Askerliği İzmir’de hastanede oradan da Kıbrıs harekâtında cephede devam eder, kısa sürede geri gönderirler. Nişanlısı Güler hanım ile mütevazi şartlarda evlenir.

Çalışma titizliği çalışkanlığı üstlerinin hocalarının her yerde dikkatini çeker. Sultanahmet İlkokul Öğretmen ve Öğrencileri Dispanseri’nde çalışmaya başlar. Başhekim Dr. Mustafa Emre Okur ile olmazları oldururlar… Devlet desteğinin eksikliklerini öz çabaları ile giderir, bağış toplar adeta yoktan var edip dis​panseri tamamlarlar.  O kadar ki! elden düşme bir buzdolabını başhekim ile birlikte sırtlarında taşır getirirler… Diğer feyz aldığı kişi Dr. Nevzat İlhan Şen’dir. Sonraki yıllarda Kadıköy’de Yeldeğirmeni’nde bir bina verirler Dr. Kamil’e. Bomboş, camı çerçevesi dahi olmayan bir bina. Yılmaz çalışma azmi, edindiği cevre, yardımlaşma bilinci ile bu binayı bitirir, semt polikliniği olarak açar. Dr. Kamil’in yolu bellidir artık. Deneyim de kazanmıştır. Eşi Güner hanımın doktora çalışması için gitmesi gereken Paris’e birlikte giderler. Oradaki arkadaşları vasıtasıyla huzurevleri hakkında bilgi sahibi olur. İlerde lazım olur diye detayları not eder.

Dr. Kâmil Çetin Oraler’in yüksek çalışkanlığı azmi güvenilirliği ve insan ilişkilerindeki başarısı ona 1980 yılının 5 Mart’ında Başhekimlik getirir.

5 Mart günü Kadıköy’de açılması düşünülen dispanser binasını görmek üzere Başhekimi ile binaya giderler. Ankara’dan Genel Müdür de gelecektir. Kaba inşaatı bitmiş bina da ayakta yapılan toplantı sonucu Dr. Kamil’in bir elinde imzalı atama kararı, diğer elinde binanın anahtarı kala kalmıştır. Gn. Md. ve kendi Başhekimi Dr. ona başarı dileyip bırakıp gitmişlerdir.

O anları şöyle yazmış Sevim Gündüz: “Üst kata çıktı. Kendisine başhekim olduğunun söylendiği odada duvara yaslanıp durdu. Pencelerde cam olmadığı için içeride güvercinler uçuşuyordu. Odadan çıkıp başka büyük bir odaya geçti. Odanın ortasına molozlar, az ötede inşaattan artakalan tahta parçaları, fayans kutuları yığılmıştı. Her yer toz toprak içindeydi. Fayans kutularının üzerine çöktü. Bir sigara yaktı. Hangi ucundan başlayacaktı? İki buçuk ay içinde bu bina açılışa nasıl hazır olacaktı? Camlar, koca binanın temizliği, hasta odaları, yataklar, laboratuvarlar… Daha neler neler… Üstüne üstlük para da yok! Bir sigara bitti, bir tane daha yaktı.”

Haberi verdiğinde Dr. Eşi sadece “A! Başhekim mi oldun, hayırlı olsun”dan başka hiç bir şey demedi… Günlerce uyuyamadı Dr. Kamil! Bir daha da eşine konu ve endişelerinden asla söz açmadı!

O günden itibaren tanıdığı tanımadığı her kapıyı çalıp durumu anlattı, kurum ve halktan yardım istedi. Para desteği alamıyordu, çünkü makbuz veremiyordu, O da yapılacak işleri anlatıp iş gücü ve malzeme, alet edevat talep etti. İnsanlara sıcak yaklaşımı ve verdiği güven sayesinde destek de buldu. Kimi depolardan toplama, eski yeni demeden her verileni alıp çalışır hale getirdi..

Yaptıklarını şöyle açıklıyordu Dr. Kamil: “Bütün bu karmaşa içinde Dr. Kamil Çetin Oraler olarak tek başıma, kendime ve başkalarına inisiyatif sahibi olduğumu kanıtlamam gerekiyordu. Ve ben de onu yaptım.”

Yıllar içinde insanlara verdiği sağlık hizmetleri , dostluk ve güven duyguları geri döndü, onu tanıyanlar bu en zor dönemde yalnız bırakmadılar. 23 Mayıs 1980 Cuma günü KASEM (Kadıköy Sağlık Eğitim Merkezi) tören ile pek çok güzellik ve zorluklar eşliğinde açıldı. Karşılık beklemeden verilen hizmet ödülsüz kalmıyordu!

1981 yılı kışın yoğun yaşandığı günlerden bir gün kar fırtına kıyamet, hastanede odun kömür bitmiş, ertesi güne yakacak yok! Dr. İlhan Cumhur Türker,  durumu görüp sen üzülme! hallederiz diyerek bir arkadaşı ile birlikte o akşam Yeldeğirmeni’nde ocakbaşı restoranları, kahvehaneleri, meyhaneleri dolaşıp Sağlık Merkezinin yaşadığı zorluğu ve verdiği hizmeti anlatarak “İşte bu merkezde yakacak kömür kalmadı, hastalar yarın soğukta kalacak; sizler şimdi verebileceğiniz kadar yardımda bulunursanız sağlık merkezini belki iki gün idare edecek kömürü alabiliriz” dedi. “O gece liste tutarak para topladılar, Dr Kâmil listenin bir kopyası ile birlikte birer teşekkür yazısını para toplanan mekanlara gönderdi”

“30 yıl sonra o meyhanelerden birine giden birisi o teşekkür yazısının çerçeveletilip duvara asılmış olduğu haberini getirecekti”

Dr. Kâmil yıllar boyu bir kuruşluk dahi katkı sunan, emeği geçen herkese tek tek teşekkür plaket, mektup belge göndermiştir. (Ben de kendiminkilerini saklıyorum)

Ambulansları yoktu, boş arsaya terkedilmiş sahipsiz eski minibüsten ambulans yaptılar. Hep imece hep sevi hep emek karşılığı. Kahramanımızın çalışma azmi ve çevresinde yarattığı etkiyi, bulduğu desteği ben Kurtuluş savaşımızda yapılanlara benzetiyorum. Abarttığımı sanmayın! yoktan var etmek böyle bir şey!

“Yorucu bir günün sonunda, akşamın geç bir saatinde KASEM’den çıkmış evine doğru yürüyordu. Kadıköylü Çingene nalbant berber Sabri Sır’la karşılaştı. Bir halk bilgesi olan Çingene Sabri, Oğlum Kâmil sen herkesten farklı birisin. Sen yaptıklarınla ve yapacaklarınla KARADA BALIK AVLAYAN BİRİSİN. Sen imkansızı başarmaya çalışan birisin, dedi”

KASEM in masraflarını gelecekte de sürekli karşılayabilmek için vakıf kurma ihtiyacı hisseti Dr. Kâmil. Araştırmalar, toplantılar yaptı, projeyi pek çok kişiye danıştı, gönüllüler buldu. Projeler projeleri takip etti.

Kendi sözleri ile: “En önemlisi insan insanın ufkudur! Bu vakıf işine niyetli, vakıfta çalışmaya gönüllü ne kadar çok insan tanırsak o kadar daha doğru ve daha geniş ufka sahip olacaktık. Bu çok önemli idi, beni heyecanlandırıyordu, çünkü bizler ölümlülerdik, ama vakıf yaşatılırsa bizden sonra çok, çok uzun yaşayabilirdi. Bu nedenle kurucuların bu ülküyü benimsemesi yanı sıra, geleceğe taşıyacak kuşaklara aktarabilmesi gerekiyordu.”

Vakıf, tüm diğer projelerine de imkân sağlayacaktı…

Hedefi öğretmenler ve öğrenciler olmak ile beraber tüm insanlardı. Vakıf 14.11.1986 da kuruluş izni aldı. Gönüllüler büyük sevinç yaşadılar. Dr. Kâmil’in boş zamanları gittikçe azaldı, işi tüm yaşamını ele geçirmeye başladı.

Evde eşi de kendisi de çalışıyorlar birbirlerinin işlerine saygı gösteriyorlardı. Dr. Kamil eşine ev işlerinde de yardımcı idi. Ama soğuk rüzgarlar esmeye başlamıştı. Güler Hn. bir gün sakin soğuk cümleler ile ayrılma kararını açıkladı. Dr. Kamil sessizce küçük el çantasını alıp annesinin evine gitti. Çok üzgün yıkılmış idi. En büyük aşkı, kendisinden ayırt edemediği eşi ayrılmak istiyordu.

Günde 4 paket sigara bir müddet sonra onu mide kanaması ile hastanelik edecekti.

Dr. Kamil meslek yaşamının hemen her gününde, yaşlı öğretmenlerin derdini dinlerdi… Bu fedakar emekli öğretmenlerin birçoğu yaşlılık dönemlerinde yalnız kalıyorlardı. Bir fincan çaya, bir kâse sıcak çorbaya, öz bakıma ihtiyaçları vardı, felç geçirenler, yatanlar, bunayanlar acınacak halde idi. Kasev Vakfı öğretmen emeklilerine ve diğerlerine yardımcı olmak için gerekli idi. Milli Eğitim Bakanlığından huzurevi binası ve diğer projeler için boş arazi arandı. Tuzla Esenyalı’da tepede Marmara denizi manzaralı güzel bir arazi buldular. Tahsis belgesi alındı. Pek çok engeller aşılarak proje aşamasına gelindi.

Dr. Kamil Dünya üzerinde huzurevleri konusunda başarılı bulunan ülkelerden, Finlandiya, Almanya, Hollanda, İngiltere, Avusturya ve ABD’den yaşlı bakımevleri ve huzurevleri hakkında bilgi topluyordu.

Büyük araziyi öncelikle tel ile çevirtip bir bölümünü ormanlaştırmak istedi. Medya kuruluşlarına, okullara ve pek çok kuruma duyuru yaparak ormana katkı sunmaya çağırdı. Hatırlıyorum! POWER FM radyo kanalından hafta sonları Öğretmen Ormanı için Tuzla ya ağaç dikmeye çağırırlardı.

Diktikleri fideler bir defasında Pendik belediyesi tarafından sökülmüş, arazilerinden kamyonlarca toprak çekilmişti. Yılmadılar… Ormanı yeniden diktiler…Sonrasında birkaç defa yangın çıktı.  İleriki yıllarda o arazinin Tuzla Belediyesi tarafından imara açıldığını gördük.

Yıllar geçiyordu, KASEM (Kadıköy Sağlık Eğitim Merkezi)’in (yer yokluğu dolayısıyla) birbiri ardına 3 gün süren 10. yıl kutlamalarında Dr. Kâmil, “mutluyum bana verilen görevi başarı ile yerine getirdim, ancak kişilerin ömürleri sınırlı olduğundan, Kadıköy Sağlık Eğitim Merkezi ve onun etrafında genişleyen KASEV’in kişi ömürlerini de aşan süreler içinde daha da etkin başarılı günlere ulaşmasını gönülden istiyorum” diyordu.

KASEM’deki mesai devam eder iken, KASEV Vakfı için para bulmaya çalışıyorlar, yemekler, eşya piyangoları sergiler, kermesler yapılıyor, tanınmış iş adamlarının holdinglerin kapıları çalınıyordu. Yaptıklarını ve yapmak istediklerin anlatıyor bu projeler zinciri için destek istiyorlardı.  Kimi zaman şahsi kimi zaman bürokratik engeller ile karşılaşıyorlardı.  Sonunda KADİR HAS’a ulaştı. Kadir Has Öğretmen Dinlenme evi için büyük bağış yaptı, sonuna gelindiğinde sadece çatısını kapatmadı.

O hiç unutamayacağı gün: Mahkemede ne söylendiğini, ne dediğini hiç hatırlamadan, nereye imza attığını bilemeden, beynindeki uğultunun eşliğinde boşandı. Uzun süre yürüyüp bir dolmuşa bindi. “İçimde bir sıkıntı.. Boğulacak gibiyim… Birden ağlamaya başladım. Hıçkıra hıçkıra ağlıyorum. Şoför sordu? Neden ağlıyorsun ne oldu? Boşandım, dedim. Ağla öyleyse dedi şöför istediğin kadar ağla… Dolmuşta herkes sustu, ben ağladım” diyor kahramanımız Dr. Kamil.

Tüm sevgisi artık KASEV. “Buranın bittiğini bir görsem, odalarına öğretmen emeklilerini bir yerleştirebilsem”

12 Aralık 1996 günü saat 14.00 de Cumhurbaşkanı Demirel, Başbakan Mesut Yılmaz, işadamı Kadir Has, eşleri ve pek çok davetlinin katıldığı tören ile Rezzan-Kadir Has Öğretmen Dinlenme Evi açılışı yapıldı. Mevsim dolayısıyla dondurucu soğuk, organizasyon protokol zorlukları, yerin uzaklığı hiçbir şey bunu engelleyemedi… Davetli listesi 1480 kişi idi. Çok özenli hazırlanılmış, hiç kimsenin emeği, hatırı göz ardı edilmemişti.

150 odalı Dinlenme Evi yaşlı sakinler ile buluşmaya başladı.

Dr. Kamil yurtdışı destek arayışı içinde iken “ODA” adlı bir Japon projesinin varlığını öğrenip başvurdu. Ankara Konsolosluğu’ndaki yetkili projeyi detayları ile öğrenmek istedi, ilgileneceğini söyledi. Dosyalarca bilgi, fotoğraf gönderdi. Japon yetkili grupları, Dinlenme Evi’ni aralıklı olarak defalarca ziyaret ettiler ve daha pek çok görüşme, protokol, hukukçular, imzalar… Sonunda ne mi oldu? Japon “ODA” projesi ile Japon halkına ulaşıldı. Japon Devleti halkına Türkiye’de ki dostlarının ihtiyacını duyurmuş, şehirlerin çeşitli yerlerine yardım kumbaraları koymuş… Bir yıl sonrasında Japon halkı Türkiye’ye bağışları ile birlikte sevgilerini de gönderdiler…

“ODA” projesi için Türkiye’den 400 başvuru yapılmış, KASEV’in başvurusu 1. sırada kabul görmüş…Daha pek çok güzellik birbirini izledi… Binanın girişinde bir plaket var. KASEV JAPON Halkına teşekkürünü kapısına astı.

“Hem kendi olan hem de başkası olabilen biri, demişti Dinlenme Evi’nin erkek sakinlerinden biri onun için. Başka bir erkek sakin de dobra dobra yüzüne karşı, bu adam deli demişti. Garip bir adam! Bizim için kendini tehlikeye atıyor. Ölecek. Garip bir adam”…

Kitaptan yaptığım alıntılar yaşanan duygu ve çabayı daha iyi aktarabilmeyi amaçlıyor. Derin engin sevgi, mutluluk ile mutsuzluğun iç içe olduğu, çalışma azmi, en önemlisi de hasta ve yaşlıya el uzatmak, yaşlılıklarında o insanların her ihtiyacına en iyi şekilde cevap verebilmek adına hibe edilen bir yaşamın öyküsüdür anlatmaya çalıştığım.

2015 yılında annemin bakım ihtiyacı dolayısıyla ikimiz birlikte Kasev Öğretmen Dinlenme Evi Kamil Çetin Oraler Yerleşkesi’ne taşındık. Annem için bakım desteği alır iken bende Kasev Öğretmen Dinlenme Evi’nin dikiş atölyesini gönüllü olarak çalıştırmaya ve onlar adına gelir elde etmeye başladım. Kasev Öğretmen Dinlenme evi Başkanı Dr. Kâmil Çetin Oraler’in ailesine resmen dahil olmuş olduk. O binada yaşadığımız 1 yıl zarfında kitapta yazılanların devamını da bizzat gözlemledim.  Kâmil bey bir insan değil, bir kurum idi. O Kasev yiyip içiyor, Kasev soluyor, Kasev olarak uyuyor, hayal kuruyor ve hiç durmadan çalışıyordu.

Ben o binada yaşadım, her şeyi aynen olduğu gibi gördüm, onlar için gönüllü çalıştım.

Dr. Kâmil’in güncesinden ve ona gönderilen teşekkürlerden örnekler görüyoruz kitapta… Arada çocukluğuna gidip geliyor, annesine ve matmazellere özlemlerini hissediyoruz. Onları düşündükçe mutlu olduğunu anlıyoruz, içindeki çocuk bir yerlerde gülümsüyor.

Dr. Kâmil yaşlılığı KASEV ile karşılar, yaşlıların dünyasında kendine baş köşeyi tutar, onların her derdini kendi ailesi gibi dinler hisseder, onlar ile içlenir. Her biri anası babası kardeşi gibidir. Her an sadece ve sadece onları düşünür, KASEV onların sığınağıdır.

Kasev Tuzla Huzurevi

82 yaşındaki kahramanımız yaşının çok öncelerinde biri gibi çalışmalarına bu gün de devam etmektedir.

Kitabın tekrar basımı için okuyanların geri dönüşleri toplanıyordu; ben de kendi kelimelerim ile şöyle katıldım:

“Sayın Başkanım, baş kahramanı olduğunuz kitabı okumamın üzerinden 1.5 yıl kadar zaman geçti. Okumaya başladığım andan itibaren duygu ve düşüncelerimi çeşitli süzgeçlerden geçirdim. Aşağıda uzun bir yazı var. Kitap hakkında yazmayı arzu ettiğim yazı düşündüklerimin tamamını asla yansıtmıyordu. Aklımdakileri elden geldiğince yazmaya çalıştım. Halâ da yazamadıklarım olduğuna inanıyorum.
Saygılar sunuyorum.”

Ve diğerleri…

“Bu kitap beni yerimden etti, yaşamımı değiştirdi. Tuzla’ya getirtti.

“Aşk ile çalışmaya aşık etti”

Emeğimin geçeceği her an mutluluğumdur. Sebep olanlara HELAL olsun.”

“Sıradan gibi başlayan, ancak her an’ı, yaşamdaki aşk’ın muhtelif boyutlarını hissettiren, buram buram tarih kokan eşsiz bir yaşam öyküsü.”

“Yakın tarihte, imkansızı başarmak isteyen 2 kişi tanıdım. İlk’i ATATÜRK idi. Liderim…

İkincisi tahmin edildiği üzere bizzat görerek, konuşarak feyiz aldığım Dr. Kâmil Çetin Oraler.

Yaşam öyküleri, düşünce ve duygu dünyaları, okuma çalışma azimleri ile birbirine benzeyen bu insanları çok seviyorum.

İkisi de kendi çapları ve gereklilik düzeyinde İMKANSIZI BAŞARDILAR.”

“Yaşamımda “keşke’leri olmayan biri olduğumu sanıyordum. İlk defa “keşke” diyorum.

Keşke 90’lı yıllarda KARADA BALIK AVLAYAN bu kişinin çalışma arkadaşı olabilse idim.  Oltasının misinasının 1 cm. si, kurşununun 1 zerresi olabilse idim… Yapılan işin onurunda bir parça da benim faydam olsa idi. Yıllarım ne kadar daha değerli geçerdi.”

“Sayın Başkanım Dr. Kamil Çetin Oraler’e ve yaşam öyküsünü güzel duyarlı asil kalemi ile kitabında ölümsüzleştiren yazarımız Sevim Gündüz hanımefendiye teşekkür ediyor saygılar sunuyorum.”

Yüreğime dokunan değil işleyen bu kitabı anlatabildim ise mutlu olurum.

Bir gün yolunuz Tuzla’ya düşer ise mutlaka ziyaretlerine gidin.

 

Nezihe Şirvan.

02.03.2021

 

 

 

 

 

 

 

3

Bu yazıyı da okuyabilirsiniz

Sünnileştirme-Araplaştırma Ethem Arı

Makale

8 Yorumlar

  1. FEVZİYE ŞİMDİ

    Güzel tanıtımınız için teşekkürler.

    2
  2. Emeğinize,yüreğinize sağlık…Harika bir yazı…
    Tebrikler…

    3
  3. Nezihe Şirvan

    Bedriye hn. yüreğimi döktüm ve siz onu farkettiniz; çok teşekkür ederim, sağolun.

    2
  4. Nezihe Şirvan

    Fatmanur hn. yorumunuzdaki anlayış ve incelik için teşekkür ederim, yazıma değer kattınız güzel arkadaşım. Dr.Kamil Bey’i anlatmak benim için vazgeçilmez görev gibi, vatan borcu gibi. İyi ki varsınız, sağolun.

    2
  5. Nezihe Şirvan

    Sevgili Asuman hn. değerli öğretmen arkadaşım, Kasev’in Cin Ali’si, sizin de Kasev’de dağıttığınız emek sevgi her türlü takdire değer. Yorumunuz yazıya güzellik ve daha da gerçeklik kattı, çok teşekür ederim.

    2
  6. Fatmanur Caner

    Dr. Kamil Çetin Oraler’ i tanımamızı “Karada Balık Avlayan Adam ,” kitabını bize tanıtarak sağladığınız için sağolun varolun. Yazınız çok özgün ve tanıtımın yaşamınızla içi içe anlatımı çok güzel olmuş. Ayrıca yazımsal üstünlüğünüz için kutlarım. Ben çok hoşlanarak okudum. Harikaydı.👍👍

    2
  7. Asuman Karaarslan

    Merhaba arkadaşım.Ben de Kamil Beyin yaşam öyküsünü okuyunca etkilendim.Çünkü benim babam yardımlaşmayı seven Kasev’e katkısı olan isimsiz bir yardımseverdi.
    1997lerde arkadaşlarımın arabasıyla gittiğimde,binanın yarım halini görünce çok üzülmüştüm bastırdıkları piyango biletlerini elbirliğiyle satmıştık okulumuz Abdurrahmangazi’de.Emekli oluncaya kadar pek fazla yanlarında olamamıştım.
    Emekli olduğumda benim gibi emekli olan Ferhan Ekinci öğretmen ablamla ,huzurevlerini haftada bir ziyarete gidip kitap okuyup mektuplarını yazarız diye konuşurduk.Onları Kasev’e götürmeyi düşünürken bir bayram günü sakinleri ziyaret edip,tanışmışlar Kamil Beyle.O günden sonra bazen birlikte bazen başka arkadaşlarımla ziyarete gitmenin dışında gerek kermes,gerek gezi gerek konser gerekse yemeklerine fırsat buldukça katıldım.Gönüllü olarak görev aldım.Arkadaşlarımın tanımasını sağladım.Tanıdığım sakinlerden örnek aldığım sevdiğim saydığım birçok öğretmenimi örnek aldım.
    Nermin Öğretmenimin minicik kumaşlarının değerlendirmesini özenle yaptığı işleri,Niran Öğretmenimin reçellerini ,sakinlerden kimisinin örgülerini,kimisinin değişikçalışmalarını anlatmadan geçemeyeceğim.
    Bir gezide beni Alican tiplemesiyle adımı değiştirdiler.
    Anlatacak çok şey var ama kaybettiğimiz Atatürk’ü tanıyan Zehra Annemizi,Betül Ablamızı,Cahide Annemizi,Özel Ablamızı aklıma gelmeyen birçok insanı rahmetle anıyorum.
    Yaşadığım birçok anılarla Kasev benim ikinci evim ailem.
    Eşimin tedavisi,cenazesinin oradan çıkması,annemin ameliyat sonrası tedavisinin iyi olması içimden çıkmayan anılar.
    Bu arada birçok arkadaş,dost edinmem Kasev’e borçlu olmamdan.
    Nezihe Hanım seni de tanımak Kasev sayesinde oldu.Rahmetli annenin örgü işlerini görünce hayran olduğumu unutamam.

    3
  8. Bedriye Çakıcı Canbaz

    Aşk ile çalışmayı, alık etti. Yazacağım bütün yorumlara değecek bir söz. Emeğinize kaleminize sağlık.

    3

Bir cevap yazın