Kazdağı’nın Cesur Yürekli Kadınları Çiğdem Çimen

                Doğal güzelliği ve efsaneleri ile dünyaca ünlü Kazdağı’nda yaşamak, sadece yaz aylarının keyfini çıkarmaktan ibaret olamaz. Sabah uyanıp evimin ya da kaldığım otelin bahçesinde bir güzel kahvaltımı yaparım, ardından hazırlanıp denize giderim, akşam Kuzey Ege mutfağının birbirinden lezzetli yemeklerinin tadına bakar, gece de bir eğlence kulübünde sabah ulaşır gibi düşünceler kimin aklına düşerse; bu güzelim bölgenin tarihini, kültürünü, doğa harikası köylerini ve tertemiz bir yüreğe sahip insanlarını öğrenip tanıyamaz. Büyükşehirlerin gittikçe içinden çıkılmaz bir hal alan yaşantısından uzaklaşırken; insanın ruhunu derinden etkileyecek, işte bizim Anadolu insanımız böyledir dedirtecek, geriye dönüp bakılınca insanın içinizi ısıtacak sımsıcak anıları kim gönül heybesine doldurmak istemez ki? Herkes ister değil mi? Hadi gelin o zaman hep birlikte, önce Kazdağı’nın Hasanboğuldu efsanesine uzanalım, sonra da sarp yamaçlarına kurulu köylerindeki yaşantılara konuk olalım.

                Gerçi son zamanlarda Kazdağı’nda turizm yüzünü doğaya döndü. Ama bu dönüşün birçok eksiği var. Sizlere anlatmak istediğim köylerdeki yaşantı ile gerek yazlıkçıların gerekse sahil kesiminde yaşayan yerleşik halkın hayatının birbirinden çok farklı oluşu insan da bu düşünceyi uyandırıyor. Bu durumu sadece turizm ile bağdaştıramayız. Ülkemizin kültürel, sosyo-ekonomik yapısındaki değişimin, geriye döndürülmek istenen birçok konunun olumsuz etkilerini ne yazık ki uzun yıllardır hissediyor ve bütün olup bitene karşı bir Cumhuriyet insanı olarak tepkimizi gösteriyoruz. Çünkü bizim bu topraklara ve geleceğimiz çocuklarımıza borcumuz var. Başta Atatürk’ümüze ve bütün şehitlerimize minnetimiz var. Öyle değil mi, yüreği vatan sevgisi ile atan dostlar?

                Kazdağı’na duyduğu tarifsiz sevgisini, ‘’Benim meskenim dağlardır, dağlar… ‘’ dizeleri ile dile getiren edebiyatımızın usta ismi Sabahattin Ali, fırsat buldukça tek başına Edremit Körfezi’nde doğa yürüyüşlerine çıkardı. Köy halkının yaşamına ortak olur, onları o eşsiz kalemiyle okurlarına olduğu gibi anlattı. Hem de nasıl anlatmak… Edremit’in bir dağ köyü olan Beyobalı Emine ile ova köylerinden Zeytinlili olan Hasan’ın efsaneleşen aşkını bütün dünyaya tanıtacak kadar. Sevgi, emek, fedakârlık, sadakat gibi gerçek aşkın erdemlerini bir insanı nasıl da yücelttiğini gözler önüne serecek kadar… İşte bu ölümsüz hikâyenin izini takip eden okurlar, bugün de aynı duyarlılık ile Hasanboğuldu Şelalesi ‘nin de yer aldığı Kazdağı Milli Parkı’nın eşsiz güzelliğini doyasıya yaşamaktadır. Sevdalandığı Emine’ye kavuşamadan bin pınarlı İda’nın sularına karışıp giden Hasan’ın boğulduğu mevkii de kurulu köylerde binlerce yıldır yaşayan halk da tıp ki bu hikâyeye konu olan yaşantıyı sürdürmektedir.

Hasan’ın ardından sevdasına tutunan, yârini sayıklayıp duran Emine, Kazdağı’nın sarp yamaçlarına kurulu köyünde nasıl kışlık yakacağını hazırladıysa, yükünü sırtlayıp dağdan yürüyerek Edremit çarşamba pazarına gitmişse, dağın zorlu yaşamına göğüs germişse, ailesine ve geleneklerine bağlı kaldıysa; bugün de köy kadınları dağın koşullarını günümüz yaşantısına uyarlamaktadır. İşte o nedenle Edremit’in köylerinde yaşayan bir kadın ile Kuzey Ege sahillerinde yaşayan bir kadını bir göremeyiz. Kent yaşamının zorlukları da elbette var. Bu zorlukları da kendi özümüzden, değerlerimizden uzaklaşarak, sahip olduğumuz haklara gerektiği kadar sahip çıkmayarak, Türk kadınına saygı duymak yerine toplumdaki eşit ve saygın konumuna göz dikenlere artık dur diyemediğimiz için sanki kendimiz de yaratıyormuşuz gibi geliyor. Sizler ne dersiniz sevgili okurlarım? Bu konudaki düşünceleriniz ile sizleri baş başa bırakıyor ve Kazdağı’nın cesur yürekli kadınlarının yaşantılarını gözlemleyebildiğim, tanık olduğum kadarı ile sizleri buluşturmak istiyorum.

 

Edremit’in dağ köylerinde dünyaya gelen bir kadın,  dağda tek başına nasıl ayakta kalabileceğini daha çok küçük yaşlarda öğrenmiştir. Genç kızken, yazın ailesiyle birlikte yaylalar da, kışın da kışlak olarak yurt edindikleri köylerinde yaşamıştır. Dağda çalı çırpıyı, odunu toplayıp kışa herkesten önce hazırlanmıştır. Pazarda satmak için çıraları da el çabukluğu ile kullanıma hazır hale getirmiştir. Dağ havası ve suyu ile yetiştirdikleri ve dağın kendilerine sunduğu bütün meyve ve sebzeleri, Ege’nin şifalı otlarını, bitki çaylarını da toplamıştır. Kendi el emeği göz nuru olan bu ürünleri, geçimlerini sağlamak adına Edremit çarşamba pazarında satmıştır. Yüreğinin güzelliğini yansıtan tatlı diliyle pazara gelen halk ile konuşup onlara köyünün bütün güzelliklerini tanıtmıştır. Vakti zamanı gelince de Emine’nin Hasan’a olan sadakatini, sevgisini, bağlılığını yaşatırcasına sevdiği adam ile dünya evine köyünün geleneklerinin tanıklığında girmiştir. Çalışkanlığı ve üretkenliği, bu kez artık kendi ailesinin geçimini sağlamak için söz sahibi olmuştur. Hem köylerinin bu zorlu yaşamı hem de ülkenin genelinde yaşanan eğitim ve öğretim alanında yaşanılan olumsuz gelişmelerden dolayı kendi okuyamadığı için çocuklarının okumasını bir ana olarak herkesten çok istemektedir. Eşi bir yandan çalışırken kendi de sanki hiç yaşlanmıyormuşçasına, dağdaki yaşamını hiç terk etmeyen o genç kızmış gibi ev ekonomisine ortak olmak, çocuklarını çok daha iyi koşullarda büyütüp okutmak için bu kez yılları geride bırakan, o emektar elleri Kazdağı’nın bolluk ve bereket timsali ürünleri ile buluşur. Sanki zaman hiç akıp gitmemiş gibi Edremit çarşamba pazarındaki aynı yerini alır.

Sevgili okurlarım, işte böyledir Kazdağı eteklerine kurulu köylerinde hayatını sürdüren bir kadının güncesi. Ne sizin ne benim yaşantımıza benzer ne de tatilini geçirmek için Edremit Körfezi’ni tercih eden şehirli bir kadının yaşamına… Ne de bin bir emeği ile büyüttüğü, gözünden sakındığı canından çok sevdiği çocuklarının yaşantısına benzer. Kazdağı’nın dostu bu cesur, elleri öpülesi cefakâr kadınlar, çocuklarına çok daha iyi bir gelecek sunduklarını çoktan bütün dünyaya göstermiştir. Artık köylerdeki kızlarımız da okullarına gitmektedir. Mesleklerine ellerine almaktadır. Her bir genç kızımız, Türkiye Cumhuriyeti’nin çağdaş bir kadını olmaya adaydır. Arkalarında Kazdağı’nın ve yüreği dağ gibi olan analarının gücünü alarak… Gelecekte önlerine çıkacak her türlü zorluğu, karşı sahip oldukları bu güç ile atlatacaklarını bilerek… Kazdağı kadını olmak, işte böyledir onlar kolay kolay pes etmezler, inandıkları dava uğruna sonuna kadar mücadele ederler dedirterek… Dağ ile denizi o hiç bitmek bilmeyen hayallerde buluşturarak…

Çiğdem  Çimen

4

Bu yazıyı da okuyabilirsiniz

Sandık Yarası – Şehriban Tuğrul (Sesli Öykü)

Sesli Öykü

3 Yorumlar

  1. Çiğdem Çimen

    Saygıdeğer Nezihe ve Sibel hanım, değeri yorumlarınız için her birinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Var olun, sevgiler.

    0
  2. Nezihe Şirvan

    Toprağın çocuğu olmak, doğa ile baş etmek, yaşamak yaşatmak, üretmek, koruyup kollamak onlar için olmaz ise olmaz. Şükran borcumuz var. Kutlarım genç arkadaşım.

    2
  3. SİBEL KARAGÖZ

    Kadın olmak hiç bir çoğrafyada kolay değil, elbette ancak eli toprağın içinde, sırtı bir dağa dayalı ise işte kadın, işte emek işçisi, o kadınlar eli öpülesi, şükürdürler. O evlatlar da emekle yoğurulmuş, emeğin ekmekleri, nerede görsem burcu burcu dağ kokusundan tanırım. Cümleleri ıtır, gülümsemesi reyhandır…

    3

Bir cevap yazın