Köy Enstitülü Bir Öğretmen Nurcan Yüksel Öçal

Her zaman gurur duyduğum rahmetli babam, her  aklıma geldiğinde kapatılmasına büyük üzüntü duyduğum Köy Enstitüsü mezunuydu. Çok güzel, çok yönlü eğitilmişti öğretmen babam. Çocuklarına ve öğrencilerine hep çok şeyler öğretmekle ve hep çok şeyler öğrenmekle geçti tüm hayatı. Bize de örnek oldu ama benim düşüncem, biz onun seviyesine asla ulaşamadık. Öğretmenlik, hiç tartışmasız dünyanın en güzel, en zor, en özverili mesleklerinden biridir. Selam olsun, kendini ve öğrencilerini aydınlatan tüm öğretmenlere. Selam olsun hayatını bu güzel mesleğe adayanlara… Atatürk’ün çizdiği yolda giden ve gidecek olan tüm öğretmenlerin her günü kutlu olsun, gelecek onların elinde.

FOTOĞRAF: 90’lı yılların başı

KÖY ENSTİTÜSÜ YILLARI

Arkadaşlarıma yardımı seviyordum, öyleyse öğretmen olmalıydım. Öğretmenime Beşikdüzü Köy Enstitüsüne gitmek istediğimi söyledim, ilgilendi ve babamı çağırdı. Babam biraz itiraz ettiyse de ikna oldu ve okula kabul edildim. 4 Temmuz 1944 yılı, 646 numaralı, 1-D sınıfı öğrencisiydim artık.

Kayıktan inerek, okula ulaştım. Öğrencilerin yüzünde bir karamsarlık vardı. Kızlar ve erkeklerde aynı giysiler vardı, kızlar da pantolon giymişti ve buna çok şaşırmıştım.

Benim aklımdaki okul, sabahtan akşama kadar derslere girilir çıkılır, akşam da ders çalışılır, gezip dolaşılır, yatıp kalkılır, yenilir içilirdi. Efendice bir hayat ama kazın ayağı hiç öyle değilmiş. Okul, iş içinde eğitim veren, az çok herkesi meslek sahibi yapan, her şeye aklı eren, sevgi ve saygıya dayanılan bir yer. Öğretmen ve öğrenci ilişkilerinde sevgi ve saygı ön planda olan ideal bir okulmuş meğer.

Zaman içinde kaynaştık, okul bize mutlu bir yuva oldu. Terk edenler de oldu tabii. Bazen ağır işlerde çalışmış bile olsak yorulmuyorduk. En ağır işimiz briket döküm işiydi. Bunları yapıp, sınıflarımızı inşa ediyorduk. Marangoz, demircilik, balıkçılık, kızlar için de dikiş atölyemiz vardı. Ayrıca tarımda çalışır, halk oyunları oynardık. Diğer okullarla da kaynaşırdık böylece.

İkici Dünya Savaşından çıkıldığı için yeme içme kıttı. Sabahları çorba içilir ya da çay yanında biraz peynir, zeytin olurdu. Öğle ve akşam yemekleri ise çoğunlukla kuru fasulye, nohut, üzüm hoşafı olurdu. İştahlı arkadaşların işi zordu.

Okulun biraz uyduruk da olsa bir hamamı vardı. Cumartesi, pazar kızlara ayrılır, diğer günler erkekler yıkanırdı. Çamaşırhanede görevli olanlar sivillerdi. Çamaşırlarımız üzerinde numaralarımız olurdu. Tüm giysiler buharlı kazanlara atılırdı. İlk yıllarda yataklarımız ottandı, daha sonra pamuğa döndü.

Tarım ve hayvancılık uygulamalı yapılıyordu. Bir kaç ineğimiz ve atımız vardı. Balıkçılık yapmak için de motorumuz ve kayığımız vardı.

Arkadaşlık ilişkilerimiz çok iyiydi. Geçimsizlik ve kavga çok nadir olurdu. Bir arkadaşımı çok kızdırıyorlardı bir ara diğer arkadaşlar, ben de ona, onlara hiç kızmayacaksın, şakalarına şakayla karşılık vereceksin, senin yakanı bırakırlar, dedim, bıraktılar da. Yalnız erkeklerden ya da kadınlardan oluşan bir toplumun hizaya gelmesi çok zordur. Fertler, hem cinslerinin yanında istediklerini söyleyip, istedikleri gibi davranışta bulunabilir. Bu hareketler de karmaşayı doğurur. O ortamda disiplini sağlamak güçtür. Ama toplum karma ise, kişiler davranışlarını frenlemek zorundadır. Utanılacak davranışta bulunmazlar.

Eğlenceye pek zaman yoktu. Top kıtlığı vardı, yalnız voleybol oynuyorduk. Müziğe de önem veriliyordu, en az bir müzik aleti çalamıyorsanız sınıfı geçemezdiniz bile.

İnsan her devirde öğrencilik yıllarını arıyor. O samimi arkadaş topluluğu, oyun, eğlence, sınıf atlamalar, sınıfta kalmalar, acı tatlı günler, bir de bakıyorsunuz sudan çıkmış balığa dönmüşsünüz. Zira okul bitmiş, yıllarımızı birlikte geçirdiğimiz arkadaşlardan etrafınızda kimse kalmamış. Bir meslek sahibi olduğunuza sevinemiyorsunuz bile.

1948 yılında mezun oldum. Tayin edildiğim köye zar zor kara kış şartlarında on günde gidebildim. Okul yoktu bile ortada ama öğrenci kayıtlarına başladım zorluk çekerek. Bazı veliler kızlarını göndermiyorlardı tabii. Bazı çocuklar da olduğundan çok büyük ya da çok küçük yaşlarda gösterilmişti. Yine de tüm zorlukları aşarak eğitime başladım.

BEŞİKDÜZÜ KÖY ENSTİTÜSÜ mezunu babam
HALİS YÜKSEL’in Okul Yıllarından

Yeniden ve sonsuza dek Köy Enstitülerinin bir daha kurulmasını ve oradan yetişen öğretmenlerimizin olmasını istiyorum. Yani; Cumhuriyetimizi koruyan, öğreten ve çocukları tüm kalbiyle seven bütün öğretmenlerin ellerinden öperim. Yalnızca bir gün değil, üç, yüz altmış beş günleri kutlu olsun.

NURCAN YÜKSEL ÖÇAL

6

Bu yazıyı da okuyabilirsiniz

Sandık Yarası – Şehriban Tuğrul (Sesli Öykü)

Sesli Öykü

Bir cevap yazın