Küllerimizden Doğalım Hasan Teoman

On binlerce cinayet işlendi günler içinde… Milyonlar, kızıla dönen ağaçların, tutuşan hayvanların, evlerini yitiren insanların feryadını gözyaşları içinde izledi… Alevler, ülke gerçeklerinden soyutlanarak yaşayan şerefsizlerin kılını bile yakmadı, olsun; yiyip içip güldüler belki de… Sosyal medyada yayılan bir foto ile beyinler ayağa kalkmasına kalktı da, popomuz koltuklardan kalkamadı! Umarsızlığıma hayıflandım, Gezi’yi anımsayıp utandım, ekranlara bakamadım…

Ormanlarla birlikte küle dönen binlerce hayvan, bitki örtüsü ve güzelim yerleşimler belki sıcaklığın, belki de kundaklamalar sonucu yanmıştır, bu araştırılıyor; ancak felaketi yaygınlaştıran gerçek, siyasetin ilkelliği, talan ve yalan çarkının büyüklüğü, tek yerden emir alan bürokrasinin ağırlığı ve turizm çakalların paragözlüğüdür… Kurban bayramında azat edilmiş köleler gibi yurdun dört bir yanına koşuşturan değerli milletimizin bir bölümü bu cinayetlere yakından tanık oldu… Kimilerinin yürekleri dağlandı, kimileri yöredeydiler su taşıdılar, hayvanları kurtardılar, evlerinin küle dönmesini ıslak gözlerle izlediler… Bizler de Ankara’dan Akdeniz’e, Ege’ye dek yanıp küle dönen şanssız bir ülkenin çırpınışlarını canlı yayınlarla izledik… Tanrı’ya ellerimizi açtık, yakanlara, yaktıranlara ve yıllar süren ihmalleri ciddiye almayanlara lanet yağdırdık… Köprü yapımında canına kıyan bir Japon mühendisi anımsayıp “Ne onurlu insanlar varmış dünyada!” diyerek kıskançlık duyduk!

Felaketler vururken koltukta kimin oturduğuna bakmaz; bilime güveniliyorsa baş eğer, inanca güveniliyorsa yıkıp geçer… Siyasal iktidarların bu yıkımları hafife alacak lüksü yoktur… Geçiştiremez ve görmezden gelemez, varsa kendi hatalarını doğanın acımasızlığına yükleyemez… Nedenlerden ve sonuçlardan sorumludurlar… On binleri öldüren 99 depreminin bizlere yaşattığı deneyim, iktidarlarla halkın geleneksel çelişkisinin en güzel örneğini taşır; devlet, onca yapsatçı arasından zavallı Veli Göçer’i suçlu bulmuş 7,5 yıl ceza kesmişti! O iktidar yükü üzerinden attı, ‘yaraları sarılanlar’ ise sessiz kaldı; helalleştiler yani! İstifa eden biri oldu mu? Olmadı! Bugün de değişik bir şey beklenemez…

Kurtuluş savaşının yoksulluğunda bile bu topraklar böylesi bir hainliğin, yağmanın, vurgunun, para kazanma savaşının sahnesi olmamıştı… Yüz yıla yaklaşan cumhuriyet tarihimizde ‘hep yara sardık!’ Ölenler, yıkılanlar, yakılanların ardından ‘hep sargı bezi kullandık!’ Yakanın, yıkanın, götürenin, öldürenin ellerini hiç bağlı görmedik… Bu saatten sonra yönetenlerin “Yaraları saracağız” söylemini tartışmak aymazlıktır… Hangi yarayı sarıp, hangi ağacı canlandırıp, hangi bitki örtüsünü serip hayvanları içine koyacaksınız? Binlerce yılda oluşmuş ormanı otuyla, çiçeğiyle, böceğiyle yani kitlesel bir organizmayı yeniden canlandırabilecek misiniz? Yürekler yandı, kül oldu; onu onarabilecek misiniz? Dahası; uzaydan bakıldığında Anadolu çıplak bir kadın gibi savunmasız, yeşil örtüsünü ürkütmeden üzerine örtebilecek misiniz?

XXX

Ülke yandı, yanıyor!

Ekonomi bitti, bitiyor!

İşsizlik, başını aldı gidiyor!

Hukuk ve adalet, sahibine göre kişniyor!

Pazarda markette yangın; sönmüyor!

Biri yiyor, biri bakıyor, ama kıyamet nedense kopmuyor!

Alınyazısı ve kısmetsizlik halkımıza bir gün yüzü göstermiyor!

En değerli ormanlarımız hayvanıyla, bitkisiyle, böcek çeşitliliği ile yandı, bitti, kül oldu… İnsan elbet önemlidir; bir ağaç da bir insan denli değerlidir… Doğa öyle düşünmüyor; bir an önce özgürleşmek istiyor; insan zulmünden kurtulmak istiyor… Eski gür çağlarına dönmek istiyor… Bu gerçeği mutlaka, doğanın başkaldırışı olarak belleğimizin bir köşesinde bulunduralım… Bir başka gezegene seni beni götürmeyecekler; dünyayı para için yok eden küresel efendiler gidecek! Yoksulluk ve okumamışlık, geri kalmışlık ve çağdışılık, bizlerin prangası olacak… Bu topraklar üzerinde, ona zarar vermeden yaşamasını bilelim… Gidecek başka yerimiz yok! Bilinen sözdür; “kapitalist, gölge vermeyen ağacı keser…” Bilmez ki balta aslında kendi başına iner!

XXX

Yaşadığımız bu katliam, bugüne dek öldürülen kadınlarımız, tecavüz edilen evlatlarımız, inanç uğrana kullanılan çocuklarımız, para için satılan kamu değerlerimiz, topraklarımız, madenlerimiz, akarsularımız denli önemsiz değildir… Yitirdiklerimize duyduğumuz acı ve öfke onları geri getiremez ama bundan sonrası için bir silkiniş yaratabilir…

Acılarımızı paylaşmaktan, sesimizi yükseltmekten, doğru yolu bir an önce bulmaktan başka yapacak hiçbir şeyimiz yok… Türkiye toprakları ağacıyla, hayvanıyla, doğasıyla ve üzerinde yaşayan bizlerle bir bütün; yanan her ağaç gibi bizler de yandık… Bırakalım artık şu siyasal kutuplaşmayı; ülkeyi düze çıkaracak birlikteliği oluşturalım… Sokağa çıkmaya korkan bir kuşak olduk, vatan sevgisine soğuk bakan insanlar olduk, dert dinlemeyen komşular olduk, dokunmayan yılanı besler olduk, ormanlara girip mangal yakmayı özgürlük saydık, canımızı alsalar sesimiz çıkmaz olduk… Korkak, sinik, pısırık, şükürden içi geçmiş, boyun eğici, biat edici, düşünmeyi başkalarına bırakan bir toplum olduk… Kurtuluşu dünyaya ezberleten bu halkın dinamizmine yakışmıyor bu suskunluk… Sömürüye karşı, yalana karşı, bağımlılığa karşı, dinci siyasete karşı, yangına ateşe ve kül olmaya karşı bir dikilelim… Başımız yüksek, gözlerimiz yemyeşil, kaşlarımız kalın, saçlarımız sarı, bakışlarımız keskin olsun… Bu kez, “İlk hedefiniz özgürlük ve çağdaşlıktır” deme zamanı gelmedi mi?

Her yangın geride kül bırakır, küllerinizden doğmak ağırınıza mı gidiyor?

Hasan Teoman

1

Bu yazıyı da okuyabilirsiniz

Sandık Yarası – Şehriban Tuğrul (Sesli Öykü)

Sesli Öykü

2 Yorumlar

  1. Günümüzü anlatan çok değerli bir yazı.Ardarda öyle çok kötü şey yaşadık ki alıştık mi acaba?Kötülüklere alışmak başlıbaşına kötü bir şeydir.Vurdumduymazligi getirir ki bu hiç istenmeyen bir durumdur.Ama ülkem için için kaynayan bir düdüklü tencere gibi.Herkes her şeyin farkında.Kullerimizden yeniden doğma umudumu hiç kaybetmedim.

    0
  2. “Dahası; uzaydan bakıldığında Anadolu çıplak bir kadın gibi savunmasız, yeşil örtüsünü ürkütmeden üzerine örtebilecek misiniz?”….

    0

Bir cevap yazın