Kurbanın Kökeni Nurettin Şenol

Kurbanın kökeninin paleolitik çağa yani taş devrine kadar dayandığı öngörülmektedir. Platon’a göre kurban, ilahlara sunulan armağandır. Armağan sunmanın nedeni, insanlara korku veren doğa olaylarını ilahların kızgınlığına bağlayıp onlara hoş görünmeye çalışmaktır.

Eski toplumlarda kurban, bir bitki olabildiği gibi, bir hayvan ve insan da olabiliyordu.

Bu açıdan kurban, kanlı kurban ve kansız kurban olarak iki türe ayırılabilir.

Kurban armağanı bireysel ya da topluca ayin (ritüel) törenleriyle sunulur. Seçilen kurbanın, bitkiler içinde ürünün en kaliteli, hayvanlar içinde de en besili, en sağlıklı olmasına özen gösterilir. Kurbanlar, tapınakların sunaklarında sunulduğu gibi, sunulan ilahın cinsine göre değişik yerlerde de sunulabilir. Örneğin dağda, deniz kenarında, yeraltında ya da gömütlüklerde (mezarlıkta).

Kurban ayinleri genellikle hasat döneminde yapılır. Ayrıca ilk ve son başaklar biçilmez, tarlada bırakılır. Tohum ekenler kadın olur ve cinsel objeler kullanılır. Kurban, armağan olmasının yanında tarım ve bereketle olduğu gibi cinsellikle de yakından ilişkilidir.

Ortadoğu kökenli dinlere göre ilk kurban Adem ile Havva’nın oğulları Habil ile Kabil zamanından başlamıştır. Kabil çiftçi, Habil ise koyun çobanıdır. Kabil tarla ürünlerinden, Habil ise sürünün ilk doğanlarından kurban sunmuşlardır Rablerine. Tanrı Habil’in kurbanını kabul etmiş, Kabil’inkine ise bakmamıştır bile. Buna çok sinirlenen Kabil, kardeşini öldürür. Habil ile Kabil hikayesi Kuran’da da benzer şekilde geçer.

Eski Mısır Uygarlığında Kurban:

Özellikle Nil ırmağına insan kurban edilmesi çok yaygındır. Bunun yanı sıra hayvanlar da kurban edilir. Kurban edilen hayvanlar arasında ilkel kabile dinlerinde olduğu gibi totemler bulunur. Bu bağlamda tanrı Oziris adına düzenlenen kurban törenlerinde, kutsal bir boğa kurban edilip on dört parçaya bölünür ve töreni izleyen insanlarca eti tüketilir. Kutsal bir boğa ya da öküz seklinde betimlenen Oziris’in dirilişini simgeleştirmek için yenilen boğanın yerine başka bir kutsal boğa konur.

Ayrıca Eski Mısır’da kurbanın, tanrıları doyurmaya yaradığı düşünülmüş ve öyle anlaşılmıştır. En büyük tanrı İsis için de önce dua edilir; sonra onun adına bir inek kurban edilir. Önceden incelenip kurban olarak belirlenmiş hayvanlar, kesilmek üzere tapınağa getirilince odun yığını ateşlenir. Sonra bu ateşe şarap dökülür ve tanrının adı çağrılarak kurban edilecek hayvan kesilir.

Kurban tapınakta yakılırken orada bulunanlar feryat ederek üzüntülerini dile getirirler. Bir süre sonra da bu insanlar, kurban edilen hayvandan arta kalan etleri tüketirler. Eski Mısır’da kurban edilen kuzu ve oğlağın kanı, çevreye sürülür. Sürülen bu kan, tanrının hakkı sayılır. Ayrıca yılda iki kez tanrılara domuz kurban edilir ve ancak bu günlerde domuz eti yenir. Bunun dışında kalan diğer günlerde ise domuz eti yenmez.

Eski Hint Uygarlığında Kurban:

Eski Hindistan’da tanrılara sunulan kurbanların, ölenlerin ruhlarını kurtuluşa eriştirdiğine inanılırdı. Hinduizmde inekler; yer, gök ve havanın anası olarak kabul edilirler. Hindistan’daki dini eğilime göre, insan üç ayrı yoldan kurtuluşa ulaşabilir ki bunlardan biri de kurbanlardır. Kurban, Hinduizmde çok yer tutar. Kutsal kitap Vedaların emrettiği dini yasam kurbanlar çevresinde yoğunlaşmış olup, tanrılar bile kudretlerini ancak kurbanlar ile gösterirler.

Evreni kurbanların yarattığına inanılır. İnsanların tanrılarla iyi ilişkiler içerisinde bulunmalarını sağlayan yine kurbanlardır.

Tanrılara sunulan her şey kurbandır.

Bunun yanısıra, yaz ve kış mevsimlerinde gün dönümleri nedeniyle, tanrılara kanlı kurbanlar da sunulmuştur.

Eski İran Uygarlığında Kurban:

Zerdüstlük’ün kutsal kitabı Zend-Avesta da fiber (su aygırı) denilen bir hayvanın kurban edildiği bildirilmektedir. Yine bu kutsal kitaba göre yalvarış, ibadet ve kurban af dilemeye yarar.

Zend-Avesta’da dikkati çeken bir diğer konu, tanrılara sunulacak olan kurbanların dağlarda, ırmak ve göl kenarlarında 100 at, 1000 sığır ve 10.000 koyun biçiminde sunulmasının istenmesidir.

Dinsel açıdan kan dökücü hayvanların etlerinin tüketilmesi yasaktır.

Zerdüst’ten önce “deva” denen ve kötülüklerin tanrısı Ehrimen’in yardımcısı olan şeytanlara, onları yatıştırmak üzere kurbanlar kesilir. Deva’ların, kesilen kurbanlardan çıkan buğu ile beslendiklerine inanıldığından, Zerdüst kurban kesimini ve bu bağlamda sığır eti yenmesini yasaklar. Ayrıca İran’daki Mitra inancında bütün canlı varlıkların kurban edilmiş bir boğanın kanından doğduğuna inanıldığından, bu inancın ritüellerinde boğaların kurban edildiği bildirilmiştir.

Eski Yunan Uygarlığında Kurban:

Yakarma, şükran ve arınma kurbanları çok yaygındır. En büyük kurbanlarını tanrılar tanrısı Zeus’a adamıslardır. Hayvanları kurban etme yöntemleri inceden inceye saptanarak tapınağın duvarlarına asılmıstır.

Tanrılara erkek hayvan, tanrıçalara ise dişi hayvan, gök tanrılara az tüylenmis ve beyaz, yer altı (öte dünya) ve deniz tanrılarına siyah, ateş tanrılarına ise kızıl/kırmızı renk…kurban kesilirmiş.

*

Erdil Yaşaroğlu

Kurbanın kökenine bakıldığında görülür ki belirli bir inanç ya da dinin uygulaması (ritüeli) değildir. Toplumların korku temeline dayanan, kurtuluş için inanılan güce “kurtulmalık” olarak sunulan bir varlıktır.

Kanlı kurbanlar canlılardan, kansız kurbanlar/ armağanlar ise değerli varlıklardan oluyor.

Kimi toplumlar ise kurbanı gelenekleştirmiş olup ilk amacından başka amaçlar için kesmekte ya da vermektedir. Örneğin Müslümanlar, öteki dünyada cennete giderken kılıçtan keskin, kıldan ince Sırat Köprüsünden geçerken binitleri olacağına inanır, ondan keserler.

Öyküye göre o köprüden geçemeyenler aşağıya düşerler ki aşağısı yanardağ ağzı gibi kor ateştir. İşte orası cehennemdir. İnsanı cennete götürecek binit olunca kurbanın önemi, değeri biçilmez olarak yükseliyor.

15 Ağustos 2018

Nurettin ŞENOL

NURETTİN ŞENOL
NURETTİN ŞENOL son yazıları (Hepsini Gör)
0

Bu yazıyı da okuyabilirsiniz

Sandık Yarası – Şehriban Tuğrul (Sesli Öykü)

Sesli Öykü

Bir yorum var

  1. Kurbanın inanç yönü bir yana. Tıpkı Ramazan davulu gibi. Tıpkı korna korolu düğün konvoyları gibi ve tıpkı sokak düğünleri gibi kent yaşamına, yaşadığımız çağa uymayan, yeni uygulama biçimi bulmamız gereken geleneklerimizden biridir kurban. Her yıl yaşanan katliam görüntüleri, kaçan danalar, sokaklara dökülen atıklar bizlere bir şeyler öğretmiyorsa değişim umudu görünmüyor demektir. Değişime direnerek o kadar çağın dışında kalırsınız ki, uygarlık sizi rahatsız eder ve Kapıkule’ye gelir gelmez özgürlük sandığınız için çöplerinizi yerlere atarsınız.

    12

Bir cevap yazın