Kuşaklar İle Boğulanlar Selda Kıyak Atlamaz

Elinde iğnesi olan bir hemşire olarak vallahi cıs yapasım, iğneyi size batırıp çuvaldızı kendime batırasım var… Sadece vicdanımın sesi ile şöyle bir durup çevreme bakasım var. Z Kuşağının anneleri olarak avaz avaz bağırıp gözlemlerimi buraya yazasım var. Sonra da onlara kocaman sarılasım var. Bir kuşak diğer bir kuşağı nasıl bu kadar boğabilir, nasıl bu kadar nefessiz bırakabilir diye hayretle sorasım var…

Kuşaklar arasında çatışmalar her dönemde olmuştur kabul ediyorum fakat bu sefer çatışmadan farklı bir ötekileştirme var; “Teknolojinin içinde doğdular tabii”, “Hepimizden daha zekiler, ama tembeller işte!”, gibi bir türlü tanımlara sığdıramadığımız o meşhur Z kuşağını konuşurken öz eleştiride bulunup ” Yav biz ne yapıyoruz?” diyerek kendimi kaynar kazana atasım var.

Sevgili X ve Y kuşakları kabul etmeliyiz ki bu güzelim gençlerimiz bizim çizdiğimiz çerçevenin içinde değiller. Ve her şeyden önce sorgusuz, sualsiz bir şeylere inanmak istemiyorlar, kafalarında bir çok soru ve sorun var. Sanırım bizler onların sordukları sorulardan çok o soruların cevaplarından ve sorunlarıyla yüzleşmekten korkuyoruz. Belki aramızda saymakla bitmeyecek yüzlerce fark var ve bunları da değiştirmek mümkün değil. Dolayısıyla ilk gereklilik bu farkları saklamaya çalışmak yerine gerçekçi bir samimiyetle kabul etmek, artık kokuşan o burnu havada bilgiçliği bir kenara koyup “Biz sizden değiliz ancak sizi anlamaya niyetliyiz,” diyebilmek. “En yalnız nesil” olduklarını bir görebilmek .

Bu güzelim kuşak hakkında oluşan diğer algı yanılması gençliğin derdinin yalnızca eğlenmek, iyi vakit geçirmek gibi klişe hazlardan ibaret olduğu. Açıkçası hangi Z kuşağı üyesine sorarsanız sorun buna muhtemelen yalnızca “Keşke…” diyeceklerdir. Biz yetişkinlerin bu algıyı desteklemek için söylemlerimizle, sosyal medya ve espri gibi eğlence odaklı yolları kullanırken bile gençlerimizi yargıladığımızı, tarzlarından dolayı sokakta ürkütücü bakışlarımıza maruz kaldıklarının farkında değil miyiz yoksa fark etmek istemiyor muyuz?

10 sene önce bir üniversite öğrencisinin ulaşabildiği bir çok imkânlara bile sahip değiller ve gençlerimize eğlenmenin biraz lükse kaçtığını görmekteyim. Geleceksizlik ve toplumsal baskılar boğazlarına kadar çökmüşken tek dertlerinin müzik dinlemek ve sosyal medya kullanmak olması mümkün mü? Yoksa yetiştirdiğimiz evlatlarımızı böylesine tanımamazlığa mı geliyoruz? İdealize etmediğimiz gençliğe gözümüzü kapamayı seçsek de hepimiz biliyoruz ve belki hoşumuza gitmeyecek, belki kolaya kaçtığımız bu yolda bizim beklemediğimiz bir tokat yüzümüze çarpacak ama bu gençlerin sosyal medyadan öte çok daha büyük dertleri var: Paraları yok, gelecekleri yok, güvenlikleri yok fakat her sene değişerek onları delirten sınav sistemleri var.

Bütün bunlara nazaran heyecanları ve yurt dışında yaşamak gibi hayalleri var. Peki gençlerimiz bu güzelim ülkemde neyi bulamıyorlar da yurt dışına gitmek istiyorlar diye, hepimizin vicdanlarına bir sorasım var? Z kuşağının derdini öyle çok uzaklarda, istatistiklerde, araştırmalarda, deneylerde falan aramaya hacet yok. Kullandığımız araçları amacımıza dönüştürürsek, Z kuşağının tahayyül ettiğimizin tam aksine ne denli dertli, ne denli aktif aynı zamanda çalışkan olduğunu görebiliriz.

Gidişat ancak onlardan öğreneceklerimizi öğreteceklerimiz kadar kıymetli gördüğümüzde, sorularını sorun olarak görmekten çok bize çözüm yolları olduğunu anlayarak değişmeye başlayabilir ve değiştiğimizde onlara ne kadar ihtiyaç duyduğumuzu görebiliriz. Etik ve ahlaki açıdan ciddi bir nesil olan Z Kuşak hareketlidir, kurnazdır, tasarrufludur, meydan okumaya hazır ve bir o kadar da edeplidir onlara birazcık güvenin ve kendilerini ifade etmeleri için fırsat verelim a dostlar biliyoruz ki onların muhtaç olduğu kudret damarlarında ki asil kanda mevcuttur diyor ve gençlerimize Atamızın bir sözünü hatırlatarak sözlerimi bitirmek istiyorum;

“Türkiye Cumhuriyetinin, özellikle bugünkü gençliğine ve yetişmekte olan çocuklarına hitap ediyorum: Batı senden, Türk’ten çok geriydi. Manada, fikirde, tarihte bu böyleydi. Eğer bugün batı teknikte bir üstünlük gösteriyorsa, ey Türk Çocuğu, o kabahat da senin değil, senden öncekilerin affedilmez ihmalinin bir sonucudur. Şunu da söyleyeyim ki, çok zekisin! .. Bu belli. Fakat zekânı unut! .. Daima çalışkan ol…” ( Mustafa Kemal Atatürk)

Yazan: Selda Kıyak Atlamaz

6

Bu yazıyı da okuyabilirsiniz

Çocukluk Çağımız Daha Güzeldi Sadi Geyik

Anı

Bir cevap yazın