Lacivert Takım Elbise Tılsımı Fuat Keyik


Lacivert takım elbiseler ta küçüklüğümden beri benim hep ilgimi çekmiştir. Sanki lacivert takım giymiş kişiler, benim gözümde sevilen, sayılan, bilgili, şık ve yakışıklı bir havada görünüyorlardı. Gençliğimde bu nedenle bir süre takım elbise seçimimi hep lacivert renk üzerine yapmıştım. Zamanla bu tutumum yumuşadı, yakın çevre yönlendirmeleri veya modaya uyum bakımından farklı renk takım elbiseleri de yeğler oldum. Bu yazımda lacivert takım elbise ile yaşadığım üç minik anımı dillendirmek istiyorum.

Sanıyorum 5-6 yaşlarındaydım. Bekilli pazarı kurulduğu salı günü anamla çarşıdaki bakkal dükkânımıza gitmiştik. Babamın üzerinde yeni aldığı dikine ince beyaz çizgileri olan lacivert bir takım vardı. Kasketi de koyu renkliydi. Alış verişin seyrek olduğu bir dönemde: “Sen dükkâna bakarak ol, biz Fuat’la pazardan öteberi alıp gelelim” diyerek anama dükkânı emanet etti ve beni de eline yapıştırarak birlikte pazar içine yürüdük. O zamanlar pazar merkezdeki geniş ve uzun Çarşı Caddesi’ne kuruluyordu. Caddenin yanlarında bakkal, hırdavatçı, terzi, manifatura, berber, kahvehane, fırın, sarraf dükkânları sıralanırken; cadde ortasında ise yoğunluk manavlar olmak üzere pazara gelen diğer satıcılar iki sıra halinde dizilmişlerdi. Pazar kalabalıktı, insanlar neredeyse sürtünerek geçiyorlardı. Babam tezgâhtan mal seçerken elimi bıraktığında ben sağı solu gözlüyordum. Renk renk çeşitli meyvelerin albenili dizilişlerine, arkalardaki dükkânların vitrinlerine bakarken ne kadar süre geçti bilmiyorum. En sonunda babam elimi tutunca birlikte döndük. Aaa! O da ne? Babam dükkânda! Öyleyse benim elimi tutup getiren kim? Kafamı kaldırınca anladım; babamla aynı takım elbise gitmiş bir arkadaşı olduğunu. Hemen elimi çektim. Babamın yakın arkadaşı beni “Kaybolmasın” diye dükkâna getirmiş. Babam: “Sağ ol arkadaş” dedi. Gülümseyerek: “Kerata nereye kayboldun sen? Ben seni buraya gelmiş sandımdı” deyince şaşırdım, utandım. Adamın üzerindeki lacivert takımına aldanıp yüzüne bakmadığım için babam sanarak eline yapışmışım.

Evlendikten bir süre sonra çelik tencere pazarlama işine bulaştık. Hemen menajerlik düzeyinde satışlar yapınca üstümüzdeki kişiler daha iyi örgütlenme ve daha çok satış yapabilmemiz için hafta içi veya hafta sonu Denizli’ye toplantılara çağırıyorlardı. Bazen üzerimde günlük giyimimle bazen de gömlek, kravat ve lacivert takım giymiş olarak toplantılara katılıyordum. Uzun süren bir toplantı sonrası çok acıktığım için dönüşte garajdaki bir lokantada yemek yemek istedim. İlk kez giriyordum bu lokantaya. Güzel ilgi görmüştüm. Kapıda güler yüzle karşılanmış, kolonya tutulmuş ve en iyi masaya yönlendirilmiştim. Siparişlerim çabuk gelmişti. Leziz yemeklerin parasını öderken: “Teşekkür ederiz, tekrar bekleriz. İyi günler efendim” uğurlaması bile yapılmıştı, daha ne olsun?

Bir hafta bilemedin on gün sonra aynı lokantaya bir kez daha gittim. Ama bu kez aynı ilgiyi göremedim. Siparişimi bile ben çağırmadan almaya gelen olmadı. Para verirken de umduğum sözleri duyamadım. Bir şey demedim ama bozulmuştum. Otobüste lokanta çalışanlarının farklı tutumları için “Niye böyle oldu, ne değişti?” diye düşünürken; üzerimdeki kıyafetlerin sebep olabileceği sonucunu çıkardım. İlk gittiğimde boynumda kravat üzerimde lacivert takım elbise vardı. Son gidişimde ise kot pantolon ve kazaklı idim. Demek itibar lacivert takım elbiseye imiş. Nasrettin Hoca meşhur fıkrasında üzerindeki elbiseye göre ilgi görünce: “Ye kürküm ye” diye boşuna dememiş.

Lacivert takımın son marifetini bir otobüs yolculuğunda yaşadım. Nazilli’de bir arkadaşımı ziyaret etmiş, Denizli’ye dönmek için akşamüzeri bizim Öğretmen Okulu (şimdi ne yazık ki yıktılar) durağında Pamukkale Turizm otobüsüne bindim. Arkalarda bir yer gösterdiler. Başka yerlerden de binenler oldu. Bir süre sonra muavin yeni binenlerden yol parası toplamaya başladı. Herkesten topladı ama benden istemedi. Unuttu herhalde, biraz sonra ister diye bekliyorum. Sarayköy’e yaklaştık, yanımdan geçen muavine: “ Yavrum benden yol parası almayı unuttun.” dedim. Delikanlı rahat: “Abi olur mu ya? Kırk yılın başı arabamıza binmişsin, bir de para mı alacağım?” Şaşırmıştım. Beni tanıdığı birine benzetti herhalde. “Niçin almıyorsun?” diye zorladım. O zamanlar Pamukkale Turizm otobüs sürücüleri lacivert takım elbise giyiyorlardı. Üzerimdeki takımı süzerek “Abi siz bizim firmanın şoförü değil misiniz?” sorunu sordu. Ben de “Hayır, ben öğretmenim.” deyip paramı uzattım: “Al şu yol paramı.” Çocuk utandı ve de o kadar ısrarıma karşın: “Olmaz abi, almam. Bu kez böyle oluversin.” deyip yanımdan uzaklaştı. Gülümsedim. Lacivert takımım sayesinde böylece beleşe yolculuk da yapmış oldum.

6

Bu yazıyı da okuyabilirsiniz

Çocukluk Çağımız Daha Güzeldi Sadi Geyik

Anı

2 Yorumlar

  1. Fevziye Hanım ilginiz için teşekkür ediyorum.

    1
  2. FEVZİYE ŞİMDİ

    Takım elbiseler her zaman çoğu kişi üzerindeki etkinliğini hâlâ sürdürmekte. Kaleminize sağlık, gülümsettiniz.

    1

Bir cevap yazın