Adnan Koşcağız  1. Bölüm

Adnan Koşcağız 1. Bölüm

(Aşk denilen şey bir kandırmaca mı?)

Uçakta rahat koltuklarında yolculuğun tadını çıkarırcasına sere serpe oturan veya tedirgin tavırlarla etrafını süzen hatta korku ile gözbebekleri büyümüş insanlar hepsi aynı kaderi paylaşmaktadır. Yeryüzünden on bin metre veya daha yüksekte, boşlukta, metalden bir tüpün içinde bulunduklarını unutup; kafalarını koltuk genişliklerine, koltuk aralarının darlığına, yemeğin sunuş biçimine ve lezzetiyle şarabın kalitesine takarak aralarında tartışmalara girerler. Hatta bazen hosteslerin giysisine, makyajına takanlar ve neden gülümsemelerinin sahte olduğunu irdelemeye çalışanlara da rastlanmaktadır. Uzun bir uçuşun ilerleyen saatlerinde daha önce hiç görmediği yan koltuktaki yolcu ile arkadaş olup da ne kadar çok uçtuğunu, kaptandan bile daha bilgili olduğunu iddia edenler bile olmaktadır. İşi daha da ileri götürenler ise, bazı şeylerin yanlış yapıldığını hostese söyleyerek, kaptanı uyarmasını isteyebilmektedir.

Adnan Koşcağız  1. Bölüm

Emekli kaptan, güzel bir uçuş olacağına kendini inandırdığı bu seferin tadını çıkarmak için içtiği şarabın ve aşağıda bulutların arasından görünen kıyı şeridini seyrederken kulaklığından gelen hafif müziğin büyüleyici nağmelerine kendini bırakmıştı. Ne kadar zaman geçtiği önemli değildi, o dinlediği müziğin ve içtiği şarabın zevkini sonuna kadar çıkarmak istiyordu, dışarı bakıyordu ama boş gözlerle… Birden havanın karardığını fark etti, ancak hâlâ dışarıya bakıyordu. Bu sırada hostesin kendisine bir şeyler söylemeye çalıştığını fark etti ve o tarafa dönerken kulaklığını araladı, müzikten kopmak istemiyordu. Hostes yemek isteyip istemediğini soruyordu, o soruyla birlikte yaklaşık on saattir midesine hiçbir kırıntı dahi girmediğini hatırladı ve:

– Bir şeyler yersem çok sevinirim, dedi. Yemekle beraber bir kadeh şarap daha içti, herkes yemeğini daha önce bitirmiş ve istirahat durumuna geçmişti. Önündeki koltukta oturan, kendisi gibi beyaz saçlı, tepesindeki saçları azalmış olan adam, uykusunda sık sık sıçrıyor ve kısık sesle anlamsız şeyler fısıldıyordu. Etrafına bir zararı yoktu ancak çok huzursuz olduğu besbelliydi.

Adnan Koşcağız  1. Bölüm

Uçağın ön kısmında yer alan özel bölmede bulunan ve yatak haline gelen koltuklar, birilerini yatak odasındaymış gibi hissettirmiş olacak ki öndeki çift uzun uzun öpüşüyordu. Üstlerini örttükleri battaniyenin altından ne yaptıklarını tahmin etmek ise hiç de zor değildi. Tecrübeli kaptanın yıllar önce yaşadığı bir olaya ne kadar da benziyordu, ancak bu gençler balayının tadını çıkarmaya gidiyorlardı.

Ya kendi yaşadıkları; onlar uçakta görevli genç, bir erkek kabin amiri ve bir hostesti üstelik görev yerlerinde oturuyorlardı:

Uzun bir gece uçuşunun ilerleyen saatlerinde yolcuların istirahate çekildiği ve kendi işlerinin bittiği bir saatte kabin içindeki ışıklar da söndürülmüştü. Aslında bu uçuşu birlikte yapmak için çok uğraşmışlar, birkaç uçuş programı uğraşıdan sonra işte istediklerini elde etmişlerdi. Bu seferin sonundaki varış meydanında üç günlük bir yatı görevinde lüks bir otelde ekipçe kalınacaktı. Şirkete girmeden önce ikisi de maddi imkânsızlıklar içerisindeki ailelerinin büyük fedakârlıklarıyla okuyabilmişler ve bu şirkete girebilmişlerdi. Her ikisi de düşük gelir seviyesinde olan ailelerine maddi destek vermek zorundaydılar ve diğer okuyan kardeşlerine de örnek olmaları gerekiyordu.

Kaptan kokpitin kapısını açmış ve sağ taraftaki lavaboya yönelmişti ki kabin amirinin koltuğunda iki kişinin olduğunu ve üstlerinde başlarını da örtecek şekilde bir battaniye olduğunu gördü. Kaptan tuvaletin kapısını açtı ve içeri girerken battaniyenin üst tarafının aralandığını fark etti, tuvalete girdi ve kapıyı kapattı. Ellerini yıkarken bitaraftan da nasıl davranması gerektiğini düşünüyordu. Yapılacak en kolay şey, rapor yazarak durumu ilgili birimlere bildirmekti. Yönetim bu tür konularda çok hassastı ve derhal şirketteki görevlerine son verirdi. Diğer bir seçenek, hiçbir şey olmamış gibi doğruca kokpite yönelmekti ancak bu durum gerçekle ve yönergelerle uyuşmuyordu.

Dışarı çıktığında, battaniyenin altındaki iki kişinin ayakta ve suçlarını kabul edercesine önlerine baktıklarını ve kımıldamadan öylece durduklarını gördü. Onlar kaptanın konuşmasını bekliyorlardı, kaptan ise onlardan bir açıklama bekliyordu. Kısa bir süre sonra, amir;

-Durum için özür dileriz, uygunsuz bir tavır içerisinde bizi gördünüz. Savunacak herhangi bir sözümüz yok, ancak bilmenizi isteriz ki dün akşam aileler arasında söz kesildi, yakında nişanımız var, dedi.

Kaptan hiçbir şey söylemeden kokpite girdi ve kapıyı kapattı, daha sonra da kimseye bir şey söylemedi ve konuyu hiçbir yerde açmadı.

Aradan yıllar geçti, yine böyle bir uçuşta, uçuşun sakin olduğu, işlerin hafiflediği bir saatte, kabin amiri kokpite elinde iki küçük pasta ve iki kahve ile girdi. Elindekileri pilotlara verdi, izin isteyerek pilotların arkasındaki koltuğa oturdu. Kaptan, bu nazik hareket ve pasta için teşekkür ettikten sonra;

-Bu pastanın bir sebebi var mı? diye sordu. Amir;

-Oğlumun bugün birinci yaş günü, sizinle uçacağımı öğrenince hem çok heyecanlandım hem de bu pastayı tatmanızı istedim. Eşimin de çok hürmet ve saygıları var. Uçuşun başından beri size nasıl kendimi hatırlatacağımı düşünüyorum. Aradan dört sene geçti, bu sürede sizinle hiç uçamadık -battaniye-  desem hatırlar mısınız? Kaptan bir an durakladı, geriye doğru hafızasını yokladı!

Adnan Koşcağız  1. Bölüm

-Ben o olayı çoktan unutmuştum, evliliğiniz hayırlı uğurlu olsun, Allah oğlunuza da uzun ömürler versin, dedi ve o uçuşu tekrar hatırladı, içinden ‘zaman ne kadar da çabuk geçiyor’ diye geçirdi.

 Acaba doğa gençleri, türün devam etmesi için kandırmaya mı uğraşıyor? Aşk denilen şey, çocuk yapmakla sonuçlanması gereken bir kandırmaca mı? Yoksa canlıların çoğalması için, evreni var eden gücün karşı konulmaz bir emri midir?

O bunları düşünürken bir süre sonra göz kapakları ağırlaşmaya başladı ve sonra da gözleri kapanarak derin bir uykuya daldı.    

Emekli kaptanın uykuya daldığı dakikalarda, onun da içinde bulunduğu uçak, uçsuz bucaksız gibi görünen karanlık gökyüzünde, çok sakin bir bölgede, yoğun ve fırtınanın hiç durmadan karıştırdığı bir bulut yığınının epey yukarısında, sanki duruyormuş gibi hiç sarsılmadan ilerliyordu. Buz gibi parıltılı yıldızların serpiştirildiği gökyüzünde, dörtte üçü seçilen ay tersine asılmış bir fener gibiydi. Yolcuların bir kısmı hâlâ uyuyor bir kısmı ise tavandaki okuma lambasını yakmış, yanında getirdiği kitabını inişten önce bitirmeye çalışıyordu. Kokpitin kapısının açıldığını öndeki yolcular dâhil hiç kimse uçağın kalkışından beri görmemişti. Ancak zaman zaman öndeki perde sıkı sıkı kapatılıyor, bir süre sonra yine açılıyordu ve pilotlara bu şekilde ulaşıldığı belli oluyordu. Beş dakika kadar önce kabin amiri pilotlara iki sade kahve götürmüş kısa bir söyleşiden sonra yerine geri dönmüştü.

O günkü uçuşta kabin ekibi; amir dâhil sekiz personelden oluşturulmuştu. Kabin amiri, kalkıştan önce tüm ekibin katıldığı brifingde kaptanın verdiği uçuş süresine uygun olarak ve Kabin El Kitabı istekleri doğrultusunda kendi brifingini yapmıştı. Buna uygun olarak da, tüm görevler ekip olarak yerine getirilmişti.

Adnan Koşcağız  1. Bölüm

Uzun uçuşun sonlarına doğru yaklaşıyorlardı, uçak doluydu ve kabin ekibi canla başla çalışmış ve oldukça da yorulmuştu. Amir yolcu kabinini bir kez daha dolaştı bir aksaklık olmadığını gördü, birkaç yolcu su istemişti onlara sularını verdi ve yerine oturdu. İniş için hazırlıklar da tamamlanmıştı ve kaptandan gelecek iniş anonsunu bekliyorlardı. İniş için alçalmaya başlayalı oldukça uzun zaman olmuştu, herhâlde kaptan iniş anonsunu unuttu diye içinden geçirdi amir. Zaman zaman bu tür aksaklıklar kokpitin iş yükünün ağırlığı nedeniyle olabiliyordu, hele hele Afrika ülkelerine olan uçuşlarda bu tür hatalar doğaldı. Pilotların her zamankinden daha dikkatli ve uçuşa tam yoğunlaşmış olmaları gerekiyordu.

Afrika ülkelerinde, gelişmiş Avrupa ülkelerinin veya Amerika gibi teknolojik üstünlüğü olan devletlerin olanakları yoktu. Bu kıta üzerinde yapılan uçuşların büyük bölümünde pozitif radar kontrolü olmadığı gibi yer istasyonları ile telsiz teması dahi kurulamıyordu. Bu nedenle Uluslararası Uçuş Kurallarına göre; bu bölgede uçan uçaklar, önceden belirlenmiş, herkes tarafından bilinen telsiz frekanslarında herhangi bir istasyondan cevap beklemeksizin, mevki raporu vererek bölgedeki tüm uçuş trafiğini kendilerinden haberdar ediyorlardı. Bu şekilde uçak çarpışmalarının önüne geçilmesi ve pilotların kendi aralarında, acil durumlara karşı haberleşmeleri sağlanarak biraz da olsa emniyet sağlanmış oluyordu.

Kabin amiri saatine bir daha göz attı, iniş zamanı otuz beş dakika geçmişti. Oturduğu yerden aşağıya baktı bir şeyler görmek ve rahatlamak istiyordu. Fakat hava hâlâ karanlık olduğundan yeri tam olarak seçemiyordu, ancak aşağıda denizi ve sahili seçebildi. İniş meydanının sahile çok yakın olduğunu biliyordu, ancak bir terslik var gibiydi, iniş paterni için hâlâ çok yüksek olduklarını düşünüyordu. Daha fazla bekleyemedi ve kokpit ile aralarında iletişimi sağlayan telefon ahizesini kulağına koydu ve kaptana çağrı yaptı, daha konuşmaya fırsat bulamadan kaptanın tok ve sakin sesini duydu, ‘Biraz gecikiyoruz, siz yolcuya standart anonsunuzu yapabilirsiniz’ dedi. İçi ferahlamıştı ve anonsunu yolcuya ve diğer kabin ekibine yaptı ama hâlâ şüpheleri vardı.

Bu arada kaptan, ikinci pilota haritadan, yakındaki diğer mevki gösterici yer istasyonlarının frekanslarını bulmasını ikinci defa ikaz ediyordu. İkinci pilot bulduğu her frekansı denediğini fakat hiçbirinden yanıt alamadığını kaptana bildirdi. Yüksek dağlık bir bölgede uçuyorlardı ve kaybolmuşlardı… Neden, nasıl olduğunu düşünüyordu, sanki beyni durmuştu, böyle bir şey nasıl olabilirdi.                         

Deniz ve karanın görüntüsünden gitmek istedikleri iniş meydanının çok uzaklarında olduklarını hissediyorlar fakat ihtimal veremiyorlardı. Kaptan çok tecrübeliydi ve şirketin en kıdemli kaptanlarından biriydi. Bir anda tüm meslek hayatı gözünün önünden bir şerit gibi geçti. Hava Kuvvetlerinde uçarken Jet Savaş Uçağının kokpitinde yalnız ve tek başına ne kadar başarılı görevler yapmıştı. Kıbrıs Barış Harekâtına pilot olarak katılmış, her uçuştan sağ ve salimen yere inmişti. Buradaki çaresizlik sadece kendi hatası değildi, uçağın tüm seyrüsefer sistemleri hata yapmıştı ve bunu anladıklarında da kaybolduklarının farkına varmışlardı. Şimdi; bu uçaklarla Afrika’nın bu tür meydanlarına uçmanın riskli olduğunu defalarca yönetime bildirdiklerini hatırlıyordu, işte korktuğu başına gelmişti. Aklından bunlar geçerken ağzından küfürler çıkıyordu, o anda ikinci pilotun “Kaptanım yakıtımız çok az kaldı sadece fazladan bir iniş paterni yapabiliriz” ikazı ile tekrar gerçeklere geri döndü. Yapılacak tek şey yolcuyla dolu olan uçağı emniyetle yere indirebilmekti ama nasıl? Kaptan kararını verdi ve net bir komutla:

-Solda gördüğümüz sahile iniş yapacağız, dedi.

İkinci Pilot hiçbir şey söylemeden verilen komutları yerine getiriyordu:

-Sürati düşür…

Sonra büyük bir sessizlik…

Uçağın motor gürültüsü ile kalp atışları birbirine karışmıştı, hatta kalp atışlarının sesi çok daha kuvvetliydi. Bu sessizliği bölgedeki bir uçağın mevki raporunu veren pilotun bezgin fakat kendinden emin sesi bozdu.

DEVAM EDECEK

 

Adnan Koscagiz
Adnan Koscagiz son yazıları (Hepsini Gör)

Bu yazıyı da okuyabilirsiniz

Babalar Günü Nurettin Şenol

Babalar Günü Nurettin Şenol

Deneme

Bir yorum var

  1. FEVZİYE ŞİMDİ

    Okurken kendimi uçağın içindeymişim ve her şeyden haberim varmış gibi hissettim. Kaleminize sağlık.

    0

Bir cevap yazın