Mevlâna Bu Değil!

1.Bölüm

– Mevlâna Celaleddin Rumi yalnız doğuda değil, batıda da en fazla ilgi uyandıran, dünyaca ünlü bir şair, mutasavvıf, (gizemci) mütefekkirdir. (düşünür) (1) Bugün Afganistan’da bulunan doğum yeri olan Belh, çok eskiden beri Hind kültürü ile İran kültürünün tanıştığı, kaynaştığı önemli bir merkez idi. Hind mistisizmi ile İran Gnostisizmi (İrfancılık-bilinircilik), İslam’dan önceki dönemlerde Belh şehrinde gayet canlıydı. İşte Mevlâna ve babası Baha Veled böyle bir merkezdeki irfan pınarından beslenmişlerdi.(2)

– Vaktiyle Horasan bölgesinde akliyecilerle sezgiciler arasında şiddetli bir mücadele olmuştur. Tuğrul Bey’in veziri Ebu Nasır el Kunduri de mutezile mezhebinden bir akliyeci olarak, sezgicileri siyasi baskı altına almaya çalışıyordu.(3) İmam Kuşeyri , “İmamül-Haremeyn, Ebu’l Maali el Cüveyni gibi ilim ve fikir adamları akliyecilere karşı şiddetli mücadeleye giriştiler.(4)

– Tuğrul Bey bu ilim adamlarının yanında yer alarak, önce veziri Ebu Nasır el Kunduri’yi tutuklattı, daha sonra bu vezir idam edildi. İmam Kuşeyri ve imam Cüveyni’nin talebesi olan imam Gazzali (505-1111) de felsefeci ve akliyecilere karşı savaş açarak onlar aleyhinde felsefenin yıkımı demek olan “Tehafütü’l Felasife” adlı  eserini yazdı. İmam Gazzali’nin bu çıkışına karşı Mağribli ünlü flozof İbn Rüşt (590-1193)’de İmam Gazzali’nin Tehafütü’l Felasife” adlı eserini kastederek “Tehafüt-üt Tehafüt” (Tehafütün yıkımı-Yıkımın Yıkımı) adlı eserini yazarak onun görüşlerini şiddetli bir tenkide (eleştiri) tabi tutmuştu. Mevlâna’nın babası Bahaü’d-din Veled’de, sezgici fikir adamı olarak İslam Dünyası’nın en tanınmış  akliyecilerinden olan Fahrü’d-din-i Razi ile aralarında fikir münakaşaları (tartışma) olmuş.  Harzemşahlı Muhammed Şah, Fahrü’d-din-i Razi’yi destekleyip  onun fikirlerini devletin resmi görüşü haline getirince, Bahaü’d-din Veled orada tutunamayarak göçmek zorunda kalmış ve Anadolu’ya gelmişti. İşte Mevlâna da babasının yolunda ve onun mensup olduğu fikir hareketini takip eden bir fikir adamıdır. Fahrü’d-din Razi’nin talebelerinden de Anadolu’ya gelenler olmuştur. Bunların en ünlülerinden biri Ahi Evren diye bilinen Hace Nasirü’d-din Mahmud’dur. (5), (Nasreddin Hoca)

–  Bilindiği gibi Mevlânâ, Anadolu’nun ve İslam dünyasının Moğol istilasına maruz kaldığı bir dönemde yaşamıştır. Moğollar, özellikle Anadolu’ da çok büyük katliamlar gerçekleştirdiler. Moğol iktidarının Anadolu’daki zulmüne ve emperyalizmine karşı birçok ayaklanmalar oldu. Bütün bu ayaklanmalar Moğollar ve Moğol yanlısı yöneticiler tarafından çok şiddetli ve acımasız bir şekilde bastırıldı.(6) Bu dönemde Mevlâna Moğol yanlısı bir tutum izleyerek, işgali savunmuş, tıpkı Yunan işgalinde İskilipli Atıf Hoca gibi Moğol askerlerinin kutsal askerler olduğunu, onlara karşı gelmek yerine isteklerinin karşılanması gerektiği yönünde fetvalar vermiştir. Mevlâna’ya ait diye yazılan, söylenen ve paylaşılan birçok özdeyiş gibi, “Ne olursan ol yine gel” sözü de Mevlana’ya ait değil Orta Asyalı ünlü sufi Ebu Said Ebu’l Hayr’a aittir.

   – Daha anlaşılır bir dille söylemek gerekirse Mevlâna, İslam dinini akıl çizgisinden çıkaran İmam Gazali’nin günümüze “Radikal İslam” olarak yansıyan inanç-kul kültürü temsilcisidir. Böyle birinin laik Atatürk Cumhuriyeti yöneticilerince kutsanması, her yıl adına düzenlenen törenlere katılması, Mevlâna’nın gerçek kimliğinin bilinmemesinden kaynaklanıyor olmalıdır.

(1) – Mikail Bayram /Ahi Evren Mevlâna Mücadelesi / Nüve Kültür Merkezi Yayınları 2012 s.231

(2) – Aynı kitap s.234

(3) – Aynı kitap s.562

(4) – Rafeddin Yaltkaya “Selçuklular Devrinde Mezahib” Türkiye Mecmuası, İstanbul 1925, s.101-115

(5) –  Mikail Bayram /Ahi Evren Mevlâna Mücadelesi / Nüve Kültür Merkezi Yayınları 2012 s.232-233

(6) –  Aynı kitap s.236

Not: Bu eser kırk senelik bir çalışma ve araştırmanın ürünüdür. Akademik çalışmaya başladığım tarihten itibaren yurt içinde ve yurt dışında el yazması eser ihtiva eden kütüphanelerde çalışmalarımı sürdürmekteyim. Bu çalışmaların süresi içinde edindiğim müktesebat beni, bil-mecburiye Türkiye Selçukluları zamanında Anadolu’da teşekkül eden dini, siyasi, sosyal  ve ekonomik olayların içine çekti. Çünkü el yazması eserler arasında bu devrin dini, siyasi ve sosyal ekonomik olaylarına ve bu olaylardaki gelişme ve yapılanmalara ışık tutan bilgi ve belgelerle karşılaşıyordum. Haliyle o devrin fikir hareketleri, kültürel yapılanmaları çalışmalarıma konu oluyordu. Bu konular etrafında müstakil eserler ve makaleler yayınladım.

Bu cümleden olarak Türkiye Selçukluları döneminde güçlü bir fikir ve aksiyon adamı olarak karşımıza çıkan  Ahi Evren Hace Nasirü’d-din Mahmud ve etrafındakiler üzerinde çalışmalar yürütürken, bu çevreler ile çok ünlü ve güçlü şair Mevlana Celalü’d-din-i Rumi ve çevresindekiler arasında yaşanan mücadeleleri deşifre etmeye yöneldim .. Bu iki zümre arasındaki dini, siyasi ve fikri mücadele bu eserin konusunu teşkil etmekte ve orijinal bilgiler ihtiva etmektedir.

Önsözden

20.02.2012

Prof. Dr. Mikail BAYRAM

2.Bölüm

– Ahi Evren ve Mevlânâ aynı dönemde, Selçuklu Anadolu’sunda yaşamışlardır. Ahi Evren daha çok Kayseri’de, Mevlânâ Konya’da, biri Türkçeyi ön planda tutarken ve işgalci Moğollara karşı çıkarken, Mevlânâ Farsça konuşup yazıyor ve Moğollara destek veriyor, destek vermekle de kalmıyor, halka Moğol askerlerinin kutsal askerler olduğu, onlara karşı çıkmak yerine isteklerinin karşılanması yönünde fetvalar veriyordu. Ahi Evren Nasreddin Hoca Türkmen’dir, Mevlânâ Türkmen değil.


– “İslam Dünyası’nda çok eskiden beri akliyeciler (Rasyonalist) ile sezgiciIer (içe doğuşçu) birbirleriyle mücadele halindeydiler. Akılcılar gerçek bilgiyi elde etmek için aklın ve mantığın ilişkili olduğunu savunmuşlar hatta akıl, imana varmanın ve Allah’ı bulmanın vasıtası olarak görmüşlerdir. KeIamcı filozoflar bu zihniyetin temsilcileridir. Sezgiciler ise, gerçeğin bilgi ile içe doğuş ile elde edilebileceğini, imana varmak, Allah’ı bilmekte aklın hiç bir fonksiyonu olamayacağını, içe doğuş ile hidayet-i ilahi ile Allah’a varılabileceği, iman edilebileceği tezini savunurlar. İşte Mevlana bu ikinci düşünce tarzının incilerindendir.” (1)

– “Hülagu Han tarafından Anadolu’ya vezir olarak tayin edilen Tacu’d-din Mu’tez, Moğollara ait vergileri toplamakla görevliydi. Mevlana’ya yazdığı bir mektupta: “Moğolların vergilerinin çokluğundan ve onlara hizmet etmekten vakit bulup ziyaretinize gelemiyorum” demektedir. Mevlana da ona, “Moğollara hizmet etmesinin hakça bir iş olduğunu, Moğolların Müslümanlara emniyet ve güven sağladıklarını bildirmekte ve “Sen Moğolların gönlünü rahatlatarak Müslümanların huzur içinde kulluk etmelerini sağlıyorsun” demektedir. İşte Mevlana ve çevresindekiler böyle bir siyasi anlayış içinde olmuşlardır.” (2)

– “Genel olarak Ahiler ve Türkmenler yağmacı ve işgalci bir güç olan Moğol emperyalizmine karşı savaşırlarken, isyanlar çıkartırlarken Mevlana ve çevresinin Moğollarla hoş ilişkiler içinde bulundukları ve Moğol iktidarının meşruiyetini vurgulamaya çalıştıkları görülmektedir.” (3)


– “Mevlana ile Moğollar arasındaki bu sıcak ilişkiyi kuran da Şems-i Tebrizl olmuştur. Şems-i Tebrizi bir Kalenderi şeyhi idi. Moğollar Anadolu’ya gelmeden önce bu Kalenderi dervişlerle aralannda iyi ilişkiler kurulduğu görülmektedir. Şems-i Tebrizi’de bir Kalenderi olarak Anadolu’ya gelmeden önce Moğollarla iyi ilişkiler içine girmiş olmalıdır. Vakta Şems’in bir süre Erzurum’da ikamet ettiği bilinmektedir. Moğollar Azerbaycan ve Doğu Anadolu’da iken Şems-i Tebrizi’nin onların hizmetine girmiş olduğunu düşünüyorum. Hatta Moğolların onu görevli olarak Anadolu’ya göndermiş olmaları da kuvvetle muhtemeldir. Çünkü daha sonra gelişen siyasi olaylar ve onun Anadolu’daki faaliyetleri bunu ister istemez akla getirmektedir.” (4)


– “Şems-i Tebrizi Konya’ya geldikten sonra Mevlânâ Celalü’d-din Rumi ile halvete çekilir ve medreseyi terk ederler. Bilginler, Şems-i Tebrizi’yi Mevlânâ’yı medreseden alıkoydu diye Sultan Alaü’d-din Keyhüsrev’e (Gıyasü’d-din Keyhüsrev olmalı) şikâyet ederler. Sultan bu şikâyetleri dinlemeyince, bilginler sultana küsüp Konya’yı terk ederler. Konya halkı da böyle bir sultana itaat caiz olmaz diye Cuma namazlarını kılmamaya karar verirler.”(5)

– “Mevlânâ’nın Mesnevi hakkındaki beyanları açıkça göstermektedir ki, o Mesnevi’nin Allah tarafından kendisine vahyedildiğine inanmaktadır. Bunu sofiyane veya şairane ilham olmadığı veya ilhama haml (yükleme-mâl etme) edilmemesi için Kuran ayetleriyle ifade etmektedir. Zaten o, bu görüşünü Mesnevi hakkında söylediği bir beyitle de şöyle dile getirmektedir. “Bu ne bir kâhin sözü, ne bir rüyadır. Allah doğruyu biliyor ki, o Allah’tan vahy’dir.”(6)

Ahi Evran

– “Selçuklular zamanında Anadolu’daki sosyal, siyasi ve kültürel ortam ve olaylar takip edilince Mevlana’nın bu hücum ve hakaretlerine, daha doğrusu iftiralarına muhatap olanlan tespit etmek kabil olmaktadır. Mevlana’nın birçok hiciv ve yergilerine Ahi Evren Hace Nasiru’d-din cevaplar vermektedir. Ancak bu karşılıklı sataşma ve hücumlarda Mevlana insaf ölçülerini aşmakta, edep çizgisini ihlal ederek işi ağır hakaretlere vardırmakta ve hatta inanılması mümkün olmayan iftiralarda bulunmaktadır. Hace Nasiru’d-din ise ilmi ve ahlaki ölçülere bağlı görünmekte ve edep sınırında kalmaktadır. Muhalifini teçhil (bilgisizliğini ortaya koyma) etmekten öteye gitmemiştir. Onun şerrinden Allah’ a sığınmakta, onlardan dolayı bazı şeyleri yazmaktan çekindiğini ifade etmektedir. Oysa Mevlânâ ağza alınmayacak küfürlü sözler sarf etmekten çekinmediği gibi birtakım iftira ve isnatlarda bulunmuş çirkin sözler sarf etmiştir.” (7)

(1) – Prof. Mikail Bayram / Mevlana Nasreddin Hoca mücadelesi, Nüce Kültür Merkezi Yayınları, s.232
(2) – Aynı kitap s.237
(3) – Aynı kitap s.225
(4) – Aynı kitap s.238
(5) – Aynı kitap s.23

3.Bölüm

– “Mevlâna Celalü’d-din-i Rumi ve çevresi ile Ahi Evren Hace Nasirü’ d-din Mahmud arasındaki siyasi, fikri ve dini görüş ayrılığının derin bir geçmişi bulunduğu yukarıda açıklandı. Anadolu toprağında bu iki tarihi şahsiyet arasındaki siyasi görüş ayrılığının ilk olarak II. Gıyasü’ d-din zamanında ortaya çıktığını görüyoruz. Genel olarak Ahiler ve Türkmenler II. Gıyasü’ d-din’e karşı siyasi bir tavır içindeydiler. Mevlana ve ve çevresindekiler ise bu sultanın paralelinde bir siyasi tutum içinde bulunuyorlardı.. Çünkü bu sultan Türkmen ve Ahi çevrelerin bir numaralı hamisi olan babası Alaü’d-din Keykubad’ı  zehirleterek tahta geçmişti. Tahta geçince de muhalifleri olan Türkmen ve Ahi çevrelere karşı bir bir savaş başlatmıştır.

Ahilerin, Sultan Alaü’d-din’e büyük bir bağlılıkları vardı “Makalat”ından öğrendiğimize göre  Şems ise I.Alaü’d-din Keykubad’a muhalif bir tutum içindedir. Ancak Mevlana ve Ahi Evren arasındaki siyasi ihtilaf, Moğolların Anadolu’yu işgal etmesinden sonra şiddetlendi ve farklı boyutlar kazandı. Gene! olarak Ahiler ve Türkmenler yağmacı ve işgalci bir güç olan Moğol emperyalizmine karşı savaşırken, isyanlar çıkarırlarken Mevlana ve çevresinin Moğollarla hoş ilişkiler içinde bulundukları ve Moğol iktidarının meşruiyetini vurgulamaya çalıştıkları görülmektedir.”(1)

– “Mevlânâ baş düşmanını Mesnevi’de hiç adıyla anmamıştır. Onu debbağ (derici), mar-gir (yılancı), hace (hoca), danişmend (bilge kişi), lala (şehzade eğitmeni), nasuh (nasihatçi), Ahi (feta) gibi meslek bildiren sözlerle ve daha çok da çuha (hocacık), iblis (şeytan), muhannes (eşcinsel), pelid (çirkef), mar ve ejder (yılan), kundeh (pespaye), Bed-huy (kötü huylu), köse ve hadım gibi aşağılayıcı, tahkir ve tezyif edici sözlerle anmıştır. Ahi Evren Hace Nasirü’d-din, vezir, kadı hanikah_ı sultan (saray mektebi) muallimliği (lala) gibi önemli devlet hizmetlerinde bulunmuştur. Bu hizmetleri esnasındaki uygulamalarından dolayı da Mevlânâ’nın ağır hakarettin, hicivlerine maruz kalmıştır.

Osmanlı Devleti ve Mevleviler;

“Osmanlı Devleti’nin kuruluşunu ve yapılanmasını sağlayan fikri dinamiklerin başında Şeyh Sadru’d-din-i Konevi (673/1275) ve talebelerinin Anadolu’ da başlattıkları Ekberiyye Hareketi, Ahi Evren diye tanınan Kırşehirli Hace Nasirü’d-din Mahmud el-Hoyi’nin (Nasreddin Hoca) (659 /1261) baş mimarı olduğu Ahilik Hareketi ve Hace Bektaş-i Horasani (669 /1271) mektebinden yetişen Bektaşilik Hareketi bulunmaktadır. Bu üç dini ve fikri hareket Orta Anadolu orijinlidir. Her üç hareketin pirleri olan Sadru’d-din Konevi, Ahi Evren Hace Nasirü’d-din Mahmud ve Hacı Bektaş-i Veli çağdaş olup, aralarında sıkı bir dostluk, gönüldeşlik ve ülküdaşlık bulunmuştur. Zaman zaman bir araya gelip görüşmeleri olmuş ve mektuplaşmışlardır. Anadolu Selçukluları zamanında ortak bir dini ve siyasi anlayış içinde bulunmuşlardır. Bu pirler o dönemde Anadolu’yu işgal eden Moğol iktidarı ve bu işgalci gücün hizmetinde olan yöneticilerle yani Selçuklu devlet adamları ile mücadele halinde bulunmuşlardır.”(3)

Şems-i Tebrizi’nin öldürülmesi;

“Şems-i Tebrizi, Anadolu Selçukluları devrinin en güçlü şair, mutasavvıf ve fikir adamı alan Mevlânâ Celalü’d-din Muhammed er-Rumi’nin hocalarından biridir. Mevlânâ üzerinde derin bir etki bırakarak ona üstün bir şöhret kazandırdığı gibi kendisi de Mevlana’ya hoca alma vasfı ile üne kavuşmuştur. Denilebilir ki, Şems-i Tebrizi Mevlana ile Mevlana da onunla şöhretin doruğuna yükselmiştir. Mevlana, engin bir aşk ile ona bağlanmış ölünceye kadar da onu unutmamıştır. Bu iki mutasavvıf arasındaki bu aşk ve muhabbet yedi yüz yıldır Anadolu da ve Anadolu dışında bir aşk destanı gibi yazılı ve sözlü olarak anılagelmiş ve  hala anlatılmaktadır. Şems-i Tebrizİ’nin 1247(645) yılında Konya’da birileri tarafından öldürülmesi olayı Mevlânâ’yı yıllarca süren üzüntülere gark etmiş, ölünceye kadar bu üstadını unutmamış ve onun hasreti ile şiirler söylemiş ve bu hasreti terennüm (şakıma-ırlama) etmiştir. Bu yüzden Şems’in öldürülmesi hadisesi Türkiye Selçukluları döneminde insanların en çok ilgilendiği ve sorguladığı sosyal olaylardan biri olmuştur. Fakat son bir yüzyıldır bu olayı çeşitli yönleriyle aydınlatmak amacıyla sürdürülen muhtelif çalışmalara rağmen yeterince aydınlatılamamış üzerindeki esrar perdesi hala aralanabilmiş değildir.(4)

-“Mevlana Celalü’d-din Kırşehir isyanının başlanasından önce oğlunun aile ocağına dönmesini sağlamak için Alaü’d-din Çelebi’ye üç mektup yazmıştır. Bir mektup da o zaman Kırşehir Emiri olan Seyfü’d-din Tuğrul’a yazarak oğlunun aile ocağına dönmesini sağlaması için ona istirhamda bulunmaktadır. Oğlunun hayatının tehlikede olduğunu biliyor ve onu kurtarmaya çalışıyordu..(5)

Ahi Evren Hace Nasirü’d-din (Nasreddin Hoca) ve Alaü’d-din Çelebi’nin öldürülmeleri;

– “Görüldüğü üzere Mevlânâ’nın bütün ısrarlarına rağmen oğlu Alaü’d-din Çelebi’nin dönmediği ve Ahi Evren’den ayrılmadığı anlaşılmaktadır. Yukarıda geniş olarak açıklandığı üzere Ahiler, Anadolu’da birçok vilayetlerde olduğu gibi Kırşehir’de de  IV. Kılıç Arslan iktidarına ve uygulamalarına karşı isyan başlattılar. Alaü’d-din Çelebi de Ahi Evren’in yanında bu isyanda yer almıştır. Kırşehir’ deki isyanı bastırmaya memur edilen Nuru’d-din Caca, ordu ile Kırşehir üzerine yürüdü. Buradaki isyancıları kâmilen kılıçtan geçirdi. Ahi Evren ve Alaü’d-din Çelebi de bu isyanın bastırılması sırasında öldürüldüler.(6) Oğlunun öldürülmesinden sonra Alaü’d-din Çelebi’nin cenazesi Kırşehir’den Konya’ya getirilmiş, Mevlânâ oğlunun cenaze namazını kılmamıştır.(7)

Mevlana ile Ahi Evren arasındaki mücadele ve Ahi Evren hakkında daha ayrıntılı bilgi almak isterseniz Ethem Arı’nın sitemizdeki şu yazısını da okuyabilirsiniz.

KAYNAKLAR

(1) – Prof. Mikail Bayram / Nasreddin Hoca Mevlana Kavgası, Nüve Kültür Merkezi Yayınları, s.225
(2) – Aynı kitap, önsöz
(3) – Aynı kitap, s.259
(4) – Aynı kitap, s.155
(5) – Aynı kitap, s.212
(6) – Aynı kitap, s.213
(7) – Aynı kitap, s.215

 

Ethem Arı

ETHEM ARI
İzlemek için
8

Bu yazıyı da okuyabilirsiniz

Datça Demokrasi Evi Açıldı Haber: Esmeri Alev Ekebaş

Haber

8 Yorumlar

  1. Hatice Altunay

    Mevlana hakkında bilgilerimize bilgi kattık. Çok emek verilmiş ,birikimli bir yazı .Emeklerinize sağlık Ethem Arı yazın emekçisi arkadaşımız.

    2
  2. Tülay Çintosun

    Emperyalizmin ağa babası ABD ve İngiltere 197 askeri darbesini 24 ocak kararlarını daha güzel uygulamak için bizim olğanlara yaptırttı. 80 ihtilali en çok, cemaat ve tarikatların güçlenmesine ve önlerinin açılmasına yardım etti. Bu arada Anadolu Müslümanlığını ortadan kaldırıp, HZ Muhammed in yerine de Mevlana’yı geçirmeye çalıştılar. Bir ara sürekli Mevlana ya ziyaretler çok revaçtaydı Yazıda belirtildiği gibi ne olursan ol yine de gel sözü Mevlana’ya mal edilerek Mevlana’ya biraz daha da fazla ülvi misyon yüklenmek istenmiştir. Araştırmalarınız ve yazınız için tebrik ve teşekkür ederim..

    4
  3. Mevlânâ’nın ölümünden sonra da Mevlevilerin Moğollarla iyi ilişkileri ve Türkmen ve Ahi çevrelere karşı düşmanca tutumları devam etmiştir.(S.240) Bu Ahlaki anlayışlarından dolayı yukarıda da temas edildiği üzere Mevlânâ’nın torunu Ulu Arif Çelebi, kendisine niçin Müslümanları (Karaman oğullarını) bırakıp Moğollara destek verdiğini soranlara “Günümüzde Allah gücü ve kudreti Moğollara vermiştir. Biz Mevleviler onlara itaat etmeyi kendimiz için vacip görürüz” demiştir. Prof. Mikail Bayram, Ahi Evran Mevlânâ Mücadelesi, Nüve Kültür Merkezi (S.262)
    *
    Anadolu tarihi boyunca egemen güçler kendilerine biat eden, gücetapar kişi ve örgütleri Mevlânâ ve ardılı Mevleviler gibi korumuş, kollamış, saraylarda ağırlamış, görkemli mezarlar yapmış; Nasreddin Hoca gibi halk önderi kahramanları unutturmaya çalışmışlardır. Bu yüzden halk önderlerinin birçok yerde mezarları, dilden dile aktarılan kahramanlık öyküleri ve fıkraları vardır.
    *
    Türk toplumunun en belirgin olumsuz özelliği değişime direnmesidir. Prof. Dr. Ali Demirsoy’un saptaması ile bizi AB’ne almamalarının biricik nedeni de budur. Prof. Dr. Mikail Bayram yukarıda kaynak gösterilen kitabından sonra linç edilmeye çalışılmış, çok güç günler yaşamıştır. Çünkü insanlar yanlışda olsa bir biçimde edindikleri düşüncelerini değiştirmiyorlar. Bu özelliğimiz siyasi parti tutmamızdanda belli değil mi?

    3
  4. FEVZİYE ŞİMDİ

    Yazı Dükkanında da ilgiyle takip ettiğim bir yazınız. Gerçekten Mevlana hakkında bilinmeyen konular bunlar. Derlemeniz ve bilgilendirmeniz için teşekkürler.

    2
  5. Nezihe Şirvan

    Mevlana Hakkında okudukca düşüncelerimiz değişiyor. Körü körüne sevginin gerçek dışılığı gün yüzüne çıkıyor. Detaylı emek içeren yazınız için teşekkkür ederim. Kaleminize sağlık.

    3
  6. Emek verilmiş bir çalışma , Teşekkürler ( Erol Koptagel)

    4
  7. Bedriye Çakıcı Canbaz

    👍👍👍

    5

Bir cevap yazın