Mülkün Temeli ve Sıradan Yurttaş Hüseyin İçen

The Astronaut Farmer (2006) adlı bir film izliyorum. Üniversitenin roket mühendisliği bölümünden mezun olmuş bir adamın öyküsünü anlatıyor. Orduda aynı konu üzerinde çalışıp pilot diploması da almış. Ve bütün bu yıllar boyunca NASA’nın uzay projelerinden birine katılıp uzaya gitme düşlemi kurmuş. Daha sonra ailesel nedenlerle ordudan ayrılıp köydeki evine geri dönünce, bu düşlemini gerçekleştirme olanağı kalmamış. Ama tutup çiftliğinin geniş ambarında bir roket yapmaya girişmiş. Ailesi de ona yardımcı olmuş. Roket yakıtı çok pahalı, sıra yakıt almaya gelince projesi duraklamış. Bu arada kredi aldığı banka, verdiği krediyi bir türlü geri alamayınca bir görevli göndermiş –adamın evi ve toprağını değer biçip satmak için.

Roketçi adam gelen görevliye gözdağı veriyor:
“Bu geniş toprakta gömülen kişinin gövdesi bulunur mu, bil bakalım?” diye soruyor.

Çelişki de burada başlıyor zaten. Yaşamın boyunca sermaye ekonomisinin dayandığı mülkiyet ilişkilerini hiç sorgulamamışsın. Uyduğun bütün yasalar, toplumda boyun eğip savunduğun bütün kurallar bu ilişkilere göre kurulmuş ve yürütülüyor. Bu yasalara göre bankadan, kibar adıyla ‘kredi’, tam adıyla borç alıyorsun. Ama sıra ödemeye gelince, yıllarca buna yanaşmıyorsun. Bankaya ve bankanın üzerinde yükseldiği ekonomik düzene karşı bir tek laf etmemişsin, eyleme girişmemişsin. Kim bilir belki bunları yapanlara da homurdanmamışsın. Ama senin gibi bu düzenin kölesi olan bir adam gelip ev ve toprağına değer biçmeye kalkışınca onu öldürmekle korkutmaya çalışıyorsun. Onun ortadan kalkması ne işe yarayacak hiç düşünmeden! Birini öldüreceksin, ikincisi gelecek. Onu öldüreceksin, sırada başkaları var. İkiniz de kölesiniz, ama senin sorumsuzluğun (borcunu ödemeye yanaşmaman) nedeniyle rastlantı sonucu sermaye düzeninin iki karşı yanında yer almışsınız. O adam senden farklı durumda değil ki! Farklıysa bile, aslında haklı konumda. Kabul ettiğin, imzanla onayladığın anlaşmadan, verdiğin sözden, işine gelmeyince yan çizdiğin için sensin haksız olan, o adam değil. Bütün o yasalar hazırlanırken, başkaları o yasalara göre yargılanırken, yerine göre onların yaşamları kararırken, düzenin temel ilkesi olan mülkiyet anlayışını sorgulamak hiç aklına gelmemiş. Günü gelip değneğin pis ucu sana dokununca, ikinizin de uygulamayı kabul ettiğiniz ve ona göre yaşadığınız kuralları uygulayan bile değil, onun için hazırlık yapan kölelerden birine homurdanacaksın ve onu öldürmeyle korkutacaksın. Sermaye düzenine karşı bile çıkmadan, yalnızca kendi çıkarına dokunduğu için…

Filmdeki kişinin aslında mülkiyet denen işi sorguladığı bile yok. Mülkiyet hâlâ kutsal onun için. O yüzden, kâğıt üzerinde kendinin olan toprağa izinsiz gireni silahla karşılıyor. Düzenin bir parçası olan dükkânlardan alışveriş ederken, düzenin koruyucu direklerinden olan bankada işlem yaparken gıkı çıkmıyor. Ne zaman ki kurulu düzenin temel kuralının ucu kendine batıyor, adamımızın canı yanıyor, birden irkiliyor, eli silaha uzanıyor. Düzen başkasının mülküne el koyduğunda çıtı çıkmazken, kendine dokunduğunda bomba gibi patlıyor adam. Kendinin sandığı mülk, borç nedeniyle büyük oranda artık bankaya ait olduğu halde…

Birçok kişi benim sıradan insanın bilgisizliğini fazla vurguladığımı düşünür. Yaşantımızda çelişkiler var olsa bile, bilgi ve eğitim, hiç olmazsa bunları anlamamıza yarar. Çelişkileri düzeltemesek bile varlığını görmüş oluruz bu yolla. Cehalet ne yazık bunu da engeller. Cahil kişi kendini sokmadığı sürece, başka herkesi sokan yılanları sorgulamaz, hatta kimi durumlarda onları besler, büyütür, seçimlerde onlara oy verir, hepimizi sokmasına göz yumar. Ne zaman uyanmaya başlar? Birdenbire o yılanın kendisinin de düşmanı olduğunu anlar, gözleri açılır, ilkel bir özsavunma duygusuyla dikilir, direnmeye çabalar. Tehlike geçmezse şiddetle karşılık verebilir. Tehlike kendine dokunmadan geçerse, yeniden eski miskin, uyuklayan, sorgulamayan yaşantısına geri döner. O zavallı mülksüzlüğünü ya da minicik bir mülk kırıntısını mülkiyet sanarak savunur, yüzyılların getirip sırtına yüklediği körinançlara, safsatalara, temelsiz inançlara sığınır, kurulu düzenin ilkel, cahil, sorgulamayan bir vidası olma özelliğini sürdürür. Ve mülkün (ülkenin) temeline değil de mülkiyetin temeline bağlı olma alışkanlık ve yanlışına bağlı kalır, onu körükörüne, bilinçsizce savunmayı sürdürür.

Bunun dışında siz istediğiniz kadar, insan hakları, toplumsal ve ekonomik adalet, eşitlik, özgürlük deyip durun, sıradan yurttaşın kafasının üstünden bu düşlemsel kavramlar uçar gider, o çoktan uyuklamaya başlamıştır bile. Dikkatle, bilinçle dinleyin, seçmen efendimizin yüzyıllık horultusunu kolayca duyacaksınız: horrr… Horrr… HORRR… HORRR…

Hüseyin İçen
0

Bu yazıyı da okuyabilirsiniz

Eskiyen İnsanlıktır Zaman Değil Ayhan Çakmak

Deneme

Bir cevap yazın