Ne Diyeceğini Bilememek İbrahim Uysal


Ben şimdi anlıyorum, “Ben daha çok cahil ve okumamış tahsilsiz kesimin ferasetine (anlayış-sezgi) güveniyorum bu ülkede. Yani ülkeyi ayakta tutacak olanlar, okumamış, hatta ilkokul bile okumamış, üniversite okumamış cahil halktır.” diyen Profesör ünvanlı, hatta bir üniversiteye de rektör yardımcısı yapılarak ödüllendirilen adamcağızın ne demek istediğini.

Gerçekten “cahillik” ne muhteşem bir duygu imiş. İnsan öğrendikçe sorumluluk yükleniyor, bildikçe bir şeylerden rahatsızlık duyuyor ve her şeyini bir yerlere havale eden bir toplumdan da mutsuz oluyor.

Sanmayın ki bu ülkede sanıldığı gibi sorun, bu ülkenin gerici ve yobazlarıdır. Çoğu kimse farkında mı, değil mi bilemiyorum ama gerçekten de bu ülkede kendini “okumuş, aydın”, bir şeyler olmuş sanan o kadar insan ile de bu ülkenin çok önemli sorunları var.

Bazıları bastırıyor parasını çıkıyor bazı kanallara, yıldızınız parlatıyor ya da görevli olarak orada tutuluyor, yine bazı gazeteler sütunlarını reklam/ ilan sütunu gibi “haber” sütunu yapar olmuşlar. Sanal ortamda ise haber, magazin ve iletişim alanlarında da doğal olarak atış serbest.

Gerçekten doğru düzgün bilgi ve haberlere her zamankinden daha çok gereksinim var. Çağımız, İlk sanayi devrimi “1.0”ı, su ve buhar gücünü kullanarak mekanik üretim sistemleri ile başlamıştı.

Günümüzde Sanayi/Endüstri “4.0” Devrimi ise, yapay zekadan tutun üç boyutlu yazıcılar ile üretime kadar varan bir süreci yaşatıyor.
Her şeyin bu kadar hızlı ve çeşitli olduğu tarihi süreçte, insanlık gerçekten çok önemli bir dönemeçten geçmektedir.

Her şeyi siyasi, her kavramı da ideolojik saymak da bu dönemin modası. Bilim ortada, kavramları da. Hani Can Yücel’in mahkeme hakimine dediği gibi, ne deniliyor ise, onu söylemek gerek.

Bilim, sosyoekonomik, politik süreç analizlerinde bu döneme, sermayenin her şeye hakimiyetinden dolayı “kapitalist sistem”;

Yine aynı bilim, emek ve emekçilerin üretim araçları ve yönetim süreçlerini ellerinde bulundurmalarından dolayı da, bu sisteme “sosyalist sistem” diyor.

Günümüzde her iki sistemin olanaklarını kullanan ara sistemler de icat edilmiştir. Sosyal Demokrasi denilen sistem de üretimde kapitalist sisteme hayır demeyen, ancak kişi hak özgürlüklerinde sosyal ve sınıfsal kesimlere özgürlük tanıyan bir ideolojidir.

Ekonomi, günümüzde pozitif bir bilimdir. Hesabı, kitabı ve ölçülebilir özellikleri vardır. Sitemin bir kısım yan ve yönlerinin, bazı dinlerin bir dönem yaşanmış uygulamaları ile örtüşmesi, bu ekonominin dinsel ve inançsal olarak uygulandığı yada uygulanacak olduğu anlamına gelmez.

Kim ne derse desin siyaset, bir ideoloji kuramı çerçevesinde yapılır. Emekten, emekçiden, sermayeden, yurttaşlık bilincinden, uluslararası tekellerden, kuruluşlardan yana tercihleri olabilir.
Burada sorun, siyaset halkın, yurttaşın çıkarına yapılan bir iş ve süreç ise, siyaseti yapanlardan önce, siyasetin muhatabı kesimlerin bu ayrımların farkında olması gerekir.

Bedava ekmek, makarna veriyor diye birilerinin siyasi olarak peşine takılanlar gibi, içeriğini anlamadan sadece “sol, emek, demokrasi” gibi kavramları sözde kullananların peşine takılan ve kendini “aydın”, sananların da bu olumsuz süreçlere katkıları az değildir.

Günümüzde özellikle siyaset ticarileşmiştir. Cebinde parası olanların “hobileri”, etraflarına topladıkları üç beş yandaş ile birlikte günlük uğraşları haline gelmiştir.

Burada sorun, ne cahilleri sevenler, ne siyaseti ticarileştirenler, ne halka masal anlatanlar, ne de şapkadan çıkan tavşan gibi siyasetçi olanlar değildir, burada sorun seçmen yurttaşlardır.
Özellikle de gerçek yurtsever aydınların ve yurttaşlarındır.

Başka Türkiye yoktur.

Bazılarının olabilir ama, çoğu yurttaşın gidecek bir ülkesi olmadığı gibi, kaybederler ise, gidecek, girecek bir göz odaları bile yoktur.

BOP projesi diye başlayıp, özgürlük götürüyoruz diye ülkeleri işgal edilip, evlerinden, barklarından kovulan, çıkartılan insanların bir “Türkiye’si” oldu, vatandaşlıkları ceplerinde, hatta silah ruhsatları bile, az sonra da seçmen kartları da olur. Sorun yok.

Kimsenin bu insanlara söyleyecek bir sözü de olamaz, ne yapsınlar “veren Allah verdikçe verdi”, siz biraz kendinizi, çoluğunuzun çocuğunuzun geleceğini düşünseniz derim.

Ha bu arada da, bazılarına salık veririm, Osmanlı Devletinin yıkılmasına sebep olan isyan ve savaşlar nerede ve kimler ile yapıldı; bu ANADOLU ve TRAKYA topraklarından başka gidecek bir yeri olmayanlar, başlarını iki ellerinin arasına alıp düşünseler, iyi olur.

6

Bu yazıyı da okuyabilirsiniz

Çocukluk Çağımız Daha Güzeldi Sadi Geyik

Anı

Bir yorum var

  1. Bu örneği çok kullanıyorum. “Önceden okuma yazma bilmeyene cahil diyorduk. Günümüzde ise çağını doğru ve zamanında algılayamayan herkes profesör bile olsa cahildir” Okuma yazma bilmeyenler eskisi kadar değil. Günümüzde çağını doğru ve zamanında algılayamayan o kadar insan var ki. Kötü olan, bu tür insanların bir şeyler biliyordur sanısıyla toplumda ilgi görmesidir. Öyle sanıyorum bunun nedeni felsefe, mantık gibi derslerin kaldırılması, sorgulayan, araştırma eğitim yerine ezberci, yazgıcı, kalıplaşmış bilgi ve düşünceletin eğitim aşamasında belletilmesidir.

    2

Bir cevap yazın