Notlar ve Fotoğraflarla Gizemli Çin – 1. BÖLÜM

NOTLAR VE FOTOĞRAFLARLA GİZEMLİ ÇİN’İ ANLATIYORUM

 BİRİNCİ BÖLÜM
———————————————

ÇİN ÜLKESİNİ ZİYARETİMİZ SIRASINDA  ‘COVID’ YOKTU

İleride, teknolojideki gelişmeyle olacak da, şimdilik komşu kapısı denmeyecek kadar uzak ve anlaşılması hayli zor, gizemli ülkedir Çin. Oraya resmi davetli olarak gittiğimizde  COVID-19 henüz icad edilmemişti. Dünyayı sarsmasına daha 16 yıl falan vardı. COVID  hariç, görebildiğimiz kadarıyla o günlerin Çin’i ile bugünlerin Çin’i arasında fark yok. Yani ki, pek az güncelleme ile bu ilginç ülkeyi anlatalım, çektiğimiz sayısız  fotoğraflardan birkaçını sunalım.

Bugün için özet veriyoruz. Bundan sonraki her üç-dört günde bir olmak üzere birazcık ayrıntılı, bilmeden abartılı, azıcık sarsıntılı ve de bazen mide bulantılı sunumlarımız olacak. Adem oğluyuz ya, bizim de sanımız insan, normal sayılır sürç-i lisan, hoşgörünüz olsun ihsan…

ÇİN’DEKİ, ŞEHİRDE PARK DEĞİL, PARKTAKİ ŞEHİR!

ÜLKE KADAR PARKI KENT YAPMIŞLAR:  Hangisine giderseniz gidin, büyük kentlerde park yok. Daha doğrusu kente park değil de, devasa parkta kent görüyorsunuz. İnsan ağacı, yeşili bu kadar mı sever birader!.. Türkiş mantıkla bakarsak, adamlarda akıl yok; kesin ağaçları, dikin AVM’ler, rezidansları, kent kente benzesin…

 

Bazen eski fotoğraf dosyalarımı karıştırırım. Önceki gün, on altı yıl kadar önce koca Çin memleketlerinde çektiğim fotoğraflara baktım. Daha doğrusu imrenerek baktım. Düzen, intizam, estetik; yani, olursa bu kadar olur… Herifçioğulları şehir içine park yapmamışlar da, parkın içine şehir kurmuşlar sanki. Her taraf yeşil, yemyeşil. Hafazanallah, bizde bu kadar yeşil alanın yüzde biri olsa, o memleketin belediye başkanını lüzumsuz masraf yapıp kamuya zarar verdi diye yargıya şikayet ederler mi ederler… Be mübarek Çinli, o kadar araziye nasıl sahiplendin? Milyon milyon fidanı nasıl aldın? Bunca fidanı dikip sulayacak adamın parasını nasıl buldun? Şimdi de nasıl suluyorsun, nasıl buduyorsun, nasıl aydınlatıyorsun?

Bişiy daha var; Çin’in parkları park gibi; daha doğru tarifle, doğal alanlar gibi gözüküyor. Bizde ise geometri sayfasına benzer parklar ve onun için de ne kadar büyük olursa olsun, ne kadar masraf edilip çiçeklenirse çiçeklensin, şehir parkına benzemez. Neyse, biz bizi bırakalım, yine Çin’e dönelim… Meydanlar da çok büyük. Caddelerin genişliği ise insanı dellendirecek kadar fazla. Yetmemiş bir de stadyum kadar geniş desek abartı olacak belki ama, yan yana 20 kişinin yürüyebileceği çiçekli-ağaçlı düzgün kaldırımları yapmışlar.

Kıskançlıktan dellenecek gibi oluyoruz olmasına da, yapacak bişey yok! Komünizmde emir demiri keser. Herşey devletin olunca, devletin tek sözü aynı zamanda son söz oluyor. Yani, Başkan Aytaç Durak’ın dediği gibi, Komünizmin parlak yanını şehircilikte fazlasıyla görmek mümkün.

HALA ADIMI YAZAMIYORUM: Üst satırdaki Çince çiziktiriler benim adım ve soyadımmış. Defalarca uğraştıysam da adımı bu alfabedeki harflerle yazamadım. Rahmetli ilkokul bir öğretmenim duymasın, çok kızar.

 PAZARLIK ŞART

Görüp yaşadıklarımızdan anladık ve iman eyledik ki, Çin’de alışveriş ederken sıkının sıkısı pazarlık etmeyenleri falakaya yatırıp bir güzel sopalıyorlar sanki. Memlekette asla ve kat’a

“Bu kaça?”

“Elliye…”

“Sarıver”muhabbeti yok. Nasıl olsun ki?  Aha şu gözlerimizle görüp şu kulaklarımızla işittik ki “pazarlık” denilen argümanın daniskası “Made in China”dır. Tavsiye ve talimat üzerine ipek kravat almaya giderek birkaç ürün beğenip fiyat sorduk. Cevap hesap makinesinden geldi. Çok az ve hiç anlaşılmaz bir İngilizce konuşan kız tuşlara dokunup makineyi gözümüze soktu. Okuduk; 600 yazıyor. Tavsiye almışız ya; hemen tepki, verdik:

“Çok!..”

“Sen ne vereceksin?”

“Satıcı sensin, sen söyle…”

Gene hesap makinesi ve ba sefer 550… Bizden “olmaz”, ondan yeni rakam diye diye 15 dakika sonra fiyat düştü 90’a… Bizden hala “Yok, in hele in!..” gelince, sol elimizi kavrayıp makineyi tutturdu ve sağ elimizin işaret parmağını çekip tuşlara yaklaştırarak “Ne veriyosun, yazsana!” anlamında olduğu muhakkak, “Çinilizce” yani Çince-İngilizce arası birşeyler söyledi. Artık karşı teklif şart olmuştu ve yine bize söyleneni yerine getirip ilk fiyatın onda biri olan 60’yazdık.

BAYRAĞIMIZ GÜCÜMÜZ OLDU: Her toplantıda oturacağımız yere hosteslerimiz götürüyordu. Oturduğumuz her yerde hazır bulduğumuz  al bayrağımız adeta içimizi ısıtıyor, güç veriyordu. Ben ve sağımda Türkiye Belediyeler Birliği’nin Kurucu Başkanı ve Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Aytaç Durak bu duygumuzu sonuna kadar koruduk.

 

İnanmamış gibi suratımıza baktı ve makineyi alıp yeni rakam yazdı: 85… Makineyi tutturdu gene. İnadımız inat ya, tekrar 60 yazdık. Makine bir gidiyor, bir geliyor… Sonunda 66’ya geldi kızcağız. Biz de bakalım ne olacak saiki ile santim çıkmıyoruz; 60’a çivilendik sanki. Hangi durumda olursa olsun kızmayan, belki de kızgınlığını gizleyen Çinlilerden biri olan genç kız, çok ufak tertip bir hışım gösterisi ile makineyi ve kravatları çekip aldı. Biz de sırtımızı dönüp yürüdük. İki adım, üç adım ve arkadan çağrı: “Hadi gel, gel neyse!..”

Dönüp yaklaşınca yine makine çıktı ortaya. Bu sefer 65!.. Biz tekrar döndük. Bir daha, bir daha ama, 62’den geri gitmedi ve sonunda 150’ye bile sevinerek alacağımız seçme kravatlardan olduk. Hayatım boyunca yaptığım üç ya da beş pazarlıktan biriydi. Ne yazık ki olumsuz sonuçlandı.

JULY KADIN DİLİM VE KULAĞIMDI: Kentlilerin hepsi mi öyle, yoksa bana mı denk geliyor, bilmiyorum, her Çinlinin bir de Amerikanca adı var. Bize kendilerini hep takma adlarıyla tanıttılar. Tercümanımız July’de “temmuz” anlamındaki ismiyle tanıttı kendini.  6 gün boyunca, her saniye yanımızda bitiyordu. Ne zaman uyuyor, ne zaman yemek yiyor, gerçekten çözemedim. Yemeklerde de yanımızdaydı ama tek lokma almıyor. Gerektiğinde tercümanlığımızı yapıyordu.

 

OTELLERDEKİ BİZE ÖZGÜ HAZIRLIKLAR

Gezi boyunca üç otelde geceledik. Hepsinde de bizim için özel hazırlık yapılmış, Kur’an-ı Kerim, seccade, tesbih ve pusula konmuştu. Yüzlerce katılımcı arasında kuşkusuz en büyük ilgi bize gösterilmekteydi. Her öğün, bizim için özel yemekler hazırlanıyordu. Toplantıların Koordinatörü olan Çin Belediyeler Birliği Başkanı olan Kadın, Türkiye Birlik Başkanı Aytaç Durak’ın katılmış olmasından dolayı defalarca teşekkür etti ve sık sık rahatımızın yerinde olup olmadığını sordu. Belki de, tarih derinliğinde sınır komşusu olmamızın da etkisi altındaydı, kimbilir…Merak ettiyseniz, bu hanımefendi ile çekilmiş fotoğrafımızı gelecek bölümlerden birinde sunarım kısmet olursa.

BEN, BENİ ZOR BULDUM: Toplantılara Avrupadan, Asyadan, Afrkadan, Amerikadan hatta Avusturalyadan pek çok delege katılmıştı. Programın sonuna doğru katılımcı sayısı buradakinin en az üç katı oldu. Fotoğrafta kendimi bulmam kolay olmadı. Şöyle diyeyim; yukarıdaki bayraktan aşağı çizgi çektiğinizde önden ikinci sıradaki benim. Sağımda Aytaç Durak Başkan, onun da sağında o zamanın Tarsus Belediye Başkanı Burhanettin Korkmaz.

Bu yazıyı da okuyabilirsiniz

Çanakkale Şehitlikleri ve Şehitler Abidesi Gezisi Şehriban Tuğrul

Gezi

5 Yorumlar

  1. FEVZİYE ŞİMDİ

    İlginç bir yazı dizisi olacağa benziyor. Merakla devamını bekliyorum. Kaleminize sağlık.

    1
  2. Ilginç.Hakkinda pek bir fikrimin olmadığı ülkeyi tanıyorum sayenizde.Pazarligi çok zorlamışsınız.62 ye inince almak gerekirdi.

    1
  3. Naciye Aktaş Koçak

    Birkaç sene önce oğlum da okulun bir sosyal sorumluluk projesi kapsamında Çin’e gitmişti. Ondan ediniğim bilgiler sizin özenle ve güzel anlatım ve izlemleriniz Çin hakkında ki bildiklerimi daha da pekiştirmiş oldu. Teşekkür ediyorum.
    Emeğinize yüreğinize sağlık👏👍

    2
  4. Güzel izlenimlerle dönmüşsünüz. Üretimde en önde olan Çin kazanımlarını vatandaşın yararına yaydığında yıldızlığını pekiştirir. Çok teşekkürler

    2
  5. KARACAKIZ EMİ ÖZTÜRK

    Harikasınız. ..

    2

Bir cevap yazın