Orman Yangınları ve 6831 Sayılı Orman Yasası Semihat Karadağlı

ORMAN YANGINLARI SEBEPLERİ VE 6831 SAYILI ORMAN KANUNU KAPSAMINDA ORMANLARIN İDARESİ GÖZETİMİ

Son günlerde yaşanan Orman yangınları hepimizin yüreklerini dağladı. Yanan ağaçlar, yaban hayvanları, evler ve o yemyeşil güzelim doğanın akciğerleri ne yazık ki kapkara bir örtü örtündü.
Ağaçların, hayvanların insanların çığlıkları kulaklarımızı tırmaladı. Herkes bir yürek olup mücadele etti. Bu esnada yangınların nelerden çıktığı konusunda birçok savlar ileri sürüldü.

ORMAN YANGINLARININ SEBEPLERİ

Hürriyet gazetesinden “Seda Nur BAŞPINAR- Ece Çelik” tarafından hazırlanan habere göre
Bilim insanlarına göre Orman yangınlarının nedenlerini 4 ana başlık altında toplanmaktadır.


İNSAN ELİ

Prof. Dr. Doğanay Tolunay (İstanbul Cerrahpaşa Üniversitesi Ormancılık Fakültesi öğretim üyesi): İstatistiksel açıdan orman yangınlarının her geçen yıl arttığını görüyoruz. Nedenlerine baktığımızda yüzde 89’u insan, yüzde 11’i ise yıldırım gibi doğa olaylarından kaynaklı. İnsan kaynaklı olanlarda bahçe temizliği ve anız yakmak gibi faaliyetler öne çıkıyor. Ancak ormanda bırakılan bir cam parçası veya iyice söndürülmeyen bir sigara izmariti bile yangını başlatabiliyor. Son yıllarda bunlara elektrik nakil hatları nedeniyle çıkan yangınları da eklememiz gerekiyor.

KÜRESEL ISINMA

Türkiye’nin mevcut iklim koşullarında yılın belli dönemlerinde yangın çıkma riski vardır, buna yangın mevsimi deriz. Mayıs ve kasım aylarını kapsayan bu süreçte en riskli dönem, hava sıcaklarının aşırı yükseldiği temmuz-ağustos aylarıdır. Bu dönemde ormanların altına dökülen ölü örtü adını verdiğimiz yapraklar, kurumuş dallar yangının çok hızlı bir şeklide büyümesine neden olur. Son birkaç senedir iklim krizine bağlı olarak eylül ve ekim aylarında da yangın sayılarının arttığını görüyoruz. Hava sıcaklıkları aşırı yükseliyor, yağışlar azalıyor, hava nemi yüzde 10 gibi ekstrem seviyelere düşüyor. Bir de rüzgâr varsa yangın riski artıyor.

FÖN RÜZGÂRLARI

Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu (İstanbul Teknik Üniversitesi Meteoroloji Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi): Hava durumunun yüksek basınçtan etkilendiği yerlerde hava çöküyor, çöktüğü için de kuruyor. Son dönemlerde ise hava sıcaklığının artmasına bağlı olarak toprak ve bitki örtüsü kuruyarak yanmaya daha müsait hale geldi. Antalya’da şu an bağıl nem oranı yüzde 6 gibi anormal bir seviyede. Hava çökerken rüzgâr tepeden esiyor, aynı zamanda da kuruyor. Dağların yamaçlarından esen rüzgar arazide bulunan ağacı, yaprağı, otu kurutarak yanmaya müsait hale getiriyor, en ufak kıvılcımda her şey tutuşabiliyor, buna ‘fön etkisi’ diyoruz.

ORMANLARDAKİ YERLEŞİM

Dr. Ümit Şahin (Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezi Kıdemli İklim Uzmanı): Şu anda tüm dünyada yangınlar yaşanıyor. Aynı anda birçok bölgede yangın çıkması iklim krizine bağlı orman yangınlarının tipik özelliği. İki yıl önce Avustralya’da aynı özelliği gördük. Ormanların yüzde 15’i yandı. 2010’da Rusya orman yangınları benzer özellikler gösterdi. Ama bu söylediklerim yangınların insanla ilgisi olmadığını göstermiyor. Ormanların içine siteler kurulması, oteller yapılması, piknikçilerin cam bırakması, izmarit atması yangın çıkma ihtimalini arttırıyor. Ormanlardaki yapılaşmayı, turizmi sanayi ve maden tesislerini engellemek gerekiyor.” şeklinde açıklamada bulunmuşlardır.

ORMANLIK ALANLAR ÖZEL MÜLKE KONU YAPILABİLİR Mİ?

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa’sı tüm kanunların üstündedir. Yasalar Anayasa’ya aykırı olamaz.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası 169 maddesi ” Ormanlara zarar verebilecek hiçbir faaliyet ve eyleme müsaade edilemez. Ormanların tahrip edilmesine yol açan siyasi propaganda yapılamaz; münhasıran orman suçları için genel ve özel af çıkarılamaz. Ormanları yakmak, ormanı yok etmek veya daraltmak amacıyla işlenen suçlar genel ve özel af kapsamına alınamaz.

Orman olarak muhafazasında bilim ve fen bakımından hiçbir yarar görülmeyen, aksine tarım alanlarına dönüştürülmesinde kesin yarar olduğu tespit edilen yerler ile 31/12/1981 tarihinden önce bilim ve fen bakımından orman niteliğini tam olarak kaybetmiş olan tarla, bağ, meyvelik, zeytinlik gibi çeşitli tarım alanlarında veya hayvancılıkta kullanılmasında yarar olduğu tespit edilen araziler, şehir, kasaba ve köy yapılarının toplu olarak bulunduğu yerler dışında, orman sınırlarında daraltma yapılamaz.” şeklindedir.

YANAN ALANLARIN AĞAÇLANDIRILMASI

Yangın ile oluşan alanlarda Orman bakanlığı tarafından gerekli düzenlemeler yapıldıktan sonra yine Orman Bakanlığı tarafından ağaçlandırma yapılmaktadır.
Yanan alanlarla ilgili yeniden ağaçlandırma ile ilgili ise hemen ağaçlandırma yapılması söz konusu değildir. Uzmanlar doğal yöntemlerin ormanlık arazilerin yeniden canlandırılabilmesi için en iyi yol olduğu görüşünde.

İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi’nden Prof. Dr. Doğanay Tolunay, konuya ilişkin BBC Türkçe’ye yaptığı değerlendirmede, Akdeniz ve Ege bölgelerindeki ormanlarda hakim ağaç türlerinin kızılçam olduğunu ve yangınlarda kızılçamların tamamının yanmadığını dile getiriyor. Kızılçamların insanlık öncesinde de bu coğrafyada var olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tolunay, bu ağaçların yangınlara karşı uyum sağlamayı öğrendiğini söylüyor:
“Kızılçamlarda kozalaklar yanmıyor. Yanmayan kozalaklar külün üzerine düşüyor. Kozalaktan düşen tohumlar ise toprakta bir süre sonra filizleniyor. Yangınların söndürülmesinin ardından yapılması gereken ilk ve en önemli şeyin fidan dikmek yerine, yanmış araziyi kontrol altına alıp, koruyup, gözlemlemek olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tolunay, “Bunun neticesinde bir sonraki baharda metrekarede onlarca kızılçam fidanı olacak” diyor.Ancak bunun her zaman gerçekleşememesinin de bir ihtimal olduğunu belirten Prof. Dr. Tolunay sözlerine şöyle devam ediyor:
“Kızılçam ağaçları gençse ya da kozalağı yoksa yakın çevrede bulabileceğimiz tohumları külün içine atarız. Böylelikle genetik olarak da türlerin devamlılığını sağlarız.”

Prof. Dr. Tolunay, bir bölgede yanmış bir ormanlık arazi için aynı ağaç türüne ait tohumları başka bir bölgeden getirmenin yapılacak büyük yanlışlar arasında olduğunun altını çizerek, “Manavgat’ta yanmış olan alana İzmir’den toplanmış kızılçamları dikmemeniz gerekir. Genetik farklar vardır. Böyle yaparsanız genetik kirliliğe neden olursunuz”

Öte yandan yanmış bölgede fidan dikerek yapılacak ağaçlandırmanın başka olumsuz yanları da olabilir mi? Bu soruya “Evet” yanıtını veren Prof. Dr. Tolunay şöyle devam ediyor:
“Ormanlar sadece ağaç değildir. Mesela Ege ve Akdeniz’de ormanlarda yaygın bir şekilde makiler de vardır ve bu bitkiler de yangına uyum sağlamıştır. Defne, meşe gibi bitkilerin yangın sırasında toprak üstündeki sürgünleri yanar ama kökleri zarar görmez. Dolayısıyla bir yıl içinde 1-1,5 metre sürgün verir. Ama siz fidan dikerek ağaçlandırma yapmaya ve bölgeyi kazmaya kalkarsanız bu bitkileri de öldürebilirsiniz.” Şeklinde açıklamada bulunmuştur.
 
TEMA Vakfı Genel Müdür Yardımcısı Dr. Hikmet Öztürk, BBC Türkçe’ye ağaçlandırma çalışmalarında izledikleri yolları sırasıyla şöyle anlattı:
Yanan bölgede etüt çalışmaları yapılır. Bu çalışmalarda yanan alanların hangi kısımlarında yeni bir orman oluşturacak yeterli yoğunlukta çimlenme yeteğine sahip tohum stoğu olup olmadığına dair tespitler yapılır. Yeterli tohum stoğu olan alanlar ağaçlandırma çalışmaları dışında tutulur ve doğal olarak sahanın mevcut çimlenen tohumlardan orman oluşturması beklenir.
Eğer yangın sonrasında yanan alanda yeterli tohum stoğu yoksa, bu alanlar ağaçlandırma çalışmaları başlatılır. Buna göre ihtiyaç duyulan fidan ve bu fidanı üretmek için gerekli tohum miktarı belirlenir.

,Ağaçlandırma için elinizde yangın sahasına uyumlu, yereldeki doğal kızılçam ormanı kaynaklarından üretilmiş fidan olup olmadığı belirlenir. Manavgat yangını gibi büyük yangınlar beklenilmeyen, istisnai durumlar olduğu için genellikle elde yeterli miktarda dikime hazır fidan bulunmayabilir.

Eğer yeterince fidan stoğu yoksa, yapılacak olan bu fidanların yetiştirilmesi için gerekli tohumların temin edilmesidir. Bu tohumlar Kızılçam tohumlarının olgunlaşma zamanı Nisan-Mayıs ayları olduğu ve yangın yaz aylarında çıktığı için ancak gelecek yılın Nisan-Mayıs aylarında üretilebilir. Bu tohumlardan üretilen fidanlar tohum üretimini takip eden Şubat-Mart aylarında ekilerek en az 8 ay fidanlıkta dikime hazır hale gelmeleri beklenir.

Bu sürede ilk olarak yangından zarar görmüş ağaçların kesimi ve sahadan çıkarılması işlemleri yapılır. Arazi hazırlığı, fidan dikimine uygun olan zamandan önce bitirilir. Bu aşamada doğal türlerin bulunduğu alanlar olduğu gibi muhafaza edilir.

Hazırlıkların tamamlanmasıyla birlikte Akdeniz Bölgesi’nde en uygun dikim zamanı Aralık-Şubat ayları arasındaki dönemdir. Bu dönemde dikime hazırlanan arazide fidan dikimleri gerçekleştirilir.
Dikim sonrasında yağışların bitmesiyle fidana baskı uygulayan, onu gölgeleyen otları uzaklaştırmak ve toprak suyunun buharlaşma ile kayıplarını azaltmak üzere 3 yıl boyunca ot alma ve çapalama uygulamaları yapılır. Dikimi takip eden 3 yıl boyunca bu çalışmalar tekrarlanır ve sahanın yeterli sayıda (en az dikilen fidanların yüzde 80’inin yaşadığı) başarı seviyesine ulaştırılır.
Tüm bu çalışmalar Orman Genel Müdürlüğü işbirliği ile gerçekleştirilir.

6831 SAYILI ORMAN KANUNU

31.08.1956 tarihinde kabul edilen 6831 sayılı Orman Kanunu 08.09.1956 tarihli resmi gazetede yayınlanarak aynı tarihte yürürlüğe girmiştir. Kanunda muhtelif tarihlerde değişiklik ve eklemeler olmuştur.

6831 sayılı Orman Kanunun 6 maddesinde “Devlet ormanlarına ve Devlet ormanı sayılan yerlere ait her çeşit işler Orman Genel Müdürlüğünce yapılır ve yaptırılır.
Devletten başkasına ait olan bütün ormanlar, bu Kanunun hükümleri dairesinde Orman Genel Müdürlüğünün murakabesine (Bakıp gözetme, göz altında bulundurma, denetleme, denetim, kontrol) tabidir,” şeklindedir.

Orman İdaresinin görevlerini düzenleyen 6831 sayılı Orman Kanunu 69. Maddesi gereğince 28.04.2018 tarih ve 30405 sayılı resmi gazetede yayınlanan 7139 sayılı kanunun 14 maddesi ile aşağıdaki gibi değiştirilmiştir. İlgili madde gereğince :
Orman idaresi, orman yangınlarını önlemek ve söndürmek maksadıyla her türlü hizmeti yapar veya yaptırır.

Orman sayılan alanlar dışındaki yangınlarda ormana sirayet etme riski bulunan kırsal alan yangınlarının söndürülmesine imkânlar ölçüsünde katkı sağlanır. Bu maksatla görevlendirilen personel hakkında 71 inci madde hükümleri uygulanır.

Orman yangınlarını önlemek maksadıyla, orman yangını öncesinde ve yangın esnasında orman idaresi ile diğer kamu kurum ve kuruluşları arasındaki koordinasyonu, mahallin en büyük mülki idare amiri sağlar. Kamu kurum ve kuruluşları, mahallin en büyük mülki idare amirinin verdiği talimatları yerine getirmek ve her türlü desteği sağlamakla yükümlüdür.
Yangın söndürme çalışmalarına fiilen katılan resmi ve özel her türlü aracın akaryakıt giderleri Orman Genel Müdürlüğünce karşılanır.

Orman yangınlarıyla mücadelede gönüllülerden de faydalanılır. Gönüllülerin yangına ulaşımı ile yangın söndürmeye yarayacak aletleri ve giyecekleri, Devlet ormanlarında orman idaresi, diğer ormanlarda ise sahipleri tarafından karşılanır. Yangına katılan personel ve gönüllülerin iaşe giderleri yangın söndürme faaliyetleri süresince orman idaresi tarafından karşılanır.
Bu Kanuna göre izne konu edilen Devlet ormanlarında izin sahipleri, hususi ve hükmi şahsiyeti haiz amme müessesesine ait ormanlarda ise sahipleri, orman yangınlarının önlenmesi ve söndürülmesi ile ilgili her türlü tedbiri almakla yükümlüdürler.

Aynı Kanunun 75 maddesinde “ Orman idaresi yangınları önlemek maksadıyla en çok beş yılda tahakkuk ettirilecek bir plan ve program dahilinde yangın emniyet yolları ve yangın kule ve kulübeleri yapmak ve bunları idare merkezlerine telli ve telsiz telefonla bağlamakla mükellef olduğu gibi yangın tehlikesinin fazla olduğu mıntıkalarda yangın mevsimine münhasır olmak üzere lüzum gördüğü yerlerde ve yeter miktarda yangın söndürme alet ve malzemesini havi motorlu vasıtalarla teçhiz ve takviye edilmiş yangın ekipleri bulundurur,” şeklindedir.
Maddesi 30.05.2000 tarih ve 24064 sayılı resmi gazetede yayınlanan 4569 sayılı kanunun 1 maddesi ile aşağıdaki fıkra eklenmiştir.
“Orman yangınlarını önleme ve orman yangınlarıyla mücadele harcamaları için Orman Genel Müdürlüğü Katma Bütçesine yeterli miktarda ödenek konulur.” Şeklindedir.
Yasanın tamamına baktığımız zaman Orman olan alanlarla ilgili Orman Bakanlığı’nın yetkili olduğu görülmektedir.

ORMANLARI KORUMAK YARINLARI KORUMAKTIR.

Sait faik Abasıyanık Son Kuşlar isimli kitabında: “Dünya değişiyor dostlarım. Günün birinde gökyüzünde güz mevsiminde artık esmer lekeler göremeyeceksiniz. Günün birinde yol kenarlarında toprak anamızın koyu yeşil saçlarını da göremeyeceksiniz. Bizim için değil ama, çocuklar, sizin için kötü olacak. Biz kuşları ve yeşillikleri çok gördük. Sizin için kötü olacak.” derken sanki bu günleri görerek söylemi gibi düşünmeden edemiyor insan.

Ormanları korumak yarınları korumaktır. Yangınlarda bir çok ağaç ve yaban hayvanı telef olmuştur. Muğla hemen hemen tüm ilçelerinde dünyaca ünlü ballar yetişen bir bölgedir. Ne yazık ki o arıların bin bir çiçek tozlarını toplayıp ürettiği bal kovanları, arılar ve o balların üretileceği bitkiler ve ağaçların büyük bir kısmı yanmış, yine henüz hasadı yapılmamış kovanlarının da yandığı basına yansımıştır. Doğada çiçeklerin tozlanmasında en önemli görevlerden birisini üstlenen arıların yok olması doğal hayat bakımından da büyük kayıptır.

Ne demişti Albert Einstein “Tarımı ihmal eden ülke intihar ediyor demektir. Gelişmiş ülkenin semalarında ne kadar çok uçağın uçtuğu değil, ne kadar çok arının uçtuğu önemlidir. Eğer arılar ölürse sonraki yıllarda insanlar da ölür.”
İnsanlar artık her gün bindiği dalı kesiyor. Kendi oksijen kaynaklarını yaşam alanlarını yok ediyor. Oysa başka bir dünya yok unutmayın.

Guy McPherson’nın dediği gibi “Ekonominin doğadan daha önemli olduğunu düşünenler, para sayarken nefes tutmayı denesin. “

Toprakları beyazlar tarafından işgal edilen Kızılderililerin Ata sözünde dediği gibi “ Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık tutulduğunda; beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak.”

Doğayı korumakta geç kalırsak ne yazık ki çocuklarımızın değil kendimizin dahi yaşayacağı bir dünya kalmayacak gibi görünüyor.
Yine de çocuklarımıza güzel yarınları bırakmak için umudu ve mücadeleyi eksik etmeden
Ormanlarımızı korumak çocuklarımıza güzel ve yeşil bir dünya bırakmak bizlerin sorumluluğudur.
O zaman sözümüzü corona günlerinde yazdığım umuda dair bir şiir ile noktalayalım.

Umutsuzluğu gömüp toprağa
Fidanlar yeşerteceğiz
Çiçekler yüreğimizde goncaya duracak
Serçeler öpecek sabahı
Güneş Türküsünü söyleyecek
Öpecek gözlerimizden sevgiyle
Umutsuzluk yok
Biz yüreğimizde sevgiyle karıp
Kuşların kanatlarında çoğaltarak
Özgürlük türküleri söyleyeceğiz
Umutsuzluk yok.
Düşlerimizde çoğaltıp güzellikleri
Gökyüzünü boyayacağız tebessümle
Siz sımsıkı tutunun yaşama
Ellerini tutmasanız da sevdiğinizin.
Gözlerinden, yüreğinden öpün usulca.
Hüzün değil, sevda türküleri çoğalsın
Dağılsın dalga dalga
Sarsın evreni baştan başa
Tarihi sevgiyle yazsın kalem yarınlara
Biz umutsuzluğu gömüp
Yüreğimizde çoğalttık güzellikleri
Korkmayın
Yeniden umut türküleri söyleyeceğiz
Sevgiyle, güzellikle düzelecek bu dünya
Yarınlara umutla…

Semihat Karadağlı
Kaynak: Hürriyet gazetesi , Cumhuriyet Gazetesi, Sözcü gazetesi ,CNN Türk, TC Anayasası, 6831 sayılı Orman Kanunu,

Semihat Karadağlı
0

Bu yazıyı da okuyabilirsiniz

Datça Süslü Kadınlar Turu Haber: Esmeri Alev Ekebaş

Haber

4 Yorumlar

  1. Hayrullah Cırık

    Güzel bir yazı olmuş. Bilgilendirme için teşekkür ederiz.

    2
  2. ŞEVKET YILMAZTÜRK

    Dünya kısır düngüye girdi. Orman yangıları küresel iklim değişikliğinin ana nedeni sayılırken, küresel iklim değişikliği orman yangınlarının ana nedeni oldu. Buna kasıtlı, ya da kasıtsız insan eli de değince geleceğimizi hızla yok ediyoruz. Uyarıcı çalışmaları herkesin yapması gerekiyor. Katkı için var olun.

    3
  3. Bu güzel yazı için teşekkürler

    3
  4. Emeğinize sağlık Semihat hanım. Şiirinizdeki umut dilekleri hiç bitmesin.

    3

Bir cevap yazın