Ortaokul Müdürümün Köy Enstitü’süne Girişi Fevzi Keyik

2014 yılı Nisan ayında ortaokul arkadaşlarımızı buluşturmak için bir toplantı düzenledik. Telefonlaşarak sosyal paylaşım sitelerinde bilgi notları aktararak yaklaşık altmışın üzerinde arkadaşımızı buluşturmayı başardık. Yıllar sonra aynı sırayı paylaşan, birlikte ödev hazırlayan, okul futbol takımında paslaşan, karşılıklı kopya çekilen, hüznü sevinci birlikte sürdürüp; yaşamın yurdun dört bir yanına savurdukları bu arkadaşları yarım asır sonra bir araya getirmek düşüncesindeydik. 1959 yılında eğitim öğretime açılan ortaokulumuzun ilk ve sonraki mezunlarını arayıp bulmak bağlantı kurmak ciddi ve zorlu bir çalışma gerektiriyordu.
Ortaokul Müdürümün Köy Enstitü'süne Girişi    Fevzi  Keyik

Buna karşın aldığımız geri dönüşümler bizleri oldukça heyecanlandırdı. Sokakta karşılaşsalar birbirlerini tanımakta zorlanacak olan bu arkadaşlarımız kucaklaştılar. Birbirlerinde gördükleri fiziksel değişiklikler şakalaşma ve takılmalara neden oldu. Simsiyah olarak hatırlanan saçlar ağarmış veya yok denecek kadar azalmıştı. İnce uzun boylu olarak ayrılmalar birbirlerini kucaklamakta zorlanacak kadar göbeklenmelere dönüşmüştü.

Az sürede bu kadar ilgi ve birikime yol açan bu girişimi daha derli toplu ve geniş zamana yayarak bu yılda düzenlemek üzere iş bölümü yaptık. Kendi devrelerimizden birer sorumlu belirleyerek çalışmalarımızı sürdürdük. Ulaşabildiğimiz öğretmenlerimizi de davet ettik. Bizler oluşum ve gelişmelerimi takip ettiğimizden gelecek gelemeyecekleri en azından isim olarak biliyorduk.

Ortaokul Müdürümün Köy Enstitü'süne Girişi    Fevzi  Keyik

Toplantı gecemizi yemekte buluşma şeklinde düşündük. Gelen arkadaşları devre, sınıf ve birbirlerine yakınlıklarına göre masalara yerleştirmek uygun olacaktı. Sonra gelenleri önce gelenlerin yanlarına götürüp “haydi tanıyın bakalım birbirinizi” diye baş başa bırakıyorduk, kaştan, gözden, boydan, benden bir iz bulmak için uğraşılsa da genelde yanılmalar çoktu. En sonunda gerçekten birbirlerini özdeştirdiklerinde, yüzlerde hissettirilmesin istense de azda olsa bir küçük bir utanmayla karışık pişmanlık da oluşturuyordu. Kucaklaşma ve sarılmalar öpüşüp koklaşmalar daha bir derinden yeniden gerçekleşiyordu. Sıra arkadaşı olup, aynı sokakta oturup komşu olmaya karşın birbirini tanıyamamak, unutmak durumuna düşmek; gülsem mi ağlasam mı ikilemi yaratıyordu.

O yılların okul kayıt kütük defterlerinden arşiv çalışması yaparak okula kayıt için verdiğimiz siyah beyaz vesikalık fotoğraflarımızı taradım. Bilgisayar yardımıyla beyaz perdede görüntüledim. Bu benim resmim mi? sorularıyla karışılacağımı düşünerek fotoğraf yanındaki adı, soyadı, baba adı, okul numarasının da görünmesini sağlayan çekimler yaptım. Gece boyunca telefon numaraları almalar adres yazmalar, bulunduğu şehre kasabaya davetler sürdü gitti. Kısaca geçen zamanı özetlemek, evlatlardan torunlardan söz etmeler yanında, yaşamdaki dönüm noktaları koyu ve kalın çizgilerde dile getirildi. Birimizle söyleşip dertleşmek için yeteri kadar zaman dilimi düşmemişti. Birikmiş özlemler giderilememişti.

Ortaokul Müdürümün Köy Enstitü'süne Girişi    Fevzi  Keyik

Güzel bir gece olmuştu. Geçmiş yılların özeti tatlı acı anılarla bir kere daha birlikte gözden geçirilmişti. Zaman ilerledi diğer güne başlama noktasına ulaştı. Toplantıyı gelecek yıl yeniden bir daha diyerek sonlandırmak zorunda kaldık.

Doyamadık birbirimize isteği üzerine; söyleşilere, anıları paylaşmaya daha sıcak bağlantılara fırsat olsun diye ertesi sabah bir buluşma yeri belirleyerek yer ve saatini duyurduk. Çünkü her birimize yeteri kadar söz hakkı yaratılamamıştı. Anlatılacak dile getirilecek konular tükenmemişti.

Özellikle öğrencisi olduğumuz okul müdürümüzün de anlatacakları vardı. Aynı kasabadan olduğumuz için bizleri ailelerimize değin tek tek yakından tanıyordu. Belki de bu nedenle aramıza belli bir mesafe bırakmak durumunda kalmıştı. Bizlere söyleyeceklerini merak ediyorduk. Kendisinin gülen yüzünü yeni gördük. Matematik, Fizik derslerimizde teneffüste, odasında daima yüzü biraz asık, ciddi görünümlüydü. Bizler yanına varmaktan çekinir, zorunlu olmadıkça bakış açısından kaçınırdık. Siyah ve daima aynı yana taradığı saçları yılların etkisiyle artık ağarmış ama korunmuştu. Kulaklarında hafif işitme kaybı oluşmuştu. Ama zihni berrak ve dinamikti. Eğitim Enstitüsünün Fen bölümünü bitirdiğini biliyorduk. Daha öncesinde Köy Enstitüsünde okuduğunu o sabah öğrendik. Bizlerle yaşamının dönüm noktası sayılabilecek bir anısını paylaştı. İzniyle bende burada paylaşıyorum:

Ortaokul Müdürümün Köy Enstitü'süne Girişi    Fevzi  Keyik

“ Biliyorsunuz kasabamız insanı ekmeğini taştan çıkarır. Ya okuyup bir meslek edineceksin ya da kıraç ve taşlık arazide zorlu ekmek kavgasına girişeceksin. O nedenlere sizleri sıkı bir disiplin ve çalışma ortamı sağlamak zorundaydık. Hatırlarsanız okulda akşamları etüt saatleri koyup ev ödevlerinizin yapılması, ertesi günün derslerine hazırlanmanız için öğretmen arkadaşlarımız dönüşümlü olarak gece de gönüllü nöbet tutarlardı. Girdiğiniz yatılı okul sınavlarında bunların sonuçları görünüyordu. Çevre illerde bile başarı yönüyle önde gelen ortaokullar arasındaydık. Benim ilkokulu bitirdiğimde henüz kasabamızda ortaokul yoktu. Köy Enstitüsüne gitmeyi düşündüm. Çünkü yatılı okumaktan başka yolum yoktu. Sınavlarına girdim.

Ortaokul Müdürümün Köy Enstitü'süne Girişi    Fevzi  Keyik

O zamanlar zayıf ve kısa boylu idim. Boyum yaklaşık 150 cm. kilom ise 30 Kg dolayında idi. Köy Enstitüleri’ne köy ilkokullarından mezun olan öğrencilerin alındığını bilmiyordum. Gönen Köy Enstitüsü ne girmek için sınavlarına girip kazandım. Sonrası mülakat ve kayıt için verilen harçlığımla yalnız başıma Gönen e ulaştım. İlk olarak kasaba ilkokulundan mezun olduğum engeli çıktı. Bunu bilenler ilkokulun beşinci sınıfında okurken ikinci dönem tasdikname ile bir köy okuluna kayıt yaptırarak oradan mezun olup köy ilkokulu diploması ediniyorlarmış. Yıkılmış ve üzülmüştüm. Tıkandığımı hissettim. Ben okumak istiyorum. Ailemin beni dışarıda paralı okutma imkânı yoktu. Ben hangi yüzle geri dönerim. Kimsenin yüzüne bakamam dedim. Sözlerimi nerdeyse ağlayarak öğretmenlere ve orada okuyan benden önce kaydolmuş tanıdık ağabeylere dillendirmiştim. Benim mülakat ve değerlendirmeye girmeme izin çıkartıldı.

Ortaokul Müdürümün Köy Enstitü'süne Girişi    Fevzi  Keyik

Sıra ile odalara alınarak fiziki muayenede yapılıyordu. Dışarı çıkanlara merakla ne yapıldığını neler sorulduğunu öğreniyorduk. Benim kilom ve boyumun küçüklüğü ikinci zorluk oldu. Değerlendirme odasına girenler üzerinde sadece külot kalacak şekilde soyunuyor ağırlık boy ölçümleri yapılıyordu. Daha sonra doktor muayenesinden geçiyorlardı. Benden önce okulda okuyan büyük ağabeyler şöyle bir çözüm yolu buldular. Yağlıklarını ( mendil) çıkartıp köşegeni boyunca uzatarak içine birer ikişer avuç kum koyup yassıltarak belime bağladılar. Pantolonu kemer görevi görsün diye kalınca bir iple sıkıca bağladık. Böylece benim kilo eksikliğim yapılan dara uygulaması ile çözülecekti. Ama sadece külot kalacak şekilde soyunma zorluğu nasıl aşılacaktı? Bana şu uyarıyı yaptılar.” Sana hemşire pantolonu da çıkart dediğinde çıkartma sessiz kal duymamış gibi yap.”

Ben odaya alındım, sıranın bana gelmesini bekledim. Üstümü çıkarttım. Hemşire pantolonu da çıkartacaksın uyarısını yaptı. Bana tembihlenen şekilde hiçbir şey yapmadan bekledim. O sırada odanın kapısı tıklanarak açıldı. Çözümü üreten ağabeylerden birisi hemşirenin kulaklarına fısıldayarak bir şeyler söyledi. Fısıltıyla söylenenlerin “bu arkadaşımızın ailesi çok fakir belki külotu yok ya da eski kirli utanıyordur” a benzer sözlerdi diye tahmin ediyorum. Hemşirenin yüzü değişti. Ellerini hafifçe yanlarına açarak ne yapalım, öyleyse bu şekilde doktora gitsin dedi. Sonuçlar açıklandığında başardığımızı görünce hep birlikte sevindik. Derin bir nefes aldım. Bana yardımcı olanlara teşekkür ettim. Diğer hazırlıkları tamamlayarak okula kayıt yaptırdık.

Okul açılmış dersler başlayalı bir hafta kadar olmuştu. Okul müdürümüzün dikkatini çekmiştim. Beni odasına çağırdı. Bendeki boy kilo eksikliğine rağmen değerlendirmeyi geçişimi anlayamamıştı. Okula kayıt kabul şartlarına uygun değildim. Ben ailemin beni yatılı okutmaktan başka imkânı olamadığını geriye dönüşümü ailem ve çevreme açıklamakta zorlanacağımı en büyük hayalimin okuyup öğretmen olmak olduğunu söyledim.

Okul müdürüm benim içtenliğim ve gayretimi hissetmiş olmalı. Seni revirde (yatılı öğrencilerin rahatsızlıklarında gittikleri ilk yardım ve tedavi odası) özel beslenme programına alalım. Sen ihtiyacın olan gıda ve besini alamamışsın dedi. İki üç hafta kadar bana özel yemekler yapıldı. Ama ne çare ki arkadaşların yediklerinden daha güzel ve besleyici yemek ve gıdalar bende bir kilo değişimi oluşturamadı. Ben revirden alınarak; diğer arkadaşlarla birlikte normal beslenme uygulamasına katıldım. Okul müdürüm ne yapalım sende bu okuldan bu özelliklerinle mezun oluver diyerek öğrenciliğimi sürdürmemi sağladı.

Köy Enstitüsüne girişim üç engelli koşu gibi ama hepsi iyi niyetlerle aşılmış oldu” dedi.

Okul müdürüm öğretmenimin kişiliğinde bana emek veren, örnek olan, kişiliğimi pekiştiren İlk, Orta, Yüksek Okul öğretmenlerimi saygı sevgi özlemle anıyor ellerinden öpüyorum. Sağlık mutluluk iyilik ve güzellikler diliyorum.

6

Bu yazıyı da okuyabilirsiniz

Kadına Yönelik Bit(iril)meyen Şiddet... Müge Kantar Davran

Kadına Şiddet Sevil Ağtaş

Anı

3 Yorumlar

  1. Esma Uzsoy

    İnsan bazen anılara tutunur, her başa döndüğünüzde,
    Bir yumruk gelir oturur sinemize.
    Rahmetle baba mı anıyorum, kızlarım, özellikle kızlarım okumalı.
    diyordu, ve dediğini yaptı, hepimizi okuttu.
    Yüreğinize sağlık, kutlarım.

    0
  2. Fatmanur Caner

    Okudukça boğazım düğümleniyor. Hayata tutunmak, var olabilmek için mevcut şartları sonuna kadar azimle zorlayan ülkem çocuklarının akıllarından duygularından öpüyorum.Sevgili babamı bu anlamda yapabildikleri için saygım ve özlemimle yad ediyorum.

    1
  3. Hatice Altunay

    Kutluyorum ne güzel dönemin anıları….Kaleminize sağlık…

    1

Bir cevap yazın