Fırın Aysel Menteş

Aysel Menteş’in Fırın adlı öyküsü, Yazı Dükkanı 1. Ulusal Öykü Yarışmasında YDA/030 kodu ile yarışmıştı.

 

İki katlı yıkık haneyin gölgesinde incecik kara bedenini toprağın bağrına uzatmış uyuyordu Ali Osman. Baldırına dürtülen değneğin acısıyla isteksizce araladı gözlerini. Sekiz köşeli kasketini buruşuk alnının sol yanına doğru indirmiş yaşlı adamın, eşeğinin üstünden ona baktığını görünce yattığı yerden ok gibi fırlayıp karşısına dikildi :
-Ne yatıyon burada ? Eviniz yok mu sizin kerhaneci ?
-Burası serin oluyor da, dedi sözlerini geveler gibi.
-Eve vardım, kimse yok. Kapı baca açık. Anan diyordu hep “ İşe güce bakmıyor, toprağı yiyor yiyor karnı davul gibi şişince Omargilin yıkık haneyin gölgesinde akşama kadar uyuyor” diye, anadın mı? Anangil nerde?
-Başak toplamaya gittiler.
-Sen de burada mabadını yaydın uyuyon mu kerhaneci ? Düş önüme eve gidiyoz annadın mı?
*
Kirden tozdan rengi atmış, diz kapaklarını dışarıda bırakacak kadar küçülmüş kara basma donunun tozunu çırparak eve doğru yürüdü yaşlı adamın önünde. Ali Osman’ın anasının dayısıydı “Anadın mı dayı” . İki sözün birinde anadın mı dediği için “Anadın mı” lakabıyla tanınıyordu. Ali Osman’ın babası veremden ölmüştü. Babasının ölümünden üç ay kadar sonra da en küçük kız kardeşi ölmüştü. “Acından öldü yavrum” der der ağlardı anası. İki göz kerpiç evlerinde anası ve kendinden küçük iki kız kardeşiyle yarı aç yarı tok yaşamaya çalışıyorlardı.
Ali Osman önde, Anadın Mı Dayı arkada avluya girdiler. Dayı eşekten indi, kısa boyu ve kamburlaşmış sırtıyla neredeyse eşekle aynı boydaydı.
-Hayvanın ciğeri yandı! Koş len kuyudan bir kova su çek de gel anadın mı? diye bağırdı.
Bu küçücük adamdan bu gür ses nasıl çıkıyor diye düşündü Ali Osman. Bir kova alıp köy meydanındaki kuyuya doğru yol aldı.
Anadın Mı Dayı eşeğin üstündeki heybeyi çıkarıp evin içine götürdü. Kasketini çıkarıp eline alarak eşiğe oturdu. Bakışlarını avluda gezdirmeye başladı.
-Kurtaracağım sizi bu açlıktan. Bir hafta bilemedin on gün sürer. Sonra gelsin ekmek, aş anadın mı?
O kendi kendine konuşurken Aşa ve kızlar oflaya puflaya girdiler avluya. Sırtlarındaki başak yüklü bohçaları yere bırakarak dayıya doğru koştular sekiz dokuz yaşındaki kızlar. Dayı kollarını açıp onlara sarıldı. Ceketinin cebinden iki kaba şeker çıkartıp ellerine verdi. Aşa de geldi dayısının elini öptü, yanına oturdu.
-Epey toplamışsınız, dedi dayı kızların getirdiği bohçalara bakarak.
-Ali dayı kimseyi sokmuyor tarlalarına. Aşa gelin toplayacak başağı demiş herkese.
-Camgözün Ali mi?
-He Camgözün Ali.
-Sağ olsun. İyidir Camgözün Ali.
-El eli yürse el de kalkıp yüzü yür dayı. Ne işleri olursa koşuyom ben de. Her yıl saman deliklerine giriyom. Harman yerinde onlarla birlikte çalışıyom. Çocuklarımın karnı doysun da ben her işi yaparım. Açlığın fakirliğin gözü kör olsun dayı.
-Bu günler de geçecek dur bakalım. Gün doğmadan neler doğar.
-Güneş hiç bizim üstümüze doğmuyor dayı.
-Az sabır et anadın mı? Kalk hadi garnım acından ölüyor.
-Heybeye bir şeyler katmış cicen. Peynir, ekmek, üzüm alın gelin ne varsa yiyelim. Sana da çok selamı var. Gızlara iki fistan, oğlana da alaca gumaştan dikivermiş.
-Selamı baş üstüne cicemin, deyip oturduğu yerden kalktı Ayşe.
Eline su testisini aldı. “ Hörü! Goş gız buz gibi su doldur gel testiye. Alime sen de sofra bezini ser” diyerek kıza seslendi. Etrafına bakındı. Ali Osman yoktu ortalıkta.
-Ali Osman! Ciğer bağından yanmayasıca ! Nerdesin len? diye seslendi avluya doğru.
-Şimdi buradaydı. Nereye gidivermiş kerhaneci? diyerek merakla etrafa bakındı dayı.
-Öyledir o dayı. Yılan gibi gayırıverir. Bir baksan buradadır bir baksan yoktur.
-Elleme oğlanı, büyüyor. Kanı, damarlarını yırtacak kadar hızlı akıyordur şimdi onun, annadın mı?
O arada Ali Osman ve Hörü birlikte avluya girdiler. Hep beraber sofraya oturdular. Dayının getirdiği peynir, ekmek, üzümle bir güzel doydular. Dayı cebinden tütün tabakasını çıkartıp bir sigara sardı. Sardığı sigarayı yakıp dumanı keyifle içine çekti. Kızlar heybeden çıkan fistanları giyinip geldiler.
-Pek güzel yakışmış, maşallah maşallah! dedi Anadın Mı Dayı.
Sırtını duvara dayamış, dizleri dikmiş Ali Osman bakarak :
-Sen ne oturuyon orada ? Cicen sana da don dikivermiş. Hapisten kaçmış arap kızları gibi bacakların dışta dolaşıyon.
Utancından kıpkırmızı olmuş yüzünü bacaklarının üstüne koyarak oturmaya devam ederken Ali Osman, dayı “Kalk len” diye öyle bir bağırdı ki Ali Osman hızla kalkıp odaya girdi. Hemencecik donunu giyip yanlarına geldi.
-Ha şöyle, adama benzedin biraz, diyerek dişsiz ağzını yayarak gevrek gevrek güldü dayı.
-Geçen hafta Saraç Hüsnü’nün oğluna söz kestiler anadın mı? Gelin pırtısını cicen kesti, dikti. Galan giden gumaşlarla dikivermiş bunları. Çocuklarımız sevinsin diye gatıverdi heybeye.
-Allah ondan razı olsun, dedi Aşa.
-Allah bize vermedi bi tapan et. Napalım annadın mı? Bari bu öksüzlerin yüzünü güldürelim, dedi titreyerek.
-Bırak bunları şimdi. Ben buraya niye geldim biliyon mu?
-Hayır olsun dayı niye geldin?
-Ali Osman! Gel otur yanıma yiğidim. Diyeceklerimi sen de dinle.
Ali Osman gelip dayının yanına oturdu. Dayı kolunu Ali Osman’ın omzuna koydu.
-Şimdi kulaklarınızı açın beni dinleyin annadın mı? diyerek sözlerine başladı. Kızlar birbirlerine bakıp dayının “Anadın mı” deyişine gülüştüler. Dayı ay ışığıyla aydınlanmış avluda bir köşeyi göstererek :
-Şuraya bir fırın yapacağım annadın mı?
-Aman dayı, neyleyeyim ben fırını ? İçinde pişecek ekmeğim mi var ki? dedi Aşa umutsuzca içini çekerek.
-Sus gız! Sözümü kesme anadın mı? diye azarladı Aşa’yı dayısı.
-Geçen gün pazar yerinde dolaşırken asker akıdeşim Hasan ile karşılaştık. Özlemişiz birbirimizi. Bir yere oturup uzun uzun gonuşuvedik anadın mı? Hasangilin köye macırla gelip yerleşmiş. Evlerinin önüne bir fırın yapmışla anadın mı? Hasan öve öve bitiremedi içinde pişen ekmeği anadın mı? Üç gün sonra dayanamadım bindim eşeğime köylerine vardım. Hasanla birlikte fırının yanına vardık. Ekmek pişiripdururlarmış. Hakkatten dedikleri gadar varmış. Fosur fosur yumuşacık. Köylüle sıraya durmuş fırının önünde. Ekmeğini yapıp bitiren fırın sahibine ekmeği sayısı gadar 3,5,10 ekmek bırakıp gidiyo annadın mı?
Ali Osman ve Aşa gözlerini dört açmış dayıyı dinliyorlardı.
-Bizim köylüle gelmez dayı. Ne cavurdur onlar! Susuzluktan ölsen bi yudum su vermezle insana, dedi Aşa.
-Gelecekler. Ekmeğin tadına bi vasınla hele! Kapının önünde kuyruk olacaklar annadın mı?
Herkes kendi yakacağını getirecek. Sen sadece fırını yakıvercen. Bir tekne ekmek pişiren beş çörek sana verecek annadın mı?
-Benim hesaba kafam çalışmaz ki dayı. Garı başımla nasıl fırıncılık yapcem.
-Ne demekmiş kafam çalışmaz? Çalışecek annadın mı? Korkma, cesur ol azcık! Hem aslan gibi oğlun var yanında. Onun bunun tarlasında karıncalar gibi buğday tanesi toplamıycan gari annadın mı?
-Yapalım ana! dedi Ali Osman uzun zamandır konuşmadığı kadar gür bir sesle.
-Aferin len kerhaneci! diyerek ensesine bir şaplak attı dayısı.
-Ben yarın sabah gidecem fakat haftaya geri gelcem anadın mı? Siz ben gelene kadar kesebildiğiniz kadar kerpiç kesin, gurutun. Geldiğim zaman her şey hazır olsun anadın mı?
Anadın Mı Dayı gittikten sonra Aşa ve 3 çocuğu kerpiç yapma işine girişti. Ondan bundan sora öğrene, bilir bilmez, çamura bata çıka çalışıyorlardı. Merak edip soran köylülere ballandıra ballandıra fırını anlatıyorlardı. Bir hafta sonra içi dolu heybesi ve eşeğiyle çıktı geldi Anadın Mı Dayı. Cebinden hiç eksik etmediği şekerlerden çıkarıp çocuklara verdi ve aceleyle kesilen kerpiçlere bakmaya gitti.
-Eyi eyi aferin olmuşla, diyerek tek tek kerpiçleri inceledi.
Yaz kış sırtından çıkarmadığı ceketini çıkarıp Aşa’ya verdi. Rengi kaçmış buruşuk gömleğinin kollarını sıvadı.
-Az soluklansaydın dayı, dedi Aşa.
-Ne gadar erken başlarsak o gadar erken biter anadın mı? diyerek işe koyuldu.
Yeni bir şey icat etmiş insanların gözlerindeki o ışık vardı gözlerinde. Avlu kapısına yakın bir köşeye fırının ilk kerpicini koydu. Ertesi günün ikindisine kadar fırının ateş yakılacak olan bölümünün yapımını bitirdi. Yaptığı şeyin karşısına geçip övünçle baktı. Ne yaptığını merak edip yanına gelen köylülere bundan sonra yapacağı kısımları tek tek anlattı. Gitmek için hazırlanırken Aşa ve Ali Osman’a:
-Haftaya tekrar gelcem, geldiğim vakit kerpiçleri hazır ettiğiniz gibi kiremiti hazırlayacaksınız.
-Kiremiti nerden bulcez dayı?
-Beyce höyüğünde cavurla gazı yapmışla. Her yer kırık kiremit dolu. Çevre köylerden gelenler kiremitleri çeke çeke bitirememiş. Nedin edin o kiremitlerden getirin. Kiremit olmazsa fırın da olmaz. Fırın olmazsa ekmek de olmaz anadın mı? diyerek eşeğine binip güneşin battığı yöne doğru yol aldı Anadın Mı Dayı.
Aşa ertesi gün Cingözün Ali dayısının yanına vardı. Köyde kağnısı olan üç beş kişiden biri olan Ali dayısına durumu anlattı. Bir süre sonra kiremitleri getirmek için kendisinden söz aldı. Ertesi gün alaca kızıllıkta üç ana üç çocuk yola düştüler. Güneşin ilk ışıkları ile birlikte höyüğe vardılar. Ali Osman’a fırın yapılmaya başladıktan sonra can gelmişti sanki. Atmaca kuşu gibi oradan oraya sekerek topluyordu kiremitleri. Öğle olmadan üç ayrı yere kiremit yığınları yaptılar. Kızlar yorgunluktan bitap düşüp gölge yerlerdeki çayırlara uzandılar. Aşa ile Ali Osman soluklanmak için oturacaklardı ki Ali dayının gıcırdayarak gelen kağnısını gördüler. Öğlen sıcağı bastırdı bastıracakken kiremit yüklü kağnıyla evlerine döndüler.
Dayının gidişinin üstünden bir hafta geçmiş, kiremitler hazır edilmişti. Ali Osman ve kızlar tüm gün kapının önünde oturup dayının gelmesini beklediler.
Köylüler harıl harıl çalışıyor, kağnılarla, eşeklerle harman yerlerinden evlerine buğday taşıyordu. Hava karardı, gökyüzü yıldızlarla kaplandı fakat Anadın Mı Dayı gelmedi. Ali Osman’ın yumrukları sıkıldı, gözleri buğulandı. Bu fakirlik ve açlık çok gücüne gidiyordu. Anasının başkalarının tarlalarından topladığı bir avuç buğdayla koca kış nasıl çıkarılacaktı? Bu düşüncelerle kalkıp yatağına girdi.
Sabah dayısının avludan gelen sesiyle uyandı. Yorganı üstünden attığı gibi doğruca yanına vardı.
-Hoş geldin, deyip elini öptü. Dayısından kocaman bir “aferin” bir de kaba şeker aldı.
Dayı o gün ekmeklerin pişeceği tuğlalı kısmı bitirdi. Akşamına hep birlikte yufka ekmeğinin üstüne dökülmüş bulgur aşı yediler. Dayı sigarasını tüttürürken “Aşa sen yarın gızları da yanına al bükme otu topla gel. Ali Osman ile ben de fırının gubbesini yapalım annadın mı? Gördüğün herkese de söyle yarın akşama fırını yakacağımızı. Gelsinle görsünle anadın mı ?
-Yarın bükme etcez, dedi Hörü ellerini çırparak.
Bükme etcez anadın mı? dedi gülerek.
Aşa sabah serinliğinde bükme otu toplamaya gitti. Ali Osman ve dayı öğleye kadar uğraştı fırının yuvarlak kubbesini yapmak için. Annadın Mı Dayı Ali Osman’ın canını çıkardı neredeyse.
-Ali Osman goş su getir! Ali Osman şurayı tut kerhaneci!
Ali Osman birkaç defa yıkıp yeniden yaptı. Oldu olmadı öğlen üzerine kadar uğraştılar. Annadın Mı Dayı sigarasını yakıp fırının karşısına geçti. Bir mimar edasıyla eserine baktı. Ayşe getirdiği otları yıkadı, kıydı. Elindeki unun hepsini yoğurup hamur yaptı. Dayı gelirken yanında getirdiği hamur küreği ve ekmek çekmek için yaptırdığı demiri hazır etti. Çocuklar çalı çırpı, tezek, saman, yakacak ne buldularsa fırının yanına yığdılar. Annadın Mı Dayı fırının ateşine kibriti çaktı.
Fırında pişen bükmelerin, katmerlerin, çöreklerin kokusu tüm köye yayıldı. O gece ve sonrasında Aşa ve çocukları yataklarına hiç aç girmediler.
0

Bu yazıyı da okuyabilirsiniz

Datça Süslü Kadınlar Turu Haber: Esmeri Alev Ekebaş

Haber