Platon ve Kıbrıslı Zenon Prof. Dr. Doğan Göçmen

POLİTEİA VE ADALET, MODERNLER VE EBEDİ BARIŞ

Platon’un Eski Mısır kast sistemini idealize ettiği Politeia diyalogunda önermiş olduğu ideal kent devletinde adaletin ne olduğunu bilmek,  yalnızca yöneticilerin bir imtiyazıdır. Bunlar filozof bile olsa, imtiyazlar eşit, özgür ve farklı değil, üstün ve ayrıcalıklı kılar. Bu bakımdan yöneticiler imtiyaz sahibi seçkinler grubu olarak düşünülmüştür. Adaletin ne olduğunun bilinmesi yalnızca bu seçkin yöneticilerin ayrıcalıklı hakkı olarak belirlenmiştir. Bu nedenle, Platon’un Politeia’sı bir bütün olarak ele alındığında, aslında eserde, Morus’un Ütopya’sından farklı olarak, kesinlikle kurtuluşçu bir perspektifle iş görülmediği hemen görülecektir. Zaten Politeia’da ortaya konan diyalog, bağlamında ele alındığında, eserin radikal demokrasi anlayışına karşı elit bir grubun imtiyazlı yönetim hakkını savunmak amacıyla kaleme alındığı anlaşılacaktır.

Diğer taraftan Hans Kelsen’in Platoncu Adalet başlıklı klasik yazısında gösterdiği gibi, Platon aslında tam olarak bir adalet tanımı da sunamaz. Herkese kendisinin olanın verilmesi, kim tarafından nasıl ve hangi kıstaslara göre belirlenecektir? Sunulan adalet perspektifi, herkese kendisinin olanın paternalist bir belirlenim sonucu verilmesidir. Buna karşın modern adalet kuramı çerçevesinde, örneğin Adam Smith’in birçok farklı yargı sistemini birleştiren ve bu nedenle oldukça karmaşık adalet kuramı çerçevesinde gösterdiği gibi, modern adalet kuramının ilkesi, herkesin kendinin olanı almasıdır. Ayrıca Platon kurtuluşçu bir düşünceyi ve ilerlemeci bir değişim ve dönüşümü de savunmamaktadır. Platon’a göre, “siyasi gücü” elinde tutacak olan “bir veya daha fazla gerçek filozofun” yaklaşımı, “mevcut şerefleri anlamsız ve değersiz” görmek olmalıdır (Politeia, 540 D-E). Bu mevcut onur ve şereflerin yerine paternalist bir tarzla veya üstün insan edasıyla herkese kendisinin olanı dağıtan adalete göre seçkici bir değerler sistemi yerleştirmektir. Diğer bir deyişle Platon burada, daha sonra Nietzsche’nin Platon’un yaptığını örnek alarak kavramlaştırdığı gibi, bir tür “tüm değerleri tersine çevirme” ilkesine göre çalışmaktadır. Fakat bu değerleri tersine çevirme eylemi elbette kurtuluşçu bir perspektifle yapılmamaktadır. Hiyerarşik sıkı bir kast sistemine göre örgütlenmiş kent-devletin muhafaza edilmesi için yapılmaktadır. Zira ister kadın olsun ister erkek Platon’un kent-devletinde yetiştirilen tüm filozoflar töreye karşı koymamalı, tersine saygı duymalı, isyankâr olmamalı, tersine konformist olmalıdır (Politeia, 539 A). Bu nedenle Platon’un ideal veya adil kent-devleti, Yeniçağ ütopyaları için tipik olan eşitlikçi ve özgürlükçü olma kıstasını yerine getirmediği için bir ütopya olarak tanımlanması mümkün gözükmemektedir. Tersine, Platon’un Politeia diyalogu çerçevesinde önermiş olduğu değişim ve dönüşüm, modern filozoflardan örneğin Nietzsche’de olduğu gibi geleceği tehlikeye düşmüş olan aristokrasinin varlığını muhafaza etmektir. Bundan dolayı Platon’un Politeia’sının ütopyacı gelenek içinde görülmesi mümkün değildir.

Nietzsche ne kadar ütopyacıysa Platon da o kadar ütopyacı, yani özgürlük ve barıştan yana bir filozoftur. Bu nedenle Rotterdamlı Erasmus Atina’nın klasik hâkim filozoflarında barış idealinin olmayışına işaret etmekle haklıdır. Antiklerde barış ideali bilebildiğim kadarıyla, Sofistlerde, Demokritos ve Epikuros’ta bu yönde düşünümler olsa da açıkça ilk defa Stoacılar tarafından tüm insanlığı kapsayıcı bir perspektifle formüle edilmiştir. Kıbrıslı Zenon bir fragmanında bunu şu sözlerinde az çok açıkça şöyle formüle etmektedir:
“Bizler (insanlar/insanlık -DG), her birinin ayrı hukuku olduğu devletler ve halk toplulukları olarak ayrı yaşamamalıyız. Tersine, tüm insanların kardeş ve yurttaş olduğuna inanmalıyız; tek BİR yaşam biçimi ve beraber otlanan, ortak yasaya göre eğitilen bir sürü (topluluk -DG) gibi tek BİR devlet düzeni olmalıdır.”

Tüm insanların kardeşliği modern filozofların “ölümsüz barış” veya “ebedi barış” olarak tanımladıkları dünya durumunda gerçekleşmesi arzulanan durumdur.

Prof. Dr. Doğan GÖÇMEN

Esmeri Alev Ekebaş’a teşekkürlerimizle… 

3

Bu yazıyı da okuyabilirsiniz

Eskiyen İnsanlıktır Zaman Değil Ayhan Çakmak

Deneme

Bir cevap yazın